Küreselleşen Dünyada İranlı Oyunlar

Mayıs 2015 - Yıl 104 - Sayı 333

        Genel Olarak

        
Küreselleşme, “yerkürenin farklı bölgelerinde yaşayan insan, toplum ve devletler arasındaki iletişim ve etkileşim derecesinin “karşılıklı bağımlılık” kavramı çerçevesinde giderek artması olarak tanımlanabilir”1 Küreselleşmenin ortaya çıkışı Kadim Yunan’a kadar geri götürülebilse de bugün sistemleşen küreselleşme, Sovyetlerin dağılmasından sonra hızla gelişmiş ve tüm dünyayı etkilemiş, insan yaşamının hemen hemen her alanına adım adım yerleşmiştir. Halkları benzeştirme, ortak menfaatler, ortak eğlenceler peşinde ortak bir tüketici toplumu ve popüler bir kültür inşası, gün geçtikçe en muhafazakâr toplumları bile olumsuz olarak etkilemiştir.

        
Küreselleşme siyasi, ekonomik, teknolojik ve çevre faktörlerine sahiptir. Bununla birlikte küreselleştirmenin en önemli ayağını ekonomik bağlılık oluşturmaktadır. Küreselleşme, ekonominin hemen hemen her alanında sistematik bir şekilde bağlılığı öngörmektedir. Her ne kadar “karşılıklılık” esasına göre şeklinde bir tanımlama yapılsa da yaşananlara bakıldığında karşılıklılık meselesi sadece bir aldatmacadan ibaret olduğu görülecektir. Asıl olan Batı’nın sömürgeci devletlerinin kurduğu sisteme diğer dünyayı entegre etmek, bu şekilde diğer devletleri kendilerine bağlamayı amaçlanmaktadır. Bu ise sömürgeleştirmekten çağdaş emperyalizmden başka bir şey değildir. Böylelikle bankacılık sistemi, yatırım ve sermaye hareketliliği, borçlanma hamleleri kontrol altına alınarak, bir bakıma vatandaşla yönetim arasında var olan sadakati bağı test edilmekte ve bu bağımlılık sistemin bir silahı olarak kullanılmaktadır. Bu yeni sistemde yönetimler popüler kültürle zehirlenmiş menfaatçi grupları memnun ettikleri sürece iktidarda kalabilmekte, bu nedenle de iktidarda kalabilmek için küresel sisteme bağlı olarak çalışmak zorunda kalmaktadır.

        
Günümüzde küreselleşmeye karşı koyabilen çok az sayıda devlet kalmıştır. Bunlar da uluslararası sistemden kopuk yaşamayı tercih eden ya da koparılmış devletlerdir. Kuzey Kore, Küba ve İran bu kapsamda ilk akla gelen devletlerdir. Ancak bu devletler de yavaş yavaş sisteme adapte edilmek için çeşitli politikalara maruz bırakılmaktadır. Kuzey Kore ve İran’ın nükleer programları bu politikaların önemli bir adımını oluşturmaktadır. Kuzey Kore çeşitli hamlelerle yıpratılırken, İran özellikle Sovyetlerin yıkılışından sonra giderek artan şekilde baskı altına alınmış ve birçok yaptırıma özellikle de ekonomik ambargolara maruz bırakılmıştır. Bu ise İran’ın milli bir yapı oluşturmasına, kendi ekonomisini, askeri sanayini, uluslararası sistemde yeni müttefikler edinmesini sağlamıştır. Batı’nın İran politikalarında beklediği sonucu alamaması ve İran’ın Batılı devletlerin istediği şekilde boyun eğmemesi üzerine bugün yeni bir politikaya yöneldiği görülmektedir. Uzlaşma, zaman kazanma, kontrol altına alma, denetleme gibi çeşitli şekillerde ifade edilen bu yeni politika iki taraf arasında yapılacak bir anlaşma ile uygulamaya başlanacak. Ancak bir gerçek var ki, İran’ın ellerinin serbest bırakılması özellikle bölgemizde büyük hareketliliklere sebep olacak ve Batı’nın tekrar bu bölgede sıcak operasyonlarına sebep olabilecek fırsatlar doğurabilecek, hiç şüphesiz Türkiye’ye ve Türkiye’nin bölge politikalarına da önemli yansımaları olacaktır.

        
İran’ın Jeopolitik Konumu

        
İran coğrafi konum itibarıyla Avrasya’nın en “kilit” bölgelerinden birisinde bulunmaktadır. Bu nedenle İran, tarih boyunca bölgesel ve küresel ekonomik ve siyasi politikaların merkezinde olmuştur. Zira, doğu ile batı, kuzey ile güney arasında bağlantı noktasını oluşturmaktadır. Bu nedenle ülke, küresel hâkimiyet peşinde koşan güçlerin hedef tahtasında olmuştur.

        
Yirminci yüzyılın başlarında İran’da tespit edilen petrol rezervlerinin zenginliği ve daha sonraları keşfedilen zengin doğal gaz rezervleri, İran’ın stratejik önemini daha da artırmıştır. Kafkasya, Orta Asya, Güney Asya, Basra Körfezi ve Orta Doğu ile sınırı olan ve bu bölgelerle aynı anda ve kolaylıkla etkileşim sağlama imkânına sahip olan İran, Soğuk Savaş süresince ABD ve Sovyetler Birliği’nin etkisi altına almaya çalıştığı bir ülke olmuştur. Dünya düzeninin yeniden şekillendiği yıllarda İran’ın karar ve eylemleri bölgesel politikaların tespitinde ve uluslararası sistemin yapılanmasında etkileyici bir faktör olmuştur.2

        
Humeyni devriminden sonra, İran İslam Cumhuriyeti’nin dış politikası, “devrimci” özellikler taşıyan ve yenilikçi hamleler yapan bir özellik taşırken zaman içerisinde dış politikanın evrildiği, ehlileştiği, hatta bazı konularda statükocu bir yapıya dönüştüğü görülmüştür. Bu durum İran’ın örnek bir model olması projesinin başarısızlığının bir sonucudur. Zira İran yönetiminin ortaya attığı “mustazaflarını emperyalizmden kurtarmak” hedefi gerçekleştirilememiş, İran uluslararası sistemde kendisini çok zor bir konuma sürüklemiştir. Devrimden sonra geçmişten gelen ekonomik ve sosyal sorunlara çözüm bulunamaması, İran-Irak savaşı ve İran’ın dış dünyadan izolasyonu, rejimin ülke içindeki varlığını bile sorgulanır hâle getirmiştir. Bu husus dış politikada realist kanadı ortaya çıkarmış, Rafsanjani dönemiyle birlikte pragmatist politikaların dış politikaya hâkim olduğu görülmüştür. Rafsancani hükümetinin ekonomiden başlayarak önemli reformlara gittiği, Batılı ülkelerle işbirliği yaptığı, sosyal, kültürel alanlarda yenilikçi düzenlemeler yapıldığı görülmektedir. Bu dönemde ülkenin iç güvenliğini korumak adına dıştan gelecek tehditlere karşı bir yandan diplomasiyi kullanmaya çalışırken diğer taraftan silahlanmaya yönelinmiştir. Bu politikalar Hatemi ile birlikte devletin temel politikası hâline getirilmiştir. Bu dönemde devrimin ihracı görüşünden tamamen askıya alınmış, dış politikada anti-emperyalist söylemler özellikle de anti-Amerikancı ve anti-Siyonist söylem kendini göstermiştir. Dış politikada devrimci söylem ülke içinde marjinal gruplarca hâlâ gündemde tutulsa da devlet politikası olmaktan vazgeçildiği görülmektedir.

        
Küresel Sistemin İran Oyunları

        
İran, nükleer güce sahip, hafife alınamayacak askeri gücüyle her zaman dikkate alınması gereken bir güç olarak sistemin kendini tanımlaması için büyük bir mücadele vermiş ve bunda da göreceli olarak başarılı olmuştur. Ancak toplumun isteklerine kulak verememiş, yönetimle vatandaşın sadakat bağını sağlam tutmayı, gerektiği şekilde sağlayamamıştır. Molla rejiminin memurlarının yaşam tarzını halkın yaşam tarzıyla bütünleştirememiş, toplumun Batı tarzı yaşam tarzına olan taleplerini daha çok baskı ile ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Bu ise ülkedeki muhalefetin gün geçtikçe güçlenmesine, bilinçli şekilde direnmesine, yönetimin gayretlerini boşa çıkartacak hamleler yapmasına sebep olmuştur. Hatta muhalefet, vatan hainliği denebilecek bir işi, yani ülkenin nükleer santrallerinin gizli yerlerinin ortaya çıkarılmasında Batı ile işbirliği yapabilmiştir. Böylelikle yönetimle olan sadakat bağını kopararak onu değişime zorlamaya çalışmıştır.

        
Gelinen noktada, İran örneğinde olduğu gibi “zamanın değişimiyle değişimin kaçınılmaz olduğu” gerçeği bir kez daha kendini göstermiştir. Dün Sovyetlerin yapamadığı toplumun ihtiyaçlarına kulak verme işini, bugün İran tekrarlamış ve küreselleştirilen dünyaya direnen son kalelerden birisi daha yavaş yavaş teslime doğru zorlanmıştır.

        
İran’la Nükleer Anlaşma Ne Anlama Geliyor?

        
İran’ın nükleer faaliyetlerine ilişkin süreçte son dönemde önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Şimdiye kadar tarafların uzlaşmayan talepleri son dönemde ortak noktalarda buluşturulmaya çalışılıyor. Bunda hiç şüphesiz ortaya çıkan IŞİD, Rusya ve Yemen problemlerinde İran’ın önemli bir etken olmasının da payı mevcut. Oysa çok kısa bir süre önce özellikle Batılı ülkeler, İran’ın nükleer programı konusunda son derece olumsuz bir tavır sergilemekte ve İran’la anlaşmaya sıcak bakmamaktaydı. Hatta ABD’de birçok şahıs ve kurum, Tahran’da rejim değişikliği olmadan bu mücadeleye son vermemeye kararlıydı.3

        
İran’la varılan uzlaşının birçok anlamı bulunsa da beklide en büyük anlamı bölgede önemli bir etken olan İsrail’e olan etkisi. Nitekim uzlaşı sonrası İsrail yönetiminin beyanatları ve hükümetin acil eylem planı için toplanması, bu ülke yönetiminin gelinen noktadan hiç memnun olmadığını göstermektedir. 4 Zira Netanyahu’nun beyanatlarından anlaşmanın İsrail’in varlığını tehdit edeceği, İsrail’in var olma hakkını ihlal edeceğine ilişkin endişeleri açık olarak dile getirmektedir. Ancak İsrail’in bu beyanatlarına Amerikan tarafının verdiği cevaplar, bu anlaşmanın Amerika için de büyük anlamı olduğunu ve bu nedenle İsrail’in geleneksel itirazlarına rağmen uygulamaya konulacağını göstermektedir.

        
İran ile Batılı ülkeler arasında uranyum zenginleştirme programı nedeniyle yıllardır devam eden “nükleer gerilim”, Cenevre’de imzalanan bir ön anlaşma ile çözüm yoluna girdi. Anlaşmanın içeriğine bakıldığında yıllardır süren ambargonun kalkacak ve İran’ın bazı değerli varlıklarını kullanabilir hâle gelecek olması ve toplamda 7-8 milyar dolarlık bir kaynak elde edilmesi açısından büyük bir kazanç gibi görünse de anlaşmaya ilişkin verilere bakıldığında İran’ın teslim bayrağını çektiği söylenebilir. Anlaşmaya göre, İran, bu avantajlar karşılığında, uranyum zenginleştirme çalışmalarını sadece enerji üretimi için gerekli olan düzeyde tutmayı kabul etti. Bunun anlamı nükleer enerjinin belirli bir alan dışında kullanılmaması tescillenmiş oldu. Bunun karşılığında, her ne kadar İran yaptırımların hemen kaldırılacağını söylese de Batılı ülkeler ambargonun sadece askıya alınacağını, bazı kalemlere serbestlik verileceğini savunuyor.

        
Ekonomik alandaki kısıtlamalarda belirli oranda gevşetmelere gidilmesi kadar tehlikeli bir hüküm olmadığını kabul etmek gerek. Zira “belirli oran” kavramı taraflara göre değişebilecek ve bu kavramın Batılılar tarafından olabildiğince daraltılması mümkündür.

        
Bu anlaşmanın henüz tamamlanmamış olduğunu vurgulamak gerek. Önümüzde ayrıntılı bir taslak hazırlığı süreci uzanıyor. Ama yine de Lozan’da varılan anlaşma tüm tarafların kabul ettiği bir çerçeve niteliği taşıyor. Kimse İran’ın nükleer programıyla ilgili tutumunu veya uzun erimli nükleer hedeflerini önemli ölçüde değiştirdiği yanılgısına düşmemeli.

        
Bu anlaşma, eğer ayrıntıları tamamlanır ve uygulanırsa İran’ın nükleer programını 10-15 yıl süreyle frenleyecek. Anlaşmada uluslararası denetçilere İran’ın gerçekte neler yaptığını daha iyi izleme imkânı verecek yeni ve önemli unsurlar bulunuyor. Ancak Batı’nın başlangıçta benimsediği İran’ın nükleer programını geriletme amacı pek de gerçekleşmedi. Bu, bir bakıma krizin önlenmesinden ziyade ertelenmesi anlamına gelebilir. Anlaşma ile zaman kazanılmış oldu ve bu zaman içinde çok şey olabilir. Her şey yolunda giderse nükleer anlaşma İran ile Batı arasındaki temel sürtüşme kaynaklarından birini azaltacak. Ama geride daha birçok anlaşmazlık noktası kalacak. İran’ın Orta Doğu’nun yükselen gücü olması, Şam ve Bağdat’tan Beyrut ve Sana’ya dek uzanan etkisi, insan hakları sicili ve teröre destek verdiği iddiaları düşünüldüğünde Washington’la arasındaki gerilimin birçok alanda süreceğine işaret ediyor.

        
ABD ve İran’ın tutucu ve şüpheci politikacılara bu anlaşmayı kabul ettirmesi zor bir sınav olacaktır. Bu düşünülerek anlaşma hükümleri oldukça ayrıntılı hazırlanmış, ancak kabul etmek gerekmektedir. Anlaşmada, İran’ın bazı önemli ödünler verdiği görülüyor. Anlaşmanın maddelerini kısaca analiz edecek olursak:

        
- Uranyum zenginleştirme programına önemli sınırlamalar getirilmiş ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu denetçilerine geniş imkânlar verilmiştir. Denetçiler İran’ın nükleer programının tüm kaynaklarına, uranyum yataklarına ve değirmenlerine de girebilme yetkisine sahip olacak,

        
- İran bomba üretiminde kullanılma olasılığı olan düşük derecede zenginleştirilmiş uranyum stoklarını azaltacak,

        
- Yer altı tesislerinde on beş yıl süresince hiçbir uranyum zenginleştirme işlemi yapılmayacaktır.

        
- On beş yıla varan bu sınırlayıcı önlemler yanı sıra anlaşmanın İran’a kazandıracağı önemli avantajların da bulunduğunu ifade etmek gerek.

        
- ABD ve Avrupa Birliği’nin İran’a nükleer faaliyetleri dolayısıyla uyguladığı yaptırımlar askıya alınacak ve

        
- İran herhangi bir nükleer tesisini tümden kapatmak zorunda kalmayacak ve tabii ki sınırlamalar kaldırıldığında İran önemli bir nükleer endüstri temeline sahip olacaktır.

        
Her ne kadar her iki tarafı da memnun ettiği söylense de anlaşmanın İran’ın hedeflediği nükleer güç olma, uluslararası sistemde önemli bir devlet olma ve bölgesel bir askeri güç olma hedefleriyle örtüşmediğini de belirtmek gerekir.

        
Türkiye’ye Olası Yansımaları

        
İran ile Batı arasındaki bu anlaşmanın Türkiye’ye olumlu olduğu kadar ve olumsuz yansımalarının da olacağını kabul etmek gerekir. Özellikle ekonomi ve siyaset alanlarında bu yansımaların daha fazla olacağı öngörülebilir.
Ekonomik yansımalara bakıldığında bu anlaşma, dünya düzeyinde altın ve petrol fiyatlarının düşmesini sağlamış görünüyor. Uzmanlar bu hususun Türkiye’de cari açığın azalmasına ve enflasyonun düşmesine yol açacağını iddia ediyorlar.

        
İkinci bir yansıma ise Türkiye’nin enerji köprüsü olma politikasına olacaktır. İran’ın serbest şekilde petrol ve doğalgaz satışıyla birlikte, bu enerji kaynaklarının Türkiye üzerinden pazarlara ulaştırılması imkânı bulunmaktadır. Ancak anlaşmanın kalıcı hâle gelip gelmemesi ve İran’ın enerji sevkiyatında diğer güzergâhları tercih etmemesine bağlı olması nedeniyle bu hususun gerçekleşmesi, oldukça zordur. Asıl yansımanın İran’a yapılan ihracatta yaşanacağı öngörülebilir. 2013’ün ilk dokuz ayında 3.4 milyar dolara kadar gerileyen ihracatımızın ambargonun kaldırılmasıyla birlikte iki ülke arasındaki ticaretin artmasına katkı yapması mümkündür. Bunun yanı sıra oldukça ağır darbe almış inşaat ve tekstil sektörüne, yeni bir çalışma alanının açılması ile bu sektörlerdeki daralma bir nebze giderilebilecektir. Sınır ticareti alanındaki durağanlık da böylelikle aşılabilecektir.

        
Ekonomik yansımaların aksine politik alanda olumlu yansımaların olacağını söylemek mümkün değildir. İran’ın bu anlaşma sonucu politik bir aktör olarak bölgeye dönüşü ile birlikte Türkiye’nin bölge ülkeleri üzerindeki etkisinin azalacağı açıktır. Zira bölge ülkelerinde hiç de azımsanmayacak Şii nüfus, doğrudan doğruya İran’ın etkisi altına girecek, bu durum İran’ın bölge ülkelerini rızasıyla ya da zorla, istekli ya da isteksiz şekilde işbirliğine zorlayacaktır. Bu durumda ise ister istemez Türkiye’nin büyük emekler verdiği bölge politikasını erozyona uğratacaktır. Özellikle Mısır ve Suriye ilişkilerinde yaşanan politik kazalar sonrası, bölgede sorgulanan yerimizin İran faktörünün devreye girmesiyle daha da gerilemesi muhtemeldir. Ayrıca İran’ı kontrol altına alan küresel güçlerin bölgeye ilgisinin azalmasıyla birlikte, bölgede jeopolitik manevralar yapmak, ortak menfaatler çerçevesinde yeni roller üstlenmek mümkün olmayacaktır. Bu ise Türkiye’yi diğer bölgesel güçlerle yalnız bırakacak ve bir bakıma sistem de kendi kaderiyle baş başa kalacaktır. Bölgede Rusya, AB ve İran ile gireceği mücadelede Türkiye’nin kendi imkânlarıyla rakiplerine karşı koyması ve bu mücadeleden istediği sonuçlarla çıkması pek mümkün gözükmemektedir.

        
Sonuç

        
Sonuç olarak Türkiye, bölgesel düzeyde yeniden başlayacak güvenlik oyunlarının açık alanı olacaktır. Bugün Sovyetlerden sonra hiç olmadığı kadar Rusya güneye inmiş, İran yeniden bölgede at oynatır hâle gelmiş, Suudiler bölgede askeri operasyon yapabilecek kadar inisiyatif üstlenmeye başlamış, Mısır yeniden milliyetçi saiklerle Arapların liderliğindeki boşluğu gidermeye daha çok isteklidir. Ayrıca küresel güçlerin denge politikalarıyla soğutulmuş sorunların yeniden ısınmaya başlayacağını düşündüğümüzde, kırmızı çizgilerini Kırım’da, Kuzey Irak’ta, Suriye’de, Arnavutluk’ta ve Hazar’da bırakıp geri çekilmek zorunda kalan Türkiye, ülke topraklarında çizilmiş yeni kırmızı çizgilerin izdüşümünde büyük bir sınava hazırlıklı olmalıdır.

         

        -----------------------------------------------------------------------------------------------------------

         

        * Yrd. Doç. Dr., Çankırı Karatekin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü, yilmazreha@gmail.com
1 Fırat BAYAR, Küreselleşme Kavramı ve Küreselleşme Sürecinde Türkiye, Uluslararası Ekonomik Sorunlar, http://www.mfa.gov.tr/data/Kutuphane/yayinlar/EkonomikSorunlarDergisi/sayi32/firatbayar.pdf
2 Geniş bilgi için bakınız, Bayram Sinkaya, “Devrimden Günümüze İran Dış Politikasının Dönüşümü”, Mülkiyeliler Birliği Dergisi, Cilt 247, Sayı 5-6, Nisan ve Mayıs 2005.
3 Jonathan Marcus, “İran’la Nükleer Anlaşmanın Anlamı: 10 Yıllık Bir Fren”, BBC, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2015/04/150403_iran_anlasma, 3 Nisan 2015
4 Geniş bilgi için bakınız. http://www.cnnturk.com/haber/dunya/bati-ile-irannin-nukleer-anlasmasi-israili-kaygilandirdi


Türk Yurdu Mayıs 2015
Türk Yurdu Mayıs 2015
Mayıs 2015 - Yıl 104 - Sayı 333

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele