Şahsiyet

Mayıs 2016 - Yıl 105 - Sayı 345

        ŞAHSİYET*

        Gençlik çağında en sür'atli gelişmesini yapan insan şahsiyeti, ruhî içtimaî olmak üzere iki türlü unsurların bütününden yapılmış manevî bir terkiptir. Ruhî unsurlar, tasavvurlar, ümitler, idealler, hareket iradesi ve sonsuzluğa çevrilmiş olan bütün içsel kuvvetlerdir. İçtimaî unsur, insanın cemiyet içindeki yeri, rütbesi, başkaları tarafından değerlendirilmesi ve hayat gemisindeki dümen rolüdür. Ruhî unsurlar, insanın kendinden doğarlar; kendinin öz malıdır ve insanı kendi samimî ve gerçek varlığına bağlarlar. İçtimaî unsurlar, insana dışardan bağışlanır; mevki ve memuriyetle rütbe hâlinde başkaları tarafından bahşiş gibi sunulurlar. Bunlar, insanın kibrini gıdalandırır ve çok kere onu zâlim yaparlar. Makamımız, gafletimizin dostu olur. Mal ve servet asıl düşmanımızdır, ama dost gibi görünür.

        İşte biri bizi kendimize getiren ve yaşadıkça olgunlaştıran ruhi unsurla, diğeri her adımda kendimizden uzaklaştıran ve bâzan gafletlerin gayyasında boğan içtimaî unsur, bu ikisi normal insanda denge hâlinde bulunur. Gençleri ilimle, îmanla, ahlâkî ideallerin aşısiyle yetiştirirseniz olgun şahsiyetler elde edersiniz. Yükseltilen ve daima değerlendirilen ruhî şahsiyet, mevki, makam ve para hırslarını eritir, küçümser, onların şer ve musibetlerinden kendini korur. Böyleleri ideal adamı, hak adamı, iman adamı olurlar.

        Gençlerinin ruhî şahsiyetini olgunlaştırıcı gayretlerle fedakârlıkların esirgendiği yerde her ân pusuda bekleyen mevki ve servet hırslarının sentezinden ibaret içtimaî şahsiyet galebe eder; gençliği pençesine takar; kâh tekmede zafer arayan spor müsabakacısı yapar; kâh hak ve hayatlar çiğnemede saadet arayan fahiş; kazançların çılgını hâline koyar; kâh büyük kapılardan büyük alkışlar arasında büyük adımlarla girmenin sevdalısı siyaset ihtirasıyla çürütür. İnsan artık kaybolur. İnsanı insanda yok etmeye kabiliyetli hırslar hayata hâkim olurlar; kalabalığın toplandığı yerlerde alkışlanan işte bu hırslardır.

        İlim, ahlâk, sanat ve din ideallerini ve insanın bütün yüksek sevgilerini teşkil eden ruhî unsurların zayıflayarak doyum vermediği, ruhlarda boşluk ve yetersizliğin, hissedildiği devirlerde başa gelen, iki halden biridir: Ya kendi zaafına, iktidarsızlığına ve yetersizliğine inanmış olmanın doğurduğu aşağılık duygusu hâkim olur. İnsandiki ruh kuvvetlerini ezer, iradeyi boğar hareket enerjisini sıfıra indirir. Gençliği, kendi değersizliğine inandıran sömürge çocuğunun ruh hâli, esaret duygusu idare eder. Daima korkulan bu düşkünlükten, bu aşağılaşmadan gençliği korumak için ona çok kere, benliğine bağlı olmayan, onun kendi ruh yaşayışına mal edilmemiş, şahsiyet örgüsünün derin tabakalarından alınmamış, milletin ve ferdin mazisinden çıkarılmamış yabancı idealler telkin ediliyor ve bu ideallerle harekete geçiriliyor. O zaman kendi dışından alınan kuvvetlerle harekete geçirilenler, ruhsuz bir hareket dünyasında hoyratlaşıyorlar, saldırıcı oluyorlar. Sonsuzluğa götüren yol ise ancak ruhun dünyasından geçtiği için, kindar, yıkıcı ve îmansız olan, yâni ruha karşı olan bu davranışlar Allah’a ulaştırmıyorlar; Ümitsiz bir karanlıkta bunaltıp bırakıyorlar. Karanlığın verdiği kasvet ve hüsranla ümitsizlikse saldırma arzularını daima daha çok arttırıyor ve bundan bütün yıkıcı hareketler doğuyor: isyanlar, ihtilâller, yıkıp ezici mitingler, tel'inler, tehditler ve her yerde kalbe uzanan yumruklar.

        Şahsiyet hastalıklarının en tehlikelilerinden biri "obsession" dedikleri musallat fikirlerdir. Bu hastalık da şahsiyetin bütününden kopup ayrılan bâzı unsurlar serbest kalarak şahsiyetin bütünü içinde eritilmediklerinden, ferdin şuuruna dışardan saldırırlar; ona suç işletir, kırıp yıkma hareketleri yaptırtırlar. Bu hâlin doğurduğu çıldırtıcı fikirler, insandaki muvazeneyi, iç düzeni bozar, huzursuzluk ve anarşi hâli şuuru doldurur. Aynı hâdise, cemiyet hayatına yaygın görülür. Kendinde barınan bâzı tasavvurlarla üzüntüleri istismar edici ferde yabancı bir takım içtimaî tasavvurlar, onun ruhundaki bu endişeleri dışardan kırbaçlamak suretiyle onu hoyratlaştırırlar. Bundan tıpkı taassup gibi komünizm ve anarşizm hareketleri doğmaktadır. Her sahada taassup denen şey, kendi aşısını daima tatlı meyva veren ruhdan değil de, dıştan alan bir kin ve saldırma iptilâsıdır. Komünizm de öyledir. Ruhun bütün sevgi ve merhamet kapıları kapatılarak haksızlığın barındığı hedefe çevrilmiş kindar ve intikamcı davranmıştır. Anarşizm ise, daima itaata karşı konan bir kinden doğmadır. Taassup, komünizm ve anarşizm, hep musallat fikirler, hâlinde fertleri ve cemiyetleri harekete geçiren şahsiyet hastalıklarıdır. Normal şahsiyet, bunların dışında yaşanacak bir hayat içinde aranmalıdır. Taassubun gayesi fikirlerin zorbalığı, bir nevi inancını putlaştırma olduğu hâlde, komünizmin gayesi fikirler ve inançlar âleminde tam bir anârşîzme ulaştırmaktır. Birincisi kara kuvveti ikincisi kaba kuvveti temsil eden bu iki kâbusdan ikisi de ruha düşmandır. İkisi de ruhdaki hürriyeti boğar ve ruhların sonsuzluğa götürücü iktidarını yok ederler, ikisi de fertlerle milletleri yaşatan şahsiyetin bitiminden kopmuş parçaları, hoyratlaşan kuvvetler hâlinde sevgiye karşı koyarlar. Cemiyetlerdeki şahsiyet hastalığının her biri şeklini meydana getiren bu iki kuvvetin çarpışması kadar yarınımızı tehdid eden başka bir musibet tasavvur edilemez. Kaba kuvvetle kara kuvvetin ikisini birlikte ortadan kaldırarak hakikatin güneşinde gönülleri birleştirecek aşk ve îman ise savaş ve döğüşlerin, tel'in ve tehditlerin değil, kalblerde yapılan fetihlerin eseri olacaktır.

         


        * Nurettin Topçu, “Şahsiyet”, Türk Yurdu, C. 5, nr. 4, (322), Nisan 1966, s. 27-28.


Türk Yurdu Mayıs 2016
Türk Yurdu Mayıs 2016
Mayıs 2016 - Yıl 105 - Sayı 345

Basılı: 12 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele