İpek Yolu Bilgi Şöleni ve Aksaray Gezisine Dair

Nisan 2016 - Yıl 105 - Sayı 344

        İPEK YOLU BİLGİ ŞÖLENİ VE AKSARAY GEZİSİNE DAİR

        İlki 2013 senesinde yapılan İpek Yolu Projesi’nin ikinci ayağı geçtiğimiz ay Ankara Millî Kütüphane’de gerçekleştirildi. Ancak bugüne gelmeden evvel İpek Yolu ile ilgili ehemmiyet gördüğüm birkaç bilgi kırıntısı vermekte fayda görüyorum.

        İpek Yolu diye adlandırılan uzun ve maceralı güzergâh, esasında salt ticaret yolu olmaktan öte bir kültür alışverişinin merkezi, medeniyet inşasının odak noktasıdır. Roma’dan Çin’e kadar uzanan ve büyük bir bölümü kadim Türk coğrafyası olarak addedebileceğimiz tarihin en uzun ve geniş yol ağından bahsediyoruz. Türk tarihinin ve Türk devletlerinin diğer kavim ve devletlerle yüzyıllar boyunca şiddetli mücadelelerine sahne olan, Türk tarihinin her safhasında mutlak neden-sonuç denklemi içerisinde yer alan mukaddes bir yol mevzubahis olan. İnsanlık için büyük önem arz eden büyük bilgi birikiminin aktarıldığı, kültürel etkileşimlerin en üst düzeye çıktığı, yeni buluşlar ve icatların sahne aldığı ipek kadar kaygan ama bir ipek böceğinin kozasını örmesi kadar meşakkatli olan bu yol bir köprü vazifesi kuruyordu Doğu’dan Batı’ya.

        Hülâsa; “Dünya tarihindeki birçok önemli olay İpek Yolu ile bağlantılıdır. Büyük İskender’in Doğu seferinde kullandığı yolların büyük bölümü İpek Yolu adı verilen bu tarihî yoldur. Selçuklu Türklerinin batıya ulaşmasında en önemli rehber, bu yol güzergâhları olmuştur. Cengiz Han’ın seferinde kullandığı da tarihî İpek Yolu’dur. Marco Polo’nun seyahatine zemin olan da bu yoldur. Burada, milletler imparatorluklar karşılaşmış, yükselmiş veya çökmüşlerdir. Dinler, felsefeler doğmuş ve dünyanın değişik yerlerine buradan yayılmışlardır. Büyük İpek Yolu, tarihin en büyük tanığıdır.’’[1]

        İşte bugün, unutulmaya yüz tutmuş, tarihin derinlikleri içerisinde kalmış İpek Yolu’nun bir kültür çerağına dönüşmesi için önemli bir projenin hayata geçirildiğine şahit oluyoruz. 3 – 5 Mart 2016 tarihinde Ankara Millî Kütüphane’de gerçekleştirilen, tam adıyla, Uluslararası İpek Yolu’nun Yükselişi ve Türk Dünyası Bilgi Şöleni yoğun bir katılım ve kalabalık bir konuşmacı ekibi ile açılışı yaptı. Açılış ertesi, özellikle Türkî Cumhuriyetlerden gelen akademisyenler, ülkemizin dört bir yanından bildiri sunmak için gelen katılımcılar ile Bilgi Şöleni’nde tarih şuuru ve dostluk bağları ile dolu bir iklim hâkim oldu. Sanattan mimariye, eğitimden siyasete, tarihten edebiyata değin birbirinden kıymetli bildiriler, saatleri paralel üç salonda birden, dinleyicilere büyük bir bilgi ziyafeti sundu. Esasında önceden ilgi duyduğu bildirileri seçen dinleyiciler için salonlar arası tatlı bir koşuşturmanın da hasıl olduğunu belirtmek gerekir.

        İpek Yolu Bilgi Şöleni boyunca bilimsel faaliyetlerin yanında bir de “İpek Yolu Fotoğraf Sergisi” katılımcıların beğenisine sunuldu. Doğu Türkistan’dan Anadolu’nun içlerine kadar insan, coğrafya ve mimari üçgeninin görsel hafızaya kazınırcasına etkili bir sunumla fotoğraflandığı sergi, insana zaman ve tarih içerisinde seyyahvari bir yolculuk şansı tanıyordu.

        Bunun dışında belki de bildiriler ve sergi kadar mühim olan şey oturumlar arası samimi sohbetler ile yemek saatleri içerisindeki kaynaşma idi. Burada Türk coğrafyasının dört bir yanından gelmiş olan akademisyenler, araştırmacılar ve dinleyiciler fikir alışverişinin yanında, İpek Yolu hattı boyunca ortak olan birçok değer ve kültür motifleri ile ilgili bolca sohbet etme imkânını yakaladılar. Türkçenin birçok lehçesi kulaklarda aynı gönül havzasından çıkmışçasına yankılandı salonda.

        Tarihe Yolculuk: Aksaray

        İpek Yolu Projesi’nin son bölümünü gerçekleştirmek, tarihin ve medeniyetin izlerini görmek, Bilgi Şöleni boyunca anlatılanların kadim şahitleri ile buluşmak için sabah erken saatlerde Ankara’dan Aksaray yönüne doğru harekete geçtik. İki otobüs ile çıktığımız yolculuğumuzda katılımcıların çoğunluğu Türkiye’de görev yapan akademisyenler olmakla birlikte, bir de çok değerli misafirlerimiz; Azerbaycan ve Güney Azerbaycan’dan gelen akademisyen dostlarımız da bizlerle birlikteydi. Adriyatik’ten Çin Seddi’ne değin fâtih Türkçe ile seyahat etmek nasıl bir gurur ve mutluluk verirse insana; bizler de dostlarımızla beraber olmanın, onlarla aynı gönül diliyle konuşmanın, sohbet etmenin mutluluğunu yaşadık gezi boyunca.

        Şehriyar’dan, Vahapzade’den şiirler mi dinlemedik? Azerbaycan mahnıları ile diyar diyar mı gezmedik? Aynı türküleri zengin Türkçenin farklı farklı kelimeleri ile mi söylemedik? Hep bir ağızdan birliğimizin, kardeşliğimizin tarihi bir vesikasını oluşturan Çırpınırdı Karadeniz’i söylerken, yüzlerde tebessüm ve inançla bir kez daha ve kararlılıkla “Bir millet, iki devlet!” mesajını mı vermedik? İşte bütün yolculuğumuz boyunca otobüslerimizin içerisinde yaşadığımız güzel anların bir özetidir bu.

        Yolculuğumuzda ilk durağımız Şereflikoçhisar’ı biraz geçtikten sonra, kısa bir dinlenme ve gezinti molası verdiğimiz Tuz Gölü kenarı oldu. Rüzgârlı ve güneşin bütün parlaklığı ile yansıdığı Tuz Gölü kenarında yaptığımız kısa bir gezinti ve göl kenarındaki ürün satış tezgâhlarını gezmemizin ertesinde, ana hedefe, Aksaray’a doğru tekrar yola koyulduk.

        Yer yer yağmurlu, yer yer bulutlu ve gezimizin ilerleyen saatlerinde bol bol karşılaşacağımız dolu yağışı ile beraber Aksaray’a ulaştık. Burada bir tesiste verdiğimiz kısa bir çay molasının ertesinde İl Kültür Müdürlüğü’nden gelen rehberimizle birlikte rotamızdaki ilk hedef noktamız olan Ağzıkarahan Kervansarayı’na ulaştık. 1239 senesinde Anadolu Selçuklu hükümdarı II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde tamamlanan kervansaray, Selçuklu mimarisinin tipik bir modelini teşkil ediyordu. Tarih boyunca İpek Yolu’nun tacirlerini, seyyahlarını Türk düşüncesinin en güzel örneklerinden biri olan geniş misafirperverlik özelliği ile ağırlayan Ağzıkarahan, aynı zamanda müstahkem bir askeri konak ve sığınak görevi de görmüş tarih boyunca. Yine konaklayanların ve ziyaret edenlerin can ve mal güvenliğinin sağlanması gayesi ile ilk sigorta sistemini geliştiren han olma özelliğiyle[2] de dikkatlerimizi çekti Ağzıkarahan.

        Ağzıkarahan’dan sonraki durağımız Aziz Marcurius Yeraltı Şehri oldu. Tarihî taş evlerin arasında, küçük bir girişi bulunan şehir, Hristiyanlığın yasak olduğu MS 250’li yıllarda yaygın olarak kullanılırken[3], bir sığınak hüviyeti de taşımaktaymış. Göz göz odaları, labirenti andıran koridorları, güvenlik sebebiyle kapılara konuşlandırılmış devasa silindirik taşları ile yeraltı şehri, kullanıldığı dönem de göz önünde bulundurulunca tam bir gizli kale görüntüsü çiziyordu doğrusu.

        Ihlara Vadisi’ne vardığımızda biraz yorgun, ama bir o kadar da müthiş bir tabiat harikasına erişmenin sevinci vardı içimizde. Güzelyurt ilçesi sınırları içerisinde bulunan Ihlara, asırlar boyu Melendiz Çayı’nın sularının aşındırması sonucu ortaya çıkan muazzam bir kanyona ismini veriyor. Yağışlar nedeniyle debisi yükseldiği için inemediğimiz çay kenarına, kuşbakışı dahi olsa bakmak, göz gezdirmek, tabiatın kuvveti ve güzelliği ile ilgili çok önemli tecrübeler edinmemize vesile oldu. (Özellikle bu alanın turizme kazandırılması ile ilgili seyir teraslarından balon turuna değin çeşitli projelerin hayata geçirilmesi için yoğun çaba harcandığını, gezimizin akşamında sohbet etme imkânı bulduğumuz, Aksaray adına heyecanlı ve umutlu İl Kültür Müdürü tarafından öğrenmiş olduk.)

        Gezimizin bir diğer durağı yine Güzelyurt ilçesi sınırları içerisinde bulunan Manastır Vadisi içerisinde yer alan Kilise Cami (Aziz Gregorious Kilisesi) oldu. Cumhuriyet dönemiyle birlikte cami olarak kullanılmaya başlanan kilise; İmparator Theodosius tarafından, Nenezili din bilgini Aziz Gregorius adına MS 385 yılında kapalı haç planında inşa edilmiş.[4] Gövdeden ayrı minaresi, ihtişamlı kubbesiyle beraber, cami içerisinde bulunan ve Rus Çarı II. Nikola tarafından gönderilen Ahşap Anbon ise ahşap işçiliğinin güzel bir örneği olarak dikkatimizi çeken objelerden biri oldu.

        Günün son durağı şehir merkezinde yer alan Somuncu Baba (Şeyh Hamid-i Veli) Türbesi oldu. Babası, soyu 24. kuşaktan peygamberimize dayanan Şeyh Şemseddin Musa El-Kayserî olan Somuncu Baba; Kayseri, Şam, Erdebil, Bursa, Hicaz gibi şehirlerde yaşamış, Aksaray’da vefat etmiştir. Ciddi bir ilmî ve tasavvufî eğitim alan Somuncu Baba, Anadolu’yu yurt hâline getiren ve bir geleneği sürdüren erenler arasında bulunması vesilesi ile önemli bir şahsiyettir.[5]

        Günün yorgunluğunu, Aksaray Belediyesi’nin misafirliğinde yediğimiz yemeklerle ve elbette bizler için oldukça mühim hediyeler olan kültür eserlerine kavuşarak ve konakladığımız otelimizde dinlenmek suretiyle üzerimizden attık.

        Gezimizin son gününe bu kez düne nazaran güneşli ve ılık bir hava ile uyandık. Dolu yağışı, rüzgârlı hava ve ciddi bir yorgunluğun ardından güneşin o tatlı ışıkları hepimiz için güne daha dinç başlama nedeni oldu. Son durağımız, Anadolu’daki en önemli kervansaraylardan bir olan “Sultanhanı Kervansarayı” oldu.

        Anadolu’nun en büyük kervansarayı unvanına sahip olan Sultanhanı, Sultan I. Alaeddin Keykubad zamanında 1229 yılında yapılmış. Selçuklu mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan kervansaray, sizi büyük bir haşmetle karşılayan taç kapısı ile İpek Yolu’nun o tarihî mistik atmosferine taşıyor, deyim yerindeyse. Geniş avlusu, süslemeleri, avlunun tam ortasında küçük bir mimarî şaheser edası ile misafirlerini selâmlayan Köşk Mescit ile unvanına ve içerisinde bulunduğu kadim medeniyete yakışır bir vakur duruşuyla Sultanhanı, geçmişin bütün ihtişamı ve sadeliğini bünyesinde barındırıyor.

        Son olarak Sultanhanı Belediyesi’ne ait bir halı tamir atölyesini ziyaret ederek Aksaray gezimizi tamamladık. Burada, Türk kültürünün tüm açıklığı ile ortaya konduğu, kadim kültürün tüm ayrıntılarının sergilendiği dokuma halıların tamir işlemini zevkle takip ettik. Türkistan coğrafyasından Anadolu’ya değin, değişerek ama özünü kuruyarak gelmiş halı motifleri, bizlere bir kez daha büyük bir medeniyetin çocukları olduğumuz izlenimini ve sorumluluğunu veriyor.

        Aksaray, görmeden önce ve gördükten sonra olarak zihinlerimizde kati bir değişime sebebiyet verdi. Tarihiyle, tarihin hediye ettiği kadim eserleri ile, İpek Yolu’nun mühim bir geçiş noktasını oluşturan coğrafi konumuyla, Hasandağı’nın görkemli gölgesi altında huzurlu ve sakin bir Anadolu şehri olan Aksaray, hatıralarımızda güzel bir yere sahip oldu. Sanıyorum yazımızı bitirmeden evvel, en başta önemini ifade etmeye çalıştığımız İpek Yolu’na gönül veren ve bütün bu organizasyonların mimarı olan Dr. Fahri Atasoy’a, proje boyunca büyük bir özveri ile çalışan Türk Yurdu dergisi çalışanlarına ve Türk Ocakları Genel Merkezi yönetim kurulu üyelerine teşekkürü bir borç biliriz. 

         


        [1] Kervansaray Yolu Kayseri-Konya Orta Anadolu Hattı Rehber Kitap, Ankara 2016, s. 14.

        [2] On Bin Yıllık Tarih ve Kültür Şehri Aksaray, Aksaray Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Aksaray 2014, sy. 71.

        [3] A.g.e., sy.50.

        [4] A.g.e., sy.21.

        [5] Bilgi için: Somuncu Baba: Hayatı ve Eserleri, Mahmut Ulu, Konya 2016.


Türk Yurdu Nisan 2016
Türk Yurdu Nisan 2016
Nisan 2016 - Yıl 105 - Sayı 344

Basılı: 12 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele