Senaryoya Dair 7 Son Tahlilde Senaryo

Ağustos 2016 - Yıl 105 - Sayı 348

        SENARYOYA DAİR 7 SON TAHLİLDE SENARYO

        Senaryocunun işi hayat yazmak, hayatı yazmaktır. Yani hiç kimsenin bilmediği bir şey yazması mümkün değildir. Herkesin bildiği bir şey yazmak ise herkesi ikna etmek, inandırmak anlamına gelir. Malum bu da yazmaktan daha zordur. İnandırmak, ikna etmek için sizin senarist olarak yazdığınıza inanıyor olmanız gerekir. Sözü geçen, kendini inandırmak hatta kendini kandırmak değil, doğrudan inanmak...

        Bir senaryo yazarken bir şey kurarsınız, kurgularsınız. Yazdığınız, kurmaca, bir anlamda da düzmecedir. İşin içine düzenbazlık girmek zorunda. Bir çeşit düzen kuruculuktur yaptığınız iş..

        Gerçeği anlatmak değildir ama amacınız.... Senaryonuzun kaynaklık edeceği bir “film gerçekliği” tasarlamak durumundasınız. Yolda yürürken başını çarpıp ölen birini anlatamazsınız, kimseyi inandıramazsınız buna. Ama gerçekte bir insan yürürken düşebilir ve başını yere çarpıp ölebilir. Bir başka insan da yüksek bir yerden düşüp ölmeyebilir. Bunu da yazamazsınız. Halbuki bu da gerçektir. Yani siz gerçekten gerçeği değil, film olacak gerçeği yazmak durumundasınız.

        Yaşadığımız hayatlar kendi kurguladığımız hayatlar değildir. Bazen öyle olduğunu düşünebiliriz ama öyle değildir. Çoğunda başkasının yazdığı, önümüze hazır gelmiş bir senaryoyu oynarız hayatta.

        İki kimliğimiz vardır. Bir sadece kendimizin bildiği ya da bildiğimizi sandığımız biz. İkincisi ise kendimizi pazarladığımız, en büyük pazarlama stratejisi ürünü olan sosyal kişiliğimiz/kimliğimiz.

        Senaryoda kahramanı kendi ruh hâli içinde anlatmak yanında bir de sosyal kimliğiyle anlatmak ilk anahtardır. Sadece ruh hâlini ya da sadece sosyal kimliğini anlatırsanız durumu aktaramazsınız. Kahramanınızın özel hayatı sosyal hayatını mı etkiliyor ya da tam tersi mi oluyor ? “Sizin olayınız ne?” Bizi özel hayatına doğru mu sosyal hayatına doğru mu sürükleyeceksiniz? Yani, “Sizin derdiniz ne?” ve “Neyin peşindesiniz?”

        Kahramanınızın midesi bulanıyorsa, bu durumu onu kusarken, midesini ovuştururken veya soda içerken gösterebilirsiniz. Bu noktada kahramanınızdan ziyade sizin derdinizin ne olduğu önemli. Bu durumu niye anlattınız? Onun ruh hâlini vermek için mi? Bu olayın senaryonuza bir etkisi ya da katkısı var mı? Makro ya da mikrokosmosu ayarladınız mı? Bu durumdan bir yere varmayacaksanız bunu niye yazdınız? Bir yere varacaksanız orası neresi ? Bize bunu anlatmak zorundasınız.

        Yani sayfa doldurmak için bir şey yazamazsınız. Yazdığınızın arkasında önünde içinde sağında solunda her yerinde olmak durumundasınız.

        Senaryo yazmak aynı zamanda sırrını paylaşmaktır. Sizin kendi ipliğinizi pazara çıkarmanız anlamına gelir. Yani biri sizin senaryonuzu okuduğunda ilk sorduğu veya düşündüğü şey, “Bu neyin kafası?”dır. Senaryonuzu hayal ya da rüyalarınızın herkesle paylaştığınız kısmıyla mı, hiç kimseye söylemediğiniz kısımlarıyla mı yazdığınız önemli.

        Yazdığınızı rüyalarınızın ya da hayallerinizin paylaştığınız kısmıyla pazarlayacaksanız bile paylaşmadığınız kısmını düşünerek metni oluşturmak durumundasınız. Sadece paylaştıklarınızla yazarsanız yüzeysel inandırıcılıktan uzak bir metne varırsınız. Sadece karanlık düşüncelerinizle yazarsanız o zaman da derin işlere dalar ve düştüğünüz kuyudan çıkamazsınız.

        Yazdığınız şey hem herkesin bildiği, diğerlerinin taklidi olacak bir ürün hem de diğerlerinden farklı olmak durumundadır. Tamamen farklı bir şey yazdığınızda bir yere varmanız mümkün olmadığı gibi herkesin yazdığını yazdığınızda da menzile ulaşmanız mümkün değildir.

        “İnsan her gün üç öğün yemek yer.” diye, kahramanınızı her gün üç defa yemekte gösteremezsiniz. Yemek ya da yeme sahnesi bununla bir yere varacaksanız yazabileceğiniz bir sahnedir. Sıradanlığı veya rutini ayrıntılı olarak ancak ve ancak bununla bir yere varacaksanız anlatabilirsiniz. Eğer birazdan rutin tamamen alt üst olacaksa beş dakika boyunca bir yemek sahnesini anlatmanızda bir beis yoktur. Çünkü rutin iyi aktarılmazsa hedef olayın anlatımı güçlü olamaz. Yeni her şey zıttıyla birlikte yer alacak kağıt üstünde.

        Senaryonuzdan bir şey çıkardığınızda veya bir şey eklediğinizde bütün senaryonuzu gözden geçirmeniz gerekmiyorsa senaryonuz da bol miktarda laf kalabalığı veya gereksiz unsur var demektir. Senaryonuz hiç bir şeyin değiştirilememesi temeli üzerine oturmak zorundadır.

        Tutmayan dizi senaryosu gibi bir şey yazamazsınız. Kahraman bilmem kaç bölümdür yalnızken birden yıllardır kayıp babasını ortaya çıkarmakla bir yere varamazsınız. Bu tür olaylar dizilerin biteceğini gösterdiği gibi sizin senaryonuzun da daha yazım aşamasında bittiğinin göstergesidir.

        Sonuç: Bize bir hikâye anlatın ama hikâye anlatmayın.


Türk Yurdu Ağustos 2016
Türk Yurdu Ağustos 2016
Ağustos 2016 - Yıl 105 - Sayı 348

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele