“Köçürme” Kitabının Yazarı Arslan Küçükyıldız: “Oyun, Oyunlaştırılmış Olan Hayattır.”

Nisan 2016 - Yıl 105 - Sayı 344

        “Köçürme” kitabının yazarı Arslan Küçükyıldız:

        “OYUN, OYUNLAŞTIRILMIŞ OLAN HAYATTIR.”

         

         

        Türk kültürünün ve sanatının yaşaması ve gelişmesi yönünde bıkmadan, usanmadan ve yorulmadan çalışan ve emek sarf eden araştırmacı-yazar-yapımcı Arslan Küçükyıldız ile, son kitabı “Köçürme-Mangala” çerçevesinde, Türk zeka oyunları üzerine, son derece bilgilendirici ve faydalı olacağına inandığımız bir söyleşi gerçekleştirdik.

        - Niçin oyun? Niçin zekâ oyunları? Niçin Köçürme?

        - Alt tarafı oyun, deyip geçiyoruz ama oyunların hayatımızda önemli bir yeri var. Oyunlar, çocuk oyunları, insanoğlunun kuşaktan kuşağa aktardığı çok önemli bir bilgi öbeği. Çocuklar bulundukları ortamda ne görüyorsa, ona neler öğretiliyorsa oyunları da onlardan oluşur. Oyun, oyunlaştırılmış olan hayattır, hayatın yansıması, mücadeleleridir. Eğlenme veya rahatlama amacıyla yapılıyor gibi gözükse de başta çocuklar olmak üzere her yaştan insanın, hayatın bu değişik görünüşünü yaşamak istedikleri, bundan ders ve zevk aldıkları, gelişmelerine ve kişilik kazanmalarına katkıda bulunan oyunları oynadıkları görülmüştür. Çocuk oyunla büyür; kendini, bedenini, çevresini, dünyayı, hayatı oyunlarla tanır. Karşılaştığı meseleleri kolayca çözüveren bir zekâya sahip olan milletimiz, gelecek nesillerini eğitmek için oyunları kullanmıştır. Hızlı çözüm üreten zekâmızın temelinde olağanüstü bir eğitim vardır. Bir okulla filan değil, başta anne olmak üzere, aile büyükleri ve toplum tarafından verilir. Bu eğitimin birinci aşaması ninniler, ikinci aşaması ise çocuk oyunlarıdır. Ninnilerle çocuğun şuuraltı çetin geleceğe, mücadeleye, hayata hazırlanır. Oyunlarla gönül hoş edilir, us geliştirilir, beden eğitilir. Çocuk oyunları adeta bir akademi niteliğindedir; Türk Çocukları, sürekli bir mücadeleden, savaştan ibaret olan hayata, oyunla hazırlanır. Türkler, hayatı çocuklukta talim ettirir. Onun için Türk Çocukları “Büyümüş de küçülmüş!” gibidir, olgundur. Atasözlerimiz “Oynamayan tay, at olmaz!” der; “Oyun çocuğun tımarıdır”, “Oynamayan çocuk toprağa hayırlı olmaz.”, “Abdal Düğünden, Çocuk Oyundan Usanmaz.” der. Oyun oynamayan, hatta oynanan oyunu iyi oynamayan, mızıkçılık eden çocuklar sevilmez. Genellikle kendi başlarına oyun çıkarıp, oyuncaklarını kendileri yapabilir. Her seviyedeki çocuğun oynayabileceği oyunlar üretilmiş, bazen bunu çocuklar kendi yeteneklerine göre zorlaştırmış veya kolaylaştırmıştır. Bu yetenekler, Türklerde bir oyunun dahi birçok çeşidinin bulunmasının sebebini açıklamaktadır. Türkler, çocuk oyunlarıyla çocuklarını sadece fiziki olarak değil, ruhî bakımdan, zekâ olarak da hazırlar. Bunu da, oyunların en gelişmiş hâlleri olan soyut zekâ oyunları ile yapar. Çocuk yaşta dünyanın geleceğine yön verecek yetenekleri geliştirir. Bu yüzden oyunlara ilgi duydum. Oyunlarımız üzerinde çalışılmış ama zekâ oyunlarımız hiç araştırılmamıştı. Bu sebeple zekâ oyunlarına; “dama”ya, “daala”ya (tavla), “kös”e, “köçürme”ye, “satranç”a… eğilmeyi bir görev bildim. Bunlardan satranç belki dünyanın en önemli zekâ oyunuydu ama bir de onun öncüllerinden olan köçürme vardı ki çok ilginç bir oyundu. Yok olmak üzereydi ve her seviyeye göre birçok çeşidi olan bir oyundu. Böylece köçürme kitabı ortaya çıktı.

        - Şimdiye kadar yapılmamışı yaptınız ve tek bir oyun üzerine, üstelik epeyce hacimli bir kitap yazdınız. Bu kitabınızın bir “araç” olduğundan hareketle, yoğun ve zahmetli bir emeğin ürünü olan bu çalışmayı ha+zırlamaktaki gayeniz ne idi?

        - Hiç şüphe yok ki Türk milleti dünyaya uygarlığı öğreten bir millettir. Atı evcilleştiren Türklerdir. Koyunu evcilleştiren Türklerdir. Sütü pastörize etmeyi dünya Türklerden öğrendi. Türklerin uygarlığa katkıları saymakla bitmez. Böyle yüzlercesini sayabilirim. İnsanlığa bu kadar hizmeti olmuş milletimiz, son yüzyıllarda her bakımdan zayıflamış görünüyor. Devletimiz çeşitli sebeplerle güçsüz kaldı. Milletimiz eski cevvaliyetini kaybetti. Medeniyetimiz bir soğuma dönemi geçiriyor. Sanatımız eski gücünü kaybetti. Geleneklerimiz zayıflıyor. Nesillerimiz, Türk olmaktan gurur duyan, kendine güvenen ve girdiği her ortamda varlığını belli eden kalitede yetişmiyor. Eğitimimiz zayıfladı. Geleneksel eğitim kurumlarımız işlevini yapamaz hâle geldi. En büyük tehlike de Türk ailesinin kan kaybetmesi oldu. Televizyon ve bilgisayar yaygınlaştıktan sonra çocuklarımız Türklük şuurundan ve geleneklerimizden kopmaya başladı. Bu dönemin geçici olduğuna ve milletimizin köklerinden beslenerek uygarlık yarışında yeniden önüne geçeceğine inanıyorum. Bunun için elimizdeki güç kaynaklarına müracaat etmemiz gerekiyor. Bana göre çocuklarla ana babaların bağını kuracak, Türk Ailesi’ni güçlendirecek, kendine ve milletine güvenen bir neslin yetişmesine yardımcı olacak en önemli araç oyunlardır. Biz çocuklarımızla oyun oynamaya başlarsak, onlarla konuşmaya, gelecek nesillere aktarılmak üzere medeniyetimizi anlatmaya başlamış olacağız. Özellikle çocuklarımızla zekâ oyunlarımızın oynanması, çocuklarımızın kendine, yurduna, milletine, medeniyetine inanan, başarılı ve donanımlı birer insan olmalarına yardımcı olacaktır. Aşağılık duygusu içinde; biz bir şey yapamayız, biz geriyiz düşüncesi içinde, sömürge vatandaşı olmaları için hazırlanan, akılları karışık çocuklarımız yeniden milletimiz lehine kazanılmış olacaktır. Türk milleti tarihte hiçbir zaman köle olmamıştır; yeter ki kendine güven duyan nesiller yetiştirilsin. Bizim de binlerce yıllık zekâ oyunlarımız var, bizim de büyük bir medeniyetimiz var, diyen zeki nesiller bizim kurtuluşumuz olacaktır. Bu yüzden tamamen bilimsel yöntemlerle zekâ oyunları serisini hazırlamaya başladım. Dünyanın en önemli zekâ oyunu satrançla ilgili kitap da bu konuda bir dönemeç olacak diye düşünüyorum.

        - Köçürme -ya da diğer adıyla mangala- bir zekâ oyunu ve söylediğinize göre ortaya çıkışı çok eskilere dayanıyor. Bir strateji oyunu olarak “köçürme”nin satranç ile bir ilgisi var mı? Sizin, satrancın da zuhur itibariyle bir Türk oyunu olduğu iddianıza ilişkin olarak soruyorum bunu.

        - Adnan Bey, İnsan tek başına yaşayamayan bir varlık olduğu için kendisi gibi insanlarla birlikte yaşıyor. Kabileler kuruyor. Devletler kuruyor. En gelişmiş toplum birlikteliğini; milleti kuruyor. Başka insanlarla, milletlerle münasebetlerden bilgiler devşiriyor. İnsan önce kendisini tanıyor; bebeklere bakınız, ellerini vs. inceler. Çocuk dünyayı tanımaya başlayınca insanları, canlıları, bitkileri, dağları, taşları, denizleri incelemeye başlıyor. İşin en ilginç tarafı oyunların, çocuk oyunlarının bu tanıma işinin en önemli alanı olmasıdır. Farklı bir durumu görmesi için önce herkesin gördüğünü görmesi gerekiyor. Adem babamızdan beri her insan öğrendiği her yeni bilgiyi, ulaştığı her fikri önce çevresine sonra sözlü veya yazılı bir şekilde gelecek nesillere aktarıyor. Uygarlık denilen şey bir bilgi ve tecrübe birikiminden ibaret. Yeni buluşlar yapacak zekâda insanlar tabii ki var, ama hiçbir buluş, geçmişi olmayan bir bilgiye dayanmadan yapılamıyor. Şunu demek istiyorum; merdivenin alt basamaklarını çıkmadan üst basamaklarına ulaşamazsınız. İşte bizim köçürme oyunumuz da satrançtan daha önce oynanan oyunlardan biri. O da kendisinden önceki oyunlardan etkilenmiş. Mesela üçtaş, dokuztaş oyunlarından etkilenmiş. köçürmenin satranca birçok malzeme verdiğini görüyoruz. Satranç oyunu ise ne yazık ki İngilizlerce yüz yıldır Mısır’a, Hindistan’a mal edilmeye çalışılan bir oyun. Hâlbuki yüzde yüz Türk oyunu. İlk satranç taşı Kuşhan Türklerinin başkentinde, Güney Türkistan’da Dervazintepe’de, ilk satranç taşları, Semerkant’ta Alp Er Tunga’nın mezarında, ilk tam satranç takımı Büyük Selçuklu Devleti zamanı Isfahan’ında bulunmuş. Satranç tarihini incelerken satrancın atası denilen bazı oyunlarla karşılaştım. Örneğin Mısır piramitlerinde görülen ve satrancın atası denilen senet oyununu inceledim. Satrançla olan ortak noktaları çok zayıftı. Oyun taşlarının kısmi benzerliğinden yola çıkılarak satrancın atası senet oyunudur, denilmişti. Bir de köçürme ile satranç oyununun ortak noktalarını inceledim. Gördüm ki köçürme oyunu ile satrancın ortak noktaları diğer oyunlardan kat kat fazlaydı. Bu yüzden “Satrancın Atası Olan Türk Zekâ Oyunu, Mangala” diye bir makale yazdım. Bu şekilde satrançla da ilgilenmeye başlamış oldum. Elde ettiğim veriler o kadar fazla ki, konuyla ilgili olarak yazdığım “Bir Türk Zekâ Oyunu Olarak Satranç” adlı makaleyi kısaltmakta çok güçlük çektim. Benim düşünceme göre insanlığın avcılık döneminde ilk oyunlar taşla oynanmaya başladı. Bir süre sonra oyunlarını hayvanların aşıklarıyla oynamaya başladılar, ama taş ile de oynamaya devam ettiler. Buldukları her yeniliği oyunlarına eklediler ve en gelişmiş zekâ oyunu satranca ulaştılar. İnsanlığın en gelişmiş örgütlenmesi olan millet olma hâlini erken dönemlerde gerçekleştiren Türkler, oyunlarını kendi yaşantıları ve felsefelerine göre geliştirdiler. Satranç bir korunma, güvenlik, savaş oyunudur ve ordu-millet olan Türkler tarafından geliştirilmiştir. Altay destanlarında yer altında şeytanla yedi yıl satranç oynayan kahramanlar vardır. Satrancın en ilkel hâlini Altay, Tıva Türkleri hâlen oynamaktadır. En zor satrancı Timur geliştirmiştir. Avrupa’da yapılan ilk satranç makinasının adı da ne hikmetse “The Turc”dür. İşte köçürme, bilinen en az 4.000 yıllık bir Türk oyunu olarak satrancın geliştirilmesine örneklik etmiştir. Bin yıl önce yazılan Divan-ı Lügat’it Türk’de Kaşgarlı Mahmut oyunun tarifini vermiştir. Bu bakımdan köçürme oyunları çok önemlidir.

        - Oyun hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? Köçürme adı ne anlama geliyor? Köçürme oyunundan mı yoksa köçürme oyunlarından mı söz ediyoruz?

        - Köçürme binlerce yıllık bir Türk zekâ oyunudur. Türklerden Araplara mangala adıyla, oradan da 17. yüzyılda dünyaya mangala, mankala, mancala adıyla dağılmıştır. Belli sayıdaki karşılıklı küçük kuyulara, belli sayıdaki taşların birer birer, sırayla göçürülmesi, dağıtılmasıyla oynanan ve eldeki son taşların bırakıldığı kuyudaki konumuyla üstünlük kazanılan bir oyundur. Kuyulardan taş göçürme, aktarma oyunları da denilebilecek köçürme oyunu, çok geniş bir oyun ailesidir. Yüzlerce değişik ad ve onlarca kuralla oynanan çeşitleri vardır.

        Köçürme oyunları, sadece zaman geçirmek isteyen çobanların değil, her yaş ve seviyeden insanın zevkle oynadığı bir zekâ oyunudur. Diğer kuyu ve taş oyunlarımızdan farkı, yine kuyu ve taşlarla ama hesaba dayalı olarak oynanmasıdır. Satranç gibi hesap ve mantığa dayalı yüksek seviyede bir zekâ oyunudur. Doğrudan zekâya hitap eden, zekâyı geliştiren oyunlarımızdan biridir. Evde bir tabla veya kâğıt üzerinde; yerde, kuyularla ve taşlarla oynanır. Dünyanın birçok ülkesinde, bine yakın adı ve onlarca çeşidi bulunmaktadır. Oyundaki kuyu ve taş sayısı, kurallar, ülke ve yörelere göre değişmektedir. Oyunun Türk dünyasında ve Türkiye’de 225 adla, oyunlara göre değişen 150’den fazla kuralla, farklı taş ve kuyu sayısı ile oynandığını tespit ettim. Köçürme kitabımda benden önce derlenmiş oyun çeşitleriyle kendi derlediğim oyun çeşitlerini sundum. Osmanlı dönemindeki adı minkale idi, Türkistan’da ve Türkiye’de önce dokuz kumalak olarak biliniyordu. Piyasaya oyun tahtası sürüldükten sonra da mangala adıyla tanınmıştı. Bu adların yerine, Türklerde binlerce yıllık bir geçmişi olan bu oyunun bin yıl önce Kaşgarlı Mahmut’un Divan’ı Lügat-it Türk’ünde geçen “köçürme” adını kullanmayı uygun buldum. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde oyun yerinin Divan’ı Lügat it Türk’de söz edildiği gibi hazırlanması ve benzer şekilde, aynı adlarla oynanması bu adı tercih etmeme yol açtı: göç, göçek, göçme, göçme yalak, göçmec, göçmeci emen, göçmecik, göçtüm göç, göçük, göçün ve göçürme… Dünyadaki genel adının mancala, mankala veya mangala olması; Urfa, Hatay gibi bazı illerimizde oynanan bir Köçürme oyun çeşidimizin adının mangala olması; Türkiye’de derleme kurallarla piyasaya sürülen kuyu oyunlarının adının da mangala olması yüzünden, bir karışıklık yaratmaması ve daha derlenememiş bilgilerin de kaybolmaması için, bu geniş oyun ailesine “Köçürme Oyunları Ailesi” dedik.

        - Artık kaybolmuş veya kaybolmaya yüz tutmuş bu tür oyunlarınızın (ve hatta her türlü çocuk oyunlarının) tekrar canlandırılması açısından neler yapılabilir? Mesela, köçürmenin tekrar bizim kültürümüze etkin şekilde kazandırılması yönünde ne gibi adımlar atılabilir?

        - Dünyada gördüğümüz oyun ve oyuncakların, sporların benzerini ülkemizde de görüyor ve “Biz bunu çocukluğumuzda oynardık!” diyoruz. Bunlara “golf”e dönüşen “hülü” veya “lopak” oyununu, “hokey”e dönüşen “köylen” oyununu örnek verebiliriz. Bu oyunların, oyuncakların, yabancıların bizim ülkemizde yaptıkları gözlem ve araştırmaları sonucunda geliştirildiğini, ticarileştirildiğini kabulde beynimiz zorlanıyor. Bu yüzden bize ait oyunları başkalarının oyunları zannedip ilgilenmediğimiz de oluyor. Meselâ, satrançtaki fil, XII. yüzyılda Avrupa’da bulunduğu hâlde, Hindistan kökenli sanıyoruz. Bu beyin engelini aşmalıyız. Maalesef kendi oyunlarımıza yeterince ilgi göstermiyoruz.

        Oyunlar, insan zekâsının seviyesine göre türlere ayrılır, çeşitlenir, zorlaşır veya kolaylaşır. Bir oyunun kâğıt üzerinde oynandığı bir dönemde, aynı oyunu sahada fiilen oynayanlara rastlanabilir. Her dönemde, her zekâ seviyesinde insan bulunduğu için, her türlü oyun, her malzeme ile kısmen de olsa oynanmaya devam etmektedir. Ancak günümüzde, küreselleşmenin etkisiyle bu çeşitlilik ve zenginlik hızla yok olmaktadır. Bu çeşitlilik içinden bir oyun alınıp, tektipleştirildiği, kesin bir kurala bağlandığı takdirde, yani olgunlaştırıldığında, o oyun türünün alt türlerinin yaşaması, gelişmesi daha zordur. Bir oyun türü ve alt türleri, bütün ayrıntılarıyla derlenip kayıt altına alınmaz, kuralları belirlenmez, tektipleştirilip, markalaştırılıp, piyasaya sürülemezse o oyun türleri gibi alt türlerinin bilgileri de süratle yok olacaktır. Oyun zenginliğimizi sürdürmenin yolu, her seviyedeki, türdeki oyunlarımızın süratle derlenip, markalaştırılıp piyasaya sürülmesi ve oynanmaya devam etmesini sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasıdır. İncelediğimiz köçürme oyunlarının en ilkel ve gelişmiş hâlleri, Türkiye’nin farklı bölgelerinde ve Türk dünyasında aşağı yukarı birbirine çok yakın bir şekilde hâlen yaşıyor, yaşatılıyor. Bunu milletimizin hafızasının zenginliğine bağlıyoruz. Milletimiz eskiyi hemen atmıyor, koruyor, kullanıyor. Bunu kültürel dönüşümün muhteşem bir güvenlik sistemi olarak kabul edebiliriz. Ancak teknolojik gelişmeler bu güvenlik sistemini ve hafızayı zorlamaktadır. Birçok önemli malzeme ve kültür kodu sessiz sedasız yok olmaktadır. Teknolojik gelişmelerin, sanal âlemin, televizyonun, oyun gibi çok önemli bir kültür taşıyıcısının önemini yitirmesine yol açtığı görülmektedir. Bunun önüne geçmek için, yine teknoloji ve çağdaş pazarlama yöntemleri kullanılmalıdır.

        Köçürme oyununa gereken ilgi gösterilmeli, köçürme oyunu mutlak bir eğitim aracı olarak kullanılmalıdır. Bunun için Türkiye’de köçürme dernekleri ve bu derneklerin oluşturduğu birlikler kurulmalı, ulusal ve uluslararası çapta yarışmalar yapılmalıdır. Her yaş ve seviyeye hitap edecek Köçürme çeşitlerinde yapılacak yarışmaların, ayrıntılı kuralları belirlenmelidir. Kurallaştırma çalışmaları yürütülürken süratle markalaştırma çalışmaları yapılmalıdır. Ancak araştırılmamış, ham bir alandaki markalaştırma da eksik olmaktadır. Türetilmiş mangala bir yönüyle geleneksel bir oyunun ticarileştirilmesine iyi bir örnektir, diğer yandan alan araştırılmadan yola çıkıldığı için, satranç kadar önemli bir oyun, hatta satrancın atası olduğu bilgisi, pazarlamada değerlendirilememiştir.

        Aydınlarımızca, kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olan diğer oyunlarımızla birlikte köçürme çeşitlerinin, süratle, ustaca derlemesinde büyük yararlar vardır. Sınırlı zaman dilimlerindeki görüşmelerden aldığımız bilgilerden çıkarabildiğim sonuçların çok daha ötesinde şaşırtıcı güzellikler bulunabileceğini düşünüyorum. Ayrıca okullarda Türk çocuk oyunlarının, Türk zekâ oyunlarının, köçürmenin ve satrancın ders olarak konması çok faydalı olacaktır. Bir sanal oyun olarak geliştirilmesi ise bugünün nesillerine ulaşması açısından önemlidir. Oyunun belgeselinin yapılması için yayın kurumlarımız harekete geçmelidir. Oyunların tespitini, derlemeleri süratle tamamlayıp oyunların hikâyelerini (monografilerini) çıkarmamız, geçirdiği değişimi görmemiz, müstakil kitaplar hâlinde yayımlamamız gerekir. Kanaatimizce oyunların tamamının türleri ve alt çeşitleri derlenmeden de bu çalışmalar sağlıklı yürümeyecektir. Bunun için derleme konusunda gönüllüler yetiştirilmelidir. Özetle, köçürme, diğer Türk zekâ oyunlarıyla birlikte satrancın öncülü, atasıdır ve bir Türk zekâ oyunudur. Satranç kadar zevkli eğitici ve eğlendirici bir oyundur. Oyunlarımızın, oyuncaklarımızın altını, üstünü sağlıklı bilgilerle doldurduğumuz zaman, markalaşma, tanıtım, pazarlama sorunlarımız da ortadan kalkacaktır.


Türk Yurdu Nisan 2016
Türk Yurdu Nisan 2016
Nisan 2016 - Yıl 105 - Sayı 344

Basılı: 12 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele