Türkçe Sözlük Her Şeye “Müsait” mi?

Nisan 2015 - Yıl 104 - Sayı 332

        Tam da Dünya Kadınlar Günü öncesinde Türkçe Sözlük’teki müsait sözünün ikinci anlamından yeni haberdar olanlar birdenbire ortalığı ayağa kaldırdı. Türk Dil Kurumunun ağ ortamındaki Güncel Türkçe Sözlük’ünde müsait sözünün karşılığında ikinci anlam olarak “tkz. Flört etmeye hazır olan, kolayca flört edebilen (kadın)” yazıyordu. Ağ sayfasında bu anlamı okuyanlar hemen baskı sözlüğe baktılar orada da aynı tanımı gördüler.1 Kadın kuruluşları harekete geçti; gazeteler, radyolar, televizyonlar bu tanımı ve protestoları haberlerine konu edindi, Meclis’te soru önergeleri verildi.

        
Derken Güncel Türkçe Sözlük’te esnaf sözünün üçüncü anlamı da gündeme geldi. Sözlükte esnaf sözünün karşısında üçüncü anlam olarak “argo Kötü yola sapmış olan kadın.” tanımı yazılıydı, bir de örnek cümle yer alıyordu: “Esnaftan bir kadın.”2

        
Bu kez ayaklananlar yalnızca kadın kuruluşları olmadı; esnaf odaları, bazı esnaf dernekleri de açıklamalar yaptı. Bu tanımın esnafımıza bir hakaret olduğu dile getirildi, Türk Dil Kurumu kınandı.

        
Ne oluyordu? Türkçe Sözlük’te bu tür tanımlar neden yer alıyordu? Birileri bu anlamlara durup dururken eklemeler mi yapıyordu? Türkçe Sözlük böyle tanımlar, anlamlarla mı doluydu? Sözlüğe bakmayan, sözlükte anlamlar nasıl yapılır bilmeyen herkes konuşmaya başlamıştı. Son yılların moda deyimiyle “ağzı olan konuşuyor”du! Kurumdan yapılan açıklamalar ise çok cılız kaldı, toz duman içerisinde kayboldu gitti…

        
Toplumun her kesiminin nefretle kınadığı, karşı durduğu kadına şiddet olaylarının ve kadın cinayetlerinin arttığı bir dönemde sözlükteki böyle bir tanım dikkat ve tepki çekmişti. Bu tanımlar, kadına bakış açısının yeni bir göstergesi gibi yorumlandı. Yeni bir tanımlama sanıldı. Ancak bu tanımlar yeni değildi. Müsait sözünün bu tanımı ilk kez 1983 yılında yapılan yedinci baskıda girmişti Türkçe Sözlük’e3… Esnaf sözünün eleştirilen anlamı ise ilk kez 1955 yılında yapılan ikinci baskıda “hlk. mec. Kötü yola sapmış olan kimse: Esnaftan bir kadın” biçimiyle yer almıştı.4 Bu tanım 1983 yılındaki yedinci baskıda “argo Kötü yola sapmış olan kadın: Esnaftan bir kadın.” biçiminde bir değişikliğe uğramıştı.5 Kısacası bu tanımlar sözlüğe gireli en az otuz, en çok da almış yıl olmuştu.

        
Durum tam da Hz. İsa’nın Yahudiler tarafından çarmıha gerildiğini öğrenen yeniçeri ağasının intikam almak için önüne çıkan ilk Yahudi’yi yakasından kavrayıp da “Aman ağam, o olay bin beş yüz yıl önceydi!” sözüne karşılık “Olsun ben yeni öğrendim…” demesinin yeni bir örneği idi.

        
Neden Yıllar Sonra?

         

        
Neden böyle olmuştu? Sözlüklerde bu tanımlar yıllardır duruyordu… Bunun tek açıklaması var: Sözlük okumayan, sözlüğe bakmayan toplumumuz sözlükler sanal ortama taşınınca bilişim uygulamalarının sağladığı kolaylıklarla sözlükte arama yapmaya başlamışlardı. Yıllardır sözlük sayfalarında duran tanımlar bugün sorgulanır olmuştu.

        
Yıllar sonra olsa da sözlükteki tanımların gündeme gelmesi, sorgulanması olumludur. Haklı eleştiriler, sözlüklerin yanlışsız ve olabildiğince eksiksiz yayımlanmasını sağlar. Ancak bu iki sözle ilgili eleştirilerin hiçbir haklı yanı bulunmamaktadır. Sözlüğü bilişim uygulamalarının verdiği rahatlıkla didikleyenler sözlük nasıl kullanılır, sözlükteki kısaltmalar ne anlama gelir gibi ilkelerden habersizdi. Eleştirdikleri her tanımın önünde tkz., hlk., mec. gibi kısaltmalar, argo gibi açıklamalar vardı. Bunlar, sözcüklerin özel kullanım alanlarının bulunduğunu işaret etmektedir:

        
Türkçe Sözlük’ün ilk sayfalarındaki kısaltmalar bölümünde tkz.’nin “teklifsiz konuşmada”, hlk.’nin “halk ağzında”, mec.’in ise “mecaz” kullanımı olduğu açıkça belirtilmektedir.6 Argo ise “her yerde ve her zaman kullanılmayan veya kullanılmaması gereken çoklukla eğitimsiz kişilerin söylediği söz veya deyim” karşılığındadır.

        
Sözlükçülük İlkeleri

        
Kısacası eleştirilen tanımların ve karşılıkların hiçbiri sözcüklerin asıl anlamları değildir. Hemen her dilde görüldüğü gibi zaman içerisinde sözcükler yeni anlamlar kazanır. Bunların bazısı alay veya şaka yollu sözlerdir, bazısı mecazlı söyleyiştir, bazısı teklifsiz konuşmada kullanılır, hakaret yollu sözler vardır, bazısı halk ağzında yaşamaktadır, bazısı da argoda ortaya çıkan biçim ve anlamıyla genel dile geçmiştir, bazısı da kaba konuşmada geçer. Bütün bunlar Türkçede yaşayan, var olan söz varlığının içerisindedir. Asıl eleştiri, bu söz varlığının ve tanımların sözlüğe alınmaması karşısında olmalıdır. Dilde var olan, az veya çok kullanılan her söz, deyim, terim, atasözü, hazır söz kalıbı sözlüğe alınmalıdır.

        
Dillerin söz varlığı o dili konuşan toplumun kültürünün, yaşayış tarzının, dünya görüşünün, geleneklerinin, göreneklerinin, inançlarının, mizah anlayışının vb.nin göstergesidir. Toplum değerleri dile yansır. Toplum hayatında ne varsa dilde de o vardır. Dilde var olan söz varlığı ögelerinin ise sözlüğe alınması, sözlükçülüğün temel ilkesidir. Günlük konuşma dilinde, halk dilinde canlı bir biçimde yaşayan; şairlerin, yazarların, sanatçıların kullandığı söz varlığının sözlüğe alınmaması düşünülemez bile...

        
Elbette bu söz varlığı içerisinde toplumun bir bölümünün benimsemediği, kullanmadığı sözler de olacaktır. Alay yollu, mecaz, kaba, argo, halk dili, teklifsiz konuşma diye nitelenen bu sözlerin ve anlamlarının sözlükten ayıklanması, ayıklanmak istenmesi, çıkarılması doğru değildir. Bu sözlere bu anlamları yükleyen dilin konuşucularıdır. Zaman içerisinde müsait ve esnaf sözleri gerçek anlamlarının yanı sıra mecaz anlamlar kazanmış, halk dilinde ve teklifsiz konuşmada özel bir kullanım alanı edinmiştir.

        
Sözlükler toplumun sağlık raporu gibidir. Tam bakımdan (check-up) geçecek bir kişinin kanını alacak görevliye “Kolesterolüm normal çıksın, bende şeker bulmayın, kanımda zararlı bir şey çıkmasın. Tansiyonumu da düşük ölçün!” demesi mümkün müdür? İnsanın kanında ne varsa tahlil sonucuna da o yansır. İşte dilde de ne varsa sözlüklere de o yansır. Önemli olan toplum zihniyetidir. Sözcüklere bu anlamları yükleyen toplumdur. Toplumun zihniyeti değişmedikçe bu sözcükler de bu tanımlar da ortadan kalkmaz.

        
Sigara Böreği Bile…

        
Birkaç yıl önce de bir ilçemizin Yeşilay şubesi Türkçe Sözlük’teki sigara böreği sözünün değiştirilmesi için bir kampanya başlatmıştı. Kampanyayı düzenleyenler, Türk Dil Kurumuna başvuruda bulunmuşlar, bu sözün çocuklara, gençlere sigarayı çağrıştırdığını, bunun yerine Yeşilay böreği sözünün kullanılmasını önermişlerdi. Oysa sigara böreği adını veren toplumun kendisiydi. Benzetmeden yola çıkılarak bir börek türü adlandırılmıştı. Dilin bütün konuşucularının benimsediği böyle bir kelimeyi sözlükten çıkarmak olacak şey değildi. Nitekim böyle bir şey asla söz konusu olmadı…

        
Yalnızca belirli yaş grupları ve öğretim düzeyleri için hazırlanan özel amaçlı sözlüklerde söz varlığı pedagojik açıdan değerlendirilir ve bazı sözcükler, deyimler, atasözleri bu sözlüklere alınmayabilir. Nitekim İlköğretim Okulları İçin Türkçe Sözlük, Resimli Okul Sözlüğü gibi özel sözlüklere devlet malı deniz yemeyen domuz, kaşık düşmanı, eksik etek, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın gibi ifadeler alınmamıştır. Ancak büyük sözlükten bu türden ifadelerin çıkarılması düşünülmemiştir bile…

        
İntihalciler…

        
Bu tartışmalar içerisinde en ilgi çekici açıklama Dil Derneğinden geldi. Dil Derneğinin sözlüğünde de müsait7 ve esnaf 8 sözlerinde aynı tanımlar birebir aynı ifadelerle geçiyordu. Dil Derneği, sanal ortamdaki sözlüğünden bu tanımları çıkaracağını, sözlüklerinin yeni baskısına da bu anlamların alınmayacağını açıkladı. Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlük’ünü alıp göstermelik birkaç değişiklikle kendi adlarına yayımlayanlar bir kez daha yakalanmıştı… Türk Dil Kurumunda Türkçe Sözlük’ün onuncu ve on birinci baskılarını yayıma hazırlarken rastladığımız yanlışları Dil Derneğinin sözlüğünde de aynen bulmak kurul üyelerimiz için eğlenceli bir iş hâline gelmişti. Bu eğlenceli işin son örnekleri de müsait ve esnaf sözleri oldu.

        
Merhum Ali Püsküllüoğlu’nun sözlüğünde de rastlardık aynı duruma. Ama bir farkla… Püsküllüoğlu genellikle tanımlarda, anlamlarda küçük değişiklikler yapmış olurdu. Burada da yanıltmadı Püsküllüoğlu… Müsait sözünün tanımında geçen ayraç içindeki açıklamayı başa almıştı: “tkz. (kadın için) kolayca elde edilebilen, flörte hazır.”9

        
Ancak… Allah’tan Püsküllüoğlu’nun sözlüğü ağ ortamında yoktu ve neyse ki çok da fazla bilinmiyordu. Çünkü Püsküllüoğlu, bu defa esnaf sözünün tanımında değişiklik yapma işini o kadar ileri götürmüştü ki kadın derneklerimiz, esnaf kuruluşlarımız bu anlamları10 okusalar ne yaparlardı acaba?

         

        -----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

         

        Prof. Dr., Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanı shakalin@shakalin.net

        
1 TDK, Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2011, s. 1731.
2 TDK, age, s. 819.
3 TDK, Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, Genişletilmiş 7. Baskı, Ankara, 1983, s. 862.
4 TDK, Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, İkinci Baskı, Ankara, 1955, s. 249.
5 TDK, age (1983), s. 381.
6 TDK, age (2011), s. XXIX.
7 Dil Derneği, Türkçe Sözlük, İkinci Baskı, Ankara, 2005, s. 1394.
8 Dil Derneği, age, s. 618.
9 Ali Püsküllüoğlu, Türkçe Sözlük, Can Yayınları, Ekli 6. Baskı, İstanbul, 2007, s.1285.
10 “esnaf…3. arg. Kötü yola düşmüş, o yolla para kazanan kadın, orospu. 4. arg. Kadın satan kimse, pezevenk.”, Püsküllüoğlu, age, s. 650.


Türk Yurdu Nisan 2015
Türk Yurdu Nisan 2015
Nisan 2015 - Yıl 104 - Sayı 332

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele