104. Yılında Türk Ocakları ve Türk Milliyetçileri

Nisan 2016 - Yıl 105 - Sayı 344

        104. YILINDA

        TÜRK OCAKLARI VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ

                    Türk Ocakları, Türk milliyetçiliği ülküsü ile kurulan milliyetçi kuruluşların en tanınmışı, en kapsamlısı ve en uzun ömürlüsüdür. Türk Ocakları, Türk milliyetçiliği ülküsünü 104 yıldır şerefle savunmayı ve yaşatmayı başarmış; bundan sonra da savunmayı, yaşatmayı ve yaymayı en iyi sürdürebilecek kadro ve tecrübeye sahip kuruluştur. Türk milliyetçiliğinin çatı kuruluşu olan Türk Ocakları, Türk milliyetçiliğini bir asır önce tam bir dünya görüşü ve fikir sistemi hâline getirmiştir. Türk Ocakları Türk gençliği için bir okuldur. 104 yıldır, Türk milliyetçiliği ülküsüyle nice öğrenciler yetiştirmiş olan bu tarihî okul, bu görevini bundan sonra da yorulmayan bir heyecan ve azimle daha geniş daha sistemli devam ettirecektir.

                    Türkçülük/Milliyetçilik

                    Türkçülük veya Türk milliyetçiliği, Türk milletini sahip olduğu bütün maddî/manevî değerleri ile beraber, dünya milletler ailesi içinde haysiyetli, şerefli, itibarlı ve mutlu bir millet olarak sonsuza kadar yaşatma ve yüceltme dava ve ülküsünün adıdır. Kendisini kayıtsız şartsız şuurlu olarak bu ülküye adayan ve bu ülküyü hayatının gayesi hâline getirenlere de Türkçü veya Türk milliyetçisi denir. Burada “Türkçülük” terimini farkında olarak ve özellikle kullandık. Zira “Türkçülük”, Türk milliyetçiliğinin genel olarak 1930’lara kadar daha yaygın kullanılan gerçek adıdır. Türkçülük ile Türk milliyetçiliği kavram veya terimlerini birbirinden ayrı veya farklı zannetmek, görmek, göstermek doğru bir değerlendirme değildir. “Türkçülük”, kullanılmasından çekinilecek, gocunulacak bir terim değildir. Nitekim Türk milliyetçiliğini sistemleştiren büyük Türk milliyetçisi ve sosyolog Ziya Gökalp’ın Türk milliyetçiliğini sistemleştirdiği ve 1923’te yayımladığı ünlü eserinin adı, Türkçülüğün Esasları’dır. Yine Türk Ocaklarının ve Türk Yurdu dergisinin kurucularından büyük Türk milliyetçisi ve fikir adamı Yusuf Akçura’nın Türk milliyetçiliği tarihi üzerine yazıp 1928’de yayımladığı eserinin adı da Türkçülük-Türkçülüğün Tarihî Gelişimi-dir. “Türkçülük” terim ve kavramının üzerinde kısaca durmamızın sebebi, günümüzde “Türk” adına şaşı bakanların veya “Türk” adından rahatsız olanların bulunmasındandır. Türk milliyetçileri, “Türk” adını ve “Türkçülük” terimini çekinmeden, cesaretle ve yeni bir heyecanla kullanmalıdırlar.

        Türk milletini yaşatma ve yüceltme dava ve ülküsü olarak Türk milliyetçiliğinin kökleri elbette Türk tarihinin derinliklerine uzanır.[1] Ancak bu günkü anlamda 19. yüzyıl ortalarından itibaren daha çok dil ve tarih araştırmalarına dayanan bir fikir ve kültür hareketi olarak yeniden şekillenmiş; 20. yüzyıl başlarında da dernekleşip fikir-kültür ve siyaset hareketi olarak bütün millet hayatını kapsayan bir fikir sistemi hâlini almıştır.

        Türkçü/Milliyetçi Dernekler

                    İşte bu kökü tarihimizin derinliklerine uzanan Türkçülük/Türk milliyetçiliği fikir ve ülküsünü, fikir sistemi hâline getirip, dağılan Osmanlı Türk Devleti yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin “kurucu fikri” yapan Türk milliyetçisi kuruluş, Asırlık çınar Türk Ocaklarıdır. Esasen Türkçülük/Türk milliyetçiliği, İkinci Meşrutiyet’in ilanından (1908) sonra, daha önceki tek tek şahısların çalışmalarını birleştirerek teşkilatlanma, dernekleşme dönemine girmiştir. Bu çalışmalardan olmak üzere,  zamanın Türkçü/milliyetçileri, 1908 sonlarında “Türk Derneği”ni, 1911’de de “Türk Yurdu” derneğini kurmuşlardır. Bu iki dernek Türkçülerin, Türkçülük fikrini yaymak üzere kurdukları ilk derneklerdir. Ancak bu dernekler uzun ömürlü olamamıştır. “Türk Derneği” “ilk milliyetçi dernek” unvanıyla tarihe geçerken “Türk Yurdu” derneği de 1911’de yayın hayatına başlayıp 1912’den itibaren de Türk Ocakları yayın organı olarak hâlen günümüzde de 105 yıldır yayınını başarıyla sürdüren “Türk Yurdu” dergisini hatıra olarak bırakıp Türk milliyetçiliği tarihindeki yerini almıştır.[2]

        Türk Ocakları Kuruluşu-Tarihi

        Türk Ocaklarının kuruluş çalışmaları, 1911’de Askerî Tıbbiyeli öğrencilerin harekete geçmeleri ile başlamıştır. Türk milletinin içinde bulunduğu olumsuz tarihî şartların sorumluluğunu duyan Tıbbiyeli gençler, “190 Tıbbiyeli Türk Evladı” imzasıyla tarihî bir metin hazırlayarak devrin milliyetçi aydınlarına göndermişler ve onlarla çeşitli görüşmeler yapmışlardır. Türk Ocakları, Osmanlı Türk Devleti’nin ve Türk milletinin çöküş hayatı yaşadığı bir dönemde, işte bu milliyetçi Tıbbiyeli Türk gençlerinin milliyetçi Türk aydınlarını göreve çağırması ve harekete geçirmesi sonucu, resmî olarak 25 Mart 1912’de büyük fedakârlıklarla kurulmuştur.[3] Türk Ocaklarının geçici kurucu başkanı ve bir (1) numaralı üyesi, 1897 Türk Yunan Savaşı sırasında,

                    Ben bir Türk’üm dinim cinsim uludur

        Sinem Özüm ateş ile doludur.

                    İnsan olan vatanının kuludur

        Türk oğlu evde durmaz giderim.

        diyen ünlü Türkçü millî şairimiz Mehmet Emin Yurdakul’dur. Türk Ocağı’nın ilk yönetim kurulunda şu isimler vardır: Başkan Ahmet Ferit (Tek), 2. Başkan Yusuf Akçura, Kâtip Mehmet Ali Tevfik, Muhasip Dr Fuat Sabit. Asırlık tarihî çınarımız Türk Ocağımızın isim babası da ilk yönetim kurulunda yerini alan Dr Fuat Sabit’tir.

                    Türk edebiyat ve fikir tarihinde ilk defa “Ben bir Türk’üm.” diye haykıran ve Türk Ocağı’nın da kurucu başkanı olan büyük Türkçü Mehmet Emin Yurdakul, Türk Ocağı’nın kuruluşunu şöyle değerlendirir:

                    “Türk Ocağı, Türk gençliğinin ve bilhassa memleketimizde yapılan hürriyet mücadelesinin ilham kaynağı olmuş Askerî Tıbbiye mektebi çatısı altında bulunan inkılâpçı Türk gençlerinin kurmak istedikleri ve Karacaahmet Mezarlıklarında verdikleri bir kararla kuvveden fiile çıkardıkları bir millî ideal mâbedidir. Ben bu mâbedin kuruluşunu şöyle tasavvur ediyorum:

                    Yüzyılların yığdığı felâketlere Balkan Muharebesi’nin felâketi de katılmıştı. Türk’ün ızdırabı haykırıyordu; bu haykıran sese koşanlar oldu. Bunlar bu sesin üstüne bir çatı kurdular. Burası, Türk’ün ızdırabının mâbedi ve bu ızdırap bizim dinimiz olsun dediler. Buraya şairler geldiler:Türk’ün ızdırabına ağladılar. Âkiller geldiler: Türk’ün ızdırabını söylediler. Hatipler geldiler: Türk’ün ızdırabını haykırdılar. Yolcular geldiler: Türk’ün ızdırabını getirdiler.

                    Bu çatının altında toplanan Türk gençlerinin boyunları bükük, gözleri yaşlı, ruhları heyecanlı olduğu hâlde, hepsinde Türk’ün ızdırabı vardı. (…)

                    Onu bu ızdıraptan kurtarmak ve Türk’e değeri biçilmiş olan bir hür ve mesut hayatı fethettirmek gerekiyordu. Bunun için ise diriltici, yaratıcı, yükseltici ve inkılâpçı bir kudrete ihtiyaç vardı: Millî ve medenî bir ruh. (…)

                    Bu millî ve medenî ruhun yol göstericileri yine bu aziz çatının altında toplanan şairler, âkiller, hatipler ve yolculardı. Burası, Türk gençliğinin kurduğu o Türk Ocağı idi ki buradan yükselen sesler, yeni dinlerin çıktığı mucizeli devirlerde olduğu gibi sihir ve büyülü bir ruh ve âhenkle bütün çatılarda dolaşıyor ve bütün ruhları dolduruyordu.”[4]

        Adı Türk Ocakları ile özdeşleşen ünlü Türk Ocakları Başkanı Hamdullah Suphi (Tanrıöver) de 1927’de Ankara’daki Tarihî Türk Ocağı Binası’nın açılışında yaptığı konuşmasında Türk Ocaklarının hangi şartlarda kurulduğunu ve Türklük açısından değerini şöyle anlatıyor:

        “Türk Ocağı, kendini ret ve inkâr eden bir hava içinde doğdu. Ona herkes karşıydı. Hatta birçok Türk aydınları bile… Diğer unsurlar (Türk olmayanlar),her şeyi dinlemeye tahammül gösteriyorlardı. Fakat Türklüğün geçmişinden, şerefinden ve hakkından bahsolunduğu vakit bunları işitmeye tahammülleri yoktu.

        Türk Ocağı diğer unsurların özel dayanışmalarına karşı bir hareket olarak meydana çıktı. Osmanlı imparatorluğu dâhilinde her unsurun (Türk olmayan her topluluğun) kendisine mahsus bir davası vardı. Her unsurun hakkı mevzuu bahsolunurdu. Davası olmayan, hakkı düşünülmeyen yalnız Türklerdi. Türk Ocağı, Osmanlı vatanının üzerinde ilk defa sıkılmış bir yumruk gibi göründü ve Türk davası, Türk Ocağı ile diğer davaların arasına girdi ve yer tuttu. Türk Ocağı’nın iddiası Türk milletinin hakkı, Türk milletinin şerefi ve onun her tehlikeden korunması gereken geleceğiydi.”[5]

                    Türk Ocakları, gerçekten maddî ve fikrî açıdan zor şartlarda kurulmuştur. Ocak bu sebeplerle kuruluşundan kısa bir süre sonra kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış; ancak 1913 Mayıs’ında Hamdullah Suphi, Ocak Başkanlığını kabul ederek Ocağı maddî ve fikrî yönden derleyip toparlamıştır. Böylece Hamdullah Suphi, Ziya Gökalp’ın ifadesiyle, “Türkçülüğün faal bir reisi” olmuştur. Bundan dolayı Türk Ocaklılar ve Türk milliyetçisi gençler, Türk milliyetçiliğinin büyük teşkilâtçı lideri Hamdullah Suphi Tanrıöver’i diğer büyük Türk milliyetçileri gibi tanımalı tanıtmalı ve onların çalışmalarından ilham almalıdırlar.

                    Türk Ocakları ve dolayısıyla Türk milliyetçiliği, Büyük Hatip ve Teşkilâtçı Hamdullah Suphi’nin başkanlığında büyük bir gelişme ve yayılma gösterir. Merkezi İstanbul’da olan Türk Ocakları, 1916’ya kadar İstanbul dışında 25 şube açar. Yine 1918’e kadar üye sayısı, 2743’e ulaşır. Türk Ocakları, 1912’den Mütareke dönemine yani 1918’e kadar bir “açık üniversite gibi” çalışmış; Ocak’ta 500 civarında konferans verilmiş; Türk dünyasının irtibat bürosu gibi çalışmıştır. O günün şartlarında Türk Yurdu dergimizin abone sayısı bine (1000’e) ulaşmıştır.

                    Türk Ocakları bu dönemde iktidardaki İttihat ve Terakki Partisi ile iyi ilişkiler içinde olmuşsa da ilk Tüzüğünde de belirtildiği gibi, “millî özelliğini korumuş ve siyasilere alet olmamış; siyaset üstü kalmayı başarmıştır.” Türk Ocakları, ilk döneminden itibaren bu millî ve günlük parti siyaseti dışında kalma özelliğini günümüze kadar başarıyla sürdürmüştür. Bundan sonra da Türk milliyetçiliği ülküsünü geliştirme ve yayma yolunda bu özelliğini sürdürecektir; sürdürmelidir.     

                    Türk gençliğine, genç Türk subaylarına millî şuur ve millî heyecan veren Türk Ocakları, üyelerini Birinci Dünya Savaşı’nda özellikle Çanakkale Cephesine gönüllü olarak göndermiştir. Pek çok Ocaklı cephelerde şehit düşmüştür. 

        Türk Ocakları, 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgali üzerine, ünlü İstanbul mitinglerin düzenlemiştir. Bu mitinglerde, Halide Edip Adıvar, Mehmet Emin Yurdakul, Hamdullah Suphi gibi ünlü Ocaklılar ateşli konuşmalar yapmışlardır.

        Millî Mücadele’nin yol haritası Misak-ı Millî’nin son Osmanlı Meclisi’nde kabul edilmesinde (28 Ocak 1920) başta Hamdullah Suphi olmak üzere Türk Ocaklı milliyetçilerin büyük rolü olmuştur.[6]  

        Mütareke devrinde, İstanbul’un işgali sırasında işgal kuvvetleri ilk olarak Türk Ocağı’nı basıp kapatmışlardır (9 Mart 1920). Fakat Ocaklı milliyetçiler “Ocaklılık ruhuyla” faaliyetlerine aynı şekilde devam etmişlerdir. Atatürk’ün yanı başında Millî Mücadele’ye katılmışlardır. Enver Behnan Şapolyo, Hamdullah Suphi ve diğer Ocaklıların Ankara’ya geçişini şöyle anlatıyor:

         “Hamdullah Suphi’nin gelişinden Gazi Mustafa Kemal Paşa ziyadesiyle memnun olmuştu.(…) Çankaya’da Atatürk’ün fikir arkadaşlarının hemen hepsi de ateşli Ocaklı milliyetçilerdi.[7]

        Millî Mücadele’de Atatürk’ün yanı başında yer alan Ocaklıların, Cumhuriyet’in kuruluşunda büyük emekleri vardır. 1912’den beri Türk Ocaklarında gelişip olgunlaşan Türk milliyetçiliği, “Cumhuriyet’in kurucu fikri veya ideolojisi” olmuştur. Atatürk, Türk Ocaklarının 22 Nisan 1924’te toplanan kongresinde,“Yeni Türk Devleti’nin kuruluşunda en çok Türk Ocaklarına güvendiğini”, açıkça ifade etmiştir. Türk Ocaklı milliyetçiler, önemli devlet hizmetlerinde (Bakanlıklar vb) bulundukları gibi, Türk Tarih ve Türk Dil Kurumlarının kurucularının tamamı Türk Ocaklılardır. Zaten Türk Tarih Kurumu, doğrudan Türk Ocaklarında kurulmuştur.

        Kısaca, Türkiye Cumhuriyet’i, Yusuf Akçura’nın ifadesiyle,“Türk milliyetçilerinin idealindeki millî devlet olarak kurulmuştur.[8] İşte bu sebeple, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması, Türk milliyetçilerinin en büyük zaferi demektir. Yine bu sebeple, millî ve üniter devlet olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti, dünkü Türk milliyetçisi Ocaklıların bugünkülere, bizlere bıraktıkları en büyük emanettir.  

                    Türk Ocakları, İstiklâl Savaşı’nın kazanılmasından hemen sonra, işgal kuvvetleri tarafından kapatılan Ocak teşkilâtlarını açmaya başlamışlardır. Kısa sürede bütün ülkeye yayılan Türk Ocakları, 1924’te, Atatürk’ün direktifleri ile “Kamu yararına çalışır denek” olarak kabul edilmiştir. Bu özelliği bugün de devam etmektedir. Atatürk’ün eşi Lâtife Hanım, 1925’te “Kars delegesi” olarak Kurultay’a katılmış ve “Fahrî Genel Başkan” seçilmiştir.   

                    Atatürk, Daha Cumhuriyet ilân edilmeden başlattığı yurt gezilerinde gittiği il ve ilçelerde mutlaka Türk Ocaklarını da ziyaret etmiş; Ocaklılarla görüşmüştür. Atatürk’ün bugün bilinen birçok konuşması Türk Ocaklarında yapılmıştır.[9]

                    Türk Ocakları, 1931’de 267 şubesi ve 32.000 üyesi ile büyük bir güç hâline gelmiştir. İşte bu güç,  bazı iç ve dış siyasi mihrakları rahatsız etmiştir. Bu durumda dönemin kendisine has siyasi konjonktürel yapısı, 1912’den beri varlığını sürdüren Ocakların, 10 Nisan 1931’de Olağanüstü Kurultay toplayarak kendi kendisini feshetmesini ve Cumhuriyet Halk Fırkasına iltihakını gerekli kılmıştır. Böylece Ocağın çalışmalarında ilk fasıla verilmiştir.[10]  

                    1931’de kendi kendisini feshedip CHF’ye iltihak ederek çalışmalarına ara veren Türk Ocakları, ünlü Başkan Hamdullah Suphi’nin harekete geçmesi ile Merkezi İstanbul’da olmak üzere 10 Mayıs 1949’da yeniden faaliyete geçmiştir. Hamdullah Suphi, Türk Ocaklarının açılışında yayımladığı “Beyannâme”de, Ocağın millet, milliyetçilik, ırkçılık, tarih, dil, Komünizm, irtica, Türk inkılâbı vb temel konulardaki görüşlerinin değişmediğini, çalışmalarına kaldığı yerden devam edileceğini ifade etmiştir. 8 Ocak 1951’de Ankara Türk Ocağı açılmış; Aralık 1952’de de Ankara’daki tarihî bina Ocağa tahsis edilmiştir. Böylece Ocak Tarihî binasına kavuşmuş oluyordu. 

        Türk Ocakları, 1949’da başlayan ikinci faaliyet dönemini 12 Mart 1971 Askerî Muhtırasına kadar başarıyla sürdürmüştür. Ancak 12 Mart 1971 ve arkasından da 12 Eylül 1980 Askerî idareleri döneminde çalışmaları yavaşlayan ve kesintiye uğrayan Türk Ocağı, 1986’da yeni bir hamle yaparak yeni ve heyecanlı bir çalışma dönemine girmiş; yeniden ülke çapında şubelerini açmaya başlamıştır. Bugün şube sayısı, 78’e ulaşmıştır.

        Türk Ocakları Çalışmaları

        Türk Ocakları, 1986’da başlayan yeni çalışma döneminde Genel Merkez ve yetki verilen şubeleri ile tarihî geleneklerine uygun olarak fikir ve ülkülerinden sapmadan Türk milliyetçiliği ülküsünü geliştirmek, yaymak için yayın, konferans, sempozyum, çeşitli toplantılar, anma günleri vb çalışmalarını sürdürmektedir. “Türk Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı” da kuran Türk Ocakları, 1987’den beri çeşitli fikir-kültür alanlarında ünlü Ocaklılar adına “Türk Ocakları Armağanları” da vermektedir.

        Türk Ocaklarının en önemli çalışmalarından birisi, hiç şüphesiz (kitap-dergi) yayın faaliyetleridir. Genel Merkez ve şubeler, Türk milliyetçiliği ülküsünü yaymak üzere çeşitli kitaplar yayımlamaktadır.[11] Ancak yayın faaliyetleri içinde en başarılısı, Türk Yurdu dergisinin yayınını sürdürebilmesidir. Önce Türk Yurdu Cemiyetinin yayın organı olarak 1911’de yayın hayatına giren ve 1912’den itibaren de Türk Ocakları aylık yayın organı olan Türk Yurdu dergisi, 105. yılına giren yayın hayatı ile Türk basın ve fikir tarihine damgasını vurmuştur. Özellikle 1986’da başlayan çalışma döneminde Tek başına bir fikir-kültür okulu olan Türk Yurdu dergisinin yayınında, önce Sayın Prof. Dr. M. Çağatay Özdemir Bey’in, son yıllarda da Dr Fahri Atasoy’un emeklerini takdir etmemek mümkün değildir. Türk Ocaklılara ve Türk milliyetçilerine düşen görev, Türk Yurdu dergisini her türlü desteği vererek yaşatmaktır. Türk Yurdu dergisi, özellikle Türk milliyetçiliği ve Türk milliyetçileri için eşsiz bir bilgi-fikir-kültür kaynağıdır.[12]

        Türk Ocakları Genel Merkezi’nin ve şubelerinin en devamlı fikir-kültür faaliyetlerinden birisi de haftalık “Ocakbaşı Sohbetleri”dir. Haftanın belirli bir gününde düzenlenen Ocakbaşı Sohbetlerinde, bilindiği gibi, Türk milliyetçiliği ülküsü çerçevesinde ve bakış açısıyla Türk milletini, millî kültürümüzü, ülkemizi, devletimizi ilgilendiren çok çeşitli konular gündeme getirilip yetkili kişilerce samimi bir hava içinde konuşulup değerlendirilmektedir. Türk Ocakları şubelerinin bulunduğu il veya ilçelerde belki de en devamlı tek fikir-kültür faaliyeti, bu “Ocak Başı Sohbetleri”dir. Ocak Başı Sohbetleri, hem Ocakların açık kalmasını hem milliyetçi gençlerin yetişmesini sağlamakta; gençler için bir çeşit milliyetçilik okulu görevi yapmaktadır.  Diğer taraftan Ocaklıların ve gençlerin en az haftada bir gün Ocaklarda buluşması, Ocaklılık ruh ve mensubiyetini canlı tutmaktadır. Bu sebeple bütün Ocak şubelerimiz, katılım sayısına bakmadan şu veya bu şekilde Ocak Başı Sohbetleri’ni devam ettirmelidir.

        Millet ve Milliyetçilik Anlayışı   

        Türk Ocaklarının temel ülküsü kuruluş ve varlık sebebi, Türk milliyetçiliği ülküsüdür. Tüzüğünde de belirtildiği gibi Ocak, “Millî kültür, ahlâk ve fikir hayatının geliştirilmesi, millî birliğin kuvvetlendirilmesi, toplum yapısının sağlamlaştırılması ve Türklüğün yüceltilmesi amacıyla kurulmuştur.” Türk Ocakları ve Türk Ocaklılar, kuruluş yıllarından itibaren millet ve milliyetçilik anlayışını her zemin ve zamanda açık seçik ortaya koymuşlardır. Türk milletinin “millet” veya “Türklük” anlayışı, “ırk” esasına dayanmaz. Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Ömer Seyfettin, Fuat Köprülü, Yahya Kemal, Sadri Maksudî, Hamdullah Suphi, Osman Turan, İbrahim Kafesoğlu, Erol Güngör, Nuri Gürgür, Nevzat Kösoğlu gibi daha bu isimlere eklenebilecek birçok Ocaklı milliyetçi ilim ve fikir adamı, Ocakların bugünkü yöneticileri –çeşitli yazı, eser ve konferanslarında- Türk milliyetçiliğinin Türklük, millet ve milliyetçilik anlayışını daima kültür ve mensubiyet temeline dayalı olarak açıklamışlardır.

        Türk milliyetçiliğinin teorisini kuran ve kuruluş yıllarından itibaren Türk Ocaklı olan Ziya Gökalp, ölümünden bir yıl önce 1923’te “Ocaklılara Armağan” ithafıyla yayımladığı Türk milliyetçiliğinin temel eserlerinin başında gelen Türkçülüğün Esasları adlı ünlü eserinde  “millet”i şöyle tarif eder: “Millet, dilce, dince, ahlâkça, zevkçe ortak olan yani aynı terbiyeyi almış fertlerden meydana gelen bir zümredir.” Ziya Gökalp’a göre milliyette “ırk” (soy-sop) aranmaz. Ona göre, “şecere” yani ırk- soy sop, ancak hayvanlarda aranır. Yine Ziya Gökalp’a göre, “Türk’üm diyen her fert Türk’tür.” 

        Büyük tarih ve edebiyat tarihçisi Fuat Köprülü, “Milliyetçilik ve Irkçılık” başlıklı yazısında, Türk milliyetçiliğini, “Türk milliyetçiliği, dar ve mutaassıp ırkçılık nazariyesine tamamıyla muhalif anlayışlara sahip ve tamamıyla meşru ve insanî mahiyette bir milliyetçiliktir.” şeklinde özetler.[13]

        Adı Türk Ocakları ile adeta özdeşleşen ünlü Türk Ocakları Başkanı Hamdullah Suphi (Tanrıöver), “Türk Kimdir?” sorusuna cevap olarak, “Türk”ü yani “millet”i şöyle tarif ediyor: “Türkçe konuşan, Müslüman olan ve Türklük sevgisi taşıyan Türk’tür. Biz onda dil birliği, din birliği ve dilek birliği arıyoruz.[14]

        Türk Ocaklarının Hamdullah Suphi’den sonra en uzun süre Genel Başkanlığını yapan ve 1986 döneminden itibaren Ocakların gelişip yaygınlaşmasını ve verimli, başarılı bir faaliyet dönemine girmesini sağlayan Nuri Gürgür, “Milliyetçilik ve Globalleşme” başlıklı yazısında Türk milliyetçiliği ve ırkçılık konusundaki görüşünü kısaca şöyle açıklıyor: “Türkiye’de ırkçılık yapanlar, herkesçe malûmdur. PKK bunların siyasi örgütüdür. Irkçılık, gerek fikir ve düşünce esasları bakımından gerekse millî kültür ve millet hayatımız açısından Türk milliyetçilerine giydirilmesi asla kabul olmayacak bir kisvedir.” [15]

        Kısaca, Türk Ocakları ve Türk milliyetçileri, Türk milletinden olmayı, kendini Türk milletine mensup sayıp kabul etme şeklinde anlamışlardır. Kendisini Türk sayan herkesi Türk kabul etmişlerdir. Hiçbir zaman ırkçı olmamışlardır.

        Türk Ocakları ve Türk milliyetçileri, Türkiye Cumhuriyeti’nin “millî” ve “üniter” yapısının her şartta korunmasını savunurlar. Günümüzde, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna esas olan millet anlayışı, millî ve üniter devlet yapısı, açık tehdit ve tehlikelerle karşı karşıyadır. Dünkü Ocaklı Türk milliyetçilerinin bugünün milliyetçilerine emaneti olan Devletimiz, insan hakları, küreselleşme, kültür mozayiği, çok kültürlülük, azınlık hakları, ana dilde eğitim, çözüm süreci, yeni anayasa vb. kavramlar arkasına sığınılarak “etnik bölücülük” tuzaklarıyla federal bir yapıya dönüştürülmeye, Türk milletinin bu coğrafyadaki bin yıllık hâkimiyetine son verilmeye çalışılmaktadır. 1982 Anayasasındaki “devletin dili Türkçedir” hükmünü de kapsayan ilk üç maddesi ile hukuki olarak “Türk”ü tarif eden “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” şeklindeki 66. maddesi, düşmanlarına karşı, Cumhuriyet’i ve millî ve üniter yapısını koruyan son kalkandır. Türk milletinin hâkimiyetini, Türkiye Cumhuriyetinin millî ve üniter bir Türk devleti olarak kurulmuş olmasını bir türlü içlerine sindiremeyenler şimdi bu son kalkanı delmeye çalışmaktadırlar. Bunun karşısında duracak tek güç Türk milliyetçileri, tek fikir ise Türk milliyetçiliğidir. Bu anlamda Türk milliyetçilerine en az Millî Mücadele yıllarındaki kadar görev ve sorumluluk düşmektedir. Kendisini Türk hissedenler ve Türk milliyetçileri bunun şuuru içinde hareket etmeli, günlük küçük işlerle uğramayı derhal bırakmalıdırlar.

        Din-İslam Dini ve Ocaklar

        Türk Ocaklarının dolayısıyla Türk milliyetçilerinin karşılaştıkları ve anlatmakta zorluk çektikleri bir konu da din-İslam dini ve millet-milliyetçilik ilişkisidir. Bu konu ortalama yüz yıldır tartışıla gelmektedir. Türk milliyetçiliği muhalifleri, özellikle Siyasi İslamcılar, hatta Allah’tan korkmadan yüce İslam dinini istismar etmektedirler. “İslam’ın milliyetçiliği reddettiğini” veya “milliyetçiliğin İslam’a aykırı olduğunu” savunan Siyasi İslamcılar, yüz yıldır milliyetçilere haksız yere saldırmaktadırlar. Siyasi İslamcılık, Müslüman olmanın “milliyetsiz” olmak olduğuna inandırılan bir zihniyeti yansıtır. Siyasi İslamcıların bir kısmı bu anlayışla “Türk milliyetçiliğine” düşmandırlar. Bir kısmı da etnik sıkıntısı olan, etnik milliyetçiliğini ve Türk düşmanlığını İslam’ın arkasına sığınarak sürdürenlerdir. Büyük fikir ve ilim adamı Erol Güngör Siyasi İslamcılık konusunda şu tespitte bulunmaktadır:

        “Millî, hudutların ötesinde bir İslam birliği fikrine gelince, bu romantik birlik ideali daima taraftar bulmuş olmakla birlikte hiçbir zaman siyasi sahada kendisini hissettirecek bir güce erişememiştir. Milliyet farklarını hesaba almayan bir İslam düşüncesi, kaynağını İslam dininden ziyade, bazı siyasi durumlardan almaktadır. Bu manada İslamcılık, şimdiye kadar hep hâkim milliyete karşı hoşnutsuzluğunu doğrudan doğruya belirtemeyen etnik azınlıkların ideolojisi olmuştur. Bunların maksadı İslam ülkeleri arasında birlik sağlamaktan ziyade kendi yaşadıkları ülkedeki milliyetçi politikayı nötralize etmektir. Bu azınlıklar ayrılıkçı politika takip edecek kadar kalabalık ve güçlü olduklarını hissettikleri an kendi istikametlerinde bir milliyetçilik hareketi açmaktan geri kalmazlar. Böyle bir güce erişemedikleri müddetçe İslam davasının şampiyonu olarak görünürler.[16]   

        Bu anlayış, İslam dinini siyasi maksatlar için istismarından başka bir şey değildir. İslam dini, milletlerin varlığını ve milliyetçiliği reddetmez.[17] Ayrı dilleri, kültürleri olan milletler, Allah’ın ayetlerindedir. Allah isteseydi tek dil, tek millet yaratırdı. Siyasi İslamcılar, modern anlamda “millet” kavramını kabul etmezler. “Millet” kelimesinin Arapçada kullanılan anlamını kastederek, ümmet anlamında yani, “aynı dine ve peygambere inananlar” anlamında kullanırlar. Onun için sık sık “milletimiz” derlerse de bu milletin adını “Türk” olarak söylemezler. Böylece Türk milletin kandırıp bir istismar daha yaparlar. Milliyetçileri daima “ırkçılıkla” suçlarlar.[18] Hâlbuki Türk milliyetçileri, ne ırkçıdırlar ne de İslam’ın dışındadırlar.

        Türk Ocaklı Türk milliyetçileri kendilerini daima “Müslüman Türk” kimliği ile tarif etmişlerdir. Türk milliyetçileri, İslam’ın dışında veya İslam’a aykırı bir Türk kültürü ve millî değerler sistemi düşünmemişlerdir. Türk Ocaklarına ve Türk milliyetçilerine göre, Al-i İmran suresi 19. ayetinde buyrulduğu gibi “Allah indinde din İslam’dır.” Türk milliyetçileri buna inanırlar.    

                    Sonuç

                    Türk milliyetçiliği, “Türk milleti” varlık temeline dayanır. Türk Ocakları tarafından geliştirilip olgunlaştırılan ve Cumhuriyet’in kurucu fikri olan Türk milliyetçiliği, Türk milletinin var olması ve var kalması esasına dayanır. Türk milletinin, kendisini tarif eden maddî-manevî kültür değerleri ile milletler ailesinin eşit haklara sahip bir üyesi olarak haysiyetli, şerefli, mutlu bir millet olarak yaşaması, yaşatılması gayesini güder. Milletlerin şahsiyetleri, tarih içinde işlenip gelişen millî kültürleridir. Dolayısıyla Türk Ocakları, bir “millî kültür ocağı”dır. Türk Ocakları, Türk’ün ocağını tüttürmek için her çeşit fikir-kültür faaliyetini yapar veya destekler. Türk Ocaklarının ve Türk milliyetçilerinin varlık sebebi de budur.

                    Türk Ocakları, Türklükle, millî kültür değerlerimizle ve Türkiye Cumhuriyeti ile barışık olan herkesi kucaklayan bir milliyetçilik anlayışına sahiptir. Bu özellikteki herkese kapısı açıktır.

                    Türk Ocaklılar, Hamdullah Suphi’nin dediği gibi, “Türk’ün gören gözü, duyan kulağı, uyanık vicdanı” olmak zorundadırlar. Buna her zamandan daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamandayız.


        [1] Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu, Türk milliyetçiliğinin Meseleleri, Devlet Kitapları-1000 Temel Eser, İst., 1970, s. 11.

        [2] İsmail Acar, Türk Ocakları, Türk Ocakları Balıkesir Şubesi, Yay., Balk. 2005, s.21-27.

        [3] Hasan Ferit Cansever, Türk Ocağının Kuruluşundaki Sebep ve Saikler, Türk Yurdu Neşriyatı, Ank.1993.

        [4] Dr Fethi Tevetoğlu, Mehmet Emin Yurdakul, Kültür ve Turizm Bak., Türk Büyükleri dizisi,Ank.1988,s.32-33.

        [5] Hamdullah Suphi, Dağ Yolu-1, (Y.Haz. Fethi Tevetoğlu), Kültür Bak., 1000 Temel Eser, Ank.,2000,s17.

        [6] Yrd. Doç. Dr. Serarslan, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Türk Kül. Ar.Enst.,Ank,1995,s.81.

        [7] Enver Behnan Şapolyo, “Millî Mücadele’de Hamdullah Suphi”, Türk Kültürü Dergisi, Şubat 1966,s.45

        [8] Yusuf Akçura, Türkçülük-Türkçülüğün Tarihî Gelişimi, İlgi-Kültür-Sanat Yay., İst., 2007, s. 219.

        [9] Bak. Dr. Eren Akçiçek-Dr Mehmet Karayaman, Atatürk’ün Türk Ocaklarını Ziyaretleri ve Yaptığı Konuşmalar, Türk Ocakları Ank., Şb., Ank., 2008.; Nermin Kılıç, Türk Ocakları ve Atatürk, Türk Ocakları Ank., Şb., Ank., 2012.

        [10] İsmail Acar, a.g.e.,

        [11] Türk Ocakları Yayınları için Bkz. Dr. İbrahim Karaer, Türk Ocaklarının 100 Yıllık Yayın Faaliyetleri (1912-2012), Türk Ocakları Ank., Şb., Yay.,Ank.2012.

        [12] İsmail Acar, “1912’den 2012’ye Türk Ocakları –Tarihi-Çalışmaları-Görüşleri”, Türk Yurdu Dergisi, 100.Yıl Armağanı, Mart 2012.

        [13] Orhan Fuat Köprülü, Köprülü’den Seçmeler, MEB. Yay. İst. 1972,s35.

        [14]  Hamdullah Suphi, Dağ Yolu-1, Y. Haz. Fethi Tevetoğlu, Kültür Bakanlığı, Ank., s. 152.

        [15] Nuri Gürgür, Türk Yurdu, Ocak 1989.

        [16] Prof. Dr. Erol Güngör, İslâm’ın Bugünkü Meseleleri, Hicretin 15. Yüzyılına Armağan, Ötüken, İst.1984,s.187.

        [17] Bu konuda Bkz:

                                                                                                 -Prof. Dr. Erol Güngör, a.g.e.

        -Prof. Dr. Orhan Türkdoğan, Millî Kültür Modernleşme ve İslâm, Üçdal N., İst.1983;

        -Zekeriya Beyaz,İslâm’a Göre Milliyetçilik, Öz yay., 2. Bas.İst 1975;

        -İsmail Yakıt, “Millet Kavramı ve İslâmiyet”, Türk Yurdu, Mart, 2011, sayı:283;

        -Ali Yardım, “Asabiyet Milliyetçilik Demek midir?”, Kubbealtı Akademi Mec.,Yıl-6, Ekim 1977,sayı-4.

        [18] M. Ertuğrul Düzdağ, Yakın Tarihimizde Irkçılık, Kapı yayınları, 1. Bas. İst.2013.


Türk Yurdu Nisan 2016
Türk Yurdu Nisan 2016
Nisan 2016 - Yıl 105 - Sayı 344

Basılı: 12 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele