Yöntem, Kuram, Komplo

Kasım 2009 - Yıl 98 - Sayı 267

        Künye:

         

        Ersel Aydınlı, Erol Kurubaş ve Haluk Özdemir, Yöntem, Kuram ve Komplo: Türk Uluslararası İlişkiler Disiplininde Vizyon Arayışları, (Ankara: Asil Yayın Dağıtım, 2009), 282 Sayfa.

 

 

                    Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölüm başkanı Doç. Dr. Ersel Aydınlı, Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölüm başkanı Doç. Dr. Erol Kurubaş ve Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Haluk Özdemir tarafından birlikte kaleme alınan Yöntem, Kuram ve Komplo: Türk Uluslararası İlişkiler Disiplininde Vizyon arayışları başlıklı kitap Türkiye’de Uluslararası İlişkiler disiplininde özgün bir kuram yaratma yolunda ortaya çıkan ilk akademik eser olma niteliğini taşıyor. “Türk Uluslararası İlişkiler Disiplinin Öncülerine ve Anadolu Ekolünün Gelecekteki Mimarlarına” ithaf edilen kitabın temel amacı Türkiye’de giderek kuvvetlenen bir akademik disiplin olan Uluslararası İlişkilerin ithalat temelli bir yapıdan kurtarılarak öz kaynaklar üzerine inşâ edilen bir yapıya kavuşturulması doğrultusunda bir girişimde bulunmak.

         

         

                    Lisansüstü eğitimlerini ABD, İngiltere ve Kanada’daki önde gelen üniversitelerde tamamlayarak Türk üniversitelerinde göreve başlayan yeni nesil Uluslararası İlişkiler akademisyenleri Türkiye’de Soğuk Savaş yıllarına hakim olan Ankara Siyasal/Mülkiye geleneğine bir alternatif oluşturmakta. Siyasi Tarih ve Uluslararası Hukuk öğretileri üzerinde yükselen Mülkiye ekolü, herhangi bir kuramsal yaklaşıma ihtiyaç duymaksızın Uluslarası İlişkileri ve Türkiye’nin dünya siyasetindeki yerini tarihi gelişmeler ve uluslararası hukukun temel ilkeleri ışığında inceleme temelli bir yaklaşıma sahip olagelmiştir.[1] Bu yeni nesil akademisyenleri bir öncekinden ayıran temel nokta ise güncel Uluslararası İlişkiler disiplinin gerektirdiği ölçüde teorik çalışmalarla iç içe olmaları. Bu noktada belirtilmesi gereken temel nokta güncel Uluslararası İlişkiler kuramlarının Batı dünyasının düşünce tarihinin ve dünya algılamasının yansıması niteliğinde olmasıdır. Bu kuramsal yaklaşımları iyi öğrenerek Türkiye’deki Uluslararası İlişkiler çalışmalarına ithal eden akademisyenler Mükiye ekolünden gelen akademisyenlere göre daha avantajlı bir konuma sahip oldukları düşünülebilir. Ancak Uluslararası İlişkiler teorilerine yön veren Amerikan ve İngiliz akademisyenlerin dünya siyasetine getirdiği açıklamaların[2] Türkiye örneğinde bazen yeterli ve faydalı olmaktan çok uzak kaldığı da aşikârdır. Bu da Uluslararası İlişkilere Türkiye merkezli bakarak, Türk Uluslararası İlişkiler akademisyenlerinin bağlı olduğu ortak bir ekol ya da farklı ekoller yaratmanın gerekliliğini gözler önüne sermektedir. 

         

         

        Uluslararası İlişkileri bir Amerikan disiplini olarak kabul etmeyerek kendi ekollerini yaratan en tipik “özgür ve özgün” kuram örnekleri Bağımlılık Okulu, İngiliz Okulu ve Frankfurt Okulu’dur.[3] Ancak Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) bünyesinde bir Uluslararası İlişkiler kürsüsünün kurulduğu 1950’lerden bu yana bir “Türk Okulu”nun ortaya çıkmadığı da aşikârdır. Bu doğrultuda atılması gereken adımların başında özgün kuram oluşturmanın geldiğini savunan yazarlar kitabı dört ana bölüme ayırmışlar:

         

         

        “Uluslararası İlişkiler Disiplinin İki Temel Sorunu: Kimlik ve Kuram” başlıklı birinci bölümde yazarlar Uluslararası İlişkiler disiplininin özgün bir alan olarak ortaya çıkıp güçlenmesini inceledikten sonra bu disiplinde kuramsal yaklaşımların gerekliliğine dikkat çekiyor ve Türkiye’de özgün kuramın oluşturulması doğrultusundaki ihtiyacı vurguluyorlar.

         

         

        Doç. Dr. Erol Kurubaş tarafından kaleme alınan ikinci bölümün başlığı ise “Bir Yöntem Sorunu: Tarihsel Yaklaşımların Uluslararası İlişkilerin Kuramsallaşmasına Etkisi ve Türkiye’deki Yansımaları”. Bu bölümde Dr. Kurubaş, genel olarak sosyal bilimlerdeki ve özel olarak Tarih çalışmalarındaki metodolojik yaklaşımları ele aldıktan sonra Uluslararası İlişkilerin neden Tarih çalışmalarından farklı bir bakış açısıyla incelenmesi gerektiğini açıklamakta. Yazar ayrıca Türkiye’de Uluslararası İlişkiler disiplinine uzun bir süre hâkim olan Siyasi Tarih temelli Mülkiye ekolünün kuramsal çalışmalarla dengelenmesi zaruretine dikkat çekmekte.

         

         

        Yeni bir kuramsal ekol geliştirme yolunda en başta gelen engellerden birisinin “komplocu yaklaşım” olduğunu öne süren Yrd. Doç. Dr. Haluk Özdemir’in kaleme aldığı üçüncü bölümün başlığı “Bir Kuram Sorunu: Türk Uluslararası İlişkilerinde Komplocu Açıklama Eğilimi ve Kuramsallaşmaya Etkisi”. Yazar bu bölümde Uluslararası İlişkiler disiplininden gelmeyen veya bu disiplinden gelse bile, herhangi bir somut veriye dayanmadan komplocu yaklaşımlarla Türkiye’de ün kazanan çeşitli yazarları ve onların eserlerini eleştiriyor. Yazara göre, Türkiye’nin çevresinde ve dünya siyasetinde olan biten bütün siyasi gelişmeleri bir dış oyuna ya da ihanete bağlayarak açıklama gayreti içerisinde olan pek çok “araştırmacı” ülkemizde bilimsel gelişmişlik düzeyini geriletmekte ve saygın, ayakları yere basan bir Türk kuramının oluşmasına engel olmakta. Türkiye’nin jeopolitik konumunun ve tarihi deneyiminin böylesi yaklaşımları çekici hale getirdiğini kaydeden yazar, bilimsel yaklaşımlarla komplo teorileri arasına kesin bir çizgi çekilerek komplocu yaklaşımların Uluslararası İlişkiler akademisyenleri tarafından kesin bir şekilde reddedilmesi gerektiğini vurgulamakta. Hatta yazara göre, küreselleşme çağında içe kapanmak istemeyen ve dışa açılarak her alanda rekabet etmek isteyen bir ülke olarak Türkiye’nin komplocu paradigmayı reddetmesi bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmakta.

         

         

        Doç. Dr. Ersel Aydınlı tarafından kaleme alınan dördüncü bölümün başlığı ise “Bir Çözüm Arayışı: Türk Uluslararası İlişkiler Disiplininde Özgün Kuram Potansiyeli: Anadolu Ekolüne Doğru”. Bu bölümde yazar ilk olarak, bir yandan Mülkiye tekelinden kurtulurken diğer yandan Batı hegemonyasına giren Türk Uluslararası İlişkiler disiplininin “merkez” karşısındaki “çevre” konumundan sıyrılması gerektiğini vurgulamakta. Merkez olarak tanımlanan Kuzey Amerika ve İngiltere’deki akademik dünya tarafından hep “çevre” olarak görülen Türkiye’den doğacak bir kuramsal girişimin aslında eski imparatorluk deneyimlerini, küresel ilişkiler içindeki orta büyüklükteki güçleri, Müslüman ülke demokrasilerini ve anarşik bölgelerde demokratikleşen ülkeleri de kapsadığı için pekala yeni bir “merkez” oluşturabileceği yazarın en temel argümanlarından birisi. Yazar bu bölümde ayrıca Türkiye’de özgün kuram oluşturmanın önündeki engelleri ve kaçınılmaz bir süreç olarak nitelendirdiği özgün bir Türk Uluslararası İlişkiler disiplinini ortaya çıkarmanın mikrodinamiklerini incelemekte. Bu noktada güncel Uluslararası İlişkiler kuramlarının önde gelenlerinin felsefi köklerine değinmekte fayda vardır. Soğuk Savaş boyunca ABD’de hakim ekol olan Realizm’in temelleri 16. Yüzyıl filozofu Thomas Hobbes’a, Realizme bir karşı çıkış olarak nitelendirilebilecek olan Liberalizm’in temelleri 18. Yüzyıl filozofu İmmanuel Kant’a ve Uluslararası İlişkileri tarihsel materyalizm temelinde inceleyen Marksizm’in kökleri de 19. Yüzyıl filozofu Karl Marks’a dayanmaktadır. Yazara göre, Anadolu ekolünün besleneceği felsefi kökler ve kuramsal eserler zaten mevcuttur. Nizam’ül Mülk’ün Siyasetname adlı eserinin Machiavelli’nin Prens adlı eserinden “daha az değerli” ya da “daha az çığır açıcı” olmadığını ortaya koyan yazar, Mevlana, Yunus Emre ve Aşık Veysel gibi düşünce adamlarımızın Aristolar, Kantlar ve Hobbeslar kadar önemli olduğunun altını çiziyor. Yazarın bu noktada sunduğu çok pratik bir öneri ise Uluslararası İlişkiler bölümlerinde “Türk Siyaset Felsefesi Tarihi” derslerinde Türk filozoflarının öğretilerinin okutulması. Belli aralıklarla düzenlenen akademik toplantılarla Türk Uluslararası İlişkiler camiasının bir araya gelmesi ve saygın Türk akademik dergilerinin uzun yıllar yayın hayatına devam etmesi de diğer önemli adımlardan ikisi.

         

         

        Türk Uluslararası İlişkiler disiplinine ve akademisyenlerine yeni ve büyük bir ufuk açtığını  düşündüğümüz bu kitabın, yazarların umut ettiği gibi dünya siyasetine Türkiye merkezli bir bakışın ürünü olan Anadolu Ekolü’nün doğuşuna yol açmasını temenni ederiz. Kültürel mirası ve devlet geleneğiyle önce bölgesinde sonra da kürede etkin olacak bir Türkiye için böylesi bir kuramsal yaklaşım paha biçilmez bir değere sahip olacaktır. Türk Uluslararası İlişkiler akademisyenlerinin ortaya koyduğu teorik yaklaşımların başta Balkanlar, Orta Doğu, Kafkasya ve Türk Cumhuriyetleri olmak üzere “çevre”de yer alan yeni nesil akademisyenleri ve karar alıcıları da büyük ölçüde etkileyeceği öngörülebilir.  

         

         

         

         


        


        

        [1] Ersel Aydınlı ve Julie Mathews, “Periphery Theorising for a Truly Internationalised Discipline: Spinning IR Theory out of Anatolia”, Review of International Studies (2008), 34, s. 697.


        

        [2] Realizm, Liberalizm, Marksizm, İnşâcılık ve son dönemde Eleştirel Yaklaşımlar bu teorilerin başında gelmektedir.


        

        [3] Ersel Aydınlı, Erol Kurubaş ve Haluk Özdemir, Yöntem, Kuram ve Komplo: Türk Uluslararası İlişkiler Disiplininde Vizyon Arayışları, (Ankara: Asil Yayın Dağıtım, 2009), s. 67. 


Türk Yurdu Kasım 2009
Türk Yurdu Kasım 2009
Kasım 2009 - Yıl 98 - Sayı 267

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele