Senaryoya Dair IV Senaryo Yazmak Zor Zanaat!

Mayıs 2016 - Yıl 105 - Sayı 345

        SENARYOYA DAİR IV SENARYO YAZMAK ZOR ZANAAT!

        Yine aynı şeyi tekrar ederek başlayalım söze. Senaryo bir zanaattır. Sanata hiç bir alakası yok denecek kadar uzaktır. Siz işçisiniz, amelesiniz, çalışansınız. Sabahtan akşama kadar kafanızı kaldırmadan başkalarını memnun etmek için çalışan ve hiç bir zaman, hiç kimseye yaranamayacak olan bir emekçisiniz.

        Ama siz olmadan da hiç bir şey olmaz. “Parayı veren düdüğü çalar.” diye düşünen yapımcı veya tayin ettiği kişi, “Buraların sahibi benim.” der gibi sağa sola kükreyip duran yönetmen, yönetmenden çok yönetmen olan yönetmen yardımcıları ve asistanlar ordusu siz olmasanız işsiz kalır, bunalıma girer. Herkes sizden şikâyetçidir belki, ama siz olmadan hiçbirinin adım atması mümkün değildir.

        Ciddi bir sorumluluk işi senaryo. İç dünyanız, özeliniz, sırlarınız var orada. Arkadaşınıza anlattığınız ya da anlatabildiğiniz rüya ile değil, rüyalarınızın hiç kimseyle paylaşmadığınız gizli, kötü, sinsi tarafıyla yazdığınız bir metindir senaryo.

        Senaryonun bir şablonu, kuralları, raconu ve tartışılmaz kanunları vardır, ama esasen zor bir iş değildir. İşin en başından itibaren bu kabullerle yola çıkılırsa eksiğine gediğine rağmen bir yerlere varılır. En azından yapımcının masasına ulaşacak bir çalışma gerçekleştirilebilir.

        Ahkam kesen senaryo yazarları ve senaryolar hakkında yazanlar işi zorlaştırırlar ve ileri geri konuşarak insanı işten soğuturlar. Peki tamamen boş mu konuşur bu insanlar ? Tabii ki hayır. Söylenenlerin çoğu siz yazarken defalarca geri dönmeyin, bir yazdığınız bir daha yazmayın, bir yaptığınız hatayı bir daha yapmayın diyedir.

        Senaryonuz, raflarda tozlanıp çöpe gitmesin veya raf ömrünü tamamlayıp geri dönüşüme gitmesin diyedir söylenenler. Beyaz perdeye ya da beyaz cama yansıyanların, yazılan senaryoların ancak on binde biri olduğunu biliyor musunuz ? Ehh işte bunu bilmek ve oyunu kuralına göre oynamayı öğrenmek gerekiyor.

        Eski tip senaryolarda hemen hemen her şey senaryonun gövdesine ve sağına soluna iliştirilir, okunmaz içinden çıkılmaz bir görüntü arz ederdi. Günümüzde ise senaryoların gövdesinde çok kısa, iyi süzülmüş sınırlı diyalog ve bir kaç temel ayrıntıdan başka hiç bir şey bulunmuyor. Çünkü senaryonuz siz yazar yazmaz arkasında “Director” yazan adamın eline tutuşturulmuyor, önce yapımcının zamanla pişe pişe “Senaryo canavarı”na dönüşmüş adamına gidiyor. Oradan belirgin bir “Olur” alırsa yukarıya doğru giden yolculuğuna devam edebiliyor. Yoluna devam edemezse mi ne olur? Hiç bir şey... Rafta durur öylece ve yeterince onlara göre gereksiz senaryo birikince yeni gelenlere yer açılsın diye geri dönüşüm kutusuna gider. İade bile edilmez yani.

        Buzdağının görünmeyen kısmı, kartlara ya da yapışkanlı kâğıtlara yazılmış bir hâlde senaryonun ilk etapta göze çarpmayan ek bölümünde yer alıyor. Bu dijital ortamda da yazsanız, kağıt üzerinde de çalışsanız böyle artık. Siz olayla, kahramanla, sahneyle ilgili düşüncelerinizin çoğunu buraya yazıyorsunuz artık.

        Oyuncuya dair bir şey yazacaksınız, oyuncunun işine müdahale ettiğinizi söyleyecekler. Olayı daha iyi aktarabilmek için, bir kaç görüş yazacaksınız, yönetmenin işine karıştığınızdan söz edilecek. Yazdığınız ayrıntılardan dolayı karakter tarifi, karakter tanımı ve karakter tasvirini karıştırdığınıza dair dedikodu yapılacak ardınızdan. Ve daha neler neler...

        Ayrıca bu yazdıklarınız da ya okunacak ya okunmayacak. Bu da unutulmamalı. İşi senaryo tamiri ve yükseltmek olan kişi ya da kişiler filmin yapılmasına karar verildiğinde, bunları zaten ayrıca yazacaklar ve sizin buzdağının görünmeyen kısmına yazdıklarınızı okuma lütfunda bulunup bulunmayacakları da belli değil.

        Belki, “Okumayacaklarsa yazmayalım o zaman!” denilebilir. Sakın böyle bir şey demeyin. Senaryonuz okunmak üzere teslim bile alınmaz o zaman. Bunların hepsini, bir tekini bile ihmal etmeden yazacaksınız, her milimetrekareyi ilmik ilmik öreceksiniz. Bu yazdıklarınız hiç bir şey değilse bile, sizin senaryonuzun yol haritasıdır ve yol haritasız yapılan iş de senaryo da kale alınmaz.

        Ayrıca siz senaryonuzun ana sayfasında yazdıklarınızla arkada ne kadar yoğun bir çalışmanın olduğu intibaını vereceksiniz. Yani sizin buzdağınızın görünen kısmına bakıp görünmeyen kısmının ne kadar büyük ve güçlü olduğunu anlayacaklar. İşin ehli ana gövdeyi okumaya başladığında arkadaki yoğun çalışmayı hemen fark edecektir.

        Ama mutlaka birileri onları dikkate alacaktır. Ne zaman mı? Eğer profesyonel ekip işin içinden çıkamadıkları bir durumla karşılaşırsa. İşte o noktada yazdıklarınızla o insanları etkilerseniz, aynı yapımcının, aynı yönetmenin bir sonraki işinin senaryosunu yazma işinin size teklif edilme ihtimali bile doğabilir.

        Unutmayın ki siz hiç bir unsuru değiştirilmeyecek olan bir senaryo yazacaksınız. Bu kesinlikle ve kesinlikle böyle olacak. Ama senaryonuz yukarıya doğru merdivenleri tırmanırken, sahneleriniz alt üst olacak, diyaloglarınız neredeyse tamamen değişecek, yazdıklarınız tanınmaz hâle gelecek. Daha iyi sahne tasarlayan biri var çünkü. Daha iyi diyalog yazan biri var çünkü.

        Peki sizinkiler kötü ya da yetersiz miydi ? Tabii ki hayır. Sadece, iyinin düşmanı daha iyi, onun da düşmanı en iyi... Konu bu...

        İşte bu sizin senaryonuz oldu artık. Üstünde sizin adınız olacak, introya ve autroya adınız altın harflerle yazılacak.

        “Kahramanın yolculuğu” bu. Hem sizin kahramanınızın hem de kahraman olarak sizin. Hayırlı yolculuklar!

        Gelecek Bölüm: Usta Yaz Bir Senaryo...


Türk Yurdu Mayıs 2016
Türk Yurdu Mayıs 2016
Mayıs 2016 - Yıl 105 - Sayı 345

Basılı: 12 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele