Kara Çadırın Çocukları

Mayıs 2016 - Yıl 105 - Sayı 345

        KARA ÇADIRIN ÇOCUKLARI

        Serdengeçti bir şiirinde “Bin yıl oldu toprağına basalı.” der. Orta Asya’dan göç eden Yörük-Türkmen toplulukları Anadolu’ya ayak basalı bin yıla yakın bir zaman olmuştur. Bin yıllık göç, bin yıllık devinimdir Toros Yörüklerinin yaşamı. Suyun buharlaşması gibi bahar ve yaz aylarında dağ doruklarına ağarlar. Kışın ise aşağılara, ovalara, deniz kenarına yağarlar. Deve, at, eşeksırtında taşınan, “çuvallara doldurulmuş bir yaşamdır” onlarınki.

        Bir yıl boyunca, hatta onların deyişiyle “yıl on iki ay” iki büyük göç yaparlar. Biri yayladan sahile güzün yapılan, diğeri ise baharın sahilden yaylaya yapılan göçtür. Yörükler göçüp kondukları yere ve bu göçme mesafesine “konak” derler.

        Sarıkeçililer hayatın kiracısıdırlar. Birçok Yörük’ün dikili bir ağacı yoktur. Kendilerine ait bir karış bile toprakları yoktur çoğunun. Yaz-kış yurt, otlak tutarlar. Sürülerinin bakımı için hâliyle dağ bayır dolaşırlar. Bu durum da çocuklarının büyük çoğunluğunun temel eğitimden yoksun kalmasına yol açar.

        Sarıkeçililer

        Peki, kimdir bu göçerler?

        Sarıkeçililer, Oğuzların Bozok kolunun Kayı boyuna mensup bir Yörük-Türkmen aşiretidir. Bu yönüyle de Osmanlılar ile kan bağları vardır. Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen bu aşiret, bugün yurdumuzun birçok bölgesine dağılmış vaziyettedir. Ancak bir kısmı hâlen atalarından miras kalan yaşamı Mersin’in elverişli iklimi sayesinde Toros Dağlarında sürdürmektedir. Üzülerek söylemeliyiz ki bu yaşam da zamanla bitecektir. Zaten Sarıkeçili aşiretinin büyük bir kısmı iskân olmuş durumdadır.

        “Selam Ateşleri”

        “Koyun ağılında doğdum. Oğlan olduğum için, kartal tüyü ile gözüme kara sürme çektiler. Kız olsaydım sürmeyi güvercin tüyü ile çekeceklerdi gözüme. Kalabalık bir aileydik. On üç kardeştik. Göçebeydik. At, eşeksırtları, kıl çadır altları yurdum oldu. Yalınayak, başım çıplaktı. En çok duyduğum ses, çan sesiydi.”

        Torosların yetiştirdiği en önemli öykücü olan ve alt başlığı alıntıladığımız Yörük kökenli yazar Osman Şahin böyle anlatır çocukluğunu. Ölümün Süt Dişleri adlı kitabında ise destansı bir üslupla aktarır Aslanköy’den Dicle Köy Enstitüsü’ne giden dikenli yolu. Üstat diğer Yörük çocuklarına göre şanslıdır. Dişiyle, tırnağıyla sökerek tırmanır yaşam merdivenini, şimdi ise zirvededir.

        Ya Kara Çadırın Çocukları!

        Gün kuzu, koyun, keçi ve oğlak melemesiyle başlar kara çadırda. Kuzuluktan boşanan kuzular, oğlaklar koşturur çam ormanının arasındaki ağılda. Ağaçların arasından süzülür gün ışığı. Çoğu kez de bulut kaplar gök kubbeyi. Bir sabah uyandığında yağmura açar gözünü Sarıkeçili çocuğu. Yadsımaz, giyiverir yırtık pabucunu ve koşar ağıla, sürünün içine.

        Okul çağındaki çocukların büyük kısmı okula gidemez. Gitse bile tam zamanlı okuyamazlar. Ya geç başlarlar okula ya da erken ayrılırlar sınıflarından. Çünkü okulların açıldığı zamanlar yaylalardan sahile göç ederler. Baharın ise ağacın gövdesine su yürüyünce yola düşer Sarıkeçililer. İçlerinden şanslı olanlar da kasaba ya da ilçedeki bir akrabalarının yanında devam eder eğitimine. Ana baba hasreti, parasızlık da cabasıdır.

        Yörük yaşamının çıraklarıdır onlar. Küçücük bedenlerine koca yükler biner çoğu kez. Kimi zaman oğlak sürülerini katıp önlerine dağ bayır güderler. Kimi zaman da evdeki diğer işlere yardımcı olurlar. Çırak dedik ya boşa değildir bu söz. Yörük yaşamına ait her şeyi bu çıraklık döneminde öğrenirler. Sonuçta ata mesleğidir çatlamış, kara ellerine tutuşturulan. 

        Yolunuz Toroslara düşerse; deve çeken, ata binen ya da devenin üstüne allı, yeşilli, morlu bağcakla sarılmış çocuklar görürseniz şaşırmayın. Sarı kafalı, kuruca çocuklardır onlar. Çadır önlerinde, sürü peşinde, oğlak kovalayan güneş saçlı, kavruk tenli çocuklardır.

        Masal Ülkesinin Çocukları

        Onlar; kara çadırın elleri, yüzleri kararmış, çatlamış çocukları. Oysaki bembeyaz bulutlar gibi yürekleri var. Onlar, bin yıl öncesinden soluk soluğa gelmişçesine atan kalpleriyle masal ülkesinin çocuklarıdır. Bazen şırıl şırıl akan bir pınar başında bazen de Torosların çam kokulu koyaklarında görülürler. Sanırsınız ki Dedem Korkut onları heybesine doldurup Anadolu’nun bu bölgesine serpiştirivermiş ve bin yıldır bu çocuklar hep öyle kalmışlar. Anadolu masalı tüten Sarıkeçili çocuklarını gören tatlı bir düşten uyanmış gibi olur.

        Belki de beş on yıl sonra o yüce Torosları karış karış gezseniz bile bulamayacaksınız o gül çocukları. Geriye ise bir çam ağacının altında yaktıkları ateşin topraklaşmış külleri kalacak.

        Bağcak: Kadınların sırtlarına ya da beşiğe çocukları sarmak için kullandıkları dokuma ip.

        Kuzuluk: Körpe kuzuların konduğu taştan yapılma, üstü örtülü ağıl.


Türk Yurdu Mayıs 2016
Türk Yurdu Mayıs 2016
Mayıs 2016 - Yıl 105 - Sayı 345

Basılı: 12 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele