Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi’ni Gezerken

Aralık 2015 - Yıl 104 - Sayı 340

                     22 Kasım günü Türk Ocakları İstanbul Şubesinden bir grupla Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi’ni ziyaret ettik. Maksadımız, sekiz yıl önce kurulan üniversitede elde edilen gelişmeleri yerinde görmekti. Kurucu Rektör Prof. Dr. Azmi Özcan iki dönemlik hizmet nöbetini Aralık 2015 sonunda devredecekti.

         

                     Üniversitenin kuruluşunun ve rektörün göreve gelişinin ilk aylarında da Bilecik’e gitmiş ve başlangıç vaziyetinin gözlemlemiştik.

         

                     O zaman, derme-çatma binalarda öğretim yapılmakta idi. Boş bir arazi vardı. Henüz üniversitenin yerleşim projesi bile yoktu. Büyük bir heyecanla ve şevkle göreve başlayan rektörün; mimarisiyle, eğitim ve öğretim metodu ile şahsiyeti ve farklılığı olan bir üniversite tesis etmek arzusu her hâlinden belli idi. Büyük bir “Cihan Devleti”nin mayalandığı bu topraklarda teşekkül edecek bu ilim ve irfan yuvasının, geleceğin büyük Türkiye’sini inşa ve medeniyetimizi yeniden ihya edecek mimarlarının da yetiştirilmesi ihtimali vardı.

         

                      Özcan’a göre Cihan Devletinin temelinde üç ayak vardı: İlim (Dursun Fakih), İrfan (Şeyh Edebali), İdare (Osman Gazi).

         

                       O hâlde üniversitenin yetiştireceği nesiller bu üç vasfı da haiz olmalı idiler.

         

                      Bu temel anlayışla yola çıkıldığından, öncelikle Üniversite’nin fiziki yapısının bu manaya uygun olması gerekmektedir. Buna göre bir yerleşim plânı ve mimari proje hazırlamakla işe başlanmıştır. Sultan II. Abdülhâmid Han tarafından yaptırılan kapının örneği üniversitenin girişine yerleştirilmiştir. Bu kapıdan ileri doğru bakıldığında U şeklinde yerleştirilmiş binalar bir büyük medrese külliyesinin muasır anlayış içinde yeniden inşa ve ihya edildiği müşahede edilmektedir. Selçuklu ve Osmanlı mimari tecrübe ve geleneği modern imkân ve bilgilerle teçhiz edilerek gerçekten farklı, fakat millî bir eser ortaya konmuştur. Kapıya arkanızı döndüğünüzde en tepedeki ve U’nun tabanını teşkil eden binalara ise, Hindistan Babür İmparatorluğu mimarisinden mülhem zarif kuleler yerleştirilmiştir. Binaların orta-tavanlarına yerleştirilen şeffaf kubbelerle hem eski büyük mekânların havası estirilmiş hem de binaların içinin güneş ışığından azami istifade imkânı sağlanmıştır. Rektörlük ile kütüphane ortasındaki mekânda inşa edilen havuz üzerinde yükselen ve bir kalemin ucuna kondurulan Dünya küresi ile; ilimle, irfanla ve gayretle medeniyetimizin ihya edilerek yeniden dünyaya hâkim kılınarak insanlığın hizmetinde olunacağı fikri ve mefkûresi öğrencilerin her daim zihinlerine nakşedilmesi hedeflenmiştir. Esasen, kapıdan girildiğinde ilk sembolün böyle bir kâinat tasavvuru olması son derece manidardır ve herhâlde öğretim süresi boyunca gençlerin şuur altlarına yerleştirilecek en önemli hedeftir. Böylece “Kızıl Elma” hem gençlerin gözleri önündedir, hem de varılması gereken büyük hedeftir.

         

                        Güneş battıktan sonra yapılan ışıklandırma ile mimari ile ortaya konan semboller daha da göz alıcı olmaktadır ve elbette düşünceyi ve gayreti davet etmektedir.

         

        Fiziki atmosferin düşünceyi telkin ve büyük hedefi hatırlatması yanında, ilmin mekânı Kütüphane de muhteşem ve müstakil bir bina olarak inşa edilmiştir. Bir milyon kitap kapasitesi düşünülerek inşa edilen kütüphanede sekiz yılda yüz bini aşkın kitap tedarik edilmiştir. Bir taraftan hizmet için çağdaş bilgi teknolojisinden en mükemmel şekilde faydalanılırken, diğer taraftan büyük okuma salonlarına verilen isimlerle yine hem maziye dikkat çekilmiştir hem de mazide gerçekleşenin istikbalde de tahakkuk edeceği mesajı verilmek istenmiştir. Kütüphanede dört büyük okuma salonu vardır. Bunlar Aşıkpaşazade, Dursun Fakih, Birûni ve Uluğ Bey’dir. Böylece hem mimaride hem okuma salonlarına verilen isimlerde Türk tarihinin bütün safhaları beraber düşünülmüş; Türkistan ve Hindistan’da gerçekleşen medeniyet ile Selçuklu, Osmanlı tecrübesinin ortaya koyduğu medeniyet mirasının bütününe sâhip çıkılmış ve böylece, neticede bir büyük Cumhuriyet müessesesi ortaya konmuştur.

         

                         Meydana getirilen bu maddi ve manevi hava, öğrenci davranışlarında da hemen etkisini göstermiştir. Bir kere, bütün üniversitelerde görülen kamplaşmalar bu üniversitede mevcut değildir. Elbette öğrencilerin tamamı ayni siyasi veya fikrî anlayışta değildir. Ancak beraberce geleceğin inşasına talip olarak birbirlerine tahammül etmektedirler.

         

                         Hafta sonu akşamı olmasına rağmen kütüphanenin kullanım oranı çok yüksektir. Öğrencilerin yüzde onuna yakın bir kısmının kısmi zamanlı olarak üniversitenin muhtelif birimlerinde çalışması sağlanmıştır. Böylece öğrenciler üniversitenin sadece paydaşı değil, aynı zamanda sahibi ve sorumlusu mevkiine yükseltilmiştir. Bunun neticesinde de dershaneler, koridorlar tertemizdir. Ne duvarlarda bir boya ne de sıralarda bir çizik vardır. Dört yıldır kullanılan bir amfinin görüntüsü henüz inşaatı yeni tamamlanmış ve ilk defa ders yapılacak gibidir.

         

                          Öğrencilerde görülen bu müspet tavrın teşekkülünde Rektörün kendilerine bir baba şefkati ve ağabey sevgisiyle yaklaşmasının ve öğretim yılının başından itibaren öğrencilere yönelik tarih sohbetlerinin elbette büyük etkisi vardır.

         

                           Burada, üniversitenin akademik durumu ve ilk yıldan itibaren çevreyle ilgili millî ve beynelmilel ilim faaliyetlerinden bahsetmeyeceğim. Bunlar zaten üniversitenin sitesinde mevcuttur.

         

                           Dikkat çekmek istediğim husus; millî bir ilim müessesinin fiziki ve manevi çehresinin nasıl olması gerektiği hususunda ortaya konan mükemmel örnektir. Böyle bir vasat yaratınca da bunun öğrencide meydana getirdiği akistir. Temennim, YÖK’ün bu örneği herkese göstermesi, Prof. Dr. Azmi Özcan’dan görevi devralacak olanın da bu geleneği devam ettirmesidir. Ancak bu takdirde, bir “Cihan Devleti”nin temellerinin atıldığı bu topraklarda, bu sefer bir “Cihan Üniversitesi” tesis edilebilecektir.

         

                          Başta Rektör Özcan’ı ve onun mesai arkadaşlarını kutluyorum.

         

         

        

         

         

        

         

        


Türk Yurdu Aralık 2015
Türk Yurdu Aralık 2015
Aralık 2015 - Yıl 104 - Sayı 340

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele