Seçim ve Jeopolitik Risklerin Sıkıştırdığı Bir Yıl: 2015 Türkiye’sinde Ekonomi

Ocak 2016 - Yıl 105 - Sayı 341

        SEÇİM VE JEOPOLİTİK RİSKLERİN SIKIŞTIRDIĞI BİR YIL: 2015 TÜRKİYE’SİNDE EKONOMİ

        Türkiye rasyonel kararlarını irrasyonel zamanlarda vermek zorunda kalan ülkelerdendir. 2015 yılı Türkiye’nin bütün irrasyonel uluslararası kargaşaların ortasında bir yol daha geçirdi. Türkiye, 2015’de iki seçim atlattı. Çevresinde sürekli savaş beklentisi ile yaşayan ülkelere komşu yaşamanın tüm maliyetlerine katlandığı bir zamanda Türkiye’de ekonominin istikrarı kritik öneme sahiptir. 2015 yılında; terör, iki seçim, Suriye ve Rusya krizleri arasında olumlu sayılabilecek gelişmelerle, hiç düzeltilemeyen ve kendine has tarzı olmamanın verdiği kemikleşmiş sıkıntılarla birlikte yeni bozulan iktisadi dengeler arasında bir ülke görünümü vermekte Türkiye.

        Jeopolitik Risklerin Gölgesinde Büyümek

        Türk ekonomisinin 2015 büyüme performansı, uluslararası karşılaştırmalara göre yeterli olmasa da önemli bir seviyededir. Özellikle dünyada gelişen ülkelerin arasında en iyi büyüyen üç ülkeden birisi olması ve Avrupa ülkelerinden hızlı büyümesi iki seçim ve bölgesel jeopolitik risklerin tehdidi altında dikkate alınması gereken bir büyümedir. Ekonomide büyümenin devam etmesi, istihdam ve genç nüfusun istikbali açısından da önemlidir. Türkiye’nin 2015 yılı ilk üç çeyreklik performansı, %3,4 büyüme oranındadır. İstikrar ve gelişme açısından sınırlı sayılabilecek büyümenin tek cazibesi, zamanlama açısından kurtarıcı bir zamanda olması.

        Şekil 1. Türkiye'de 2014 ve 2015'de Büyüme

        

        Ülkede büyümenin ikinci önemli göstergesi ise, sanayideki büyüme, 2015 yılının ilk on bir ayındaki ortalama %4,8 seviyesinde. Yani sanayideki büyüme, iktisadi büyümenin temel göstergesidir. Sanayi de çapa dayanıklı tüketim mallarında ama Türkiye ekonomisinden diğer sanayi alanlarında büyüme rahatsız edici seviyelerde.

        Orta Nitelikte Mala Bağlı İhracat ve Zorunlu Cari Denge

        Rakamlar Türkiye’de ihracatın 150 milyar ABD Doları’nın altında kalacağını göstermektedir. Türkiye’nin ihracatta kemikleşmiş sorunu, orta seviyede teknolojik ürünlere ve tarım ürünlerine bağlı ihracat yapısıdır. İhracatta kemikleşmiş sorunun yanı sıra, Suriye krizi ve son olarak da Rusya krizi nedeniyle meydana gelen konjonktürel sorunlar ihracatın 2014 göre gerilemesine neden olmuştur. Bu dönemde ihracatta Türkiye’yi kurtaran gelişme, otomotiv sektörünün Avrupa pazarına ihracatının artmasıdır. Ayrıca doğudaki pazarlarda petrol fiyatlarının gerilemesi, Suriye krizi ve Rusya krizi gibi sorunlar nedeniyle sürekli küçülme yaşanmaktadır. Avrupa, iktisadi krizi yenemese de Türkiye’nin çapa pazarı olarak hâlen ekonomik aktiviteleri kurtarıcı bir rol oynamıştır.

        İhracattaki düşüşe rağmen ithalatın daha hızlı daralması ve enerji ürünlerinin fiyatlarındaki düşüşler Türkiye’de ithalat beklentilerin altında gerçekleşmiştir. Mesela petrol fiyatları bir yıl içerisinde %35’e yakın geriledi. Türkiye’nin dış ticarette denge sağlayıcı bir avantajı da kurdaki artıştır. Kur artışı da ithalatı düşürücü yönde etkilerken, dış ticaret açığı azaltıcı, dolaysıyla cari dengeyi olumlu etkilemiştir. Dış ticarete cari dengenin düzelmesi Türkiye’nin ticaret politikasından çok, küresel piyasalardaki fiyat değişimlerinin bir sonucudur. Cari denge 2014 yılının sonunda millî gelire oranı yönünden %6’nın üzerindeyken bu yıl %4’e yakın bir seviyedir. Bütün kargaşaya rağmen 2015’te dış ticaret ve cari denge Türkiye’nin ekonomik performansını olumsuz etkilemiştir.

        Ekonomide Kurtarıcı Çapa Bütçe Dengesi

        Ekonomilerde seçim döneminde en büyük sorun, kamu maliyesinin dengesizleşmesi ve bütçenin açık vermesidir. Türkiye’yi dünyadaki mali kriz ortamından yalıtan en önemli faktör, sıkı maliye politikası ve merkez bankasının kararlı tutumudur. Hatta bu konuda siyasi talepler karşılanmadan, istikrara yönelik çabaların ürünü olduğu söylenebilir. Türkiye’nin 2015 yılında faiz dışında bütçe, beklentilerde olduğu gibi 33 milyar dolara yakın bir fazla verecektir. Yani jeopolitik risklerin en yüksek seviyede olduğu bir zamanda, bütçenin olumlu seyri, millî refahın artması açısından küçük de olsa ümit sağlamaktadır.

        Terör Gölgesinde Küresel Ekonomi Toplantısı: G20

        Dünya ekonomisinde, gelişmiş ülkelerin 2008 finans krizinden sonra ekonomide güç kaybetmesi ve IMF gibi kuruluşların imaj sorunları içinde Türkiye’nin de bulunduğu G20 ülkeleri tarafından çözüm için çabalanmaktadır. 2015 yılı G20 toplantısı Türkiye’de ve Antalya’da yapılması Türk ekonomisi açısından da imaj için önemliydi. Fakat toplantıdan 3 gün önce Paris’te ve 10 Ekim’de Ankara’daki terör eylemleri ekonomik sorunlardan çok terör sorunlarının tartışılmasına neden oldu. Dünya ekonomisinde gerçek sorunların tartışılabileceği bir toplantı, Fransa ve Ankara terör saldırılarının kınandığı bildiri ile son bulması Türkiye ve dünya açısından 2015 yılının kayıplarından birisiydi. Sürdürülebilir iktisadi büyümenin devam etmesi ve mali istikrar için, Merkez Bankalarının da desteklediği genişletici mali politikalarının sürdürülmesi gibi genel ifadelerle geçiştirici gerçek sonuçları tartışmalı bir bildirgeyle sonlandı. Büyük ümitlerle beklenen toplantı Terör gölgesinde berhava oldu, şeklinde yorumlanabilir.

        Türk Ekonomisinde Her zamanki Zaaflar ve Kadim Tarz Sorunu

        2015 yılındaki en büyük kayıp seçim meydanlarında yaşandı. Özellikle 7 Haziran seçimlerinde partiler yeniden devlet imkânlarını dağıtarak oy toplama stratejisine yeniden tevessül ettiler. Yeniden başlanılan propaganda girişimi, Türkiye’nin 70’li yıllarda ve 90’lı yıllardaki gibi bütçe sorunlarına çakılmasına neden olabilir. 1 Kasım seçimlerinde ise taahhüt edilen konular, sosyal devletin aşırılaşmasına doğru giden bir sonuca sebep olabilecektir.

        Türkiye’de asgari ücretin artırılması, öğrencilere yapılan ek düzenlemeler, emekli zamları ve diğer sosyal harcamaların Türkiye’yi krizlerden koruyan şemsiye olma özelliğini kaybedebilir. 90’lı yıllardaki aşırı taahhüt ve seçim paketleri ile ekonominin zora sokulması süreci işaretleri, Türkiye’nin yeni uzaklaşmaya çalıştığı hastalıklarının yeniden tevarüs etmesine sebep olabilir. Unutulmaması gereken önemli bir husus da, 90’lı yıllarda Türkiye’nin özelleştireceği varlıkların 2000’li yıllarda bütçe disiplini bugünkü duruma getirilmesi için elden çıkarıldığıdır. Artık satacak kamu varlıkları da azalmıştır. Siyasilerin seçim taahhütlerini genişleterek bütçeyi aşındırması tehlikesi baş göstermiştir.

        Asıl sorun ise, Türk ekonomisinin kendi temel karakteristiklerine bağlı bir model oluşturamamasıdır. Türkiye Tanzimat’tan bu yana ilk kez borca bağımlı olmadan yeni bir yönetim anlayışı ile temelini Türk insanının iktisadi ihtiyaçlarını karşılamaya dönük bir iktisadi politika modeli uygulama şansı yakalamıştır. Artık IMF ve diğer uluslararası kurumlara bağımlı değildir. Fakat 2015 yılındaki uygulamalar temel bir ekonomik model yerine daha popülist bir modele kayıldığını göstermektedir.

        Unutulan Vizyon ve Azalan Şahsi Gelir

        Türkiye Cumhuriyeti’nin 2023’te yüz yaşına ulaşması ile ekonomide yeni bir vizyon beklentisi toplumda oluştu. 2023’te Türkiye ilk on ekonomi arasında yer alması ve şahsi gelirin 15.000 dolar seviyesini geçmesi bekleniyordu. Fakat seçim döneminde siyasi partilerin bu umutları eskisi kadar dile getirmemesi de 2015 yılındaki ekonomik kayıplar arasındadır. 2015 yılında Türkiye’de şahsi gelir, son dört yılda olduğu gibi 10.000 ABD Doları çevresinde dolanmaktadır. Orta gelir tuzağı denen prangadan Türkiye’nin 2015’te kurtulamadığı gibi, 2023 yılında da kurtulmayacağını göstermektedir.  Türkiye’de 100. yılda kişi başına şahsi gelirin 15.000 doları geçmesi için Türk ekonomisinin ortalama %7’nin üzerinde büyümesi gerekir. Yani, Türkiye %3-4 aralığındaki büyüme ile vizyon gerçekleştiremeyecektir. Vizyon belirlemenin yetersizliği sorunu önemlidir. Rusya krizi, Orta Doğu’daki savaş ve Avrupa ekonomisindeki durgunluk 2023 ekonomisini daha da belirsiz hâle getirmektedir. Ekonomide, kişi başına şahsi gelirin azalması sosyal yardımlarla kapatılmaya çalışılan gelir eşitsizliğini artıracaktır. En alt gelir gruplarının sosyal yardımlara bağımlı olması ve ekonomide sermayenin üst gelir gruplarına doğru kayması 2015 yılı açısından sorundur. Özellikle küçük yerleşim yerlerinde ve şehirlerin gelişmemiş bölgelerinde ekonomik refah kayıpları fakirliğin kalıcı olmasına neden olabilecektir.

        Ekonominin Ayağındaki Kelepçe: PKK Terörü

        Türkiye’de tüm vatandaşlarımızın ilk sorunu olduğu gibi, ekonominin öncelikli sorunudur, PKK terörü. PKK terörü seçimlerle birlikte bütün acımasızlığı ile hem bölge insanına hem de ekonomisine büyük sorunlara yol açmaya devam etmiştir. Esnaf odaları ve ticaret odalarının çalışmalarına göre 2015 yılında PKK terörü nedeniyle, 11.354 esnaf ve 1.549 ticarethane işyerini kapatmak zorunda kalmıştır. Bölgede terör örgütünün “özyönetim” terörü nedeniyle sosyal ve ekonomik hayat Cizre, Sur, Nusaybin gibi ilçelerde tamamen durmuştur. Bu gelişmeler bölge ekonomisinin kalıcı olarak darbe almasına neden olmaktadır. 2015 yılında terörün ekonomik maliyetleri esnaf ve ticaret erbabının işlerine son vermesinin yanı sıra bölgedeki az da olsa oluşmuş sermaye de terörden kaçtığı için gelişme kaynağı tamamen yok olma tehlikesi altındadır. Kamunun terör baskısını ortadan kaldırmak için yapacağı bütçe yardımları ise, mali istikrarı da tehdit edecektir.

        Son Tespitler ve 2016’ya Dair İzlenimler

        2015 yılında ekonomide göze çarpan diğer bir husus da faiz ve enflasyonun sabitleşmesi sorunudur. Türkiye’de Merkez Bankası’nın enflasyon hedefi son yıllarda %5-6 seviyelerinde olmasına rağmen, enflasyon %9 seviyesindedir. Son yıllarda enflasyonda hedeflerin tutturulmaması sorunu yine tekrarlanmıştır. Yine borçlanmada gösterge faizin ve mevduat faizlerinin %11 ve üzerine çıkması nedeniyle Türkiye’de ekonomik yatırımların maliyeti sürekli artmaktadır.

        2015 yılının en karamsar tablosu aşağı yukarı %15 değer kaybeden Borsa İstanbul’da ortaya çıkmıştır. Borsadaki olumsuz gelişmenin benzeri dövizdedir. ABD Doları ve Avro karşısında Türk Lirası’nda %25’in üzerinde değer kaybı vardır. Ayrıca özel sektörün döviz borcunun 290 milyar dolara ulaşmış bulunmaktadır. Bu borcun döviz kurundaki artışı, firma borçlarının artışını etkileyeceğinden ekonomi üzerinde tehdit olmaya devam edecektir. Fakat borçların kamu bütçesine aktarılması riski de ekonominin üstünde celladın kılıcı gibi sallanmaktadır.

        2016 yılı Rusya ile yaşanan uçak düşürme krizi, Suriye krizinden dolayı göçmenlerin Türk ekonomisine etkilerinin artarak devam etmesi ve PKK terörünün artan maliyeti nedeniyle büyüme ümitlerinin zorlanacağı bir yıl olarak belirmiştir. Ülkemizde 2016 yılına girilirken, ekonominin sosyal maliyetleri önlemeye dönük çalışmaların ötesinde yenilik gücünü artırmaya dönük hamleler daha önemlidir. Her şeyden önemlisi de ümit edelim ki, ekonomide bir Türk mucizesinin oluşturulması için özgün, yenilik temelli ve gençliğe fırsatlar açan yaklaşımların 2016’da öne çıkması.


Türk Yurdu Ocak 2016
Türk Yurdu Ocak 2016
Ocak 2016 - Yıl 105 - Sayı 341

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele