Ermeni Sorunu ve İstanbul Ermeni Patrikhanesi (1878 – 1923)

Nisan 2016 - Yıl 105 - Sayı 344

        ERMENİ SORUNU VE İSTANBUL ERMENİ PATRİKHANESİ (1878 – 1923)

        1461’de Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulduğu kabul edilen İstanbul Ermeni Patrikhanesi, Osmanlı Ermenilerinin dinî ve siyasi idare merkezi olarak kabul edilmişti. Ermeni Patriği, Osmanlı millet sistemi çerçevesinde Ermeni millet başı olarak kabul edilmiş ve Osmanlı Devleti ve Sultan adına cemaatinin işlerini yürütmüştür. Ayrıca Ermeni Patrikhanesi’ne Süryaniler, Kıptîler ve Habeşler bağlanmışlardır. Bu gruplar da kendi dinî ve siyasi işlerinde Ermeni Patrikhanesi’ne tâbi hâle gelmişlerdir. Osmanlı millet sistemi çerçevesinde yürütülen bu idari yapı Tanzimat dönemine kadar sürecektir. Tanzimat döneminden itibaren Osmanlı Devleti’nin idari anlamda yaşadığı dönüşüm, gayrimüslim idarelerine de yansımıştı. Bilhassa 1863 tarihli Ermeni Milleti Nizamnamesi’nin ilanından sonra patrikhanenin vazife ve salahiyetleri de farklılaşmıştı. 1863 Ermeni Nizamnamesi ile patrikhanede üç meclis temsil edilmiştir: Ruhani, cismani ve umumi meclis. Böylelikle Ermeniler din işlerinin yanı sıra maarif, sağlık, evkaf, vergi ve kısmen adalet işlerinin de tamamen kendileri tarafından yürütülmesini temin eden bir teşkilat kanununa sahip oluyordu. Yine bu nizamname ile Ermeni asillerin tahakkümünü tamamen ortadan kaldırınca; patrikler, Fatih Sultan Mehmet’ten bu yana ellerinde tuttukları iktidarı Ermeni milletiyle paylaşmak durumunda kaldılar. Siyasî temsil bakımından önemli bir dönüm noktası olan meclisin tesisi, maarif, edebiyat ve kültür değişim ve gelişim dalgasını da beraberinde getirdi.

        Öte yandan bütün bu gelişmelere rağmen 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar Osmanlı Devleti için ciddi bir Ermeni gailesi olmadığını söylemek mümkündür. Ancak 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sonrasında imzalanan Berlin antlaşmasıyla Ermeni meselesi ortaya çıkartılarak Batılı devletlerin müdahalesine zemin hazırlandı. Bu şartlar muvacehesinde patrikhaneye hâkim olmak, aynı zamanda Osmanlı sınırları dâhilindeki Ermeni cemaatine hâkim olmak anlamına geldiğinden, Ermeni cemaati içindeki siyasi hareketler, Ermeni ahali arasında taraftar bulmaya çalışmakla beraber, patrikhane tarafından da kendi görüşlerinin ve hedeflerinin benimsenmesi için uğraşmışlardır. Patrikhanenin, Avrupa devletlerinin artık rahatlıkla müdahale edebildikleri ve gelişen Ermeni silahlı hareketine muvazi olarak, muhtar yahut müstakil bir Ermenistan mefkûresinin Ermeni cemaati arasında gittikçe daha çok taraftar bulduğu bu sürecin dışında kalması mümkün değildi. Bu itibarla patrikhane, doğrudan ya da dolaylı olarak, Ermeni meselesinin ortaya çıkış ve gelişim sürecinde her zaman meselenin bir parçası olmak durumunda kalmıştır. Patrikliğin mevkii düşünüldüğünde son derece tabii olan bu durum, vazife başındaki patrikleri, çoğu zaman dinî ve siyasi salahiyetleri bakımından, devlet ve Ermeni cemaatinin diğer unsurları arasında ikileme düşürmüştür. Osmanlı Devleti tarafından Ermeni cemaatinin baş temsilcisi ve Ermenilerle ilgili problemlerin asıl muhatabı kabul edilen patrikler, Ermenilerin bir dinî ve siyasi liderden ziyade “Osmanlı Devleti’nin Ermeniler üzerinde söz sahibi olan yüksek dereceli bir memuru” olarak telakki edilmişlerdir. Dolayısıyla Osmanlı Devleti’nin, Ermenilerin idaresi ile ilgili her konuda doğrudan tek muhatap kabul ettiği patrikler, temsil ettikleri bu siyasi güçle birlikte, zamanla kendileri dışında gelişen farklı siyasi hesaplaşmaların da tarafı olmak durumunda kalmışlardır. Bu mücadeleler, malûm olduğu üzere, sadece Ermeni cemaatinin kendi içindeki hâkimiyet kavgalarıyla sınırlı kalmayarak, Ermeni ahalinin bir kısmının Osmanlı Devleti ile de karşı karşıya gelmesine yol açmıştır. Bu süreçte bazı patrikler silahlı hareketlerin bizzat kendilerine yönelmesi pahasına, devlet ile işbirliğini sürdürürken bazıları cemaatleri üzerindeki nüfuzlarını kaybetmemek için, din adamından ziyade, siyasi nüfuz sağlamaya başlamışlar, hatta kilisenin dünyevi salahiyetlerini koruyabilmek gayesiyle, muhtar bir Ermenistan kurmak düşüncesine destek vermişlerdir.

        Ramazan Erhan Güllü[1], bu çerçevede patrikhane çevresinde gelişen hadiseler ve kavgaları, Osmanlı arşivlerinin yanı sıra Ermeni kaynaklara da eğilerek gerçekleştirdiği araştırmalar neticesinde, “Ermeni Sorununun Ortaya Çıkış ve Gelişim Sürecinde İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin Tutumu (1878-1923)” başlıklı doktora tezinde ele almıştır. Doktora tezinin genişletilmiş hali olan Ermeni Sorunu ve İstanbul Ermeni Patrikhanesi (1878-1923) adlı eser Türk Tarih Kurumu (Ankara – 2015) tarafından yayımlanmıştır.

         


        [1] İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü Öğretim Üyesi


Türk Yurdu Nisan 2016
Türk Yurdu Nisan 2016
Nisan 2016 - Yıl 105 - Sayı 344

Basılı: 12 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele