1926 Bakü Birinci Türkoloji Kurultayının 90. Yılı Dolayısıyla

Şubat 2016 - Yıl 105 - Sayı 342

        1926 BAKÜ BİRİNCİ TÜRKOLOJİ KURULTAYININ 90. YILI DOLAYISIYLA

        Günümüzden doksan yıl önce, 26 Şubat 1926 günü, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin başkenti Bakü’de Birinci Türkoloji Kurultayı toplanmıştı. Sovyetler Birliği’nin çeşitli cumhuriyetlerinde yaşayan Türklerin dil, edebiyat, tarih alanlarında çalışan temsilcileri, araştırmacılar, yazarlar, şairler bir araya gelerek dillerinin, alfabelerinin geleceği üzerine konuşmak, tartışmak ve geleceğe yönelik kararlar almak istiyorlardı.   

        Kurultay’ın hazırlıkları birkaç yıl öncesinden başlamıştı. Sovyetlerdeki Türk soylu halkların yaşadığı cumhuriyetlere gidip bu bölgelerdeki yetkili kişilerin alfabe konusundaki görüşlerini almak üzere oluşturulan heyet 7 Ekim 1924 günü tahsis edilen bir vagonla yola çıkmıştı. Heyetin başkanlığını Semed Ağamalıoğlu yapıyordu. Ağamalıoğlu, Yeni Alfabe Komitesinin de başkanıydı. Azerbaycan’ın yetiştirdiği ünlü yazar, düşünür ve Molla Nesreddin dergisinin yayımcısı Mirza Celil Memmedguluzade de bu heyette yer alıyordu. Yeni Alfabe Komitesi üyesi Veli Huluflu, edebiyat öğretmeni Halid Said Hocayev, Bakü Üniversitesi profesörlerinden Mizirlinski heyetin diğer üyeleriydi. Heyete bir doktor, bir sayman bir de kâtip eklenmişti. Yaklaşık iki yıl boyunca bu heyet âdeta adım adım Türkistan coğrafyasını dolaşarak bir yandan Kurultay hazırlıklarını yürütmüşlerdi. Heyet bir yandan Kurultay hazırlıkları ile ilgileniyor diğer yandan da gittikleri her yerde alfabe, yazı, terim ile ilgili sorunları gündeme getiriyor, ortak alfabe ve ortak dil konusunda görüşleri alıyorlardı (Hocayev 2006: 6 vd.).

        Bu Kurultay’ın düşünce altyapısını ise XIX. yüzyılın sonlarında Kırım’da Dilde, fikirde, işte birlik ülküsüyle Tercüman gazetesini yayımlamaya başlayan Türk dünyasının ünlü yazarı, düşünürü ve eğitimci Gaspıralı İsmail Bey oluşturmuştu. Nitekim Kurultay’ın ünlü Türkolog Wilhelm Radloff’a adanmasını T. Menzel önerdiğinde Türk üyeler de Gaspıralı İsmail Bey’e adanmasını isteyeceklerdi. Sonunda her iki öneri de kabul edilecek, Birinci Türkoloji Kurultayı Gaspıralı İsmail Bey ile Wilhelm Radloff adlarına düzenlenecekti (Tutanaklar 2008: 14). W. Radloff da Türk topluluklarının dili ve edebiyatı araştırmalarının yanı sıra Orhon Yazıtları, Kutadgu Bilig vb. Türk dilinin anıtsal eserlerinin yayımını gerçekleştirmişti.   

        Sovyetler Birliği sınırları içerisindeki Türk soylu halkların temsilcilerinin katıldığı bu ilk Türkoloji Kurultayı’nın adları belirlenebilen yüz otuz bir üyesi vardı. Ancak bu Kurultay’ın bütün katılımcılarının tam bir listesi tutulmamıştı. Bugün bile katılımcıların tamamının adlarının belirlenememesi Kurultay katılımcılarıyla ilgili yorumlar yapılmasına yol açmıştır. Bunlardan en ilgi çekici olanı Kurultay’ın toplanmasından yaklaşık dört yıl önce, 4 Ağustos 1922’de şehit düşen Enver Paşa’nın da Kurultay’a katıldığı bilgisinin verilmesidir (Tutanaklar 2008: 19).

        Kurultay tutanaklarında yer alan bilgilerden Türk dili, edebiyatı, tarihi üzerine çalışan dünyaca ünlü Türkologların, Altayistlerin bu Kurultay’a davetli oldukları anlaşılıyor. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nden Birinci Türkoloji Kurultayı’na daha iki yıl önce Gazi Mustafa Kemal’in talimatıyla İstanbul Darülfünunu bünyesinde Türkiyat Enstitüsünü kuran ünlü edebiyat araştırmacımız Köprülüzade Mehmet Fuat Bey ile Azerbaycan’dan Türkiye’ye gelip yerleşen Hüseyinzade Ali Bey genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temsilcileri olarak davet edilmişlerdi. Daha genç bir subayken yazı ve dil konusunda düşünceler geliştiren, Latin alfabesinin kabul edilmesi düşüncesini ileri süren Gazi Mustafa Kemal, Türk dünyasında alfabe konusundaki gelişmeleri ve Bakü Türkoloji Kurultayı ile ilgili girişimleri dikkat ve ilgiyle takip ediyordu. Gazi Mustafa Kemal, Köprülüzade Mehmet Fuat ile Hüseyinzade Ali Beylerin de bu Kurultay’a katılmalarını istemişti.

        Kurultay, Bakü şehir merkezinde bugün Azerbaycan Millî İlimler Akademisi merkez binası olarak kullanılan ve o yıllarda İsmailiye Sarayı olarak adlandırılan tarihî binanın büyük salonunda 1926 yılının 26 Şubat günü Semed Agamalıoğlu’nun selamlama konuşmasıyla açıldı. Kurultay Başkanlık Heyeti için önerilen üyeler Semed Ağamalıoğlu, Ahundov Ruhulla, Barthold, Baytursun, Barahov, Borozdin, Cebiyev Habip, İbrahimov Galimcan, İdelguzin, Köprülüzade Mehmet Fuat, Korkmazov, Nagovitsin, Pavloviç, Samoyloviç, Tınıstanov, Bekir Çobanzade, Berdiyev, Akçokraklı, Aliyev Umar, Menzel seçildi. Kurultay Başkanlık Heyeti Fahri Üyeliklerine ise Hüseyinzade Ali Bey, Bang, Guliyef Mustafa, Marr, Lunaçarski, Thomsen getirildi (Tutanaklar: 53-54). Kurultay belgelerinin denetimi, yayın kurulu, kâtip üyelikler için de seçim yapılmasından sonra Başkanlık Heyeti yerini alır ve resmî açış konuşması için söz Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Merkezî İcra Komitesi Müdürü Musabeyov’a verilir. Musabeyov Kurultay üyelerini selamlayarak Birinci Türkoloji Kurultayı’na en samimi tebriklerini iletmek ve neticelerini milyonlarca Türk-Tatar halkının sabırsızlıkla beklediği çalışmalarda Kurultay’a büyük başarılar dilemek için geldiğini söyler. Şu sözler de Musabeyov’undur:

        Yoldaşlar… Birinci Kurultay’ın açılışı, şüphesiz Türk-Tatar halklarının hayatında büyük bir tarihî öneme sahiptir. Kurultay’ın sonuçları Türkiye, İran, Afganistan halkları ve uzun yıllar boyunca yürütülen işleri sonuçlandırmak ve Türkolojinin sonraki gelişme yollarını belirlemek imkânı elde eden bütün ilmî cevherler için büyük önem taşıyacaktır (Tutanaklar 2008: 55-56).

        27 Şubat günü ikinci oturumla birlikte bilimsel bildirilerin sunulması, çalışmaların yürütülmesi, sorunların tartışılması, kararların alınması işlemleri de başlamış olmaktaydı. Kurultay’a sunulan ilk bildiri Türk tarihi üzerine çalışmalarıyla tanınan W. Barthold idi. Türk halklarının tarihinin araştırılmasının en başta gelen görevleri üzerine sunduğu bildiri Türk tarihinin kısa bir özetidir. Bu oturumda Gubaydillin, Türk-Tatar halklarında edebiyatın gelişimi; Rudenko, Türk kavimlerinin etnografya araştırmalarının durumu; Macar Türkolog G. Mészáros, Anadolu ve Balkan Türkleri etnoloji araştırmalarının durumu; Çursin, Kafkas Türkleri üzerindeki etnografik araştırmalar vb. konularda bildiriler sunmuşlardır.

        Üçüncü oturumda söz alan Bekir Çobanzade’nin Türklerin dili konusundaki sözlerine kulak verelim:

        Türk lehçelerinin Orhun yazıtlarından önce de mevcut olduğunu söyleyebiliriz. Tukyulara ait Orhun yazıtlarının ikiye bölünmesi veya kuzey-güney kısımlarına bölünmesi ve bu yazıtlarda Karluk, Uygur, Tokuz Oğuz, Kırgız vb. Türk kavimlerinin isimlerinin zikredilmesi hususu ve nihayet Orhun yazıtlarının dili yukarıda söylenenleri doğruluyor. Bu Türklerin kendilerini Türk olarak isimlendirmeleri de şüphe doğurmuyor. Tarih boyunca bunu ispatlayan deliller mevcuttur. Muhtelif dönemlere ait birtakım eserler Kutadgu Bilig, Divan-ı Hikmet, Divanü Lügâti’-Türk vb. eserlere iyice dikkat ettiğimizde farklı lehçelerde yazıldığını, yazarların eserlerini Türk eserleri olarak nitelediklerini ve kendilerinden de Türk olarak bahsettiklerini görürüz (Tutanaklar 2008: 147-148).

        Altay dillerinin akrabalığı üzerine konuşan N. N. Poppe’nin dilbilimsel ölçütlerle ve ses denklikleriyle konuyu geniş bir açıdan inceleyen uzun konuşması ilgiyle dinlendiği gibi (Tutanaklar 2008: 157-170), sonraki konuşmacıların değindiği, tartıştığı bilgiler de içermişti. Rus Türkolog Prof. Dr. A. N. Samoyloviç, Türk dillerinin araştırılmasında ulaşılan noktayı ve yapılması gereken çalışmaları konu edinen ilgi çekici bildirisini sunmuştu. Konuşmasının son bölümünde Türk yazı dilleri ve ağızlarıyla ilgili olarak yakın gelecekte gerçekleştirilmesini düşündüğü işleri şöyle sıralamıştı:

        Türk diyalektlerinin incelenmesi derinden ve geniş şekilde gerçekleştirilmeli, bunun için Türk kavimlerinin yaşadıkları her ayrı ilçede onların canlı şiveleri tecrit olunmuş şekilde değil, çevrelerinde oldukları muhitle bağlantılı araştırılmalıdır. Aynı zamanda bu şivelerin komşu dillere, komşu dillerin ise bu şivelere karşılıklı etkisi de dikkate alınmalıdır… Ayrı ayrı lügatler, şive ve lehçeleri öğrenmek hususunda uluslararası temele dayanarak grup şeklinde genel etimolojik, genel Türk lügatinin hazırlanmasına çalışmalıyız (Tutanaklar 2008: 191).   

        Kurultay’ın Eski Türkçenin araştırılması konusundaki konuşmacısı ise bu sahanın ünlü bilgini Prof. Dr. Malov idi (Tutanaklar 2008: 192-195). Prof. Dr. Aşmarin de Türkoloji araştırmalarının XX. yüzyılın ikinci çeyreğine kadar olan durumunu irdelemişti (Tutanaklar 2008: 195-199).

        1926 Bakü Birinci Türkoloji Kurultayı’nın ilgi çekici konuşmalarından biri de Türk ve Ermeni dillerinin etkileşimi üzerine R. Açaryan’ın yaptığı konuşmadır. Açaryan, Türk dilinin Ermeniceye büyük etkisinin olduğunu belirtirken şu sözleri söyleyecektir:

        İstanbul edebî Türkçesi Arap ve Fars kelimeleri ile dolu olduğu gibi birçok vilayetlerde Ermeni halk dili de Türk kelimeleri ile zengindir. Tamamen Türkçe kelimelerden oluşan cümlelerle de karşılaşıyoruz (Tutanaklar 2008: 205). 

        Ahmet Baytursun, imla konusuna değindiği konuşmasında alfabe üzerinde de durur. Şamil Usmanov da Arap yazısının Türk yazı dilleri için yetersiz olduğunu ifade ediyor, Tatarların ıslah edilmiş Arap alfabesinin işi daha da zorlaştırdığını anlatıyordu:

        Arap alfabesinde ünlüleri gösteren harfleri(n) olmadığını biliyoruz. Burada ise “vav” harfi olduğunu “vav” ve “z” harfleri yan yana gelince “vz” alındığını öğretiyorlar. Fakat bunların önünde “g” harfi gelirse “güz” olur, “vav”ın üstüne virgül konulduğunda “göz”, virgül önceki harfin üstünde olunca “guz” okunur. Bunun kolaylaştırma değil de zorlaştırma olduğunu görüyoruz. Daha iyi alfabeyi kabul etsek bu zorluklar da olmaz… Yeni Latin alfabesinin kabulü ile yazılışın tüm problemleri köklü biçimde çözülecektir [Sürekli alkışlar] (Tutanaklar 2008: 227).  

        Bu düşüncelerin kanıtı olmak üzere toplantının yapıldığı İsmailiye Sarayı’nın salonlarına Fuzulî’nin cahil hattatlardan şikâyetini dile getiren ancak Arap yazısında bir noktanın bile ne kadar büyük anlam değişikliğine yol açtığını gözler önüne seren ünlü dizeleri

        Kalem olsun eli ol kâtib-i bed-tahrîrin

        Ki fesâd-ı rakamı sûrumuzu şûr eyler

        Gâh bir harf kusûruyla eder nâdiri nâr

        Gâh bir nokta sükûtuyla gözü kör eyler[1]

        sülüs, nesih, rika, kûfi vb. hatlarla yazılarak asılmıştı. Duvarlarda Türklerin geçmişte kullandıkları Göktürk ve Uygur alfabeleri de sergileniyordu.  

        Günler süren uzun tartışmalardan sonra Latin alfabesinden alınan harflerden oluşan Birleştirilmiş Yeni Türk Elifbası 6 Mart 1926 günü yapılan on yedinci oturumda kabul edilmiştir (Tutanaklar 2008: 444).

        Kurultay’da alfabe ve yazı sorunundan sonra üzerinde durulan ikinci önemli konu bilim terimleri idi. Zifeldt, Türk Dillerinde Bilim Terminolojisinin Oluşum Esasları başlıklı konuşmasında Rusçadan verdiği örneklerle dillerin gelişmesinde terimlerin önemi üzerinde dururken, Kırım’dan Bekir Çobanzade, İlmî Terminoloji Sistemi başlıklı uzun konuşmasının sonunda Kazan, Osmanlı, Azerbaycan aydınlarının ilmî metotlarının birbirine çok yakın olduğunu, ortak Çağatay-Osmanlı temellerinde birbirine yaklaşmanın kolaylığını söyleyerek şu öneride bulunur: Yerel komitelerin çalışmalarını kaydedecek ilmî Türkoloji komitesi kurulmalı, Tataristan ve Azerbaycan’da aynı zamanda Türkiye’de sözlükler şeklindeki hazır çalışmalar örnek alınmalı, yerel komitelerin terminoloji çalışmaları birbirine bağlanmalı (Tutanaklar 2008: 245).

        Zeynallı da konuşmasında terimler konusunu son derece ayrıntılı bir biçimde ele almış, bilim dilinin sınırlarının çizilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir. Odabaşı, Baytursun, Suleyev, Manatov da ortak terimler üzerine konuşan üyelerdir. Konuşmalarda yalnızca bilim terimleri değil dilin söz varlığındaki sözcüklerdeki ortaklıklar da ele alınmıştır.  

        Kurultay tutanaklarında Rusça konuşmaların tutulmasına karşılık Türk yazı dillerinde yapılan konuşmalar ne yazık ki genellikle kayıt altına alınmamıştır. Kâtiplerin çeşitli Türk yazı dillerini ve lehçelerini anlayamamaları bunun bir nedeni olabilir. Bununla birlikte kayıt altına alınmamış bu konuşmaların içeriği hakkında daha sonra konuşan katılımcıların sözlerinden bilgi edinmek mümkün olabilmektedir.

        Kurultay’a Türk dünyasının ünlü şairi, yazarı Ali Şir Nevayi’nin 500. doğum yıl dönümü kutlamalarının yapılması için Başkanlığa Perengliyev, Ahmet Baytursunov, Şakircan Rahim, İnogamo, Hağıyev, İbrahimmov, Memmedzade, Habitov’dan oluşan bir kurul oluşturulması da teklif edilmiştir (Tutanaklar 2008: 178). 

        Türkoloji tarihinde son derece önemli bir yere sahip bulunan 1926 Bakü Birinci Türkoloji Kurultayı 6 Mart 1926 günü kapanış oturumuyla sona erdi. Kurultay’ın sona ermesiyle Türk kültür tarihinde yeni bir dönem başlamıştı. Türk soylu halkların çoğunlukta olduğu cumhuriyetlerde Birleştirilmiş Yeni Türk Elifbası aşama aşama yürürlüğe giriyordu. Türkiye Cumhuriyeti de 1 Kasım 1928’de TBMM’de kabul edilen 1353 sayılı Kanun ile Bakü’de kabul edilen Birleştirilmiş Yeni Türk Elifbası’ndaki harflerin hemen hemen aynı olan alfabeyi kullanmaya başladı. Böylece ilk kez 1860’ta Osmanlı Devleti’nde Münif Paşa’nın alfabe üzerine konferansıyla başlayan ve önce alfabenin ıslahı, sonra da Latin alfabesine geçme tartışmaları yaklaşık yetmiş yıl sonra sona eriyordu. Bu süreç kimilerinin zannettiği gibi bir gecede alınmış kararla başlamamış, 1860’ta başlayıp 1928’de sonuçlanmıştı.    

        On yıl içerisinde yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’nde değil Türk dünyasının büyük bir çoğunluğunda 1926 Bakü Birinci Türkoloji Kurultayı’nda kabul edilen yazı sistemi kullanılıyordu. Ancak sonra Stalin’in insanlık dışı uygulamaları başladı… Stalin’in kanlı eli Bakü Kurultayı’na katılan Türkologlara, bilim adamlarına, şairlere, yazarlara ulaştı. Kurultay’ı düzenleyenler, Kurultay’a katılanlar Turancılıkla, hainlikle suçlandı. Yalnızca Türk soylu üyeler değil Rus asıllı Türkologlar da aynı suçlamayla karşı karşıya kalmıştı. Casuslukla suçlanan Prof. Dr. A. N. Samoyloviç de bunlardan biriydi. Pek çok katılımcı gibi Prof. Dr. Samoyloviç de Birinci Türkoloji Kurultayı’na katılmasının bedelini canıyla ödedi.

        Türkoloji tarihinde kısaca Bakü Kurultayı olarak anılan Birinci Türkoloji Kurultayı’nın önemi yalnızca sunulan ve tartışılan bildirilerden kaynaklanmamaktadır. Bütün Türk dünyasında ortak alfabeye, ortak yazıma, ortak terimlere ve nihayet ortak bir dile yönelik bildirilerin sunulduğu, tartışmaların yapıldığı Bakü Kurultayı, katılan delegelerin de kaderini etkilemiştir. Ana dilini en güzel bir biçimde ifade edecek alfabeyi, yazım kurallarını ve öğretim sorunlarını tartışan bilim insanları, Kurultay’da yaptıkları konuşmalardan birkaç yıl sonra, asılsız suçlamalarla ölüme, hapse veya sürgüne mahkûm edilmişlerdir. Örneğin, Kurultay’a Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nden katılan delegelerden yalnızca biri, Stalin’in 1936-1937 kırgın (repressiya) döneminden önce eceliyle öldüğü için suçlamalardan, işkenceyle öldürülmekten veya sürgünden kurtulmuş, geri kalanlar ise büyük bir felaketin mağdurları olmuşlardır.

        Dillerinin, alfabelerinin, terimlerinin kaygısını güden Türkologların başına gelenler, dünya bilim tarihine kara bir leke olarak geçmesi gerekirken hür dünya, bu olaya nedense kayıtsız ve sessiz kalmıştır. Sovyetlerdeki Türkologların soykırımı diye adlandırılabileceğimiz bu kıyım, uzun süre yalnızca Türkoloji çevrelerinde bilinen bir gerçek olarak kaldı.

        Sovyet dünyasında ise 1936’dan sonra Kurultay tutanakları gizli belge olarak herkesten saklandı. Kurultay’da alınan kararları “Anti-Sovyet düşünceler” olarak kabul eden Sovyet yönetimi, Kurultay delegelerini de halk düşmanı olarak görmekteydi. Bunun için Bakü Kurultayı hakkında araştırma yapmak, hatta ondan söz etmek yasaklandı. Kurultay’a katılanların akıbeti ise uzun süre karanlıkta kaldı.

        Sovyet yönetiminde 1950’li yıllarda başlayan yumuşama üzerine yakınlarının girişimleri sonucunda aklanan kırgın kurbanlarına itibarları iade edildi. Sürgünde olanlar ülkelerine döndü, hapiste olanlar tahliye edildi. Ama bilimsel araştırmalarının, çalışmalarının düşüncelerinin ve ideallerinin bedelini canlarıyla ödeyenleri geri getirmek mümkün olmayacaktı. Sovyetler Birliği’nin 1990’ların başında dağılmasından sonra kırgın dönemini konu alan araştırmalarla Bakü Kurultayı’na katılan Türkologların gördükleri işkenceler; verilen ölüm, hapis ve sürgün cezalarının nasıl yerine getirildiği birer birer aydınlatılmaya başlandı. Karanlıklar içerisindeki insanlık suçları ortaya çıkarılırken 1926 Bakü Türkoloji Kurultayı ile ilgili belgelerin bir bölümü yeniden araştırmacılara açıldı. Böylece Türkoloji tarihindeki bu ilk Kurultay’ın bütün ayrıntılarıyla, sonuçlarıyla ve her yönüyle araştırılmasına girişildi. Bu Kurultay ile ilgili pek çok gerçek bugün artık ortaya çıkarılmış durumda.

        Bugün yapılması gereken, doksan yıl önce olduğu gibi Türkologların yine bir araya gelmesi, Türk dünyasında dil konusunu günümüzün gelişmiş teknolojilerinden yararlanarak ortak alfabe, ortak iletişim dili, ortak bilim terimleri vb. başlıklarla ele almalarıdır. Bugün artık tarihi konuşmaktan çok tarihten dersler çıkaracak ve Türk dünyasının geleceğini kuracak çalışmalar yapılmalıdır. Türkologların bu görevi yerine getirebilmesi için de Türk Cumhuriyetlerine, resmî veya özel bütün kurumlarımıza, üniversitelerimize görevler düşmektedir.

        Doksanıncı yılında bu ilk Türkoloji Kurultay’ına katılan, Türkçenin geliştirilmesi, yaygınlaştırılması, kolay öğretilmesi için alfabe ve dil konusunda düşünce üreten ve bunun bedelini canlarıyla ödeyen Kurultay üyelerinin hatırası önünde saygıyla eğiliyor, hepsine Tanrı’dan rahmet diliyorum.

         


        [1] “Yazısındaki yanlışla ‘düğün’ümüzün ‘tadını kaçıran’, kâh bir harfi düşürüp ‘nadir’i ‘nar’a çeviren kâh bir noktayı düşürüp ‘göz’ü ‘kör’ eden, kötü yazan kâtibin eli kurusun”.

        Farsça sûr “düğün, ziyafet, şenlik” anlamındadır, hattat sin harfinin üzerine yanlışlıkla üç nokta koyarsa şûr olur. Farsça şûr ise “tuzlu, kekremsi, şamata, gürültü” demektir. Nâdir sözünde dal harfi eksik yazılırsa nar “od, ateş” olur. Yalnızca bir nokta eksik yazılırsa göz o zaman da kör olur.

        Kaynakça

        -Hocayev, Halid Said (2006), Yeni Elifba Yollarında Eski Duygu ve Hatıralarım, Haz. Mustafa Toker, Ufuk Deniz Aşçı, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara.

        -Tutanaklar, 1926 Bakü Türkoloji Kurultayı (2008), Çev. Prof. Dr. Kâmil Veli Nerimanoğlu, Prof. Dr. Mustafa Öner, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara.


Türk Yurdu Şubat 2016
Türk Yurdu Şubat 2016
Şubat 2016 - Yıl 105 - Sayı 342

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele