İlk Dönem Türk Yurdu’nda Dış Türkler ve Türkçülük(1911-1918) III. Bölüm

Mart 2016 - Yıl 105 - Sayı 343

        İLK DÖNEM TÜRK YURDU'NDA DIŞ TÜRKLER VE TÜRKÇÜLÜK(1911-1918) III. BÖLÜM

         

        Türk Ocaklı Bazı Yöneticiler ve Aydınlar

        Turan Fikrine Temkinli Yaklaşmışlardır

        Türk Ocaklı bazı yönetici ve aydınlar Turan fikrine temkinli yaklaşmışlardır. Mesela İstanbul Türk Ocağı’nın ilk başkanı olan Ahmet Ferit Tek, I. Dünya Savaşı’nın başlarında “Nevsal-i Millî, 1330, s.189-191”de yayımlanan “Türk Ocakları” başlıklı yazısında; siyasal Turancılıkla ilgili olarak “Keskin kılıç kullananlar yanlış hamlelerden sakınmalıdır. Bunun gibi Türklükle uğraşanlar da ihtiyat ve basireti asla elden bırakmamalı, hele genç ve delikanlı Ocaklı, Doğu’ya mahsus hayalperestlikle birden İran’a ve Turan’a uçuvermemelidir.” demiştir. Ahmet Ferit Tek’e göre, dış Türklerle birleşerek büyük bir güç oluşturmak bir ideal olmakla birlikte, ılımlı ve basiretli bir siyaset izlememek, henüz iyileşme dönemindeki Osmanlı İmparatorluğu için son derece tehlikelidir. (Füsun Üstel. İmparatorluktan Ulus Devlete Türk Ocakları (1911-1931). İstanbul, 1997, s. 189)

        İzmir Türk Ocağı Başkanı Necip Türkçü, I. Dünya Savaşı başlarında İzmir Türk Ocağı’nda verdiği “Türklerde Vatanperverlik” konulu konferansında, Ziya Gökalp’ın “Turan” anlayışına karşı çıkmıştır. Necip Türkçü, “Turan, millet fikri nokta-i nazarından ve hakiki vatan telakkisi cihetinden millî vatan olamaz. Hissi nokta-i nazardan da (Turan) bize millî ve hakiki vatan olamaz.” diyerek Anadolu ve Rumeli Türklüğünü ön plana çıkarmıştır. (Yusuf Sarınay, a.g.e. 2005, s. 206-207)

        İttihat ve Terakki Fırkasının ideoloğu olan Tekinalp, Balkan Savaşları sırasında, Türk irredantizminin siyasal ve sosyal bir zorunluluk olduğunu ve diğer Türklerle kurulacak birliğin, güçlü bir millet meydana getireceğini savunmuştur. Buna karşılık, Türk Ocağı çevresinde toplanan Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Hüseyinzade Ali Turan gibi önemli şahsiyetler, Balkan Savaşlarını izleyen dönemde Turan devletinin kurulması için şartların uygun olmadığı görüşünü savunmuşlardır. (Günay Göksu Özdoğan. “Turan”dan “Bozkurt”a Tek Parti Döneminde Türkçülük (1931-1946). İstanbul, 2001, s. 79)

        Türk Ocakları ve İttihat Terakki Partisi

        Türk Ocağı’nın siyasi bir kimlik taşımadığı, asla siyasetle uğraşmayacağı, daha kuruluş döneminde ilan edilmiştir. Türk Ocağı, siyasi hayatın en karmaşık bir döneminde, her şeyin siyasallaştığı bir ortamda doğmuştur. İkinci Meşrutiyetle birlikte geçilen çok partili sistem, Ocağın siyasi partilerle ilişki kurmasına ortam hazırlamıştır. Türk Ocağı’nın İttihat ve Terakki Partisi ile iyi ilişkiler içinde olduğu, hatta Türk Ocağı’nın kuruluşunda İttihat ve Terakki Cemiyeti mensuplarının katkısı olduğu bilinmektedir. Türkçülük fikrine sıcak bakan Millî Meşrutiyet Fırkası (Partisi), Teceddüt Fırkası ve Millî Türk Fırkasının kuruluşunda Türk Ocaklılar da görev almıştır. Türkçülük fikrini ret eden Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile Türk Ocağı arasındaki ilişkilerin başlangıçtan itibaren bozuk olduğu söylenebilir. (İbrahim Karaer, a.g.e. 1992, s. 35) Hamdullah Suphi Tanrıöver, 1924 yılında toplanan Türk Ocakları Umumi Kongresinde yaptığı konuşmada, “Türk Ocağı’nın İtilafçılara düşman olduğunu ve onları Ocak’a sokmadıklarını.” söylemiştir. (Türk Ocakları 1340 Senesi Umumi Kongre Zabıtları. Ankara, 1340, s. 33-38)

        Türk Ocağı ve İttihat Terakki Partisi arasında organik bir bağ olduğuna dair elimizde herhangi bir belge yok. Ancak İttihatçılarla Türk Ocaklıların iç içe olduğunu söylemek mümkündür. Türk Ocağı, bir görüşe göre, İttihat ve Terakki Partisi’nin eseridir. (Fethi Okyar. Üç Devirde Bir Adam, İstanbul, 1980, s. 23)

        İttihat ve Terakki Partisi’ne üye olan ve yönetiminde görev alan Ziya Gökalp gibi bazı İttihatçılar, aynı zamanda Türk Ocağı üyesidir. İttihat Terakki’nin kurduğu hükümette görev alan Bakanlar, toplum önünde Türk Ocaklı olduklarını söylemekten çekinmemişlerdir. İttihat ve Terakki Partisi’nin önderlerinden Enver Paşa, Cemal Paşa gibi ünlü isimlerin, Türk Ocağı’na maddi yardımda bulundukları da bilinmektedir. 1918 yılında toplanan Türk Ocağı Kongresine sunulan İdare Heyeti Raporunda Hükümetin, Türk Ocağı’na her ay küçük miktarda yardım ettiği, Türk Ocağı faaliyetlerinde “nihayetsiz hürriyet” sağladığı belirtilmiştir. Türk Ocaklıların büyük bir kısmı İttihat ve Terakki Partisi üyesi veya sempatizanı olmalarına rağmen bazı Türkçüler, partiye üyeliği reddetmişlerdir. Mesela; Türk Ocağı kurucusu ve Türk Yurdu dergisi idare müdürü Yusuf Akçura, İttihat ve Terakki Partisi’ne üye olmamıştır. Yusuf Akçura’nın bu tavrı, Türk Yurdu dergisinin, iktidar partisi karşısında bağımsız hareket etmesini sağlamıştır. Millî Meşrutiyet Fırkası kurucularından Ahmet Ferit (Tek)’in, Türk Ocağı’nın zarar görmemesi için Türk Ocağı başkanlığından ayrılması da dikkat çekicidir. İttihat ve Terakki Partisi önceleri Türk Ocağı’nı partinin kültür şubesi haline getirmek eğiliminde iken; Birinci Dünya Savaşı sonlarına doğru Ocağı siyasi bir rakip olarak görmüş ve bir takım zorluklar çıkarmaya başlamıştır. Parti, Türk Ocağı’nın 1918 yılında toplanan kongresinde Ziya Gökalp’ı başkan seçtirerek Ocak’a hâkim olmak istemiş; ancak Gökalp’ın seçimleri kaybetmesi sebebiyle bu teşebbüsünde başarılı olamamıştır. (Füsun Üstel, 1997, s. 71, 73, 76)

        ***

        Türk Yurdu Müdürü Yusuf Akçura’nın “Turan devletinin kuruluşu için şartların uygun olmadığını” düşünmesine rağmen, Türk Yurdu dergisinde “Turan” konulu şiir ve yazıların yayımlanmaya devam ettiği görülmektedir. 30 Ekim 1913 tarihli 51. sayıda, Süleyman Aktuğ, “Turan Yolcularına” adlı şiirinde; Türk mezarı bulunan her yeri Turan olarak tanımlamıştır. (s. 50-52)

        “Sen yaşamak istiyorsan Ey Türk artık unutma:

        Türk şehidi, Türk mezarı olan her yer Turan’dır”

        Türk Yurdu’nun 13 Kasım 1913 tarihli 52. sayısında “Turan Mecmuası” başlıklı haberde; Budapeşte’de kurulan Turan Cemiyeti tarafından yayımlanan Turan Mecmuası’nın ikinci sayısının yayımlanmasından duyulan memnuniyet ifade edilerek sıcak mesajlar verilmiştir: “Türk Yurdu’nun 6. sayısında Budapeşte’de bir Turan Cemiyeti kurulduğunu haber vermiştik. Bu mühim cemiyetin maksatlarından birisi de Turanlıların mazi ve haldeki hayatlarından bahis bir mecmua neşretmek idi. Bugünlerde Türk Yurduna gönderilen “Turan Mecmuası” o maksadın muvaffakiyetle husule gelmiş olduğunu anlatıp bizi çok sevindirdi. (..) 64 sayfalık bu mecmuanın pek küçük bir kısmı Türkçedir. Türk Yurdu Heyeti, Turan mecmuasının neşrine muvaffakiyetten dolayı Turan Cemiyetini tebrik eder ve bu nafi (faydalı) mecmuadan Turanlıların daha çok müstefid olabilmeleri (yararlanabilmeleri) için, Macarca makalelerden bazılarının Turanlıların büyük kısmı tarafından okunup anlaşılan Türkçe ile de yayımlanmasını o muhterem cemiyetten ayrıca rica eder.” denilmiştir. (s. 78-79)

        Türk Yurdu’nun 27 Kasım 1913 tarihli 53. sayısında; Musa Carullah Efendi’nin iştirakiyle Ayaz İshaki tarafından Petersburg’da “İl” gazetesinin birinci ve ikinci sayılarının yayımlandığı haber verilmiştir. (s. 96) 11 Aralık 1913 tarihli 54. sayıda, Mahmud Esad Efendinin “Şimal Türkleri Arasında Seyahata Dair” başlıklı yazıda; Rusya’da yaşayan Türkler arasında ortak bir Türk dilinin geliştirilebileceği hakkında değerlendirme yapılmıştır. (s. 110-111) Aynı sayıda, “Türk Ocağı’nın Derneği” başlıklı haberde, Türk Ocağı’nın yıllık kongresi hakkında bilgi verilmiştir. (s. 110)

        Türk Yurdu’nun 25 Aralık 1913 tarihli 55. sayısında; Dağıstan’a yerleşen Kazanlı aileler tarafından Dağıstan’da bir okul açıldığı, Kuzey Türklerinden Fatih Emiri Han’ın yazdığı Tatar Kızı adlı eserin, Esperanto diline tercüme edildiği haber verilmiştir. Ayrıca, Orta Asya Türklerinden Semerkant gazetesini yayımlayan Semerkantlı Müftü Mahmud Hoca Behbudi tarafından Ayna adlı haftalık bir mecmua yayımlanmaya başladığı haber verilmiştir. (s. 127-128) Türkistan’daki yenilikçi liderlerden biri olan Mahmud Hoca Behbudi (1874-1919), 1909’da kaleme aldığı bir yazısında; Türkistan’ın, Türkistan Ruhani Meclisi tarafından yönetilmesini istemiş ve Türkistan Türklüğü hakkında şu bilgileri vermiştir: “Türkistan’da Müslüman nüfus genel olarak Türk diliyle iletişim kurar. Güney bölgesinde yalnız 100.000 kadar Farsça konuşan nüfus vardır. Fakat onlar aynı zamanda Türkçe bildiği için yapılan başvurular, bütün kayıtlar ve belgeler Türkçe yazılmaktadır. Türkistanlılar arasındaki giyim kuşamda, dinde ve dilde hiçbir fark yoktur. Gerçi kendi terminolojilerine göre şehre yerleşenler Sart, köylerde oturanlar Özbekler ya da Türkmen, bozkırlardaki göçebeler ise Kırgız ve Kazak olarak adlandırılır. Ancak inanç, din, gelenek-görenekleri ve evlenme gibi şeylerde birbirinden asla farkları yoktur.” Behbudi’nin bu yorumunda, Türkistan’da Türklük bilincinin varlığını görüyoruz. Türkçülük düşüncesi, 1914’ten sonra Sada-i Türkistan gibi tanınmış dergilerle daha çok yayılacaktır. (Hisao Komatsu, a.g.e. 1993, s.27-28)

        Türk Yurdu’nun 25 Aralık 1913 tarihli 55. sayısında, “Türk Ocağı Derneği (Kongresi)” başlıklı haberde; İstanbul Türk Ocağı Başkanı Hamdullah Suphi Bey’in konuşmasına yer verilmiştir. Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Türk Ocağı Kongresi açış konuşmasında; “Türkler, milletlerini seven, düşünen Türk kardeşlerimiz, kim olursanız olunuz, aramızda yeriniz, kalbimizde tahtımız vardır. (..) İçimizde en muhterem olanlar Türk’e en çok hizmet edenlerdir.” demiş; Giritli iki Türk öğrenciye yatacak yer temin ettiklerini belirterek, Türk tarihi ve Türk coğrafyası hakkında kitap tertibinin öneminden bahsetmiştir. Ayrıca, Türklerin yaşadığı memleketleri gösterir bir ırk haritası hazırlayarak memleketlere, medreselere dağıtılmak üzere bastırmağa teşebbüs ettiklerini söylemiştir. (s. 125)

        Hamdullah Suphi Bey, Türk Ocağı kongresinin kapanış konuşmasında; “Yalnız Osmanlı Türklerinin memleketinde değil, Türk âleminin her köşesinde muhtelif tecellilerle varlığını, bize ve başkalarına hissettirmeğe başlayan millî Türk cereyanı, kim bilir, belki arzın sırtında zuhur eden inkılapların en büyüklerinden birini ihzar etmektedir (hazırlamaktadır)” demiş ve Türklüğün dört beş senelik bir zamandan beri küçük bir zümre düşünürün hususi bir idraki olmaktan çıktığını; basına, okullara, aileye, halkın en alt tabakalarına kadar inmiş olduğunu belirtmiş, “Türklük cereyanı öncülerinin bile böyle bir sonuç beklemediklerini.” söylemiştir. Hamdullah Suphi Bey, aynı konuşmasında; Türklük cereyanının en büyük kıymetlerden birinin, gerçekleştirilmesi mümkün olmayan dilekler peşinde bir milleti koşmaktan, mahvolmaktan koruduğunu; Türklerin kalbinde uyanan millî aşktan her bir kurtuluşu beklediklerini ifade etmiştir. (s.126-127) Türk Ocağı Başkanı Hamdullah Suphi (Tanrıöver)’nin bu konuşmasından; Türk Ocağı’nın, Türk milletini tehlikeye sürükleyecek maceraperest düşüncelere geçit vermediği anlaşılmaktadır.

        1913 yılı Turan fikrini yaymak için yeni arayışların ve yeni örgütlenmelerin yapıldığı bir yıl olmuştur. Osmanlı Devletinin gözetiminde, Macarların ön-ayak olup, Türk ve Bulgarların da katıldığı “Pan-Turan Kurultayı” 1913’de toplanmıştır. Bu girişim, siyasi bir ünitarizmden ziyade; Bulgar, Macar ve Türkleri bir araya getirmeyi amaçlayan taktik bir ittifak arayışıdır. (Erol Cihangir. “Turancılığın Tarihi ve Siyasi Unsurları Üzerine Bazı Mülahazalar”. Türk Yurdu, sayı; 139140-141, Mart-Nisan-Mayıs 1999, s. 124) 1913 yılında Bayezit’te düzenlenen bu kurultaya Ahmet Ağaoğlu, Resulzade Mehmet Emin ve Topçubaşiyev gibi isimler katılmıştır. Kongrede, Türklüğün iki kolu olan batı ve doğu Türklerinin birleşmesi noktasında anlaşmaya varılmıştır. (Zare Vand Nalbantyan, a.g.e. 2011, s. 83)

        İttihat ve Terakki Partisi himayesinde “gençliğin militarist yönde eğitiminin Türk ırkını canlandıracağı düşüncesi” ile 1913 yılından itibaren Avrupa’daki izci örgütlerine benzer gençlik derneklerinin kuruluşu teşvik edilmiş, Enver Paşa, söz konusu örgütlerin başbuğluğunu üstlenmiştir. Bu gençlik örgütlenmesinin ilki olan Türk Gücü Derneği, “yurdun koruyucusu, Turan’ın akıncısı” olarak 1913 yılında kurulmuştur. (Günay Göksu Özdoğan, a.g.e. 2001, s. 80-81)

        Türk Edebiyatında “Turan”

        Türkçülük Turancılık fikri, I. Dünya Savaşı öncesinde yazılan birçok fikri, edebi ve tarihi eserin konusunu oluşturmuş, aydın ve gençleri derinden etkilemiştir. Kazım Karabekir’e göre; “Ziya Gökalp, 1910 yılında Selanik’te toplanan İttihat ve Terakki Cemiyeti Kongresine Diyarbakır delegesi olarak katılmış ve genel merkez yönetimine üye seçilmişti. Osmanlıcılık fikrini şiar edinen İttihat Terakki Cemiyeti’nin fikir yapısında bu tarihten sonra değişiklik oldu. İttihat Terakki Cemiyeti adına Turancılık bayrağını eline alan Ziya Gökalp’ın gayretleri ile Türklük davası inceden inceye işlenmeye başlandı. Bu sıralarda Ziya Gökalp, Genç Kalemler mecmuasında “Turan” adlı şiirini yayımladı. “Türkçülük davasını tamamen benimseyen İttihat Terakki, Turan edebiyatını okullara kadar yaymayı başardığından artık her tarafta Turan şiirleri işitilmeye ve hoşa gitmeye başladı. Turan edebiyatı almış yürümüştü.” (Kazım Karabekir. Birinci Cihan Harbi’ne Nasıl Girdik, Cilt: 2. İstanbul, 1995, s.70-71)

        Turan terimi, fikir yazılarında ve şiirlerde yer aldığı gibi Türkçü yazarların hikâye ve romanlarında da coğrafi terim ve ülkü olarak yer almıştır. Bu edebi eserlere; Halide Edip’in Yeni Turan, Ömer Seyfettin’in Primo Türk Çocuğu, Müfide Ferit’in Aydemir, Aka Gündüz’ün Türk Kalbi, Ahmet Hikmet’in Gönül Hanım, Mehmet Emin’in Ey Türk Uyan, Ziya Gökalp’ın Kızılelma adlı eserleri örnek gösterilebilir.

        Mesela; Ömer Seyfettin’in 1910’lu yıllarda kaleme aldığı Primo Türk Çocuğu adlı hikâyesinde; “Grazia; muzaffer, genç, kuvvetli ve uyanık Turanın karşısında muhakkak yenilgiyle ezilecek olan miskin Batı’nın korkak ve kadından bir sembolü gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.” (...) “Bizim hükümetimizi kuran Ertuğrul ve Osmanoğulları, Turan’dan, Horasan’dan, Altundağından, kalkarak Anadolu’ya gitmişler. Anadolu’da ne kadar Türk varsa birleştirmişler.” (...) Balkan bozgunu sonunda Selanik’in elden çıkması üzerine subayları suçlayan hikâye kahramanına babası; bu subayların suçları olmadığını söyler ve “kabahat bize Türklüğümüzü unutturan sebeplerde.” Bu zavallı subayların Turan’ın ne demek olduğunu birbirlerine soracak kadar milliyetlerinden haberleri yoktu. Türk tarihinin bir harfini bile bilmiyorlardı” diye cevap verir. (...) “Doğudan, Turan tarafından bir hilal (...) mavi göğe yükseliyor. İçinde mini mini bir yıldız var” ifadelerinin yer aldığı görülmektedir. (Ömer Seyfettin. Primo Türk Çocuğu, 2005, s. 48,53, 69, 86,87)

        Şevket Süreyya Aydemir, bu dönemi tasvir ederken “Orduya ve memlekete Enver Paşa hâkimdir, ama mektepler ve genç mekteplilerle aydınların önemli kısmı, Türk Ocağı’nın, Turancılığın ve Ziya Gökalp’ın etrafındadırlar. (...) Turancılığın bayrağı gençlerin omuzundaydı. 18-25 yaşlarındaki gençler arasında Turancılık umumi gibiydi. Hatta onların hayali Ziya Gökalp’ın ufuklarını aşıyordu.” diyerek, Türk Ocağı ve İhtiyat Zabitleri marşındaki “Turana varmak arzusuna” işaret etmiştir. (Şevket Süreyya Aydemir. Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa II, İstanbul, 1971, s. 482-485)

        Türk Ocağı Marşı

        Önde bayrak, elde süngü, kalpte Tanrı biz,

        Dünyaya hâkim olmak isteriz,

        Mabedimiz Türk Ocağı, Kâbe’miz de yüce, parlak,

        Turandır hep ancak.

        İhtiyat Zabitleri Marşı

        İhtiyat zabitleri! Yol göründü kalkın,

        Gidiyoruz işte, Turan bizi bekliyor…

        Türk Yurdu’nun 8 Ocak 1914 tarihli 56. sayısında; Kırım’ın Bahçesaray şehrinde çıkan Tercüman gazetesinin günlük olarak yayımlanmaya başladığı; Enver Beyin, Mirliva (Tuğgeneral) rütbesine terfi edilip Harbiye Nazırlığına tayin olduğu haber verilmiştir. (s.142-143) 20 Ocak 1914 tarihli 57. sayıda, “Şimal Türklerinde Terakki Eserleri” başlıklı haberde; Kazan İslam Kütüphanesinde birkaç günün hanımların hizmetine tahsis edildiği, Ufa’da bir Türk Avam Darülfünunu açıldığı, Petersburg’da “Türk Tatar Edebiyatını Öğrenme Derneği” kurulduğu bildirilmiştir. (s. 158-159) 3 Şubat 1914 tarihli 58. sayıda, Zeki Velidi (Togan)’nin “Vambery’nin Eserleri ve Eserlerinde Türklere Nazarı adlı yazısının 2. bölümü yayımlanmıştır. (169-171) 19 Mart 1914 tarihli 61. sayıda Rusya’da çıkan Kazan Muhbiri, Sibirya ve Durmuş gazetesi yazarlarından Fatma Feride Hanımın vefat haberi verilmiştir. (s. 234)

        Ziya Gökalp, “Turan”ı Türklerin Vatanı Olarak Tanımlamıştır

        Türk Yurdu’nun 2 Nisan 1914 tarihli 62. sayısında Ziya Gökalp’ın “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” yazı dizisinde; “Türk Milleti ve Turan” başlıklı yazısı yayımlanmıştır. Gökalp, bu yazısında Türklerin bir medeniyeti ve bir dili olması gerektiğini savunmuştur. “İstanbul dilinin millî dil olarak kabul edilmesi hâlinde, bir Türk kültürü, bir Türk medeniyetinin ibdaına (yaratılmasına) çalışılması, Türk milletinin teessüsüne yardımcı olacak ve Osmanlı, Tatar, Özbek, Kırgız gibi tabirler mıntıka isimleri hükmünde kalacaktır.” Gökalp, bu açıklamanın ardından “Ya, o hâlde bu milletin vatanı neresidir?” diye sormuş ve bu soruya aşağıdaki meşhur Turan şiirindeki mısralarla cevap vermiştir.

        Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan,

        Vatan büyük ve müebbed bir ülkedir; Turan!..

        Gökalp, Turan’ı, “Türklerin efradını cami ve ağyarını mani olan mefkûrevi vatandır. Turan, Türklerin oturduğu, Türkçenin konuşulduğu bütün ülkelerin mecmuudur” şeklinde tanımlamıştır. (s. 239-240)

        Türk Yurdu’nun 16 Nisan 1914 tarihli 63. sayısında A. Y. rumuzu ile Yusuf Akçura tarafından kaleme alınan “1329 Senesinde Türk Dünyası” başlıklı yazıda, Balkan yenilgisinin bütün Türkler arasında büyük üzüntü yarattığı ve millî uyanışa sebep olduğu; 1913 yılı Osmanlı Türklerinin ve Astrahan’da yayımlanan İdil gazetesinin belirttiği gibi “Bütün Türklerin Milliyet Yılı” olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, İttihat ve Terakki Partisi’nin yıllık merkez raporunda partinin gelecekteki faaliyetlerinin esasını oluşturacak ziraat, eğitim ve ekonomiye dair konulara özel önem verildiği; millî lisanın (Türk dilinin) daha seri bir eğitim vasıtası olduğu ve milliyet fikrinin Türk uyanış ve gelişmesinde en kuvvetli etkiye sahip olduğunun kabul edildiği belirtilmiştir. (s. 261) Aynı sayıda yer alan “Büyük Bir Türk Ticarethanesi” ve “İslam Tüccar Cemiyeti” başlıklı haberlerde; Kırımlı Tüccar Hacı Emir Hasan Efendi tarafından İstanbul’da “Büyük Bir Türk Ticarethanesi Açıldığı”; İstanbul’da “İslam Tüccar Cemiyeti” adıyla yeni bir dernek kurulduğu bildirilmiştir. (s. 266)

        Türk Yurdu Dergisinde 1914 yılında

        “Turan” Hakkında Yazı ve Şiirler Yayımlanmaya Devam Eder

        Türk Yurdu’nun Nisan 1914 tarihli 64. sayısında Baron Nyary Albert’in “Macaristan’ın Turanilik’teki Yeri” adlı makalesi yayımlanmıştır. Bu makale, Macaristan’da çıkan Cel-Tseyil adlı dergiden tercüme edilmiştir. Makalede, Bulgar, Türk ve Macarların Ural-Altay kavimlerinden olduğu, Macar ve Türklerde kardeşlik duygularının hâlen mevcut olduğu, ziraatta geri kalan Türk halkına Macarların rehberlik edebileceği; Osmanlı ülkesinde tabiplere, sanat ve ticaret erbabına, askeriyenin elbiselik kumaşa ihtiyaç olduğu; bu ihtiyacın Macarlar tarafından karşılanabileceği belirtilmiştir. Turan fikri ile ilgili olarak “Macarlığın yeniden hayat bulmasına ilk vasıta ancak Türkiye ve Bulgaristan’dır. Nüfus miktarı milyonlara ulaşan Turani kardeşlerimiz arasında yönetmek vazifesi bize düşer. (...) Finler, Osetler ve sair ırki bakımından akraba bulunan kavimler bizi kemali muhabbetle yâd etmektedirler. (...) Orta Asya’dan Japonya’ya kadar uzayıp giden verimli araziye sahip bulunan Ural Altay kavimleri bizim için iktisaden daha mühimdir. Bu ırk ailesinin kenar dilleri doğuda Japonlar, batıda Macarlar teşkil eder. (...) Talih Turaniyetin idare ve rehberliğine Macarları tayin etmiştir.” görüşlerine yer verilmiştir. Makale, “İstikbal Turaniyetindir” cümlesi ile son bulmuştur. (s. 270-275)

        Türk Yurdu’nun 14 Mayıs 1914 tarihli 65. sayısında, Ahmet Ağaoğlu’nun “Türkler İçinde Millî Hareket” başlıklı yazısında; Türkçülük hareketinin “taassupkâr şovenlik” ruhu taşımadığı, millî hareketin öncülerinin nutuk ve yazılarında, teori ve davranışlarında bunun açıkça görüldüğü belirtilerek, Türk millî hareketinin amacı şöyle açıklanmıştır: “Türk milliyetperver hareketi siyasetle meşgul değildir. Bu hareket hâkimiyete yeltenmez, kimsenin hukukunu eksiltmek, kimseye hususi ve imtiyazlı bir mevki kazandırmak istemez. Bu hareket Türklere olduğu kadar, bütün milliyetlere de hürmet olunmasını talep eder. Hareket ahlaki ve vicdanidir. Bu cihetle Türklere olduğu gibi, diğer milliyetlere karşı da insaniyetperverane amal (emeller) ile doludur. (...) Bir Türk milliyetperveri Türkler için emel olarak ne istiyor? O diyor ki Türk sözde memleketin sahibi ad olunmuş iken, her nokta-i nazardan metruk bırakılmış, ihmal edilmiştir. Lisanı işletilmedi, ruhunu ve vicdanını, ıstıraplarını, saadetlerini izhar eden millî edebiyatı yapılmadı. İktisaden ezik bir hâlde bırakıldı. Sari (bulaşıcı) hastalıklar onu mahvediyor, din ile onun aydınlanmasına ve yükselmesine çalışılmadı; hasılı Türk cehle, karanlığa terk olundu. Biz Türkçüler istiyoruz ki, bu hâlde kalmaya müstahak olmayan zavallı Türk’ün de bir lisanı olsun, bir edebiyatı olsun, biz istiyoruz ki onun da mektepleri olsun, hekimleri olsun, kısacası biz Türkler, dünyada herkesin kendisine istediğini kendimize de istiyoruz. Bu da çok mu?” demiştir. (s. 295-296)

        Türk Yurdu’nun 65. sayısında, Sada-yı Türkistan, Hokand şehrinde Sada-yı Fergana adında iki Türk gazetesinin yayımlanmaya başladığı; Kuzey Türklerinin en önemli gazetelerinden olan Vakit gazetesinin sahibi Zakir Efendi Remiyef’in eşi ile birlikte İstanbul’a geldiği haber verilmiştir. “Turan Cemiyeti Reisi Kont Teleki” başlıklı haberde; Kont Teleki’nin İstanbul’u ve Türk Yurdu dergisi ile Türk Ocağı’nı ziyaretinden duyulan memnuniyet ifade edilmiştir. Söz konusu haberde, “İstanbul’da bulunan Turan Cemiyeti Başkanı Kont Paul Teleki, Türk Ocağı’nın müsameresinde hazır bulunarak, büyük Turan ırkının Türk gençliğinde, kaynayan ve taşan bir hayat ve faaliyet eseri gördüler ve buna Turanilik emeline hadim bir ırkdaş sıfatı ile sevindiler.” denilmiştir. (s. 297) Aynı sayda millî şair Mehmet Emin (Yurdakul)’in Osman Gazi’ye yazdığı “Selam Sana” şiirinde yeni Turan’ın doğuşu dile getirilmiştir. (s. 285)

        Evet sende bir Turanlı kanı vardı;

        Arslan kalbin zayıf için yumuşaktı.

        Gökyüzünde Oğuz ruhu parıldardı;

        Gördüğün düş arzı Türk’e yurt yaptı.

        (…)

        Bugün Keşiş dağlarından

        Yeni Turan doğuyordu;

        Türkçüler, İslamiyet’i, Osmanlı ülkesi içinde “birleştirici”, dış Türkler açısından “yakınlaştırıcı” bir unsur olarak görmüşlerdir. “Turan” halklarından olan Macar ve diğer halkları, birlik projelerinin kapsamı dışında bırakmışlardır. Bununla birlikte Türkçülerin, Macaristan’da gelişen Turancılık hareketine ilgisiz kalmadıkları görülmektedir. Türk Yurdu dergisinde yayımlanan haberler bunu göstermektedir. Bazı Türkçülerin, Turan fikrine karşı duydukları ilgiden dolayı Macarlara olduğu gibi, Bulgarlara karşı da yakınlık duydukları görülmektedir. Mesela; 1914 yılında yayımlanan Turanlı’nın Defteri adlı kitabın yazarı, Balkan Savaşında Osmanlılarla Bulgarların karşı karşıya gelmelerinden duyduğu üzüntüyü şöyle ifade etmiştir: “bu yürek yakıcı çarpışmanın en kötü tarafı, ırken birbirine yakın olan iki kavmin, yani Türk Osmanlılarla, Türk Bulgarların boğazlaşması ve birbirini yok etmeğe çalışmasıdır. Heyhat zavallı Turan, zavallı ana! Senin bağrında kardeş gibi yaşayan çocukların birbirlerinin karşısına, birbirini yiyen bir düşman gibi çıkıyor.” (Mehmet Ali Tevfik. Turanlının Defteri, 1971, s. 48)

        Yusuf Akçura, Şubat 1914 tarihinde Macar dergisi A Cel’de yayımlanan makalesinde, Macar ve Türklerin, Turan kardeşliğine vurgu yapmış; “Türklerin ve Macarların Turan karşısında tarihi görevleri, hatta ortak vazifeleri olduğunu.” söylemiştir. Yusuf Akçura aynı yazısında günün şartları gereği Turan halkları arasındaki ilişkilerin kültürel ve iktisadi alanla sınırlı kalması gerektiğinin altını çizmiştir. Siyasi anlamda bir “Turan” birliğinin mevcut şartlarda gerçekleşemeyeceği inancı, dönemin Pantürkçü düşüncesini kültürel birlikle sınırlamıştır. Dil birliği, kültürel birliğin en önemli aşaması olarak kabul edilmiştir. (Nizam Önen, a.g.e. 2005, s.116, 128-129) Ancak Tekinalp, Ömer Seyfeddin gibi bazı Türkçü yazarların Birinci Dünya Savaşı sırasında kültürel birlik sınırlarını aşarak, Turan’ı siyasi ve irredantizm boyutuyla ele aldıkları görülmektedir. Bu konuda, gelecek sayıda yayımlanacak IV. bölümde ayrıntılı bilgi vereceğiz.

        Türk Yurdu’nun 28 Mayıs 1914 tarihli 66. sayısında Ziya Gökalp’ın “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” yazı dizisinde; “Millet ve Vatan” başlıklı yazısı yayımlanmıştır. Gökalp, bu yazısında Turan’ın, İslam vatanı ve Türk yurdunun bir parçası olduğunu söylemiştir. “Filhakika bir İslam vatanı vardır ki Türkler kendilerininkine “Turan” namını veriyorlar. Osmanlı ülkesi, İslam vatanının müstakil kalan bir cüzüdür. Bunun bir kısmı Türk yurdudur ki aynı zamanda Turan’ın bir parçasıdır; diğer kısmı da Arap yurdudur ki büyük Arap vatanının parçasıdır. Türklerin Türk yurdunu veyahut Turan’ı hususi bir aşkla benimsemeleri ne küçük İslam vatanı olan “Osmanlı ülkesini, ne de büyük İslam vatanını unutmalarını iktiza etmez (gerektirmez).” demiştir. (s. 300) Aynı sayıda; “Yeni Turan’ın Almancaya Tercüme Olunması”, “Kazan’da Büyük Bir Yangın”, “Profesör Katanof Kütüphanesinin Satın Alınması” başlıklı haberler yer almıştır. (s. 314-315)

        Türk Yurdu’nun 11 Haziran 1914 tarihli 68. sayısında, Haşim Ertuğrul’un “Karacadağ Türkleri” adlı yazısı yayımlanmıştır. Aynı sayıda “Kazan’da Sokak İsimleri” başlıklı haberde; Kazan Belediyesinin, Kazan’da yaşayan Türklere “bir cemile olmak üzere” bazı sokaklara Türkçe ad vermeyi kararlaştırdığı belirtilmiştir. “Kazan’da Şark Kulübünün Mütalaa Salonu” başlıklı haberde, Kazan Şark Kulübü tanıtılmıştır. Burada Rusça ve Türkçe kitap ve dergilerin okunduğu, konferans, müsamere ve tiyatroya önem verildiği belirtilmiştir. Aynı sayıda; Rusya’nın kuzey Türk şehirlerinde mevcut olan Cemiyet-i Hayrilerin köylerde de kurulmaya başlandığı haber verilmiştir. (s. 348). 23 Temmuz 1914 tarihli 69. sayıda “İsmail Bey Gasprinski’nin İstanbul’a Gelişi”, “Türkistan’da İşret ve Fuhuş Aleyhinde Tedabir” başlıklı haberler yer almıştır. (s.364)

        Büyük Türkçü İsmail Gaspıralı Osmanlı Devleti’nin

        Birinci Dünya Savaşı’na Girmesine Karşı Çıkar

        Cafer Seydahmet Kırımer, İsmail Gaspıralı’nın İstanbul’a geliş sebebini şöyle açıklamıştır: “İsmail Gaspıralı, bütün Türk âlemini candan sevmiş, Türkiye üzerinde ise en ziyade titremiş bir milliyetçi idi. İsmail Bey, kuvvetini Kırım’dan ziyade Türk âlemine ve bilhassa Türkiye’ye hasretmişti. I. Cihan Harbi’nin başlangıcında Türkiye’nin tarafsız kalarak yaralarını sarması ve zenginleşmesi fikrini.” yaymak için İstanbul’a gelmişti. (Cafer Seydahmet Kırımer. Gaspıralı İsmail Bey. İstanbul, 2015, s.30-31.)

        İttihat ve Terakki Meclisi Umumisinde görevli üyelerin çoğunluğu savaşa karşı çıkmış ve Meclis-i Umumi lağvedilmiştir. Savaşa karşı çıkanlardan biri de İttihat ve Terakki’nin 1911 yılındaki kongresinde Talat Paşa’nın teklifi ile Genel Merkez üyeliğine seçilen Türk Yurdu Cemiyeti kurucusu ve Türk Ocaklı Hüseyinzade Ali Beydir. (Ali Haydar Bayat. Hüseyinzade Ali Bey, Ankara, 1998, s. 19-20)

        28 Temmuz 1914 tarihinde Birinci Dünya Savaşı başlamış, Ziya Gökalp 8 Ağustos 1914 tarihli Tanin gazetesinde yayımlanan “Kızıl Destan” şiirinde; bu savaşı, esir Türklerin kurtuluşu, Osmanlı Sultanı hâkimiyetinde Turan’ın kuruluşu olarak görmüştür. (Nizam Önen, a.g.e. 2005, s. 134-235.)

        Düşmanın ülkesi viran olacak!

        Türkiye büyüyüp Turan olacak.

        Altay yurdu büyük vatan olacak!

        Turan’ın hâkimi Sultan olacak!

        Ziya Gökalp’ın Gaspıralı İsmail’in aksine savaş taraftarlığı yapması, İttihat Terakki Partisi’nde aktif politika yapmış olmasına bağlanabilir. Çünkü Ziya Gökalp, 1910-1918 yıllarında İttihat ve Terakki Partisi’nin Merkez Komite üyesi olarak görev yapmıştır.

        O tarihte Harbiye Nezareti İstihbarat Şube Müdürü olan Kazım Karabekir’e göre; Ziya Gökalp’ın “Kızıl Destan” adlı şiirinin, “Tanin” gazetesinde yayımlanmış olması, çok düşündürücü idi. Bu, İtilaf devletlerini kışkırtmaktan ve bizi bir an evvel savaşa sürüklemekten başka bir işe yaramazdı. Bu tespiti yapan Karabekir; “Almanların bizim fikir adamlarımızı(!) da devlet adamlarımız(!) da basınımızı(!) da her taraftan sımsıkı sardıklarına ve bizi istedikleri gibi sürüklemeye başladıklarına artık hiç şüphem kalmadı.” demiştir. (Kazım Karabekir. Birinci Cihan Harbine Nasıl Girdik, Cilt: 2. İstanbul, 1995, s.172-173, 180)

        İstanbul Türk Ocağı’nın, 1914 yılı Ramazan ayı boyunca düzenlediği toplantılarda 54 konuşmacı çeşitli konularda konferans vermiş, şiirler okunmuş, fotoğraf ve ışıklı resimlerle gösteri yapılmıştır. Bu toplantılarda; millî ruhu uyandıran Türk tarihi, Türk sanatı, Türklük, Türk dünyası ve dış Türkler hakkında da konuşmalar yapılmıştır. Mesela; Hüseyinzade Ali (Turan) “Kafkasya’da Türklük ve Millî Cereyanlar”, Ahmet Hikmet (Müftüoğlu) “Macaristan’da Turan Cereyanları”, Millî Hatip Ömer Naci “Acemistan Hatıraları”, Ruşeni Bey “Kafkasya ve Acemistan Hatıraları” hakkında konferans vermişler, millî şair Mehmet Emin (Yurdakul), haftada bir gün yeni şiirlerini okumuştur. (Türk Ocağı’nın Ramazan Geceleri Tertip Ettiği Musahabe Programı. İstanbul, 1330, 8 s.)

        Türk Yurdu’nun 6 Ağustos ve 10 Aralık 1914 tarihli 70 ve 71. sayılarında; “Petersburg’da Müslümanlar İçtimaı” başlıklı haberler yayımlanmıştır. Dergi, Birinci Dünya Savaşı’nın başında 6 Ağustos -10 Aralık 1914 tarihleri arasında yaklaşık üç ay yayınına ara vermiştir. 71. sayıda yayımlanan Petersburg’da Müslümanlar İçtimaı” başlıklı haberde; Petersburg’da toplanan Rusya Müslümanları Kongresi hakkında bilgi verilmiştir. Bu kongreye; Rusya’nın her tarafındaki Türklerin vekilleri, Türk yazar ve düşünürleri ile Rusya Meclisi Duma’daki altı üye katılmıştır. Bu kongreye Sadri Maksudi, Fahreddin Ziyaeddin, Musa Bigiyef ve Ali Merdan Bey gibi bütün Türk dünyasının tanıdığı düşünürler de katılmıştır. İsmail Gaspıralı rahatsızlığı sebebiyle kongreye katılamamıştır. Sekiz gün süren kongre sonunda, Rusya Müslümanlarının yaşadığı sorunlar 13 madde hâlinde açıklanmıştır. Bu maddeler arasında Müslümanların dinî bayramlarda dükkânlarını açıp kapama haklarına müdahale edilmemesi, nüfus kayıtları, nikâh işlemleri, vakıf yönetimi, darülmuallimler açılması, Müslümanların resmi yerlere girdiklerinde serpuş çıkarma mecburiyetinin kaldırılması, Müslümanların yaşadığı bazı bölgelere Duma’ya temsilci gönderme hakkı verilmesi ve benzeri hususlar yer almıştır. (s.379, 395)

        Devam Edecek


Türk Yurdu Mart 2016
Türk Yurdu Mart 2016
Mart 2016 - Yıl 105 - Sayı 343

Basılı: 12 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele