Aluşta’dan Esen Yeller

Nisan 2016 - Yıl 105 - Sayı 344

        ALUŞTA’DAN ESEN YELLER

        Aluşta’dan Esen Yeller – Bir Kırım Türküsü*; bir tıp doktoru olan ve sırf bunu yazmak için mesleğine bir süre ara veren ve bu süre içinde birçok kişiyle görüşmeler, araştırmalar ve geziler yapan Serra Menekay’a ait bir roman. Yazarın niçin böyle bir fedakârlık yaptığını, zahmetlere girdiğini romanı okuduğunuzda anlayabiliyorsunuz. Şahsi ve hissi sebeplerle ve de bilinçli bir tercihle “Kırım” konulu bu romanı yazan Serra Menekay’ın bir Kırım Tatarı, romanın “gerçek” karakterlerinin de onun akrabaları olduğunu vurgulayalım ki, ne demek istediğimiz daha açık anlaşılabilsin.

        İçinde “gerçek”, yani, yaşamış-yaşayan karakterler var ise o eserin içeriğinde de “gerçek” yaşanmışlıklar söz konusu demektir. Dolayısıyla, kurgulanmış bir eserin anı-biyografi-otobiyografi-belgesel unsurlardan dokunuşlar alması kaçınılmazdır. Özellikle de bir “dönem” romanında, tarihî gerçekliklere aykırı olmamak şartıyla, bu unsurların kullanılması normal ve gereklidir. Yazarın -öznel tercihleriyle- ve yine gerçekliklere halel getirmeden bütünlüğe katacağı kurgu karakterler, olaylar ve mekânlar bir eseri “belgesel” olmaktan çıkarır ve “roman” hâline getirir. “Aluşta’dan Esen Yeller” işte böylesi bir dönem romanı…

        Kırım Tatar Türklerinin 1944 yılının 18 Mayıs’ında, bir gece yarısında başlayan ve tam yarım asır süren sürgün trajedisini anlatıyor “Aluşta’dan Esen Yeller”… Bir yanda, Kırım’ın Akmescit-Gökgöz-Karasupazar yörelerinden başlayan, Urallar’da Solkamsk, Özbekistan’da Gülistan ve Semerkant’a uzanan uzun, hüzünlü, acı ve eziyet yüklü sürgün yolculuğu; öte yanda Almanya ve Türkiye’ye uzanan kaçış ve sığınma macerası…

        Kırım’ın doğusu ile batısına uzanan iki yönlü sıladan-vatandan uzaklaşma yolculuğuna, iki kadının gözünden iştirak ediyoruz. Urallara sürülen Fatma, ailesiyle yerleştiği Solkamsk şehrinde var olma mücadelesi verir. Karın tokluğuna çalışan, ama açlık sınırında yaşayan ailesinin küçük çocuklarına yeterli besin sağlamak için her türlü zorlu işlerde çalışan Fatma’nın bir başka mücadelesi de Özbekistan’a sürülen diğer akrabalarına kavuşmak içindir.

        Kurgu karakter Nehar ise bir Alman subay ile evlenir; bir oğlu olur; Sovyetlerin Kırım’ı ele geçirecekleri sırada Almanya’ya gider ve buradaki kamplarda kalır. Sonrasında Türkiye’ye gelir; önce İzmir’de, sonra Ankara’da kendi işini kurar. Başından şanssız evlilikler geçen Nehar da Kırım kültürünü yaşatmak için çırpınan, Kırım hasreti çeken azimli ve çalışkan bir kadındır.

        Bu iki önemli kadın karakterin yanı sıra, hemen hepsi yazarın bizzat akrabaları olan diğer karakterler eşliğinde, dört bir yana dağılan Kırım Tatarlarının yarım asır boyunca neler görüp geçirdiklerini gözlemliyoruz. Bunlardan biri, yazarın dedesi olan ve bulunduğu her yerde Kırım Tatarlarının hakları için mücadele eden, Kırım Tatar kültürünü yaşatmak için sürekli çalışan Bilal Menekay (Bilal Aga)’dır. Önce Almanya, sonra Türkiye’ye giden Bilal Aga’nın en büyük hayali ve umudu tekrar Kırım’a dönebilmek; vatanını bir kez daha görebilmektir. Onun hanımı Rebiye, oğlu Seyyar (yazarın babası), Seyit Halil, Hüsniye, Emine, Mahmut diğer karakterlerdir.

        Ve tabii ki Mustafa Cemiloğlu… Kırım millî davasının unutulmaz sembol ismi… Her ne kadar romanda aslî karakterlerden olmasa da bilhassa Fatma’nın anlatımında sık sık dile getirildiği üzere, Mustafa Cemiloğlu’nun daha yirmili yaşlarının başlarında, Kırım Tatarlarının haklı davasını savunmak, dile getirmek için nasıl bir kavga verdiğini; her türlü Sovyet baskısına, zulmüne uğramasına ve sudan bahanelerle sık sık hapislere atılmasına rağmen, yılmadan, bıkmadan, inanç ve azimle dik durduğuna yıl yıl şahit oluyoruz. Böylece, bir zamanlar Türkiye’de, “Esir Türkler” meselesinin ve davasının posterlerde-afişlerde yansıyan siması ve sembolü olan Mustafa Cemiloğlu’nun destansı mücadelesini bir kez daha hatırlama ve yâd etme fırsatı buluyoruz.

        Bilindiği gibi, bizler Kırım Tatar Türklerinin hem Alman hem de ardından Sovyet işgâli esnasında yaşadıkları zulümleri ve sıkıntıları merhum Cengiz Dağcı’nın o unutulmaz romanlarında okumuş, görmüş ve öğrenmiştik. Ve şimdi, Serra Menekay’ın, bizzat o yılları yaşamış insanların hatıralarından yola çıkarak kaleme aldığı “Aluşta’dan Esen Yeller” adlı romanıyla bir kez daha Kırım Tatarlarının acılarını, hüzünlerini, özlemlerini ve vuslatlarını hissetme fırsatı buluyoruz. Özellikle, 18 Mayıs gecesi başlayan sürgün yolculuğu esnasında, ölüm trenlerinde insanların neler çektiklerini; yerleştirildikleri bölgelerde nasıl açlık ve hastalıklar yüzünden öldüklerini bütün çıplaklığıyla bu romanda okuyor ve anlıyoruz.

        Romanın son kısmında, bir soyağacı ile fotoğraf albümü yer alıyor. Böylece, yazarın ve dolayısıyla romanda yer alan karakterlerin birbirleriyle rabıtalarını ve simalarını görerek kurgusallıktan uzaklaşıp gerçekliğe biraz daha yakınlaşmış oluyoruz.

        İlk romanı olmasına rağmen sağlam bir kurgu, akıcı bir üslup, sade bir dil kullanan ve sonuçta bir solukta okunan bu eseri ortaya koyan yazar Serra Menekay’ı kutluyor ve “Aluşta’dan Esen Yeller”i Türk edebiyatına kazandırdığı için kendisine teşekkür ediyoruz.

        ---------------------------

        *Serra Menekay, “Aluşta’dan Esen Yeller – Bir Kırım Türküsü”, Doğan Kitap, İst. 2015, 386 sayfa


Türk Yurdu Nisan 2016
Türk Yurdu Nisan 2016
Nisan 2016 - Yıl 105 - Sayı 344

Basılı: 12 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele