Türk Yurdu Dergisi, Türk Ocakları Derneği, Türkçülük, Turancılık ve Dış Türkler (1911-1918)

Ocak 2016 - Yıl 105 - Sayı 341

        TÜRK YURDU DERGİSİ, TÜRK OCAKLARI DERNEĞİ, TÜRKÇÜLÜK, TURANCILIK VE DIŞ TÜRKLER (1911-1918)

        Sunuş

        “Türk Yurdu Dergisi, Türk Ocakları Derneği, Türkçülük, Turancılık ve Dış Türkler” konulu bu araştırmamızda; 1911-1918 yılları arasında Türk Yurdu dergisinde yayımlanan “Dış Türkler”, “Türk Dünyası”, “Türk Birliği” ve “Turancılık” ile ilgili yazı, şiir ve haberlerin kronolojik dökümünü yaptık. Bunlardan bazılarının içerikleri hakkında bilgi sunduk. Türk Ocaklarının Dış Türkler, Türk Dünyası ve Türk Birliği’nin tesisi hakkındaki düşünce ve faaliyetlerini tespit etmeye çalıştık. Bu bilgileri diğer kaynaklarda yayımlanan bilgilerle kısaca karşılaştırdık. Böylece Türk Yurdu Dergisi ve Türk Ocaklarının, Dış Türklere bakışı konusunda, daha gerçekçi sonuçlara ulaşmaya çalıştık. Cumhuriyet’in ilk yıllarından günümüze kadar devam ettirmeyi düşündüğümüz bu yazı dizisinin (1911-1918) dönemini kapsayan ilk kısmı; sekiz bölüm hâlinde yayımlanacaktır. Yaklaşık 100 yıl önce gerçekleştirilen Türkçülük faaliyetlerinden, yaşanan olaylardan, o günkü siyasi gelişmelerden; günümüzde bir pay çıkarılabilir mi? Bunu da okuyucuların takdirine bırakıyoruz.

        İLK DÖNEM TÜRK YURDU'NDA DIŞ TÜRKLER VE TÜRKÇÜLÜK

        I. BÖLÜM

        Türk Yurdu Dergisinin Yayın Hayatına Başlaması, Amacı ve Yayın Politikası

        Türk Yurdu, 30 Kasım 1911 tarihinde Yusuf Akçura’nın yönetiminde yayın hayatına başladı. Derginin amacı, ilk sayıda “Maksat ve Meslek” başlığı altında şöyle açıklanmıştı: “Türklüğe hizmet etmek, Türklere faide dokundurmak istiyoruz. Maksadımız, işte budur. Maksada erişmek için hangi yollardan yürüyeceğimizi, mecmuamızın münderecatı göstereceğinden, mesleğimizin teşrihini fazla buluyoruz. Tanrı yardımcımız olsun.”

        Türk Yurdu dergisi, Türkçülük fikrini temsil ediyordu ve Pantürkizm’e yönelmişti. Yusuf Akçura’nın dergi için tasarladığı yayın politikası, bunu çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır:

  1. Türk Yurdu, Türk ırkına mensup halkların çoğunluğu tarafından anlaşılacak şekilde yayımlanacaktır. Türk ırkının menfaati konu seçiminde rehberlik edecektir. Dili sade olacak, çetin mevzular bile kolay ifade olunmaya çalışılacaktır.
  2. Türk Yurdu, Türklerin tamamı tarafından kabul edilmeye muktedir bir ideali tanımlamak teşebbüsündedir.
  3. Türk Yurdu’nda, Türklerin tanışmalarına, iktisat ve ahlakça yükselmelerine, fen bilgileriyle zenginleşmelerine hizmet eden konulara öncelik verilecek, siyaset bunlardan sonra gelecektir.
  4. Türk Yurdu, Türklerin birbirleriyle tanışmaları için, Türk dünyası içinde olup biten her şey hakkında, mutlu veya acı olaylar ile Türk dünyasının ötesinde berisinde doğan fikir cereyanı ve edebiyatını, Türk ırkının bütün fertlerine bildirmek için çalışacaktır.
  5. Türk Yurdu, Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezinde, hiçbir parti siyasetine taraftarlık etmeyecek, Türk unsurunun siyasi ve iktisadi haklarını savunacaktır. Türk unsurunun menfaatini müdafaa ederken, diğer unsurlar arasında ihtilafların doğmasından kaçınacaktır.
  6. Türk Yurdu, ideal yolculuğunun sebep olduğu umutsuzluğa, ihmale ve tembelliğe engel olmak için gayret gösterecektir.
  7. Türk Yurdu, uluslararası siyaset sahasında Türk dünyasının menfaatlerini savunacaktır. (Yusuf Akçura. Türk Yılı, 1928, s. 437-439. Paul Dumont. Türk Yurdu Dergisi ve Rusya Müslümanları (1911-1914) / çev. Saime Selenga Gökgöz. Türk Yurdu (1-2.cilt), TÜTİBAY yayınları, 1998, s. XX.)

        Türk Yurdu, Türklük bilincini geliştirmek ve Türklüğe hizmet için Türk’e dair her şeye açıktı. 1911-1918 yılları arasında yayımlanan sayılarında “Türklük Şuunu” (Türklük Haberleri) başlığı altında; Osmanlı toplumu ve Türk dünyasına ait haberlere yer verildiği görülmektedir. Türk Yurdu, Türk dünyasına açılan bir pencere idi. Veya Türk dünyasındaki gelişmeleri Osmanlı toplumuna yansıtan bir ayna idi. Böylece Osmanlı Türkleri ile Rusya ve Orta Asya Türkleri arasında bir köprü vazifesi görüyordu. Bütün Türklük fikrini savunan Türk Yurdu, Türklüğe hizmeti dokunan fertlere ve sivil toplum kuruluşlarına ilgi gösteriyor, Türk topluluklarını, Türk tarihi ve Türk kültürünü tanıtıyor, Türk devletleri arasında ilişkilerin geliştirilmesine çalışıyordu. Osmanlı ülkesi dışında çıkan “Türk” gazetelerinin, Türklerle ilgili eserlerin listesi yapılıyor ve dergi okuyucularının dikkatine sunuluyordu. Kazan’da ya da başka yerlerde kurulan kültür merkezleri, kütüphaneler, kulüpler, okullar ve yurtlar hakkında haberler veriliyordu. Dergide, Türklerin ekonomik faaliyetlerine ait bilgiler de yer alıyordu.

        Türk Yurdu dergisi, yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da geniş bir dağıtıma ulaşmıştı. (Paul Dumont, a.g.m., Türk Yurdu (1-2.cilt), 1998, s. XIX-XX.) Türk Yurdu dergisinin 14 Aralık 1911 tarihli 2. sayısında yayımlanan “Türk Yurdu Muhabirlerine Bir Rica” başlıklı nottan Osmanlı Devleti sınırları içinde ve Türklerin yaşadığı diğer ülkelerde muhabirler görevlendirildiği anlaşılmaktadır: “Bizi, millî hayatımıza yakınlaştıracak; Osmanlı hakanlığı vilayetlerinde yahut Türklerle meskûn diğer ülkelerde bulunan kardeşlerimizdir. Bunun için ilk nüshadan itibaren muhabirlere ihtiyacımız olduğunu ilan ettik. Ve şimdiye kadar birkaç kardeşimizin müracaatını görerek de pek sevindik.” denilerek muhabirlerin, bulundukları yerlerdeki olayları doğru ve gerçekçi, abartmadan, hayal ve mübalağaya kaçmadan; ele aldıkları olayın sebep ve sonuçlarını analiz etmeye çalışmaları tavsiye edilmiştir. Ayrıca muhabirlere yaptıkları hizmetin karşılığı olarak ücret ödeneceği de belirtilmiştir. (s.38) Türk Yurdu, yurt içinde ve yurt dışında geniş bir okuyucu kitlesine sahipti. Bazı sayıları kısa zamanda tükenmiş, birden fazla baskıları yapılmıştı. Mesela; derginin 1. sayısı dört kez basılmıştır. (Hüseyin Tuncer, “Türk Yurdu Panoraması”, Türk Yurdu, Ocak 2011, s. 34)

        Türk Yurdu Dergisi İlk Sayısından İtibaren Türk Tarihi, Türk Dünyası ve Dış Türklere Sayfalarında Yer Vermiştir

        Türk Yurdu’nun 30 Kasım 1911 tarihli 1. sayısında; Ahmet Ağaoğlu’nun “Türk Âlemi”, A. Y. (Akçuraoğlu Yusuf)’nin “Türk Âleminde”, Akçuraoğlu Yusuf Bey’in “Müverrih Leon Cahun ve Muallim Barthold’a Göre Cengiz Han” ve Can Beyin (Sadri Maksudi Arsal) “Büyük Milli Emeller” başlıklı yazıları yayımlanmıştır. Bu yazılardan bazıları daha sonraki sayılarda dizi hâlinde devam etmiştir. Türk Yurdu, ilk sayısında yayımladığı “Türk Âlemi” ve “Türk Âleminde” başlıklı yazılarla dış Türklere ve Türk dünyasına ilgisini göstermiştir. Yusuf Akçuraoğlu, A. Y. rumuzu ile yayımlanan “Türk Âleminde” başlıklı yazısında; Türk dünyasını üç kısımda ele almış; birincisini bağımsız Osmanlı Devleti, ikincisini İran’ın kuzey ve kuzeybatı tarafları, üçüncüsünü de Rusya ile Çin’e tabi geniş kıtalar olarak tanımlamıştır. (s.20-21) Ahmet Ağaoğlu, “Türk Âlemi” başlıklı yazısında; Türklerin Altay dağlarından dünyanın dört tarafına yayıldığını, Çin’in en ücra köşelerinden Finlandiya, Lehistan, Macaristan’dan Kuzey Afrika’ya kadar serpildiğini belirtmiştir. Ağaoğlu, aynı yazısında, bugünkü Türk dünyasının sınırlarını belirlemek için bu kadar uzaklara gitmeye gerek olmadığını, Türk dünyasının Balkanlardan Karadeniz’e, Kırım yarımadasının kuzeyinden Kafkasya dağlarının güneyinden Bakü Derbent yolu ile Hazar Denizinin kuzeyinden Hacı Tarhan’a; oradan İdil nehri boyunca kuzeye yürüyüp Saratof, Samara, Ufa, Kazan Hanlıklarını geçtikten sonra Sibirya yolunu Kuzey kutbuna doğru takip ederek Moğolistan’ın doğusundan Çin Türkistan’ına, oradan Rus Türkistan’ı, Afganistan ve Horasan’ın kuzeyinden Azerbaycan’a, oradan da Anadolu, Bağdat, Suriye, Adalar Denizi ve Rumeli’ye kadar uzandığını belirtmiştir. (s.15-16) Türk Yurdu’nun 11 Ocak 1912 tarihli 4. sayısından itibaren Resulzade Mehmet Emin’in “İran Türkleri” adlı yazısı, 6 bölümlük dizi hâlinde yayımlanmıştır.

        Türk Yurdu Dergisi ve Turancılık

        Türk Yurdu’nun 8 Şubat 1912 tarihli 6. sayısında yayımlanan “Turan ve Türk Cemiyetleri” başlıklı haberde; Budapeşte’de “Turan Cemiyeti”, İstanbul’da “Turan Neşr-i Maarif Cemiyeti” adı ile dernekler kurulduğu duyurulmuştur. Budapeşte’de kurulan Turan Cemiyeti ile ilgili haberde, çok olumlu ifadeler kullanılmıştır: “Macar ulema ve muteberanı tarafından tesis edilmiş olan Turan Cemiyeti “La Societe Touranienne”dir. Bu mühim cemiyetin fahri başkanlığına Kont Belazeçini ile Doktor Arminyus Vambery ve başkanlığında Kont Paul Telekki bulunuyor. Komite azası arasında şimal Türklerine sevimli siması pek malum müsteşrik Doktor Miseroş Efendi’yi de görmekle memnunuz. Turan Cemiyetinin Fransızca Nizamnamesinde maksadı şöyle ifade olunuyor: Cemiyetin maksadı Macar milletine karabeti olan Avrupa ve Asya kavimlerinin ulum, sanayi, iktisadi, siyasi ve içtimaisini araştırmak ve ilerletmektir. Cemiyetin faaliyetinin ilmi ve umumi olduğu belirtilmiştir.” (s.103-104) Dergide, yayımlanan “Turan” dernekleri ile ilgili haberlere bakarak, Türk Yurdu’nun başlangıçtan itibaren Turan fikrine yakın durduğunu söyleyebiliriz. 

        Turan Nedir?

        Siyasi tarihimizde Türkleri bir bayrak altında birleştirme ideolojisi olarak tanımlanan Turan sözcüğü Farsça kökenli bir kelimedir. Turan sözcüğünün kökeni İran efsanesi Avesta’ya dayanır. Efsanede yer alan “Tura” sözcüğü, göçebe bir halkı tanımlar. Efsanede Turyanlar, İran halkının düşmanı olarak gösterilir. Avesta’ya dayanarak Şehname’yi yazan Firdevsi’de “Tura” kavramı “Turan”a dönüşmüştür. Şehnamede hükümdar Feridun üç oğlundan ikincisine Tur adını vermiştir. Ülkesini üç oğlu arasında paylaştıran Feridun, Tur’a Turan ülkesini vermiş ve onu Türklerle Çin’in padişahı yapmıştır. (Firdevsi, Şehname I, İstanbul, 1945, s.120)

        Şehname’de İran Hükümdarı Keyhusrev ile Turan hâkimi Afrasiyap arasında meydana gelen savaşlar hikâye edilmektedir. “Ceyhun’dan Tur sınırlarına ve buradan da Çin ve Hoten’e kadar uzayıp giden kısmındaki uzak yakın bütün yerleri Turan milletine verdiler.” ifadesi yer almaktadır. (Firdevsi, Şehname II, İstanbul, 1945, s.4) Bu ifadede; Turan’a coğrafi bir anlam yüklenmektedir. Şehnamede yer alan İran-Turan ayrımının etnik anlam ifade ettiği de ileri sürülmektedir. Bazı yazarlar, bu ayrımın yerleşik ve göçebe İranlıları simgelediğini düşünmektedir.

        Günümüzde Turanlıların yaşadıkları yerler; Doğu Akdeniz’den Japon Denizi’ne kadar uzayan ve Kuzey Buz Denizi sahillerine kadar genişleyen ve Asya’yı geniş bir kemer gibi kesen bir alanı kapsar. (İngiliz Gizli Servisi M15’e Göre Turanlılar ve Panturanizm, İstanbul, 1999, s. 25, 26, 27) “İstanbul’dan doğuya doğru Anadolu üzerinden yola çıktığımızda, bu yol bizi İran Azerbaycan’ı ve Hazar denizinin güney kısmından, Orta Asya’ya ve yine doğuya doğru yani, Rus Türkistan’ı ve Çin Türkistan’ı arkasından Sayan ve Tanrı dağlarından, Japonya’ya, oradan kuzeye doğru yönelerek, kuzey denizi kıyısına kadar yükselen batıya doğru geri götürmekle kalmayıp, bir hamleyle Finlandiya ve Baltık kıyılarından Macaristan ve Bulgaristan’dan İstanbul’a geri döndürür. Adı geçen bu bölgeler, bazen küçük, bazen büyük, bazen birleşik, bazen kopuk olmakla beraber buralarda Turan kökenli halklar yaşamaktadır. Osmanlı Türkleri, Rusya Türkleri, Azerbaycan Türkleri, Türkmenler, Özbekler, Moğollar, Mançular ve Orta Asya’nın Tunguzları, Sibirya yerlileri, Finliler, Baltık ülkeleri, Macarlar ve Bulgarların hemen hepsi Turan kökenlidirler.” (Zare Vand Nalbantyan. Ermeni Cephesinden Panturanizm, İstanbul, 2011, s. 3-4) Turan halkları, genel olarak Türk, Tunguz, Moğol, Fin-Macar ve Samoyed olmak üzere beş zümre hâlinde sınıflandırılmakta; Turan ailesinin Fince, Samoyetçe, Tunguzca, Moğolca ve Türkçe olmak üzere beş dil koluna ayrıldığı kabul edilmektedir.

        Türkçüler, Turancılığı “Türk Birliği” Olarak Anlayıp Yorumlamışlardır

        Osmanlı aydınlarındaki Turancılık anlayışı, Pantürkizm’le eşanlamlıdır. Yani Türkçüler, Turancılıktan Türk Birliği’ni anlamışlardır: Ziya Gökalp, 1923 yılında yayımlanan “Türkçülüğün Esasları” adlı eserinde, Turan’ın sınırlarını daraltmıştır. Gökalp’e göre, “Turan, bazılarının zannettiği gibi, Türklerden başka Moğolları, Tunguzları, Finuvalıları, Macarları da ihtiva eden bir kavimler halitası değildir. Turan kelimesi, Türkler demek olduğu için, münhasıran Türkleri ihtiva eden camiavi bir isimdir. Türkçülerin uzak mefkûresi Turan, Oğuzları, Tatarları, Kırgızları, Özbekleri, Yakutları lisanda, edebiyatta, harsta birleştirmektir.” (Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, Ankara, 1986, s.21-23)

        Turancılığın Tarihi Gelişimi

        Turan kavramına, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren coğrafi tanımın yanı sıra, dil ve etnik anlamların yüklendiği tanımlar da yapılmaya başlanmıştır. Bunda dil bilimcilerin etkisi olmuştur. 1855 yılında Turan dil ailesi kavramını ortaya atan Max Müller, dil ailesi kategorisinin ötesine geçerek, bir Turan halkları ya da ırkları tanımlaması da yapmıştır. Himalayalar ve Altay dağları, Hazar Denizi ve Tanrı dağları arasındaki bölge, “Turan” olarak tanımlanmıştır. Bu bölgenin XIX. yüzyılın ikinci yarısında Ruslar tarafından işgal edilmesi, Avrupa’nın dikkatlerini buraya çekmiş, “Turan” terimi daha çok kullanılır olmuştur. Rusya’nın Orta Asya üzerinden Hindistan’ı tehdit etmesi İngiltere’yi harekete geçirmiş; Orta Asya hakkında dernekler kurulmuş, yayımlar yapılmaya başlanmıştır. 1917 yılında Rus Çarlığının yıkılmasından sonra Hokand’da Türkistan Millî Muhtar Cumhuriyeti, Alaş-Orda Hükümeti, Buhara Millî Devleti, Hive Devleti kurulmuştur. Almanya’nın Osmanlı Devleti aracılığı ile bölgeye girmeye çalışması, İngilizleri kaygılandırmıştır. İngiltere’nin bu hassasiyeti Hindistan sömürgesini bırakana kadar devam etmiştir. Almanya, I. ve II. Dünya savaşları sırasında Orta Asya halklarını Rusya’ya karşı kullanmak ve bölge üzerinden Hindistan yollarına hâkim olmak istemiştir. (Nizam Önen, İki Turan: Macaristan ve Türkiye’de Turancılık, İstanbul, 2005, s. 36-41,58)

        Türklerde Turan / Türk Birliği Ülküsü

        Türkçülere göre; Türkleri tek bayrak altında toplama ve Türk cihan hâkimiyeti fikri, Türk tarihi kadar eskidir. Oğuz Kağan Destanı’nda Türk Birliği fikri işlenmiş, Hunların Kağanı Mete Yabgu zamanında ilk defa MÖ II. yüzyılda Türk Birliği ve Türk cihan hâkimiyeti gerçekleştirilmiştir. (R. Oğuz Türkkan. Türkçülüğe Giriş, İstanbul, 1940, s. 45-47.) Tarihte ilk kez Sakaların M.Ö. VII. yüzyılda kurduğu imparatorluk, Turan devleti hüviyetini taşımakta idi. Destanlara konu olan bu imparatorluk, Türklerin hafızasında derin izler bırakmıştır. (Osman Karatay. İran İle Turan: Eskiçağ’da Avrasya ve Ortadoğu’yu Hayal Etmek, İstanbul, 2012, s.271, 275, 277)

        Turan kavramının Türk tarihinde ilk defa ne zaman kullanıldığı konusu net değildir. Bu kelimenin, XV. yüzyılda İran-Turan karşıtlığı anlamında Nefi’nin şiirinde kullanıldığı görülüyor. (Nizam Önen, a.g.e. 2005, s. 39. Nef’i Divanı, Hazırlayan: Mehmet Akkuş, Ankara, 1993, s. 117)

        “Saadetle otağını kurmadan serhadd-i İran’a

        Düşe Turan-zemine saye-i tuğ-i ser-efrazı”

        Osmanlı Devleti’nden Buhara Hükümdarına gönderilen 1786 tarihli bir belgede; Buhara Hükümdarına “Turan Hâkimi” olarak hitap edilmektedir. Osmanlı Devleti ile Türkistan Hanlıkları arasındaki yazışmalarda “Turan memleketleri”, “Turan ahalisi” terimleri de kullanılmıştır. (Mehmet Saray, Rus İşgali Devrinde Osmanlı Devleti İle Türkistan Hanlıkları Arasındaki Siyasi Münasebetler (1775-1875), Ankara, 1994, s. 22, 25, 26, 131) 1832 tarihli bir Osmanlı belgesinde Turan; Türkistan, Tataristan, Özbekistan ve Moğolistan’ı kapsayacak biçimde tanımlanmıştır. (Nizam Önen, a.g.e. İstanbul, 2005, s. 40) Minorsky, 1839 tarihinde Turan teriminin “Büyük Türk Yurdu” anlamına gelmek üzere Macarlarca kullanıldığını belirtmiştir. (Nizam Önen, a.g.e. İstanbul, 2005, s. 40)

        XIX. yüzyılın son çeyreğinde, Osmanlı Devleti içindeki Ortodoks ve Slavların hamiliğini yapan Rusya’ya karşı, Türk aydınları arasında Türk dünyasının varlığına dikkat çekilmiş, “Türk Birliği” fikri gelişmeye başlamıştır. Ahmet Vefik Paşa, Lehçe-i Osmani adlı eserinde, Osmanlı sınırlarının dışında geniş bir Türk dünyasının mevcudiyetine işaret etmiştir. Şemsettin Sami, Osmanlıcanın diğer Türk lehçeleri ile zenginleştirilmesinin siyasi açıdan da bütün Türklerin tek bir çatı altında toplanmasının mümkün olabileceğini söylemiştir. Ahmet Cevdet Paşa, devletin Batı’ya yönelip Macaristan ve Hırvatistan’ın fethiyle uğraşacağına Kazan ve Ejderhan’a yönelmesinin daha faydalı olacağını yazmıştır. (Ömer Özcan. “Türk Yurdu’nda Turancılık ve Türk Dünyası,” Türk Yurdu, sayı: 282, Şubat 2011, s. 23)

        Mehmet Atıf tarafından 1885 yılında yayımlanan “Kaşgar Tarihi” adlı kitap, dış Türkler hakkında yazılan ilk kitap oldu. (Süleyman Tüzün. “Osmanlı Devletinde Dış Türkler Meselesinin Ortaya Çıkışı ve Gelişmesi”. Türk Yurdu, sayı: 139-140-141, Mart-Nisan-Mayıs 1999, s.373)

        Hüseyinzade Ali Bey, Müslüman Türkler arasında ilk defa Panturanizm’i savunan kişidir. Hüseyinzade Ali Bey, 1892 veya 1904’de Macar Turancılara hitap ettiği şiirinde, Pantürkçülüğün sınırlarını aşmıştır. Ancak bu yöneliş, Hüseyinzade’nin bu şiiriyle sınırlı kalmıştır. (Nizam Önen, a.g.e.  İstanbul, 2005, s. 112.)

        “Sizlersiniz ey kavm-i Macar bizlere ihvan;

        Ecdadımızın müştereken menşei Turan…

        Bir dindeyiz biz, hepimiz hakperestan;

        Mümkün mü ayırsın bizi İncil ve Kur’an.”

         

        


Türk Yurdu Ocak 2016
Türk Yurdu Ocak 2016
Ocak 2016 - Yıl 105 - Sayı 341

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele