Politik Sinemaya Dair IV Muhsin Ertuğrul Dönemi

Ocak 2016 - Yıl 105 - Sayı 341

        POLİTİK SİNEMAYA DAİR IV MUHSİN ERTUĞRUL DÖNEMİ

        Muhsin Ertuğrul'un (1892-1979) sinemamıza girişi, biraz da kendi gayretleriyle olmuştur. Almanya'da bulunduğu yıllarda çektiği üç filmin de hatırı sayılır katkılarıyla ("Samson" 1919, "Şeytana Tapanlar" 1920, "Kara Lale Bayramı" 1920)[1] Türk Sinemasında tek başına iktidara gelmiştir. Almanya'dayken rol aldığı filmler dışında Stambul adlı bir de film şirketi kurmuş ve filmlerini bu şirket adına çekmiştir. Türk Sinemasını devraldıktan sonra Rusya'da "Tamilla" (1925), "Spartaküs" (1926) adlı filmleri de yönetmiştir.[2]

        Müstear isimlerle yazdığı yazılarda kendisine övgüler düzerek, "Muhsin dururken neden başkaları bu işler ile uğraşır?" diyecek kadar büyük bir egoya (sanatçı egosuna belki de) sahiptir. 1922-1939 yıllarını kapsayan bu dönemde, Mümtaz Osman adıyla senaryo yazan ve "Düğün Gecesi" (1932), "Güneşe Doğru" (1937) adlı filmleri yöneten Nazım Hikmet Ran dışında Muhsin Ertuğrul'dan başka kimse yoktur. Nazım Hikmet yönettiği filmler dışında Muhsin Ertuğrul'un yönettiği pek çok filmin de senaryosunu yazmıştır.

        Seden Kardeşler, çok daha önceden işletmecilik anlamında da olsa sinemaya girmişlerdi, ama ilk şirketlerini 1922'de kurdular. Muhsin Ertuğrul'un engin tecrübesi ve desteği yanlarındaydı tabii. Bu dönemdeki 27 filmden 23'ü Muhsin Ertuğrul damgasını taşır. 1922 tarihli "İstanbul'da Bir Facia-i Aşk" ile başlayan bu süreçte büyük bir çoğunluğu uyarlama olan filmlere imza atılır. 1923 "Ateşten Gömlek" (Atatürk'ün bu filme büyük önem verdiği, Halide Edip ile görüştüğü ve kadın rollerini Türk oyuncuların oynaması gerektiğini söylediği yönünde görüşler var.), "Bir Millet Uyanıyor" (1932) gibi çok özel çalışmalar da bu önemli eserler arasındadır.

        İstanbul Sokakları (1931) adını taşıyan ilk sesli film de Muhsin Ertuğrul imzasını taşımaktadır. Çekimler Türkiye, Mısır ve Yunanistan'da yapılır. Sinemanın bugünü hatırlatan bir etkisi de 1934 yapımı "Aysel, Bataklı Damın Kızı" ile yaşanır. Filmde Cahide Sonku'nun kullandığı eşarp filmin gösteriminden sonra moda olur. "Aysel" adıyla satılan eşarp çok yüksek satış rakamlarına ulaşır.

        Yine bu dönemde çoğunluğu Mısır sinemasından gelen yabancı filmlere Türkçe dublaj yapılıyor, oyunculara Türkçe isimler veriliyor konuşma şekilleri ve espriler de Türklere hitap edecek şekilde değiştiriliyor ve asıl diyaloglara hiç dikkat edilmiyordu. Bu hâliyle ilginç bir görüntü arz eden bu filmler, dolaylı olarak Türkiye'de dublaj sektörünün gelişmesine vesile oldu. Belki de bu etkiyle Türkiye, günümüzde dublaj konusunda en başarılı ülkeler arasında sayılmaktadır.

        Bu dönem Türk sinemasında tiyatrocular kuşağı olarak anılır. (Sonraki kuşak dolayısıyla sinemacılar kuşağı oluyor) Bütün oyuncular Şehir Tiyatroları oyuncularıdır. Gerek Ertuğrul gerekse sinemaya emek veren neredeyse diğer bütün unsur ve kişiler tiyatro kökenli kişilerdir. Tabii ki tiyatro kökenli olmak bir eksiklik değildir, ama bir çok filmde senaryo makyaj ve perde düzeni dahil pek çok unsur aynen kullanılınca sinema adına eksi hanesine yazılmıştır.

        Muhsin Ertuğrul sineması ya gereksiz yere abartılır ya da yok sayılır ve küçümsenir. Bu iki tavrın da yanlış olduğu çekilen filmler, etkileri, cesur denemeleri vs. düşünüldüğünde açık bir şekilde görülmektedir.[3] Bu dönem, sıkça söylendiği gibi bir geçiş dönemidir ve çok yakın zamana kadar süren etkileri olmuştur.

        O günün şartları hayli ağırdır. Bir imparatorluk yıkılmış, yeni bir devlet kurulmuş, yeni bir ideoloji oturtulmaya çalışılmaktadır. Eski ve mevcut değerler dışında yeni değerler kazandırılmaya çalışılmaktadır. Rejimin kayıtsız şartsız yanında olmak; yanında sinemayı, sanatı ve sosyolojik gerçekleri de göz önünde bulundurmak durumundadır. Tiyatro kökenlidir, ama kendi sinema dilini geliştirme ve uygulama çabalarından da geri kalmamaktadır.

        1953 yapımı son filmi olan "Halıcı Kız"'dan önce imza attığı "Aysel, Bataklı Damın Kızı", "Aynaroz Kadısı", "Bir Kavuk Devrildi", gibi filmleriyle daha sonra yapılan pek çok filme örneklik edecek resmî ideolojik yaklaşımı da belirlemiş görünmektedir. Günümüze uzanan süreçte pek çok filmde din, devlet, ideoloji etkileri bu filmlerin izlerini taşır. Nazım Hikmet'in senaryosunu yazdığı 1947 yapımı "Kızılırmak Karakoyun" filmi, köy filmlerine olduğu kadar Yılmaz Güney filmlerine etki edecek derin izleri geleceğe taşımıştır.

        Ertuğrul'un sineması, Rus sinemasının, Alman sinemasının etkisindedir. Çoğu filmi uyarlamadır, ama eleştirildiği kadar da olumsuz bir durum yoktur ortada. "Bu dönemde Muhsin Ertuğrul'un yerine kim olabilirdi?" sorusuna cevap bulmak zordur. Devrin şartları ve rejim ile uyumlu olayı gerektiren bir süreç söz konusudur. Bu döneme dair eleştiriler bugünden bakıldığında bir anlam ifade etmektedir ve o günün şartlarında söylenecek fazla bir söz yoktur.

        O yıllarda dünya sinemasında olup bitenler göz önünde bulundurulduğunda eleştiriler haklı görülebilir. Esas sorun ise, "Tek adam" olma ve kalma takıntısındadır. Her devrin hastalığı olan bu durumun da en büyük eksisi, diğer sinema unsurlarının ve sinema adamlarının yetişmesine engel teşkil etmiş olmasıdır.

        Muhsin Ertuğrul 1919-1953 arasındaki 34 yılda toplam 29 filme imza atmış, Türk sinemasına biraz zorlamayla da olsa damgasını vurmuştur. Bugünden bakıp o günü eleştirmek yerine, o dönemin iç dinamiklerini incelemek, hem yakın tarihimiz hem de sinema tarihimiz açısından önem arz etmektedir.

         


        [1] Hayır, Celal (2009), “Cumhuriyet Dönemi: İdeoloji ve Sinema”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt:7, Sayı: 31, s.348- 354. s.352.

        [2] A.g.e., 353.

        [3] Önder, Selahattin, Baydemir, Ahmet, (2005) “Türk Sinemasının Gelişimi (1895-1939)” Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Cilt:6 Sayı: 2, s.103-135 s.130.


Türk Yurdu Ocak 2016
Türk Yurdu Ocak 2016
Ocak 2016 - Yıl 105 - Sayı 341

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele