Millî Şef: İsmet İnönü

Mayıs 2015 - Yıl 104 - Sayı 333

        Sorgu hâkimi bir babanın oğlu olarak 1884 yılında doğan İsmet İnönü; Osmanlı Devleti’nin en buhranlı döneminde çocukluk ve gençlik yıllarım yaşamıştır. Kuşağı gibi şüphesiz İsmet İnönü de devletin içine düştüğü olumsuzluklardan etkilenmiş, yaşanan savaşta, kaybedilen topraklar ve devletin kurtuluşu için bir askeri öğrenci olarak kafa yorar hâle gelmiştir. O günlerde Osmanlı subaylarının sıkça dile getirdiği “Bu devlet nasıl kurtulur?” sorusuna cevap ve çareler arayanlar arasında yer almıştır. Nitekim Balkanlarda ve Yemen’de görev yaptığı sırada bölgeye ilişkin gözlemleri, onun hatıralarında önemli bir yer tutmuştur.

        
Birinci Dünya Savaşı öncesi Avrupa’da; Viyana, Münih, Berlin, Paris ve İsviçre’ye yapılan seyahatte İnönü bu kez Batı’yı gözleme imkânı bulmuştur. Mektepli bir subay olarak Batılı bir tarzda eğitim alan İsmet İnönü ülkesinin sorunları ile iç içe ülke coğrafyasından ve içinde yaşadığı dünyadan haberdar bir kişidir. Bu bağlamda dönemin siyasi hareketi olan İttihat ve Terakki içerisinde yer almıştır. Ama 1909 kongresi sonrası Atatürk ve diğer arkadaşları gibi ordunun siyasetten uzaklaşması isteğinin kabul görmeyişi üzerine İttihat ve Terakki’den ayrılmıştır.

        
İnönü’nün Atatürk ile karşılaşması 1914 yılında gerçekleşmiş ve ikinci ve yedinci orduda birlikte çalışmışlardır. Bu karşılaşma daha sonra ebedi arkadaşlığa ve dostluğa dönüşecektir. Bu arada 1916 yılında komşu kızı olan Mevhîbe Hanım’la evlenen İnönü mutlu bir evlilik hayatı yaşamıştır. İnönü; “Yenik düştüğüm, kendimi yalnız, terk edilmiş ve güçsüz bulduğum zamanlarda eve gidince eşimin gözlerini arardım. O gözlerin bana güven ve benimle övünç dolu olduğunu görünce dünyalar benim olurdu. Kendimi eskisinden güçlü hissederdim.” diyerek evliliğe ve eşine ilişkin duygularını dile getirmiştir. Ailesinin varlığı onun için her şey olmuş ve geleneklerine bağlı ortalama bir Türk ailesinin hayatından farklı bir hayatı olmamıştır.

        
Mütareke sonrası farklı görevlerde bulunan İnönü, boş kaldığı zamanlarda kitap okuduğunu, İngilizce dersler aldığını, gazetelerden ve kişisel temaslardan ülkenin içinde bulunduğu durum hakkında bilgi alarak gelişmeleri takip ettiğini ifade eder. Nitekim İsmet İnönü’nün Ocak 1920 tarihinden başlayan Ankara ile temasları onun 23 Nisan’da Ankara’da açılan Büyük Millet Meclisi’nde Edirne Mebusu olarak görev almasını beraberinde getirmiştir. Böylece Ankara’da Erkan-ı Harbiye-i Umumiye vekilliği görevine getirilen İnönü, aynı zamanda Batı Cephesi Komutanlığını da üstlenmiş ve Çerkez Ethem’in halledilmesi ve düzenli orduya geçişte önemli görevler ifa etmiştir. İkinci İnönü muharebesi sırasında; “Siz orada yalnız düşmanı değil milletin makûs talihini de yendiniz.” diyen Mustafa Kemal Paşa’nın tebrikine mazhar olmuştur.

        
Daha sonra Sakarya Meydan Muharebesi ve Büyük Taarruz’da Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın yanında yer alan İnönü korgeneralliğe yükselmiş ve Mudanya mütarekesini yürütmekle görevlendirilmiştir. Hariciye vekili Yusuf Kemal Bey’in istifası sonrasında yerine Hariciye Vekili olan İnönü, zafer sonrasında Lozan Barış görüşmelerini yürütecek heyetin başkanı olmuştur. Çok çetin görüşmelerin yaşandığı Lozan’da İsmet Paşa, Mustafa Kemal Paşa ile uyum içerisinde yürüttüğü görüşmeler sonrası antlaşma imzalanmış ve Mustafa Kemal Paşa İsmet Paşa’ya çektiği tebrik telgrafında; “Memlekete bîr silsile müfit hizmetlerden ibaret olan ömrünüzü bu defa da tarihi bir muvaffakiyetle taçlandırdınız.” diyecektir.

        
İsmet Paşa’nın uyumlu kişiliği Mustafa Kemal Paşa’nın ona olan güveni İnönü’nün kurulan yeni devlet ve ulus inşa sürecinde Cumhuriyet’in ilk hükümetini kurma görevini üstlenmesini ve görevden ayrıldığı tarihe kadar başbakanlık görevini yapmasını beraberinde getirmiştir. İnönü artık ikinci adamdır. İç ve dış politika konularında Atatürk ile aralarında zaman zaman ortaya çıkan anlaşmazlığa ilişkin İnönü; “uzun süre beraber çalışmanın, uzun bir yorgunluk ve tartışma ortamının, bir gün bir kopmaya müncer olması tabiat hadisesidir.” diyerek açıklık getiriyordu.

        
İnönü başbakanlığı döneminde hep Atatürk’ün desteğini görmüş ve güç almıştır. Yönetimin bütün sorumluluğunu elinde bulunduran İnönü’ye ilişkin Atatürk “Çankaya’da rahat ediyorsam İsmet sayesindedir.” demiştir. Görevinden ayrılması sonrasında Atatürk ile ilişkileri devam etmiş, Ankara ve İstanbul’da görüşmüşlerdir. İnönü’yü Atatürk’ten uzaklaştırma, çabalan başarısız olmuştur. İnönü Atatürk’ün “Devlet Paşa”sıydı ve onun görüşlerini hep dikkate almıştır. “Atatürk’ün İnönü’sü vardır ama İnönü’nün bir İnönü’sü yoktur.” İnönü Atatürk’ün tamamlayıcısı olmuştur. Sakin ve mutedil kişiliği ile Atatürk’ü ılımlılaştırmıştır. Atatürk ile kendisi arasındaki en önemli farkın, Atatürk’ün güçlüklerin üzerine giderek aşmasına karşın, kendisinin güçlükleri yorarak yenen biri olduğunu söylemiştir.

        
Atatürk’ün hastalığı ile başlayan yerine kimin geçeceğine ilişkin ülke içinden ve dışından yapılan tartışmalar ve duyulan kaygıların aksine Atatürk’ün ölümü sonrası 11 Kasını 1938’de İnönü oyların tamamım alarak Cumhurbaşkanı seçilmiştir. İnönü’nün Cumhurbaşkanı seçilmesi sonrasında ülke içinde ve dışında yapılan değerlendirmeler rejimin korunacağı ve daha ileriye götürüleceği yönünde idi. Özellikle ülke dışında yapılan değerlendirmelerde yeni Cumhurbaşkanının dürüstlüğü, fedakârlığı, vatanseverliği, güvenilir, uysal ve namuslu oluşunun altı çiziliyordu. Elbette İnönü Atatürk’ten sonra aynı koltuğa oturmanın çok ağır ve tarihi sorumluluğunun bilincindeydi. “Ben Atatürk değilim, Atatürk’ten beklediklerinizi benden bekleyemezsiniz.” diyerek bunu açıklıyordu.

        
Atatürk sonrası ikinci adamlıktan tek adamlığa geçen İnönü karizmatik lider sonrası bir otorite boşluğu yaratmadı ve otoritesini değişmez genel başkanlık ve “Millî Şef”likle güçlendirdi. Böylece partinin devletle, devletin de liderle özdeş hâle geldiği bir durum ortaya çıktı. O günlerde Ülkü dergisinde “Millî Şef milletin babası” olarak tanımlanmış ve “Millî Şef İsmet İnönü’nün emrinde olmak gerekir, çünkü İnönü’nün emrinde olmak demek Türk ulusunun emrinde olmak demektir.” yazıyordu. Bu Cumhuriyeti ve inkılapları korumak yanında Millî Mücadele’nin Atatürk döneminde siyaset dışı kalan önemli isimlerinin partiye ve meclise dönmelerini sağlamakla da gerçekleştirilmiştir. Laikliğin sarsılmaz bir savunucusu olan ve dinin siyasete alet edilmesini istemeyen İnönü, hümanizmi esas alan kültür politikası ile klasik çağ düşüncesinin öğrenilerek akıl ve hürriyeti esas alan çağdaş düşüncenin oluşturulacağına ve bunun yerleştirileceğine inanıyordu.

        
İnönü için esas olan halkın çıkarlarıydı. Türk milletine bırakacağı iki eserinin köy okulları ve çok partili siyasi hayat olduğunu söyleyen İnönü; halkın bilgilendirilmesi ve eğitimi sonrası halkın ulaşacağı sağduyuyu esas alıyordu ve buna güveniyordu. Halkevleri ve halkodaları halkı CHP’nin fikirleriyle ve Atatürk İlkeleri etrafında toplamaya katkı yapan enstrümanlardı. Bütün halkın eğitimi ile aydınlanma ve kalkınma gerçekleşecekti. Nitekim köy enstitüleri de İnönü’nün modernleşme algısına, tek parti yönetimine uygun bir proje olarak, köyün eğitilmesi üzerineydi. Yine Atatürk’ün kültür politikası olan Türk millî kültürünü öne çıkarmaya ve çağdaş değerlere açık ve onlara katkı yapmaya dayalı anlayışla biraz farklı olan İnönü dönemi, kültür politikasına hümanizma ve katı laiklik temel oluşturuyordu.

        
İnönü ülkenin her tarafının demiryolu ağı ile örülmesini, Türk lirasının değerinin korunmasını, ülkenin ekonomik bağımsızlığını, yasa egemenliği ve toplumsal düzeni ve meclisin her konuda bilgilendirilmesini öneriyordu. İnönü’nün başarılı olduğu alanlardan biri şüphesiz II. Dünya Savaş’ında Türkiye’nin savaş dışı kalması yönünde yürüttüğü politikalardır. Dış politikanın bir uzmanlık alanı olduğuna inanan İnönü, Başbakan ve Dışişleri Bakanının görüşlerini almakla birlikte her konuda olduğu gibi bu konuda da son sözü söyleyen kişi, olmuştur. Atatürk döneminde Atatürk’ün müdahalesini eleştiren İnönü, şikâyetçi olduğu konuları unutarak hemen her konuda son sözü söyleyen kişi olmuş ve toplumun tüm katmanlarım denetim altına almıştır.

        
Demokrasiye bağlı olan ve inanan İnönü, aslında otoriter bir devlet yerine güçlü bir devletten yanaydı, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren muhalefete duyulan güvensizlik ve tehdit algısı sonrası yaşananları onaylamadığını, aslında Atatürk’ün sağlığında iktidarın devredilmesinin, demokrasinin yerleştirilmesine çok önemli katkılar yapacağını düşünüyordu. İnönü’ye göre ülkenin dinamikleri her sorunu çözecek güçteydi. Bu bağlamda II. Dünya Savaşı sonrası iç ve dış dinamiklerin etkisiyle demokrasiye geçişe karar veren İnönü, partisinin ve çevresinin eleştirilerine rağmen bunu gerçekleştirmiş ve iktidarı kansız bir biçimde devretmiştir. Şüphesiz bunu büyük ve sağlam idealler için yapan İnönü, mecliste yapılan tartışmaların yararına İnanıyor ve bu tartışmaların toplumda doğacak anarşiyi önleyeceğini söylüyordu. İnönü’ye göre demokrasinin her millet için ortak prensipleri yanında her milletin kültürüne ve karakterine göre de birçok özellikleri vardı ve Türk milleti kendi bünyesine ve karakterine göre en uygununu bulacaktı.

        
İnönü’nün muhalefetten beklediği hassasiyetler, Atatürk’e karşı saygı, eğitim politikalarına ve laikliğe karşı olmayış yanında dış politikada uyum idi. İktidarı devreden İnönü’nün şüphesiz sivil ve askeri erkân üzerinde etkisi büyüktü. İnönü’nün muhalefeti içine sindiremediği, iktidarın ise sayısal üstünlüğe dayalı olarak muhalefeti yok saydığı yeni ortamda diyalog kurulamamıştır. İnönü iktidardan; bağımsız yargı ve özgür basın konusunda hassasiyet istemiştir. Ne ilginçtir ki muhalefet yıllarında Demokrat Parti’nin kendisinden hassasiyet istediği konular ile aynıdır.

        
Sonuçta bu diyalog kopukluğu İnönü’yü Demokrat Parti iktidarının devamının Cumhuriyet reformlarının ve demokratik rejimin tehlikeye gireceği kanısına götürmüş ve İnönü; “İnsanlar iktidara geldikleri zaman şaşaalarıyla ölçülmez, insanlar düştükleri zaman ki itibarlarıyla ölçülür.” diyerek tarihsel süreçte meşrutiyetten bu yana yaşananları hatırlatarak kendilerinin ihtilal rejimini demokratik rejime çevirdiklerini ama iktidarın yanlış tavırlar neticesinde “...bu yolda devam ederseniz ben de sizi kurtaramam şimdi arkadaşlar, şartlar tamam olduğu zaman millet için ihtilal meşru bir haktır...” diyerek bir anlamda, ihtilali meşrulaştırırken, diğer yandan ihtilal yapacak olan orduya ise daha sonra karşılaşabilecekleri güçlüklerin altını çiziyordu. İhtilal sonrası ise askerlerle temasını çok partili sisteme geçiş ve seçimin hemen yapılması için yaptığı şeklinde açıklamıştır. Nitekim daha sonraki siyasi hayatta kurulan hükümetlerde yer alan İnönü, idamlara karşı olduğunu Celal Bayar’ın affedilmesini, Demokratların siyasi haklarının iadesini istediğini söylemiştir.

        
Sonuçta meşrutiyeti, cumhuriyeti ve demokrasiyi gören ve yaşayan İnönü hayatı hep sınav olarak algılamış ve Ortaokulda kaldığı ve çalışarak geçtiği dersten sonra hep çalışmış ve başarmıştır. Hep çok dikkatli olmuş ve her konuda enine boyuna incelemeden karar vermemiştir. İnönü “Ben bu güne kadar arkasında ne olduğunu bilmediğim bir kapıyı açmadım.” demiştir.

        
Ülke kalkınmasının ilimle fenle olacağına inanan İnönü: hep somut kanıt istemiş; hoşgörülü ve sabırlı olmuş; sorunlar karşısında pes etmemiş; kurallara uyan, uyumlu ve herkesle çalışabilen bir kişi olmuş. Devletçi bir tavır sergileyen İnönü için devleti kurtarmak esas olmuştur.

         

        -------------------------------------------------------------------------------------------------------

         

        * Prof. Dr,. Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, myilmaz@jıacettepe.edu.tr
Kaynaklar
Atatürk’ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri (1991): Ankara, Atatürk Araştırma Merkezi Yay.
Erasian, Cezmi (2004): “Atatürk’ten Sonra Türkiye’nin İç Politikası”, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi II, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi.
Heper, Metin (1999): İsmet İnönü, İstanbul: Tarih Vakfı Yay.
İnönü, İsmet (1985): Hatıralar, GUI, Ankara: Bilgi Yay.
Koçak, Cemil (2012): “İnönü Döneminde Tek Parti Rejimi Üzerine Bazı Görüşler (1938- 1945)” Türkiye ve İran’da Otorite ve Modernleşme, Derleyen Touraj Atabaki-Erik. J.Zürcher, İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yay.
Türk İnkılap Tarihinin Kuruluşunun 70.Yılı İsmet İnönü Paneli, 16 Nisan 2012.
Uğur, Necdet (2002), İsmet İnönü, İstanbul: Yapı Kredi Yay.
Yiğit, Ata Ali (2011), “Tartışılan Yönleriyle İsmet İnönü Dönemi (1938-1950)”, Türk Yurdu, C.31, 289 (650) 100 Yıl, Ankara


Türk Yurdu Mayıs 2015
Türk Yurdu Mayıs 2015
Mayıs 2015 - Yıl 104 - Sayı 333

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele