Göreve Yeni Başlamış Öğretmenlerin Lisans Eğitimleri ve Mesleklerine İlişkin Görüşleri

Ekim 2016 - Yıl 105 - Sayı 350


        Bilinen Gerçekler, Kemikleşmiş Sorunlar

        Eğitim en eski çağlardan günümüze kadar süregelen hemen her insan topluluğunda görülen vazgeçilmez bir olgudur. Toplum, içinde bulunduğu koşulların doğurduğu ihtiyaçları gidermek, genç bireylerin toplumsallaşmasını sağlamak ve varlığını devam ettirmek için eğitime ihtiyaç duyar. Bu nedenle toplumsal sistem içerisinde eğitim toplumun sosyal, kültürel, politik ve ekonomik değerlerine ve beklentilerine göre şekillenir. 

        Eğitim sürecinin sonunda ihtiyaçların karşılanması ve belirlenen hedeflere ulaşılmasında en stratejik unsuru öğretmenlerdir. Bir uzmanlık alanı olarak öğretmenlik, kuramın ve uygulamanın birlikte yer aldığı çok yönlü bir eğitim sürecini ifade eder. Ancak geçmişten günümüze öğretmen yetiştirmede ortaya konulan ölçütlerin öğretmen adaylarını göreve hazırlamada yetersiz olduğu görülmekte ve bu ölçütler sıklıkla gündeme getirilerek üzerinde tartışılmaktadır. 

        Öğretmen adaylarının eğitimleri sırasında iyi yetiştirilmeleri ve olumlu bir eğitim ortamında mesleklerinin gereğini yerine getirmeleri, eğitime ilişkin beklentilerin karşılanmasında yaşamsal bir öneme sahiptir. Bu bağlamda gelişmekte olan ülkeleri bir adım öteye taşıyacak olan atılımın gerçekleşmesi ve küreselleşen dünyada rekabet gücünün artırılması için gerekli insan gücünü yetiştirmede iyi eğitimcilere sahip olmak gereklidir. Yoğun bir genç nüfusa sahip olan ancak bu genç nüfusun yüksek standartlarda bir eğitim sürecinden geçirerek istihdam etme konusunda sınırlı kaynaklara sahip Türkiye gibi ülkelerde, nitelikli öğretmenlerin varlığı eğitim sürecinde karşılaşılan çevresel, sosyal ve ekonomik zorlukların aşılmasında kilit bir rol oynamaktadır.

        Gelişmiş ülkeler eğitim sistemlerini ve öğretmen yetiştirme düzenlerini sürekli sorgulayarak geliştirme çabalarını süreklileştirme yönünde olumlu adımlar atmıştır. Öğretmenlik mesleğinin yeterliklerine sahip öğretmen yetiştirme çabası, insan, özellikle nitelikli insan yetiştirme düzeninin temel belirleyicisi durumundadır (Azar, 2005: 37).

        Türkiye’de öğretmen yetiştirme konusunda tarihsel süreç içerisinde çeşitli uygulamalar denenmiş ve bu uygulamaların Türk eğitim hayatında uzun soluklu etkileri olmuştur. Öğretmen yetiştirmede ve sonrasında ülkenin ihtiyaçlarını ve şartlarını gözetmeyen yabancı modellerin denenmesi, günübirlik ve yüzeysel uygulamalar, öğretmenlik atamalarında izlenen istihdam politikaları mesleğin niteliğini olumsuz yönde etkilemiştir.

        Öğretmenlik yapacak kişilerin seçilmesi, hizmet öncesi ve sonrası eğitimler, izleme ve değerlendirme çalışmaları öğretmen yetiştirme kavramı içine girmektedir (Çelikten, 2005: 207-237). Başta bir öğretmende bulunması gereken özelliklerin belirlenmesi olmak üzere, öğretmen adaylarına verilen lisans eğitimi ve sonrasındaki hizmet içi eğitim öğretmen kalitesinde belirli bir standardın yakalanması için gereklidir. 

        Öğretmenlik mesleğine hazırlık genel kültür, özel alan bilgisi ve öğretmenlik meslek bilgisi ile sağlanır. Bu nitelikleri kazanabilmek için hangi öğretim kademesinde olursa olsun, öğretmen adaylarının yükseköğretim görmesi temel alınmıştır (Çelikten, 2005: 213).

        Mesleğe yönelik eğitim veren kurumların amaçlarına ulaşmalarında aday kalitesi, eğitim veren öğretim elemanlarının niteliği ve kuramsal eğitimi destekleyecek uygulama çalışmaları etkilidir. Öğretmenlik mesleğinin saygınlık derecesi ve maddi imkânları, adayların tercihlerinde etkili olmakla birlikte eğitim fakültelerinin çoğalması, çoğu mezunun iş bulma noktasında yaşadığı sorunlar, eğitim fakültelerindeki bölümlerin puanlarının düşmesine ve daha az başarılı adayların bu bölümlere yerleşmesine neden olmaktadır. Bunun yanında öğretmenlik lisans programlarının son yıllardaki niceliksel artışının doğurduğu öğretim elemanı sıkıntısı verilen eğitimin niteliğini düşüren bir etken olarak belirmektedir. Üstelik en yüksek puan ile öğrenci kabul eden fakültelerin dahi kuramsal eğitimi destekleyecek uygulamalı eğitimi hakkıyla vermekten uzak oluşu çoğu öğretmen adayının gerçek bir okul ve sınıf ortamını tanımadan ve hatta herhangi bir öğrenci ile karşılaşmadan mezun olmasına neden olmaktadır. 

        Hizmet öncesi öğretmen eğitimi programından mezun olan bireyler ne kadar iyi olurlarsa olsunlar öğretmenlik mesleğine başlamalarını takiben gerçek dünyanın problemleri ile karşı karşıya kalmaktadır. Her meslekte olduğu gibi öğretmenlik mesleğinin ilk yılları da işe yeni başlayan öğretmenler için bir deneyimsizlik sürecidir. Öğretmenlik mesleğindeki ilk yıl öğretmenlik kariyeri için dönüm noktası, hayatta kalma çabasıdır. Öğretmenlik eğitiminden, ilk öğretmenlik işine geçmek bazen üzücü ve etkileyici bir deneyim olabilir. Bu nedenle göreve yeni başlayan bir öğretmenin karşılaştığı problemler küçümsenmeyecek kadar önemlidir (Sarı, 2015:214).

        Konu ile İlgili Öğretmenlere Ait Düşünceler

        Öğretmen olma konusunda bunca kemikleşmiş soruna rağmen öğretmen adaylarını her şeyi göze alarak çıktıkları bu uzun ve sorumlu yolda neler beklemekte; ne tür çözüm yolları izlenmekte ve neler yapılmakta? Çiçeği burnunda öğretmenler aldıkları eğitim, meslekleri ve öğrencileri hakkında neler düşünmekte?

        Bunlara cevap bulmak amacıyla Gazi Eğitim Fakültesinden mezun olup Şanlıurfa’ya atanmış ve görevlerinde bir yılı henüz doldurmuş çeşitli alanlardan bir grup öğretmen ile lisans eğitimlerinden sonra atıldıkları meslek yaşamlarında karşılaştıkları sorunlar, aldıkları öğretmenlik eğitimin gerçek sınıf ortamındaki karşılığı ve öğretmenliğin sosyal yükümlülükleri hakkındaki düşüncelerine ilişkin ucu açık soruları içeren yarı yapılandırılmış görüşmeler yapıldı.

        İlk olarak öğretmenlere atanıp göreve başladıklarında kendilerini neyin şaşırttığı soruldu. Kırsal bölgede eğitim veren bir okulda çalışmanın zorlukları ile karşılaşan öğretmenler eğitime kasım ayında başlamaları ve öğrencilerin eğitimden yana bir beklentilerinin olmamasına şaşırdıklarını belirttiler:

        “Okulun ilk günü İstiklal Marşı töreni yapamadık. Sebebi ise öğrencilerin kasım ayına kadar gelmemesiydi. Öğrencilerin aileleri ile birlikte mevsimlik işçi olarak başka illere gitmeleri daha önce bildiğim bir durum değildi. Okul haftalarca boş kaldı.”

        “Öğrencilerin gelecekten yana bir beklentileri yok. Çoğu öğrencinin okuma-yazma dahi bilmemesi ya da dil becerilerinin kısıtlı olması beni şaşırtan durumlardı. Göreve başladığımda 6. Sınıflar için Türkçe müfredatını takip edeceğimi düşünürken kendimi okuma-yazma öğretirken buldum.”

        Öğretmenlere şaşırdıkları durumların yanı sıra mesleklerine dair onları neyin heyecanlandırdığı ve umutlarını kırdığı soruldu. Öğretmenler kendilerini heyecanlandıran noktalara pek değinmeden daha çok umutlarını kıran noktalar üzerinde durmaları dikkat çekiydi:

        “Umudumun kırıldığı nokta 8. sınıf öğrencilerinin sınavlardaki başarısızlıkları, derse olan ilgisizlikleri ve en acısı da geleceğe dair hiçbir beklentilerinin olmaması. Çoğu erkek öğrenci gelecekte kendini babaları gibi mevsimlik işçi olarak görüyor. Bu şartlarda ben neyin mücadelesini vermeliyim açıkçası bilmiyorum.”

        “Zor şartlarda kısıtlı imkânlarla çalışmak ve öğrencilerin çok düşük bir profile sahip olması çoğu zaman umudumu kırıyor. Ben öğretmenliği bu şekilde hayal etmemiştim.”

        “Sene başında hiç Türkçe bilmeyen öğrencilerin sene sonunda geldikleri nokta işimle ilgili bana umut veriyor. Ancak öğrencilerin isteksiz, velilerin de ilgisiz oluşları bu mücadeleyi tek başıma veriyormuşum hissi uyandırıyor ve gelecek seneler için mesleğime yönelik beklentilerimi düşürüyor.”

        Her insan doğduğu günden itibaren bir hayalin peşinden ilerler. Ancak hayaller her zaman gerçekler ile örtüşmez. Bu bağlamda öğretmenlere öğretmenlik mesleğine ilişkin beklentileri ve hayalleri ile bunların nasıl değiştiği soruldu. Genç öğretmenler, mesleklerinin ilk yılında hevesle başladıkları iş yaşantılarının hayallerinden uzak oldukları noktasında birleşti:

        “Mesleğime karşı beklentilerim lisans eğitimim süresince biriktirdiğim bilgileri ve uygulamaları hayata geçirmekti. Fakat gerek okulumuzun fiziki imkânları, gerekse öğrencilerin dil sorunu beni bu uygulamaları gerçekleştirmekten uzaklaştırdı.”

        “Üzerimde hiçbir baskı hissetmeden öğrencilerimi fikri ve hissi konularda geliştirici dersleri özgürce işlemek hayaliyle öğretmen oldum. Günümüzde öğretmenlik mesleğinin sınırlarının net bir şekilde çizilmemesi, öğretmenin yaratıcılığının önemsenmemesi bende hayal kırıklığına neden oldu.”

        “Öğretmenliğe başlamadan önce mesleğim hep güzel geçecek, öğrencilerle hiç sıkıntım olmayacak, dersimi çok boyutlu materyalle, projeksiyon aletleriyle işleyebileceğim, bana ait bir sınıfım olacak ve bu sınıfta ben istediğim gibi ders işleyip sınıfımı istediğim gibi düzenleyebileceğim diye düşünürdüm. Ancak atandığım bölgedeki imkânsızlıklar, okulumda çok fazla öğrenci olması, sınıfların eğitime uygun olmaması, kütüphanenin bile iki adımlık bir yerden ibaret olması hayallerimi olumsuz etkiledi.” 

        Öğretmenlere meslek yaşamlarının yanında aldıkları lisans eğitimlerinin öğretmenlik becerilerini ne şekilde etkilediği ve öğretmen yetiştiren programlardaki eksikliklerin neler olduğu soruldu. Çoğu öğretmen kuramsal bilginin yanında uygulamaya daha fazla yer verilmesinden yana görüş bildirdi:

        “Teorik açıdan üniversitemin imkânlarını azımsayamam. Fakat öğretmen yetiştirme sürecinde çok daha fazla pratik yapmak, gerçek bir sınıf ortamında öğrencilerle zaman geçirmek iyi olabilirdi.”

        “Kesinlikle eksik kaldığımı düşünüyorum. Teorik olarak verilen bilginin uygulanmaması, okul ve kurum deneyiminin çok az kazandırılması büyük eksiklik.”

        “Lisans döneminde aldığım dersler sayıca çok fazlaydı. Ancak şu an öğretmenlik yaparken her şeye yeniden başlamış gibi hissediyorum. Ne öğrenciler ne okul hakkında hiçbir şey bilmiyor muşum gibi geliyor. Mesela hiçbir derste bize öğretmen olduğumuzda okula ait evrakların nasıl doldurulacağımız anlatılmadı. Bunların hepsi mesleğimizin bir parçası ama ben bunu atandıktan sonra öğreniyorum.”

        “Üniversitede öğretmenlik mesleğini sadece kitapların anlattığı kadarıyla öğrendik. Bir köy okulu nasıl olur bunu okuduk. Ama bir köy okulu görmedik. İçine girmedik. Orada öğretmenlik yapan bir kimseyi gözlemlemedik. Onlarca bilgi omuzlarımıza yüklendi ama bu bilgileri nasıl kullanacağımız öğretilmedi.”

        “Genelde bilgi ağırlıklı bir eğitimin olması bir eksiklik. Ben lisans eğitimimin daha çok uygulamaya yönelik, farklı kurum ve kuruluşlarda çeşitli vakalar üzerine çalışarak, farklı eğitim ortamlarında bulunarak geçirmek isterdim.”

        Son olarak öğretmenlere göreve yeni başlayacaklar için kendi deneyimlerinden yola çıkarak öneride bulunmaları istendi. Öğretmenler ders materyali ve fiziki imkânsızlıklar ile ilgili göreve başlayacakların tedbirli olmaları gerektiğini vurguladı:

        “Çalışma şartları hakkında çok fazla hayal kurup beklentiye girmemelerini öneririm.”

        “Derslerine girecekleri sınıfların ders konuları hakkında gerekli eğitim-öğretim materyallerini önceden hazırlamalarını ve öğretim planlarını bulundukları bölgeye ve öğrencilere göre yapmalarını tavsiye ederim.”

        “Çok büyük beklenti içinde olmasınlar. Büyük beklentiler genellikle hayal kırıklığına sebep oluyor. Çalıştıkları okulu temizleyecekleri, soba yakacakları, elektrik ve su olmayan bir yerde yaşamak zorunda kalabileceklerini düşünerek kendilerini hazırlasınlar.”

        “Öncelikle tercih yaparken lütfen çok dikkatli olsunlar. Atanma derdindeyken vatanın her karışına giderim diyen kişiler atandığında pişman oluyor. Atandıklarında onları bekleyen zorlukları iyice düşünsünler. Biz mezun olurken mesleğimiz üzerine yemin ediyoruz. Lütfen her defasında bu akıllarına gelsin. Her şey üniversite yıllarındaki gibi elimizin altında olmuyor ne yazık ki. Materyal olarak en azından üniversite yıllarında yapmış oldukları, hazırlamış oldukları dokümanları muhakkak yanlarında götürsünler.”

        Sonuç Yerine

        Öğretmen görüşleri ışığında göreve yeni başlamış öğretmenlerin atandıkları eğitim kurumlarında sorunlarla karşılaştıkları ve bu sorunların onların mesleki gelişimlerini ve mesleki doyumlarını sağlama noktasında olumsuz etkilediği söylenebilir. Çalıştıkları okullara kayıtlı öğrencilerin eğitimden beklentilerinin düşük olması, veliler ve idareciler ile yeterince işbirliği yapılamaması da göreve yeni başlamış öğretmenlerin öğretmeye yönelik isteklerini düşürmektedir. Öğretmenler, aldıkları lisans eğitiminin kuramsal boyutunun yoğunluğuna karşın çok az uygulama yaparak göreve başladıkları için bocaladıklarına ve sorun çözmede yetersiz kaldıklarına dikkat çekmişlerdir. 

        Dünya üzerindeki çoğu ülkenin toplam nüfusundan daha fazla öğrenciye sahip olan Türkiye’yi, geleceğe taşımanın anahtarı genç nüfusu çağın gerektirdiği beceriler ile donatmaktır. Ancak eğitim alanında yapılan onlarca düzenleme ve yeniliğe karşın gerekli atılımın yapılamaması öğretmenlerin aldıkları eğitim, sahip oldukları donanım ve çalışma koşullarının niteliğini sorgulatmaktadır. Öğretmen yetiştirme programlarında önemi tartışılmayacak kuramsal eğitimin yanında; bunların uygulanması, öğretmen adaylarının ülke gerçeklerini yansıtan, gerçek eğitim ortamlarında bilgilerini eyleme dökmeleri, onların mesleğe daha hazırlıklı başlamalarını sağlayacaktır.

Türk Yurdu Ekim 2016
Türk Yurdu Ekim 2016
Ekim 2016 - Yıl 105 - Sayı 350

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele