Rus Dış Politiğinde Türkiye Yansımaları

Ocak 2016 - Yıl 105 - Sayı 341

        RUS DIŞ POLİTİĞİNDE TÜRKİYE YANSIMALARI

        Giriş

        Putin’in Rusya’nın başına gelmesiyle birlikte, Yeltsin döneminde büyük sıkıntılar yaşamış ve uluslararası arenada büyük itibar kaybetmiş Rusya’nın yeniden yapılandırılmasına ilişkin bir süreç başlatılmıştır. Öncelikle ülkeyi zayıflatan iç sorunlara yönelen Putin yönetimi, Yahudi oligarklara karşı savaş açmış, ülkede hem siyasi hem de ekonomik istikrar göreceli de olsa sağlanmıştır. Bu durum ülkeye yabancı sermaye girişini arttırmış, birçok yabancı kuruluş Rus pazarına yönelmiştir. Putin ve Medvedev dönemi politikalarında ekonomik unsurlar ön plana çıkarılmıştır. Bu husus Yeni Rus Güvenlik ve Dış Politika Doktrinlerine de yansımıştır. Rus dış politikası ekonomi merkezli bir yapıya dönüştürülmüş, yeni dönem politikaların merkezinde enerji yer almıştır. Dünya enerji kaynakları ve üretimi bakımından önemli bir yere sahip olan Rusya, sahip olduklarını başarılı bir strateji ile dış politikaya yansıtmış ve bu konuda uluslararası arenada önemli kazanımlar elde etmiştir.

        Rus Dış Politiğinin Genel Unsurları

        Rus dış politikaları Çarlık ve Sovyetler Birliği dönemlerinde güvensizlik üzerine inşa edilmiştir. Bu nedenle dış politikada geliştirilen stratejiler güç eksenli ve realist temellidir. Napolyon ve Hitler tecrübelerinden sonra Moskova sürekli olarak çevrilme ve kuşatılması endişesini yaşamıştır. Bunun doğal sonucu olarak Batılı devletlerle arasına hep bir tampon bölge oluşturmaya çalışmış, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında işgal edilen Doğu Avrupa Devletleri, ekonomik olarak büyük maliyete sebep olsa da birer uydu hâline getirilerek kendi güvenliklerini sağlamak için birer dış politika aracı olarak kullanılmıştır.[1]

        Sovyet sonrası dönemde özellikle Yeltsin döneminin Batıcı politikalarının yarattığı hayal kırıklıklarından sonra yeniden güvensizlik temelli politikalara yönelinmiş ve SSCB döneminde olduğu gibi tampon devletler oluşturulması için çaba gösterilmiştir. Gürcistan ve Ukrayna konusunda gösterilen tepkiler bu politikanın yalın bir göstergesi olmuştur. Ukrayna ve Gürcistan’dan sonra Suriye’de Batı ile yeni kırmızı çizgilerin çizilmesinde önemli kesişme alanları olmuş, bu ülkeler üzerinden bölge nüfuz mücadeleleri yeniden canlandırılmış ve çatışmaya varan restleşmelere sebep olmuştur. Rusya Batı ile Suriye’de yeniden bir hesaplaşmaya girişmiştir.

        Sovyet sonrası dönemde yeniden yapılandırılan Rusya, Batıcılık, Slavofillik, Panslavizm ve Avrasyacılık arasında gidip gelen politikalarla küllerinden var olmaya çalışmıştır. Özellikle Putin’li yıllarda Avrasyacılık diğer politik akımlarla harmanlanarak Rusya’ya yön veren temel bir politikaya dönüştürülmüştür. Federasyon döneminde Batıcılık ve Slovavofil politikaların başarısızlığı Avrasyacılığın yeniden şekillendirilerek devlet politikası hâline getirilmesini zorunlu kılmıştır. Rus milliyetçiliği, Sovyet kooperatizmi ve otoriter tabanlı merkezi yönetimi içeren yeni Avrasyacı dış politika retoriği, Rusya’nın yeniden güçlenerek öncelikle eski Sovyet coğrafyasında, sonrasında da tüm Avrasya’da etkin bir devlet olmayı amaçlayan bir politikaya çevrilmiştir. [2]

        Avrasyacı politikalar gereği Rusya Kafkasya, Kuzey Karadeniz, Hazar ve Orta Asya coğrafyasını mutlak şekilde elinde tutmak zorundadır. Özellikle Hazar ve Karadeniz havzalarının siyaseten kontrolü ve ekonomik olarak baskı altında bulundurulması, bunun için kriz çıkarma, mevcutları tırmandırma, çatışmaların arttırılması ve bölgede kaynak, pazar ve ikisi arasındaki taşıma yolları aracılığıyla bağımlılık oluşturma Avrasyacı politikaların uygulamasının temel gerekliliği olarak belirlenmiştir.

        Rus Dış Politikasında Putin’li Yıllar

        Son dönemde saldırgan bir dış politika izleyen Rusya, Gorbaçov döneminde şekillenen ve Rusya’ya, Sovyetler sonrası dönemde, dış politika konusunda ilham olan yeni politik düşünceden tamamen ayrılmıştır. Rus dış politikasının açıklık, aleniyet, daha az taktik manevra ve daha az lafazanlık üzerine kurulması üzerine şekillenmişti. Bu politika mücadele yerine karşılıklı dayanışmayı öngörüyordu ve Gorbaçov ve Putin’e kadarki Rusya Federasyonu dış politikasına yön vermiştir.

        Putin dönemiyle birlikte, Stalinci eski düşünceye geri dönülmüş ve dünyanın yeniden uzlaştırılamaz kamplara bölünmesi için sistemi baskı altına alan taktik manevralar, sözlü tacizler, gizlilik ve kapalılık içeren bir dış politikaya dönülmüştür.[3] Bu çerçevede BM operasyonlarına sorun çıkarılmış, alınan kararlara aykırı operasyonlar gerçekleştirilmiş. Kosova, Gürcistan, Kırım, Doğu Ukrayna ve Suriye krizlerinde ya doğrudan ya da dolaylı aktör olarak yer almış, kriz sürecine müdahalede bulunmuştur.

        Putin’in liderliğini yaptığı yeni dönemde öncelikle Rusya içi sorunları çözmeye yönelinmiş, ülke idari olarak yeniden şekillendirilmiş, federal yapı daha sıkı şekilde merkeze bağlanmış, Sovyet sonrasını oligarkları sisteme bağlanmış ya da cezalandırılmış, STK’lara sıkı denetim getirilmiş, anayasal düzenlemelerle merkezci bir Rusya kurulmuş, bu hemen ülkenin dış politikasına da yansımıştır.

        Putin’in yeni dönem politikalarının temeli yeni bir ideolojiye, Avrasyacılığa dayandırılmış, son dönem diğer akımlarla zenginleştirilmiştir. Rus milliyetçiliği (Slavofilik), Batıcılık gibi akımlar ülkenin yeni döneminde Putin politikalarına yardımcı kaynak olmuştur. Putin, Rusya’yı sadece bölgesel güç olmaktan çıkartarak küresel bir güç yapmayı hedeflemiştir. Bunu gerçekleştirmek için de daha realist ve pragmatik bir dış politika izlemiştir. Putin’li Rusya’nın yeni dönem politikaları düşünce bazında Dugin tarafından ve taraftarlarınca şekillendirilmiş, Putin ve ekibince Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu’da uygulamaya konulmuştur. Tüm bu politikaların temeli tekrar küresel bir güç olmaya yönelikti ve Batı bloku ile yeni bir hesaplaşmayı hedef edinmişti. Farklı bir ifade ile Çar II. Petro’nun vasiyeti aşama aşama bu dönemde gerçekleştirilmeye devam edilmiştir.

        Putin’li politikaların önemli bir kısmını da Orta Doğu oluşturmuştur. Zira Putin iktidara gelir gelmez yeniden şekillendirdiği politikalardan birisi Orta Doğu olmuştur. Özellikle Suriye konusunda Batı karşıtı politikalar izleyerek, Irak, Libya, Suriye ve İran politikalarını “Küresel Sisteme” muhalefet üzerine kurmuştur. Özellikle Suriye’de Esed yönetiminin iktidarda kalması için sistemi çalışmaz hâle getirmiş ve Suriye konusunda BM’den bir karar çıkartılamamıştır. Primakov tarafından şekillendirilen ve Orta Doğu’da barış süreçlerine aktif katılım, silah ticaretinde payı genişletme ve yakın çevrede etkin politikalar yürütme stratejisine bölge yöneticilerinin korunması ve Batılı devletlerin bölge politikalarının engellenmesi de eklenmiş ve Rusya’ya rağmen Orta Doğu’da farklı bir politika üretilemeyeceği ortaya konulmuştur.

        Rus Dış Politiğinde Türkiye

        Rus dış politiğinde Türkiye yaklaşımı tarihsel rekabet ve çatışan bölgesel rekabet çerçevesinde gelgitler yaşamıştır. Rusya’nın Batı ile mücadelesinin seyrine göre Türkiye Rusya ilişkileri de değişkenlik göstermiş, Batı ile ilişkileri bozulduğunda Rusya Türkiye’ye yakın ve işbirliği politikaları uygularken, Batı ile ilişkilerinde yumuşama olduğunda ise Türkiye’ye karşı sert politikalara yönelmektedir. Karadeniz güvenliği, enerji arz güvenliği, enerjinin taşınması, bölge ticaret yollarının kontrolü gibi hem bölgesel hem uluslararası sistem açısından önemli hususlar iki ülke ilişkilerinin testi için önemli konulardır.[4]

        Türkiye ve Rusya 1990’lı yıllarda rekabet eksenli politikalar yürütürken, 2000’li yıllardan itibaren birçok alanda işbirliği temelli birçok projede birlikte hareket etmiş, hatta yeni dönemde ortak politikalarla bölgede güven ve istikrarın mimarı olmaya çalışmıştır. Her ne kadar aralarındaki problemlerin bir kısmı hâlâ çözüme kavuşturulamasa da iki ülke son yıllarda bölgesel ve küresel planda yakın veya benzer duruş sergilemiştir. Her iki ülke rahat bir şekilde iletişime geçebilmiş, işbirliğini geliştirebilmiş, enerji, ticaret, turizm gibi alanlarda çok yakın ve sağlam ilişkiler kurulmuştur.  2000’li yıllarda her iki ülkenin çabalarıyla ilişkiler her iki tarafın da fayda göreceği kazan-kazan boyutuna yükseltilmiştir. Son dönemde yaşanan Ukrayna krizi ile Batı ile ciddi sorunlar yaşayan Rusya, Türkiye’ye hem ekonomik hem siyaseten tarihinde hiç olmadığı kadar yaklaşmış, birçok alanda ilişkiler stratejisi yükseltilmiş, Türkiye millî öneme sahip projelerde Rusya’ya güvenmeyi tercih etmiştir. Bununla birlikte Rusya, Türkiye politikasında şüpheci yaklaşımından vazgeçememiştir. Bunda Türkiye’nin NATO üyesi, AB aday ülkesi olması, Karadeniz’de Rusya karşıtı inisiyatifler üstlenebilmesi, Rusya’ya karşı alternatif enerji politikaları yürütmesi, İpek Yolu gibi önemli projelerde aktif katılımı ve bölgesel liderlik politikaları yürütmesinin büyük payı vardır. Bu şüphecilik Rusya’nın Türkiye’nin öncülük ettiği projelere katılmada isteksiz davranmasına ve Türkiye’nin daha fazla ticaret hacmi hamlelerine kayıtsız kalmasına sebep olmuştur.

        Rusya’nın Türkiye’ye karşı şüpheci yaklaşımının bir başka nedeni, yeni dönem politikalarının kesişme noktasının Türkiye olması gösterilebilir. Gerek bölgede kırmızı çizgilerin yeniden çizilmesi gerekse Rusya’ya uygulanan sindirme politikalarındaki işbirliği gerekse son dönemdeki restleşme politikalarında Türkiye ve Rusya’nın kırmızı çizgileri sık sık kesişmiştir. Diğer bir ifade ile Rusya’nın bölge politikaları ne tür bir nitelik taşırsa taşısın, verilen mücadele doğrudan ya da dolayısıyla Türkiye’yi etkilemiştir. Bu durumun sebeplerini: “Türkiye ile bölgesel kırmızı çizgilerin kesişmesi, Batı bloku ile hesaplaşmanın Türkiye üzerinden yapılması, Rus politikalarının önündeki en temel engelin Türkiye olması” gibi ifade etmek mümkündür.

        Uzun bir süreden sonra taraflar, Suriye sorunu konusunda farklı cephelerde yer almaktadır. Rusya bütün gücüyle Esed’in kalması için çaba harcarken, Türkiye artık Esed’siz bir Suriye planları yapmaktadır. Rus-Türk sınır krizinde Rusya Türkiye’yi sürekli olarak suçlu olmakla itham etmekte, uçak düşürmenin, gerekli tüm aşamalar gerçekleştirilmeden yapıldığını iddia etmektedir. Bu konuda Türk üst yönetiminin daha önceden karar verdiği ve sınır ihlali gerçekleşir gerçekleşmez müdahalenin yapılmasının bunu gösterdiği belirtilmektedir. Bu hususun Rus hamlelerinin Türk hükümetini bunalttığı ve iç kamuoyundan gelen baskılar karşısında zor durumda bırakmasının açık bir sonucu olarak öngörülmektedir. Zira Türkiye ile Rusya’nın ekonomik, siyasi ve askeri kapasitelerinin kıyaslandığında, Türkiye’nin tedbirli davranmasının gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Nitekim krizin ilk aşamasının verilerine bakıldığında birçok alanda Türkiye’yi ciddi bir sınavın beklediği görülmektedir. Zira Rusya’nın Türkiye’yi IŞİD’le işbirliği konusunda suçlaması, ekonomik yaptırımlar, tekrar vize uygulamasına geçiş, Rusya’daki Türk vatandaş ve yatırımlarına karşı ağır baskı uygulaması Türk ekonomisine ciddi darbeler vurmaya başlamıştır.

        Sonuç

        Bugün Rusya, Türkiye’yi Gürcistan ve Ukrayna’da olduğu gibi Suriye’de de geri adım atmaya ve kırmızı çizgilerini geri çekmeye zorlamakta, böylelikle Suriye’de sorgulanan varlığını Türkiye’nin Suriye politikaları bahane edilerek meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Rusya şimdi deniz ötesi komşumuz olmaktan çıkmış, sınırdaş bir ülke olarak politik hayatımıza geri dönmüş ve doğrudan sınırdaş bir tehdit hâline gelmiştir. Ayrıca Türkiye sonu nerede ve nasıl biteceği belli olmayan doğrudan tarafı olduğumuz bir krizin tam merkezine itilmiştir. Şimdi Rusya’nın oyunu daha da tırmandırarak bizim aleyhimize politik sonuçlar elde etmesine izin vermeksizin, krizin soğutulmasına ilişkin stratejiler geliştirmek ve uygulamak zorundayız. Bu süreçte iktidar ve muhalefet ayrımı yapmaksızın tüm siyasi organizasyonlar ve devletin tüm kurumlarının seferber olması kaçınılmazdır. Aksi takdirde bu krizden tüm millet olarak ağır bir darbe yememiz kaçınılmazdır.

         

         

         


        [1] Geniş bilgi için bakınız. Erel Tellal, “Sovyet Dış Politikası ve Grimiko”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 62-3, s. 350 vd.

        [2] Ömer Göksel İsyar, Avrasya ve Avrasyacılık, Bursa, Dora Yayınları, 2010, s.162.

        [3] Geniş Bilgi için bakınız. Halit Mamadov, Rus Dış Politikasında Stratejik-Zihinsel Süreklilik ve Putin’in Dış Politika Doktrini Raporu, Ahmet Yesevi Üniversitesi Yayınları No: 16, http://www.ayu.edu.tr/static/kitaplar/ rus_dis_politika_rapor.pdf, 10.12.2015.

        [4] Geniş bilgi için bakınız.  Habiba Özdal, Hasan Selim Özertem, Kerim Has, Turgut Demirtepe, Türkiye Rusya İlişkileri: Rekabetten Çok Yönlü İşbirliğine Raporu, USAK yayınları No: 13-06, http://www.usak.org.tr/ images_upload/files/türkiye%20rusya%20tr%20nete.pdf, s. 19 vd.


Türk Yurdu Ocak 2016
Türk Yurdu Ocak 2016
Ocak 2016 - Yıl 105 - Sayı 341

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele