Haldun Taner Yaratıçılığına Dıştan Bakış

Şubat 2016 - Yıl 105 - Sayı 342

        HALDUN TANER YARATIÇILIĞINA DIŞTAN BAKIŞ

        Haldun Taner bana; Tatar lider ve düşünce adamı, fikir babası ve kurucusu Mirsaet Soltanqaliyev ile Azerbaycanlı yazar ve devlet adamı, millî komünist Nariman Narimanovu ve eski Sovyetler Birliği’ndeki onlarca bilim ve devlet adamını, ideologunu hatırlatıyor. Bu tür insanlar yirminci asır başlarında ya kurşuna dizildiler ya sürgünlerde ya da cezaevlerinde öldürüldüler. Haldun Taner ise tepki ve baskılardan şikayetlense de eceli ile 71 yaşındayken onu sevenlerin ve akrabalarının yanında İstanbul’da öldü ve sevdiği şehirde de toprağa verildi.

        Yazarlığının yanında politik kimliği ile dikkat çekmiş Taner, 1915 yılında İstanbul’da doğmuştur. Babası hukuk Profesörü Ahmet Selaheddin Beydir. Beş yaşında babasını kaybetmiş olmasına rağmen fikir dünyasının şekillenmesinde ailesinin rolü büyüktür. Adalet uğrunda savaşmak, kanunların herşeyin üstünde olduğu fikri, ihtiyaç sahiplerine yardım etme duygusunu ailesinden aldığını söyler, bir röportajda.   

        Almanya’da Nasyonel Sosyalizmin hızla yayıldığı 1935 yılında bu ülkede öğrencidir. Devrimci ruhlu Taner, sosyalist düşüncelerin tesirindedir ve dünyaya sosyal adaleti komünistlerin getireceğine inanır. 1938 yılında vereme yakalanınca eğitimini yarıda bırakır ve Türkiye’ye döner.

         Vatana döndükten sonra eğitimini tamamlar ve üniversitede çalışmaya başlar. Bir yandan da çeşitli edebi türlerde yazılar kaleme alır ve  Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerinde sosyalist yazar-piyes yazarı olarak takdim edilir.

        Sovyetlerde yayımlanan ansiklopedilerde onun hakkında geniş bilgi verilir, gazete ve dergilerde, kitaplarda makaleleri yayımlanır, çalışmaları hakkında tezler yapılır. Bu tezlerden birini Azerbaycanlı âlim Sedaget Gasımova “Haldun Taner’in Bedii Nesri” adlı doktora tezidir. 1980 yılında yayımlanan “Türk Filologiyası Meseleleri” adlı derleme makalelerin yer aldığı kitapta “Haldun Taner’in Hikâyeleri Hakkında Bazı Notlar” adlı çalışma da Gasımova’ya aittir. Bu çalışmalar sayesinde özellikle Azerbaycan’da en çok bilinen Türkiyeli yazarlar arasına girmiştir.

  1. Haldun Taner’in Gazeteçiliği ve HikâyeHikâyeleri

        Günün sosyal politik durumu hakkında gazetelere ard arda makaleler yazan, hikâyeleri ve piyesleri ile gündemden düşmeyen ve daima yenilik arayışında olan Haldun Taner’in eserlerinde tezatlar dikkati çekmektedir. Dünyanın sosyalizm ve kapitalizm gibi iki cepheye bölündüğü ve “soğuk savaş”ın hakim olduğu bir zamanda kapitalist bir ülkede yaşayıp da sosyalizm düşüncelerini yaymak pek kolay olmasa gerek. Varşova bloğunun dayanağı olan Sovyetlerin tabiri caizse “burnunun ucundaki” NATO’nun müttefiki Türkiye’de sosyalizmin propogandası sadece yaşadığı ülkeye değil, NATO üyesi olan bütün ülkelere düşmanlık olarak değerlendirilmiştir.

        İki askeri darbeyi de görmüş olan Haldun Taner, herşeye rağmen düşüncelerini paylaşmaya devam etmiştir. 1949 yılında “Yaşasın Demokrasi”, 1953’te “Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu”, 1954 yılında yayımladığı “On İkiye Bir Dakika Kala”, 1969’da “Sanşo’nun Sabah Gezisi”  vb. hikâyeleri onun üretken bir yazar olduğunun ispatıdır.  

        İstanbul Ünversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü ile Edebiyat Fakültesinde ve Ankara Ünversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesinde edebiyat, sanat ve tiyatro tarihi dersleri veren Haldun Taner, 1955-1960’lı yıllarda “Tercüman” gazetesinde köşe yazıları yazmanın yanı sıra gazetenin baş yazarı da olur. “Milliyet” gazetesinde haftada bir kez “Devekuşuna Mektuplar” başlığı altında yazdığı makalelerinin büyük bir kısmını 1960 yılında kitaplaştırılır.

        Onun 1967 yılında Bolşeviklerin iktidara gelişinin 50. yılı münasebetiyle kaleme aldığı ve “Bakı” gazetesinde yayımlanan makalesi Azerbaycan’da ses getirir. Çünkü Bolşevik devrimini Türkiye’de yaşayan bir yazarının “Büyük Ekim Sosyalist Devrimi” olarak nitelendirmesi ve onun genel dünya tarihindeki önemine vurgu yapması beklenmedik bir durum idi.

        2. Dramaları ve Tiyatro Faaliyetleri

        Türk tiyatro tarihçisi Uğur Akıncı “Kalemden Sahneye” adlı eserinde; “II. Dünya Savaşı ve daha sonrasının kötü şartlarında Ahmet Güdsiavad, Fehmi Başkurt ve Ahmet Mühib Dıranas gibi isimlerin yetişdirdiği nesil olarak bilinen Oktay Rıfat, Haldun Taner, Nazim Kurşunlu, Aziz Nesin, Sabahettin Kudret Aksal, Orhan Asena, Çetin Altay, Refik Erduran, Turgut Özakman, Necati Cumalı gibi genç yazarlardan birisi de Taner’dir. 50’li yıllar ile beraber Tanzimat Dönemi’nden bu yana tiyatroyu, edebiyatın bir parçası olarak gören zihniyetin de değiştiğini görmekteyiz.” diyor. 

        Uğur Akıncı’nın birçok piyes yazarı arasında Haldun Taner’in de adını zikretmesi tesadüfi değildir. Haldun Taneri iki kez uzun süreli Avrupa’da yaşaması ve Alman edebiyatının takipçisi olmasından dolayı orada tiyatro sahasındaki yenilikleri Türkiye’de uygulamaya çalışmıştır. 

        “Milliyet” gazetesinde haftalık yayımlanan yazı dizisinin başlığı “Devekuşuna Mektuplar”dır ve 1967 senesinde dostları Zeki Alasya ve Metin Akpınar ile birlikte kurdukları tiyatroya da “Devekuşu Kabera Tiyatrosu” adını verirler.

        Haldun Taner’in yaratıcılığında devekuşu sembolik anlam taşır. Türkiye’de ilk kabare tiyatrosudur. Sonra ise Ahmet Gülhan ile Tef Tiyatro grubunu oluşturur. Bu tiyatrolarda onun “Vatanı Kurtaran Şaban”, “Bir Şehr-i İstanbul ki”, “Astronot Niyazi”, “Ha Bu Diyar”, “Konumuz Aşk ve Sevda”, “Yalan Dünya”, “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” vb. piyesleri sahnelenir. Bu piyeslerde aktüel sosyal problemlere değinir.

        1971 yılında yazdığı “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” adlı piyesi 1972 yılında Atatürk Dil Kurumu Tiyatro ödülünü alır.

        Haldun Taner’e büyük ün getiren sahne eserleri 1964 yılında yazdığı “Keşanlı Ali Destanı”dır. Bu eser sadece Türkiye’nin çeşitli tiyatrolarında, çeşitli yönetmenlerin sahnesinde değil, Almanya’da, İngiltere’de, Çekoslavakya ve Yugoslavya gibi ülkelerde sahnelenir. Piyes yazıldığı sene sinema yönetmeni Arif Yılmaz tarafından filme çekilir. Haldun Taner’in senaryosu esasında 1955 yılında “Kaçak”, 1957 yılında “Dağlar Delisi Ferhat” filmleri çekilmiş, Türk Film Dostları Derneği’nin en iyi senaryo ödülünü ve “Basın-Yayın Senaryo Armağanı”nı kazanmıştır. Ancak hiç biri “Keşanlı Ali Destanı” kadar ün kazanamamıştır.

        Epik tiyatroda kazandığı ün onu, aynı sene içinde “Gözlerimi Kapatırım, Vazifemi Yaparım”, 1965 yılında “Eşşeğin Gölgesi”, 1966 yılında “Zilli Zarife” gibi piyesleri yazmaya yöneltmiştir.

        Meşhur Türk tiyatro tarihcisi Süreyya Karacabey Çelik, “1940 Yılından 1960 Yılına Değin Türk Tiyatrosu” adlı makalesinde; konunun yerel olması, biçimini Batı’dan alması, tiyatronun gelişimi için gerekli sayılır. Burada yazmanın önemi odaklanmanın mantığı ile karıştırlabilir. Bu odaklanma kültürü sadece başka bir dile geçmez, ecnebi kültür kabulünü temin etmek için göstergeleri yerleştirir, seyirci için aşina kılmanın bir yolunu arar... 60’lı yıllarda kültürel emperyalizme karşı savaşın yarattığı siyasi bilinç piyes yazarlarının formalite tercihi ile “biz” meselesi arasında bağlantı kurmalarına sebep olur” şeklindeki yorumuyla Taner’in başarısının sırrını aydınlatıyor.

        1960’lı yılları, tiyatro tarihçileri çoğu zaman Türk tiyatrosunun “altın dönemi” olarak nitelendirir. Çünki bu dönem tiyatronun kalabalık kitlelere ulaştırılması açısından büyük başarılara imza atılmıştır. Haldun Taner gibi sosyalist düşünceli, akıllı, devrimci ruhlu, hiciv ve komedi gücü keskin bazı yazarlar Marksist-Leninci teoriden uzaklaşmaya başlar. Onlar ideolojik teorilerin etkisi ile yazmaya değil, kendi içlerindeki, idraklerindeki gerçekliğe önem vermeye başlarlar. Çünkü yazar yaşadığı toplumun ürünüdür. O, yaşadığı toplumun sorunlarını görmezden gelemez, toplumun derdini, yaşamını yazmamazlık edemez. Ancak bunları yazarken Sovyetlerde olduğu gibi slogancı tarzdan uzak durması gerekir. Haldun Taner içi boş slogancılığın sanatı mahvettiğini görmüştür. Bu yüzden de sosyal konularda yazarken gözlem yapmayı ve halkına hizmet etmeyi hedeflemiştir.

        Haldun Taner tiyatroculuğun bir bilim dalı olduğunu ve ünversitelerde, tiyatro sanatının okutulması gerektiğini Türkiye’de ilk kez söyleyenlerdendir.  

        O, gerek hikâyelerinde gerekse piyeslerinde hayal ürünü konular işlememiştir. Eserlerinin konusunu İstanbul’da her gün gördüğü, şahidi olduğu, duyduğu olayların içerisinden seçer. Onun eserlerinde adı zikredilen yerler İstanbul’un zengin mahalleleri ve burada yaşayan farklı insanlardır. İmgeler ise zengin askerler, âlim kılıklı cahiller, namuslu ve dindar görünüşlü maneviyatsızlar, masum görünüşlü fahişeler, alçaklığını, maneviyatsızlığını kibarlıkla perdelemeye çalışan ikiyüzlüler, maneviyatsızlaşmış Avrupa hayranları oluşturur.

        Yazarın yaşadığı ortama münasebeti kötü olduğu için eserlerinde de daha çok kötü ahlaklı tipleri görmek mümkündür. O, bu tipleri acımasızca alay konusu yaparken biraz mizah katarak iyileştirici rolünü üstlenir. İstanbul ağzının imkânlarını güzelce kullanarak akıllarda kalacak ilginç imgeler yaratmayı başarır.

        Haldun Taner 1954 yılından sonra daha çok tiyatroya yönelir. Meydan oyunlarından, Karagöz tiyatrolarından yani tiyatronun tüm unsurlarını Batı tekniği ile birleştirerek Türk sahnesine güzel eserler bahşeder.

        Onun basında yayımlanan sohbetlerinin bir kısmı 1978 yılında “Hak Dostum Diye Başlayan Sohbetler” adı altında yayımlanmıştır. Meşhur kişiler hakkında fikirlerini yazdığı ve 1979 yılında yayımlanan “Ölürse Beden Ölür, Ruhlar Ölecek Değil” eserinde sanat, toplum ve toplumun nasıl idare edileceği mevzularını tartışmıştır. Bu eser konu itibarıyla bu gün de aktüelliğini yitirmemiştir.

        Sedat Simavi Vakfı 1983 yılı Edebiyat ödülünü Haldun Taner’le halkbilimci Pertev Naili Boratav’a vermiştir. Ölümünden sonra ismi İstanbul Şehir Tiyatrolarının Kadıköy’deki salonuna verilir. “Bilgi” Yayınevi eserlerinin yayımlar, “Milliyet” gazetesi 1987 yılından itibaren her sene Haldun Taner hikâye yarışması düzenler.

        Sonuç

        Azerbaycan bağımsızlığını elde ettikten sonra Türkiye’den getirilen yayımların sayısı hızla artmıştır. Türkiye’de Azerbaycan edebiyatı üzerine çalışmaların yapıldığı gibi Azerbaycan’da da Türk edebiyatının, tarihinin, kültürü üzerine çalışmalar yapılmaktadır.

        Prof. Esger Resulov “Türk Senedli-Bedii Nesri” kitabının “Çağdaş Türk Publisistikasında Azerbaycan Mövzusu (Çağdaş Türk Politika Yazarlığında Azerbaycan konusu)” bölümünde Haldun Taner’in politik yazılarından söz eder. Prof. A. Abıyev de Türkiye edebiyatının çeşitli problemleri üzerine araştırma yaparken özellikle "Türkiye Tiyatrosu ve Drama Tarihi Meseleleri" eserinde Haldun Taner’den de bahseder.

        2015 yılı Haldun Taner’in doğumunun yüzüncü yılıdır. TÜRKSOY’un bu seneyi Haldun Taner yılı ilan etmesi sanatçının tanıtılmasında önemli olmuştur. Başbakanlık Tanıtma Fonu tarafından desteklenen, TÜRKSOY ve Devlet Tiyatroları Baş Müdürlüğü, Avrasya Yazarlar Birliği’nin organizatörlüğü altında yapılan “Doğumunun 100. Yılında Haldun Taner Tiyatro Eseri Yarışması” Türk dünyasında büyük ilgi çekmiştir. Konya’da düzenlenen “Bin Nefes Bir Ses” Uluslararası Türkçe Tiyatro Yapan Ülkeler Festivali’nde “Doğumunun 100. Yılında Haldun Taner Tiyatro Eseri Yarışması”nın Türk dünyasında düzenlenen ilk piyes yarışması olduğu ilan etmiştir. Bu yarışmaya 18 ülkeden 109 eser gönderilmiştir. İlginç olanı Azerbaycan yazarların bu yarışmaya aktif iştirakidir. 80 milyona yakın nüfusu olan Türkiye’den yarışmaya 23 eser, 9 milyonluk Azerbaycan’dan 16 eser gönderilmiştir. Azerbaycanlı yazar Afaq Mesud’un “Hallaç Mansur” piyesi ödül alan eserlerden biri olmuştur. TÜRKSOY’un teşebbüsü ile Haldun Taner’in piyesleri çeşitli Türk halklarının sahnelerinde oynanacak, Şeki Dram Tiyatrosu da Haldun Taner’in eserini sahneleştirecektir.

         

        Kaynaklar

        1. Azerbaycan Sovyet Ansiklopedisi.(1986), 10 cildde, , 9 cild, s. 142.

        2. “Bakı” gazetesi, (1967), 20 Sentyabr(Eylul).

        3. Emin Özdemir. (2007) 20. Yüzyılın Başlarında Kazakıstan’da Fikir Hareketleri, (Doktora tezi), Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı, Ankara.

        4. Gasımaova Sedaket.  (1980). Haldun Taner’in Hikayeleri Hakkında Bazı Kaidler,  “Türk filologiyası meseleleri, Bakü, “Elm” Neşriyatı.

        5. Resulov Esger. (2004). Türk senedli-bedii nesri,  Bakü.

        6. Sabir Mirze Elekberi (1960). Hophopname, Azerbaycan Devlet Neşriyyatı.

        7. Uğur Akınçı (1980). “Kalemden Sahneye”, YGS Yayınevi, İstanbul.

        8. Türk Edebiyatı Tarihi (2015). (II.cilt.M. Kayahan Özgül, Türkçeden uyğunlaşdıran ve önsöz müellifi Prof.Dr. Ramiz Esker), “MBM-Bengü Neşriyyatı, Bakı.

        9. Yeni Türk Ansklopedisi 10. cilt (1985). Ötüken Neşriyatı, İstanbul.


Türk Yurdu Şubat 2016
Türk Yurdu Şubat 2016
Şubat 2016 - Yıl 105 - Sayı 342

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele