Türkiye, Doğu Türkistan Türklüğü ve Kâzım Mirşan

Eylül 2016 - Yıl 105 - Sayı 349

        TÜRKİYE, DOĞU TÜRKİSTAN TÜRKLÜĞÜ VE KÂZIM MİRŞAN

        Türkiye dışında yaşayan Türk urugları Osmanlı Devleti ve cumhuriyet döneminde eğitim bakımından Türkiye ile daima ilişkili olmuşlardır. Görebildiğimiz bazı resmi evrakta bu ilişkilerin izleri takip edilmektedir. Çarlığın yıkılması ile Sovyet yönetiminin kesin hâkimiyetini kurmasına kadar geçen sürede Buhara Hükümeti Almanya’ya ve az sayıda Türkiye’ye öğrenci göndermiştir. Almanya’ya giden öğrencilerin bazıları eğitimlerini tamamladıklarında komünist olan memleketlerine değil Türkiye’ye gelmişlerdir. Batı ve Doğu Türkistan’dan değişik kanallardan Türkiye’ye öğrenci akışı olmuştur. Öğrencilerin eğitim durumları tespit edilerek okullara yerleştirilmiştir. Bu süreçte geçiş ülkesi Afganistan’ın önemli rolü olmuştur. Türkiye, Kabil’e bu konularda birikimleri olan elçiler göndermiştir. Burada elçilik yapan M. Şevket Esendal bunların ilk akla gelenidir.

        Talim ve Terbiye Kurulu’nun 15.08.1931 tarih ve 51 sayılı kararında Çin Türkistan’ının Kulca şehri ortaokulunu 1924-1925 öğretim yılında bitiren Meymune Bagandva Hanım’ın şahadetnamesinin orta mektep tahsiline muadil olduğu belirtilmiştir. Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı 07.11.1931 tarih ve 43114 sayılı yazı ile Kulca Orta Mektebi ile Bolu Kız Muallim Mektebi’nden mezun olan Meymune Vehap Hanımın İstanbul Üniversitesi’ne dinleyici sıfatı ile devamı ve Yüksek Muallim Mektebi’nde ibate ve iaşesinin temin edilmesinin uygun görüldüğünü Yüksek ve Mesleki Tedrisat Umum Müdürlüğü’ne bildirmiştir.

        12 Kasım 1933 tarihinde kurulan Doğu Türkistan Türk-İslam Cumhuriyeti hükümeti tebaasından on öğrencinin Türkiye mekteplerinde okutulması hususu, Dışişleri Bakanlığı’nca Milli Eğitim Bakanlığı’na iletilmiştir. Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı, 01.08.1934 tarih ve 857 sayılı yazı ile on öğrencinin yatılı mekteplerde parasız olarak okutulması hususunda İlköğretim Genel Müdürlüğü’nden görüş sormuştur.

        Tokyo Büyükelçisi, merkeze gönderdiği 20.04.1937 tarih ve 319-82 sayılı yazı ile Kobe şehrinde yaşayan İdil-Ural Türk Tatar Müslümanları önderlerinin yazdıkları mektuplarla, çocuklarının bir kaçının Türkiye’de Hükümetçe veya zengin kimselerin yardımıyla Türk mekteplerinde parasız tahsil ettirilip ettirilemeyeceklerini, bu Türk çocukların millî tahsil ve terbiyeleri işinde Türkiye Cumhuriyeti’nin yüksek himaye ve şefkatine sığındıkları bildirilerek bu hususta elçiliğin delaletinin istendiğini bildirmiştir.

        Dışişleri Bakanlığı 26.05.1937 tarih ve 11163-152z sayılı yazı ile talebi Milli Eğitim Bakanlığı’na bildirmiştir. Bakanlık Talim ve Terbiye Başkanlığı çıkışlı 25.06.1937 tarih ve 2-775 sayılı cevabi yazıda, bütçede hariçten gelecek talebenin parasız yatılı olarak okutulması için tahsisat olmadığı gibi, bu gibi talebenin Türkiye’ye getirilmesini temin edecek tahsisatın da bulunmadığı, oradan talebe getirtilerek memleketimizde parasız yatılı okutulmasında yüksek bakanlıklarınca siyasi bir zaruret görülüyorsa icabına bakılmak üzere bildirilmesi belirtilmiştir. Yazıdan zaruret görülürse bu talebin karşılanacağı anlaşılıyor.

        İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü çıkışlı 25.05.1937 tarih ve 7014-10584 sayılı yazı ile Abdullah Akhun, İmadeddin Akhun, Mehmet Kurban isimlerinde 10, 19, 20 yaşlarında Doğu Türkistan ahalisinden biri çocuk iki gencin tahsil maksadıyla yurda gelmek için hâmil oldukları Çin pasaportuna vize istedikleri, nakti şeraiti haiz olmayan bu şahıslara vize verilemeyeceğinin bildirildiği, fakat bu gençlerin asıl yurt olarak tanıdıkları memleketimizde yerleşmek istediklerini ve İstanbul Türkistan Cemiyeti marifetiyle hükümetimize yük olmadan tahsil edebileceklerini söyledikleri, Bağdat Elçiliğimizin iş’arından anlaşıldığı, bu husustaki düşüncelerinin bildirilmesi Milli Eğitim Bakanlığı’ndan istenmiştir.

        Bakanlık Talim ve Terbiye Başkanlığı çıkışlı 23.07.1937 tarih ve 925 sayılı cevabında Doğu Türkistan ahalisinden olup okumak isteğinde bulunanların tahsil seviyelerine ve hamil oldukları tahsil belgelerine göre okullarımızda lâyık oldukları sınıflara alınabileceklerini bildirmiştir. Bu öğrencilerden M. Kurban Koday, Balıkesir Öğretmen Okulu’nu bitirdi. Türkçü dergilerde yazıları çıktı.[1] Bağımsızlık hareketi başladığında 1946’da memleketine döndü, gazete çıkardı, komünizm döneminde 02.02.1952’de öldürüldü.[2]

        Çin hükümet nezdindeki elçimiz, geçici başşehir Chungking’den merkeze gönderdiği 29.01.1940 tarihli yazıda; “Çin Türkistanı ve memleketin diğer bazı taraflarında yaşayan Türk ırkından mühimce bir kitlenin hayat ve mukadderatı ile alakadar olmağı memuriyetinin icabatından telakki etmekliği hasebiyle ırkdaşlarının maddi ve manevi hayatı ile alakadar olmağı vecibe bildiğini, Sovyetlerin Türkistan’daki bazı gençleri Rusya’ya sevk ve komünist terbiyesiyle yetiştirdikten sonra Türkistan’a iade ve münevver ve milliyetçi anasıra karşı daima gayri müsait ve şedit bir politika takip ettikleri ve Türkistan’dan Hindistan’a doğru bir hicret akını mevcut olduğunun işitildiğini, Çin’in diğer yerlerinde mevcut Türkler arasında toplu ve millî bir hayat ve teşkilat alâimi görülmediğini, her hangi bir yerde bir Türk mektebinin mevcudiyeti hakkında bir malumat öğrenilemediğini, özel öğretimde Türkçe derslerinin eski harflerle okutulduğunu, Çin hizmetinde hudut mektebinde Türkçe muallimi olan Mesut Sabri[3] isimli bir zatın Yurt isimli eski harflerle aylık ve yalnız 120 nüsha basılan bir mecmua neşrettiğini, Çin’deki Türkler arasına yeni alfabenin girmediğini, gecikmenin siyasetten ve muhafazakârlıktan değil, bu yönde rehberlik yapılmadığından olduğunu, gecikme devam ederse ırkdaşlarımızın büsbütün tahsil meylini kaybedeceklerini bu işin resmi yoldan olmasa bile özel gayretin ihmal edilmemesini belirtmiştir.”[4] 1913 ‘de İstanbul’a giderek Talat Paşa’yı ziyaret edip Doğu Türkistan’a öğretmen göndermesini isteyen eşrafın yakınlarından Kaşgarlı Hüseyin Bay Bahça’nın küçük kardeşi Baha Aydın’ın oğlu olan Mesut Sabri, eğitim görmek üzere 1911’de İstanbul’a gitti, 1915’te Kaşkar’a döndükten sonra tek başına birkaç okul açarak eğitim hizmeti yaptı.[5]

        Dışişleri Bakanlığı bu yazıyı 20.02.1940 tarih ve 58324/47 sayılı üst yazı ile Milli Eğitim Bakanlığı’na gönderip görüş istemiştir. Elçilik yazısı hakkında Talim ve Terbiye Kurul üyesi Reşat Şemsettin Sirer mütalaasında;

        “Türk sefirinin şu anda Doğu Türkistan’da kritik şartlar altında yaşayan ve adetleri üç milyonu aşan Çin Türklerinin harsî vaziyeti ve mukadderatı ile meşru Çin hükümetinin malumatı altında ve rızasına uygun olarak iştigale başlamış olduğunu göstermektedir. Doğu Türkistan’dan gençler celp edilip meselâ hekimlik gibi mevzular üzerinde tahsil yaptırıldıktan sonra bunları vatanlarına iade etmek mutlaka yapılması gereken işlerdendir. Ortaokul ve liselere her sene alınan parasız yatılı talebeye ait kadrolardan bir kaç talebelik yeri müsabaka mevzuu olmaktan hariç tutarak Doğu Türkistan’dan gönderilecek talebeye tahsis etmek de Maarif Vekilliğinin bu sahada yapabileceği işlerdendir.” ifadesinde bulunmuştur.[6]

        Türkiye’ye gelen öğrencilerden Kâzım Mirşan, Çarlığın devrilmesinden sonra Doğu Türkistan’ın Kulca şehrine yerleşen İdil-Urallı bir aileden 1919’da doğdu, Türk kültürüne büyük hizmetler yaptıktan ve uzun bir ömür sürdükten sonra yirmi yıldır yaşadığı Bodrum’da 19 Temmuz 2016’da vefat etti. Cenazesi 20 Temmuz 2016 günü öğle namazına müteakip Bodrum Türkbükü Camisi’nden kaldırıldı.[7]

        Derinlemesine bir araştırma yapmadan sadece arşivimizde bulunan bazı yazışmalardan yaptığımız iktibaslar, Cumhuriyet yönetiminin Doğu Türkistanlıların kültürel vaziyetleri, eğitimleri ile ilgilendiğini göstermektedir. 1935’de dedesi ile birlikte Kulca’dan demiryolu ile Moskova üzerinden Odesa’ya, gemi ile İstanbul’a gelen Kâzım Mirşan, Özel Boğaziçi Lisesi’nden mezun olmuştur. Dokuz ve onuncu sınıfta edebiyat dersini Nihat Sami Banarlı’dan okumuştur. On ve on birinci sınıfta Hayrettin Karaca ile birlikte kütüphane murakıbı olmuştur. Karaca, bu kola kimse rağbet etmediği için kolaylıkla seçildiklerini, burada bir süre öğretmenlik yapan Atsız’dan etkilendiklerini belirtiyor.[8] 1940’da Yüksek Mühendis Mektebi’ne (İTÜ) girmiş, 1942’de 3. sınıfa geçtikten sonra Almanya’da tahsiline devam etmiştir. Türk öğrencilerin savaş sebebiyle terk ettikleri Almanya’da bulunması dikkat çekicidir. Aynı tarihlerde 5 çocuklu olduğu hâlde İran Türkmenlerinden Ahmet Karadağlı ile evlenen Doğu Türkistanlı Nuriman Karadağ’da eşi ile birlikte Almanya’ya gittikleri için yolları çakışmış olmalıdır. Karadağlar, 1944 tutuklamalarında bu sebeple hapse girmemiş, daha sonra yargılanmışlardır.[9] Mirşan, 1946’da tekrar eski okuluna dönmüş ve 1947’de inşaat mühendisi olarak mezun olmuştur. Okulda en yakın arkadaşları arasında 1944 yargılaması sanıklarından Muzaffer Eriş, Fehiman Altan’ın bulunduğunu ifade ediyor.[10] Yüksek okul öğrenciliği döneminde millî meselelerle ilgilenmiş, hükümetin baskısı sonucu ismini Türk Kültür Birliği olarak değiştiren Türkistan Türk Gençler Birliği’nin çalışmalarına iştirak etmiştir. II. Dünya Savaşı’nın başlarında siyasi muhacirler, Sovyetlerin mağlubiyeti hâlinde ülkelerinin yeniden bağımsızlığını kazanma ümidi ile toparlanma ve örgütlenme çalışmaları başlamıştı. Zeki Velidi Togan, aralarındaki keskin fikir ayrılıkları sebebiyle müşterek faaliyette bulunamayan Türkistanlı grupları birleştirerek Doğu Türklüğünü yeni bir çatı teşkilatı altında birleştirmek üzere toplantılar düzenlemişti. 3 Mayıs 1944 gösterisinden sonra gerçekleştirilen tutuklama ve yargılamalarda Togan’ın bu faaliyeti, gizli örgüt çalışması olarak değerlendirildi. Togan, mahkemedeki savunmasında Doğu Türklerini bir araya toplayacağı düşünülen derneğin nizamnamesinin müzakerelerine katılanlar arasında Türkistanlı talebelerden Aziz, Kâzım, Dr. Mehmet Firuzî’nin adını zikrediyor.[11] Söz konusu ettiği öğrenci Kâzım Mirşan davada tanık olarak ifade vermiştir. Mirşan’ın, Togan ile Ahmet Can Okay arasında perde arkasında Türkistan’ın siyasi önderliğinde Özbekçiliğin egemen kılınmasının bulunduğu mücadelede kimin tarafında yer aldığını bilinmiyor. Togan’ın savunmasında Mirşan’ın, mühendis mektebinde 1944 sanıklarından Cihat Savaşfer ile arkadaş olduğunu belirtmesine bakılarak geniş çevresinin olduğu söylenebilir. [12]

        Mezuniyetten sonra Türkiye, Almanya ve İsviçre’de mühendis olarak çalışmıştır. İdil Ural bölgesinden gelerek Ankara’da kitapçılık yapan Ali Ekber –Hacer Tümen çiftinin kızlarından Fatma Ülken ile yaptığı evlilikten Murat, Server, Orhan Alas isimlerinde üç çocuk sahibi olmuştur. Kayınpederi Ali Ekber Tümen’in işlettiği Tümen Kitabevi Ankara’da milliyetçi yayınların bulunduğu nadir yerlerden biridir. Önce Ulus’a Anafartalar Caddesi üzerinde Zincirli Camii yanındaki çoğunluğu tek katlı sıra dükkânların birinde açılmıştır. Arkasında tarihi Yeni Sinema bulunuyordu. Dükkânda önce kitap ile birlikte kıymetli kâğıtların satışı yapılmış, giderek Ulus’un semt olarak ticari ağırlığını kaybetmesi üzerine Yenişehir’de Atatürk Bulvarı üzerinde şimdiki Divan Pastahanesi’nin yerinde bulunan binaya nakledilmiştir. Kitabevi bulunduğu binanın 1973 yılında yıkılıp yerine şimdiki büyük binanın yapılması üzerine kapanmıştır. Ali Tümen’in ikametgâhının bulunduğu Sezenler Sokağı’ndaki tek katlı bina yıkılarak arsası üzerinde Türk Yurdu idarehanesinin bulunduğu apartman yapılmıştır.[13]

        Mirşan’ın baldızı Göksel, gazeteci Nizam Payzın ile evlenmiştir. Tek çocukları Şirin Payzın gazeteci ve TV programcısıdır. Diğer baldızı Aysel, Yüksek Mimar Haluk Togay ile evlenmiştir. Haluk Togay’ın babası Nurettin Togay İdil Ural’dan gelen gazeteci, yazar Muharrem Fevzi Togay’ın kardeşidir. Muharrem Fevzi, Cumhuriyet ve Tasvir gazetelerinde uzun yıllar dış politika yazıları yazmıştır. II Dünya Savaşı’ndan önceki dönemde siyasi muhacir olarak hariçten gelen Türk urugları mensuplarını bünyesinde toplayan Turan Neşri Maarif Cemiyeti’nin başkanlığını yapmıştır. Bu cemiyet her yıl Turan geceleri düzenlemiştir. Togay’ın kızlarından Sevim, Kırımlı Hayrettin Karaca ile evlenmişti. Behice Boran, Hacer Tümen’in yeğenidir. Boran’ın akrabalarının ekseriyeti anti-komünisttir. Boran’ın, Amerika’daki tahsilinin başlarında Turancı olduğu ablasına yazdığı mektuplardan anlaşılıyor. Komünizme, tahsilinin son yıllarında meyletmiştir. Ablasına yazdığı bir mektubunda Amerika’da tahsil yaptığı Detroit’te Azerbaycanlı Türk –İslam Sanatı öğretim üyesi Mehmet Ağaoğlu’nun evinde öğrenci müfettişi Türk Ocaklı Ragıp Nurettin Ege’nin piyanoda çaldığı “Yeni Turan”a sesiyle iştirak ettiğini belirtmiştir.[14]

        Mirşan, Orhun anıtların dışında erken Türk tarihine ait eserlerle ilgilenmiştir. Geniş coğrafyaya yayılmış Türkler, zaman içinde geliştirdikleri dil ve yazıyı kaya resimleri ve damgalarda kullanmışlar, sonra alfabeye ulaşmışlardır. Etrüsk yazıtlarını 1965 yılında okumuştur. Orta Anadolu’da yaşayan Friklere ait Eskişehir’deki Yazılıkaya Yazıtı’nı okumuştur. İleri yaşına rağmen 2002 yılında İsveç ve Norveç’te yaptığı incelemeler sonucunda Futhark yazısı olarak bilinen İskandinav yazılarını okuyarak Erken Türklerin İskandinavya Yazıtları isimli çalışması basılmıştır. 2004 yılında Bursa Türk Ocaklı bir grupla Kazakistan ve Kırgızistan’da 10 günlük bir tarih gezisi yapmıştır. Kazakistan’da 2.000’in üzerinde kaya resimleri bulunan Tamgalı Say, Altın Elbiseli Adam Kurganı’nı ziyaret etmiştir.

        Mirşan’ın 1970, bilhassa 1990’dan itibaren neşrettiği eserler, çıktığı TV programları vasıtasıyla geniş kitlelere duyurma imkânı bulduğu Türk tarihinin başlangıç yılları hakkındaki fikirlerinden sonra, 1944 yılındaki tanıklığı gündeme geldi. Hulki Cevizoğlu, Mirşan ve dilci âlimlerle yaptığı konuşmaların zabıtlarını Tarih Türklerle Başlar, Türk Dilinin Kökeni adıyla kitap olarak neşretti. Türkbükü’nde Mirşan ile görüşen Reha Oğuz Türkkan, mahkemede aleyhinde ifade verenin kişi olabileceği şüphesini taşıdığını yazdı.[15] Mirşan, Türkkan’ın bu iddiasına bir makale ile cevap vermiştir. Almanya’dan döndüğünde Türkçülerin yargılandığı mahkemeye davet edildiğini, hâkimin salonda oturan sanıkları tanıyıp tanımadığını sorduğunda, bir kişi dışında herkesi tanıdığını söylediğini, başkaca bir soru yöneltilmediğini, herhangi bir savcı tarafından sorgulanmadığını, Kazan Tatarı değil, Tümenlik olduğunu belirtmiştir.[16] Türkkan, Adapazarı depreminde enkaz altında kalan mahkeme zabıtlarını kurtardığında gerçeğin meydana çıkacağına işaret etmesine rağmen bu temennisi gerçekleşemedi, vefatına kadar bu konuda bir şey yazmadı.[17]

        Mirşan’ın Türkçe olmayan ve ön-Türkçe adını verdiği çok daha eski bir dili Türk damgalarında aramasının, Göktürk yazıtlarını İsa’dan öncesine, Tunhuang yazıtlarını da Musa’dan önceki döneme tarihlendirmesinin bilimsel olmakta uzak olduğu ileri sürülmüştür.[18]

        Mirşan, hakkındaki eleştirilere cevabında, “Sümerce”nin araştırma alanının dışında olduğunu, Diker’in Ön-Türkleri Türk saymadığını, bunların diline “Türkçe olmayan bir dil” dediğini, kendilerinin Erken-Türkleri de Türk kabul ettiklerini belirtip fikrini destekleyen örnekler vermiştir.[19]

        Mirşan’ın izini takip edenlerden Diker, Göktürk harfli metinlerin transkripsiyonu ve tercümesi hususunda aralarındaki yöntem farklılığını bir makalede izah etti.[20] Mirşan’ın Göktürkler hakkındaki görüşleri ağır şekilde eleştirildi.[21]

        Mirşan, ilgi duyduğu alan üzerindeki çalışmalar hususunda ilmi tartışmalar yapmaktan çekinmedi. Osman F. Sertkaya’nın “Köl Tigin Yazıtı Ne Zaman Yazıldı ve Dikildi?” başlıklı yazısına cevap verdi.[22] Sertkaya, eleştiriye cevap verdiği makalesinin başlığında mesleğini belirterek bilhassa dilci olmadığını vurgulamıştır.[23] Sertkaya, sahanın uzmanlarından olmasının birikimiyle üslubuna müstehzi ifade katmıştır.

        Mirşan, tartışmaları olumlu bulduğunu ve desteklediğini, şimdiye kadar yaptığı çalışmalarla Türkologların yaptıklarından eleştiri getirdiği, alfabelerin temeli, ilk takvim, Türklerin Avrupa’daki ayak izleri, Urqun-Selene yazıtları, Kül-Tigin’in ölüm tarihi, Erken-Türkçedeki yabancı sözler, EB-BARIQ deyimi, YIŞ sözü, BÜKLİ sözü ile ilgili fikirlerini özetledi. Sertkaya’ya hakarete varan ifadesinden dolayı teessüflerini bildirerek tartışma seviyesini gösterdi.[24]

        Almanca, Rusça, İngilizce, Türk lehçeleri bilen Mirşan’ın çok sayıdaki eserlerinin bir kısmı Batı dillerinde çıkmıştır. Eserlerinden bazıları, Türk Metriği (1966), Prototürkçe Yazıtlar(1970), Altı Tigin (1978), Anadolu Proto Türkleri (1985), Bolbollar (1991), Etrüsklerin Tarihleri, Yazıları ve Dilleri (1998), Erken Türklerin Skandinavya Yazıtları (2003).

         


        [1] M. Koday, “Şarki Türkistan Çin Türkeli”, Çınaraltı, sayı 56, 17.10.1942.

        [2] A. Şekur Turan, “Kurban Koday ve Hizmetleri”, Milli Folklor, 1992, s. 27-28; Dr. Habibe Yazıcı, “M. Kurban Koday ve Kültür Köprüsü Yalkın Gazetesi”, Prof. Dr. A. B. Ercilasın Armağanı; Ankara 2008, s.657-672.

        [3] Dr. Mesut Sabri Baykozi (1887-1952), Doğu Türkistan tarihine ve siyasetine damgasını vuran, Mehmet Emin Buğra, İsa Yusuf Alptekin’le üç efendiden biridir.

        [4] Arşivimizdeki bu vesikanın son sayfası eksiktir. Klasik hariciyeci dilinin ötesinde ancak Türkçü bir münevverin kaleminden çıkabilecek yazı elçi Emin Ali Sipahi tarafından gönderilmiş olmalıdır. Kızı diş hekimi Gültekin Pehlivan babası hakkında, Doğu Türkistan Cumhurbaşkanı Mesut Sabri Baykozi(1887-1952) ve Kurtuluşu Arayan Doğu Türkistan isimli bir kitap neşretmiştir.

        [5] Çin’in Xinjiang Bölgesi Geçmişi ve Şimdiki Durumu, Urumçi 2006, s.143. Eser komünist terminoloji ile hazırlan mıştır.

        [6] Selahittin Özçelik’in, “İkinci Dünya Savaşı Sırasında Türk Mültecilerin Eğitimi Ve Türk Dünyası Hakkında Belgeler-Düşünceler”, Türk Yurdu, sayı 286, Haziran 2011, s.108-119 isimli makalesinde geniş bilgi bulunmaktadır.

        [7] Hürriyet, 20.07.2016.

        [8] “Hayrettin Karaca Kitabı” Erozyon Dede, Söyleşi: Şengün Kılıç Hristidis, İstanbul 2008, s.61-62.

        [9] Nuriman Karadağ’ın bazı yazıları bulunuyor: “Şarki Türkistan, Düğünler”, Çınaraltı, sayı 37, 06.06.1942; “Türkistan’da Doğum Adetleri”, Çınaraltı, sayı 38, 13.06.1942.

        [10] “Kâzım Mirşan’ın Açıklamaları Reha Oğuz Türkkan’ı Jurnal Eden Kişi Ben Değilim”, Orkun, sayı 42, Ağustos 2001, s.37.

        [11] Yavuz Bülent Bakiler, 1944-1945 Irkçılık-Turancılık Davasında Sorgular Savunmalar, İstanbul 2010, s.397

        [12] Bakiler, a.g.e., s.416.

        [13] Tümen Kitapevi hakkındaki bilgileri dostum rahmetli Mustafa Ağlaç’tan aldım.

        [14] Ömer Özcan, “Mühaciretde Yaşanan Mücahid Ömrü Professor Mehemmed Ağaoğlu Haqqında”, 525Qazet, 23.7.2013.

        [15] Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan, “Türk’ün Çok Eski Tarihi Hakkında Araştırmalar ve Gerçekler”, Orkun, sayı 37, Mart 2001, s.26-27.

        [16] Mirşan, a.g.m., s.36, 37.

         [17] “Mirşan’ın Açıklaması Üzerine”, Orkun, sayı 45, Kasım 2001, s.17.

        [18] Dr. Selâhi Diker, “Türk Tarihi Sümer’de Başlar(1)”, Orkun, sayı 41, Temmuz 2001, s.21, 22

         [19] Kâzım Mirşan’ın Açıklamaları, “Dr. Selâhi Diker’e Cevap Başkasının Sözünü Kendi Sözünüzmüş Gibi Lanse Edemezsiniz”, Orkun, sayı 42, Ağustos 2001, s.37, 38.

        [20] Dr. Selâhi Diker, “Göktürk Harfli Bir Turfan Yazıtının H. N. Orkun, S.Diker ve K. Mirşan Tarafından Çözümleri”, Orkun, sayı 43, Eylül 2001, s.34-36.

        [21] Yrd. Doç. Dr. Cengiz Alyılmaz, “Köl-Tigin Yazıtına Yapılan Eklemeler Üzerine”, Orkun, sayı 59, Ocak 2002, s.24-27.

        [22] Kâzım Mirşan, “Makale Eleştirisi”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, sayı 192, Aralık 2002, s.20-23.

        [23] O. F. Sertkaya, “İnşaat Yüksek Mühendisi Kâzım Mirşana Cevap(1)”, Orkun, sayı 60, Şubat 2003, s.31-35; “İnşaat Yüksek Mühendisi Kâzım Mirşan’a Cevap(2)”, Orkun, sayı 61, Mart 2003, s.28-33; “İnşaat Yüksek Mühendisi Kâzım Mirşan’a Cevap Göktürk Metinlerinde Geçen Yıs(Yış ?)/Yis/Yiş Kelimesi ile Akrabaları Bu günkü Türk Lehçelerinde Vardır ve ‘Orman’ Anlamında Kullanılır”, Orkun, sayı 62, Nisan 2003, s.25-29; “İnşaat Yüksek Mühendisi Kâzım Mirşan’a Cevap, Tam+ka ‘duvar’a, Tamga ‘damga’ ve Runa ‘işaret’ Üzerine”, Orkun, sayı 63, Mayıs 2003, s.32-37; “Kâzım Mirşan’a Cevap Bilgi(Bilge) Atun Ukuk adlı bir tarihçimiz var mı?”, Orkun, sayı 65, Temmuz 2003, s.31-33.

        [24] Kâzım Mirşan, “Türkologların Türkler Hakkındaki Görüşlerinin Çoğu Dayanaktan Yoksundur, Makale Eleştirisi” (1), Orkun, sayı 67, Eylül 2003, s.33-35; “’Tigin’ sözünün ‘prens’ anlamında kullanılması yanlıştır, Makale Eleştirisi (2)”, Orkun, sayı 68, Ekim 2003, s.34-36.


Türk Yurdu Eylül 2016
Türk Yurdu Eylül 2016
Eylül 2016 - Yıl 105 - Sayı 349

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele