Arayan Adam’ın Hatıratı

Kasım 2009 - Yıl 98 - Sayı 267

        Reha Oğuz Türkkan, önceki yıllarda hatıralarını parçalar halinde önce bir gazetede tefrika etmiş daha sonra değişik hacimlerde bir kaç kitap olarak neşretmiştir. İlermiş yaşına rağmen bilim ve kültür alanında üretkenliğini devam ettiren ve çok rahat yazmakta olan Türkkan,  hatıralarını yeniden düzenleyerek ,’Arayan Adam’  başlığı altında birkaç kitaplık dizi halinde yayınlamayı tasarlamış ve ilkini ’Arayan Adam. Hani Ben Çocukken… Delikanlıyken de!’ adıyla çıkarmıştır.[1] Kendi anlatımına göre dizinin ikinci kitabının adı Bir Dava Uğruna olacaktır. Toplumların siyasi, kültürel, ilmi ve sosyal hayatında göz önünde bulunan önemli şahsiyetlerin mesleki birikimlerini, icraatlarını, görgülerini ve tecrübelerini yazılı hale getirmesi bizde gelenekleşememekle birlikte son zamanlarda bu vadide çıkan eserlerin sayısında dikkati çekecek bir artış olmuştur.

         

        Türkkan, yakın dönem Türk siyasi tarihine 1944 Milliyetçilik Olayı olarak geçen 3 Mayıs 1944 günü Ankara’da bir kısım üniversite gençliğinin ve  halkın iştiraki ile komünizmi, iktidarı telin mitingine dönüşen, izinsiz düzenlenmiş ve tek parti döneminin hele sıkıyönetim uygulamasının devam ettiği  sırada  cereyan eden hadiseden sonra başta Ankara, İstanbul ve ülkenin muhtelif şehirlerinde yapılan geniş tutuklamalardan sonra açılan davada tutuklu yargılanan 24 sanıktan halen hayatta kalan üç kişiden-diğerleri M. Zeki Sofuoğlu ,Fehiman Toklu (Altan) -biridir.

         

        Türkkan, hatıralarının birinci kitabını bir giriş ve iki bölüm halinde düzenlemiştir. Hatıralarının sonunda kısa bir ekler bölümü bulunmaktadır. Birinci bölümde anne ve baba taraflarının aile geçmişleri hakkında bilgi vermiştir. Türkkan, ilk gençlik döneminde kan bağına gösterdiği dikkat sebebiyle, fikir arenasına çıktığında değişik kesimlerden ailesi hakkında farklı değerlendirmeler yapılarak sıkıntılı polemiklerle muhatap olduğu için böyle bir giriş yapmayı uygun görmüş, geçmişte belki muallakta kalan tartışmalara da açıklık getirmeyi düşünmüş olmalıdır. Aslında anne ve baba tarafından soy köklerinin Osmanlı egemenliğinin doğudan batıya uzayan etki alanındaki değişik yerlerden geldiği ve ailede evlenme ve ihtida yoluyla farklı unsurların bulunduğunu ilerleyen sahifelerde belirtmiştir.

         

        Türkkan’ın kalemini çok rahat kullanabildiğini belirtmiştik. Hatıralarının yazımında benzerlerinden farklı bir yol izleyerek eserini aile fertlerinin resimleri, dönemin görsel görüntüleri ile bezeyerek sıkıcı metin olmaktan kurtarmıştır. Anlattığı dönemi keserek, zaman zaman geriye dönük anekdotlar vermek suretiyle okuyucuya mukayese ve hatırlatma fırsatı vermiştir. Anlatımda diyaloglara geniş yer verilmiştir. Görsel malzemenin zenginliği dikkat çekicidir. Babası Halit Ziya Türkkan’ın millî mücadele dönemindeki hizmetleri, ailenin savaş sonrasında İstanbul’a yerleşmesi ilk hatırladığı olaylardır. Babası İsviçre’ye giderek haritacılık ve fotometri dersleri almış, kadastroculuğu Türkiye’ye getirmekle ilgili donanımını tamamlamıştır. Önceleri serbest çalışarak devletten ihaleler almış, sonraki yıllarda kamu hizmetine girerek bu kurumun genel müdürlüğüne kadar yükselmiştir.

         

          Türkkan, babasının İstiklal Savaşı sırasında maddi zarara uğraması sebebiyle yabancı dille eğitim yapan okullarda okuma hakkı kazandığından ağabeyi ile birlikte Fransız Saint Joseph okuluna gönderilmiş, ilköğretim sınıflarında dönemin geçerli yabancı dili öğrenmeye başlamıştır. Sınıfında dönemin bütün azınlıklarının çocukları hatta bir tane Polonyalı da bulunmaktadır. Türk öğrencilerinin tanınmışları arasında göz doktoru Esat Paşa’nın oğlu ve sonraki yıllarda Dışişleri Bakanı olan Hasan Esat Işık ile Kefeliler, Sadıkoğulları gibi Karadenizli ailelerin çocukları bulunmaktadır. Bu okula başladığında Rum-Yunan karşıtlığı hususunda bilgisi olduğunu, Ermeniler aleyhinde evde yapılan konuşmalardan ister istemez kulağında kalanlar bulunduğunu kaydetmiştir. Okulda kavgacı, son rakibinin Ermeni bir öğrenci olduğunu, sonuçta gözlerini revirde açtıklarını ve bundan sonra kavgacılığının azaldığını belirtmiştir.

         

        Babaları, ağabeyinin bir kelimeyi bozuk söylemesinin yabancı okulda okumalarından kaynaklandığını düşünerek Türklüklerini unutacakları endişesiyle Kabataş Lisesi’ne nakillerini yaptırmıştır. Kitabın önemli bir bölümü Büyükada hatıralarına hasredilmiştir. Babasının maddi imkânlarının iyileşmesi sonucu burada alınan köşkte iz bırakan bir çocukluk dönemi geçirmiştir.

         

        Türkkan, hafızasına fazla güvenip hadiselerin gelişimi hususunda bilgilerini test etmediği için kronoloji yönünde maddi hattalar yapmıştır. Kabataş Lisesi’nde ağabeyinin Bozkurt-Lotus davası olarak bilinen hadisede Mahmut Esat Bey adında genç bir avukatın davayı alıp kazandığını anlatması bu maddi hataya bir örnektir. Anlatımdan Mahmut Esat Beyin serbest çalışan genç bir avukat olduğu çıkmaktadır.(s.138-139) 2.8.1926 tarihinde hadise meydana geldiğinde Bozkurt, Adliye Vekili’dir. Onun döneminde dava açılmış ve 7.9.1927 tarihinde lehimizde sonuçlanmıştır. Kabataş’ta tanıdığı öğretmenlerinden biri de tarihçi Mükrimin Halil Yinanç’tır. Orta Çağ Türk tarihçiliğinin büyük üstadı ile mücerret Yinanç’ın -başka bir tarihçiden duyduğu bilgi ile- evli olduğu bilgisi düzeltilmelidir.(s.141) Onun yazma olarak bıraktığı eserleri ve kütüphanesi varisleri tarafından memleketi Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi’ne verilmiştir. Verilen bilgilere göre yazmalardan zayi olan bulunmamaktadır ve hepsi basılacaktır.[2] Hasan Esat Işık, Ecevit hükümetlerinde değil, ara dönem hükümetlerinde Dışişleri Bakanlığı yapmıştır.(s.152)

         

        Lise döneminde Galatasaray Lisesi’ne nakledilmiştir. Bu okuldaki sınıf arkadaşları arasında tanınmış isimler bulunmaktadır. Edebiyat öğretmeni Halit Fahri Ozansoy’dur. Bu dönem Fransızca eserler yanında Türk yazarlarının ürünlerini de sürekli okumaktadır. Okuduğu eserler arasında Peyami Safa’nın Türk İnkılâbına Bakışlar da bulunmaktadır. 1938 yılında önce Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilen bu eser aynı yılın sonunda Kanaat Kitabevi tarafından neşredilmiştir. Eserin basım yılına ve ailece 1937 yılı sonunda Ankara’ya nakil yaptıklarına göre, Türkkan’ın hatıralarının kronolojik sıralanmasında dikkatinden kaçan bir husus bulunmaktadır.(s.157)

         

        Hatıraların ikinci bölümü ‘Delikanlıyken’ başlığını taşımaktadır. Aile Ankara’ya taşınmış, Menekşe sokağında Rafet Canıtez’e ait Canıtez apartmanında kiralık bir dairede ikamet edilmiştir. Türkkan, Canıtez’i TBMM başkanı olarak hatırlamaktadır.(s.179) Canıtez, uzun süren milletvekilliğinde Meclis Başkanvekilliği yapmıştır.

         

        Ankara’da lise öğrenimine Gazi Lisesi’nde devam etmiştir. Artık çocukluğunda zihnini meşgul eden hayal ve tutkularının değiştiğini fark etmiştir. Bir an davasız kaldığını ve bunalım geçirdiğini itiraf eder. Düştüğü boşlukta okumaya sarılır. Hayatta amacı olacak, bir ülkü, dava aramaya başlar. Türkçülük davasına ilgisinin küçük yaşlarında da olmasına rağmen asıl tutkusu bu boşluk döneminden sonra 13 yaşlarında başlamıştır.

         

        Gazi Lisesi’nde iyi öğretmenlerle karşılaşmıştır. Türk edebiyatının önemli araştırmacılarından Fevziye Abdullah Tansel, Enver Behnan Şapolyo, M. Saffet Engin bunlardan birkaçıdır. Kıbrıs doğumlu olan Mehmet Saffet Engin 1928-1933 yılları arasında Gazi Lisesi öğretmenliği yapmıştır. Türkkan’ın bu okuldaki öğrenciliği döneminde o ek ders karşılığı öğretmenlik yapmış olmalıdır. Türk Tarih Kurumu üyeliğinde bulunan Engin’in fikir ve tutum olarak meslektaşlarından oldukça farklı özellikleri hakkında, Türkkan’ın daha fazla bilgi vermemesi, hocası ve Türk kültür hayatı bakımından bir talihsizliktir. Onun anlatacakları, hakkında fazla biyografi bilgisi bulunmayan Engin için bir kazanç olacaktı.

         

        1937 yılı sonbaharında yapılan II. Türk Tarih Kongresi’ni izlemiştir. 1938 yılında toplandığını belirttiği bu kongreye Zeki Velidi Togan katılmamıştır.(s.185) Yine onun belirttiği gibi yeni tarih tezini savunanlar arasında Togan’ın bulunduğu söylenemez. Togan, I. Türk Tarih Kongresinde ileri sürülen tezlere ilmi olarak karşı çıktığı ve bunun seslendirdiği için tenkit edilmiş ve sonraki ilmi faaliyetini Avrupa’da sürdürmüştür. Onun yeniden Türkiye’ye gelişi Atatürk’ün ölümünden sonradır.

         

        Türkçülük düşüncesini yaymak üzere lisenin yayın organı Filiz dergisinde ‘Ülkü ve Hayat’ isimli bir makale neşretmiş ve olumlu yankı bulmuştur. Okulun bitmesine kısa bir süre kala sekiz dokuz arkadaşı ile mahrem görüşmeler yapmıştır. Cihat Savaş Fer, Hikmet Tanju (Prof. Dr. Hikmet Tanyu’nun soyadı o dönemde bu biçimde yazılmıştır. Türkkan, arkadaşının soyadını eski şekliyle yazmakta ısrar etmiş olmalıdır),Fikret Kılıççöte, Ceyhun Atuf Kansu, Mustafa Kızılsu(?-Tatlısu olmalıdır)  toplantıya katılanlardan hatırladıkları isimlerdir. Toplantı Gazi Lisesi’nin bir sınıfında ve gizli olarak yapılmıştır. Toplantıda Ergenekon[3] isminde bir dergi çıkarılması kararlaştırılmıştır. Teşkilatlarına, öz Türkçe, cemiyet, fırka anlamına gelen Gürem’in başına Bozkurt eklemek suretiyle Bozkurt Güremi adını vermişlerdir. Derginin sahip ve sorumlu müdürlüğünü Fevziye Abdullah Tansel üstlenmiştir. Türkkan, dergide açık imzası yanında Reha Kurtuluş, Mete Turanlı, Avni Motun müstearlarıyla makaleler neşretmiştir.

         

        Türkan’ın hatıralarında her hususu açık yazması gerekiyordu. Kapalı kapalı yazmasını gerektirecek bir hususun bulunmaması gerekir. Söz konusu edeceği şahsiyetlerin ekseriyeti hayattan uzaklaşmışlardır. Buna rağmen siyasi muarızlarından bazılarının isimlerini vermekten imtina etmiş ileri ciltlerde verileceği kaydını düşmüştür.(s.98). O gerekli açıklamaları yapmadığı için söz konusu olan bazı isimler hakkında tahminler yapmak gerekti.

         

        1937 Türkiye için Hatay’ın geleceğinin belirlenmesi açısından heyecanlı bir yıl olmuştur. Hatıratta bu hadiseye de bir fasıl ayrılmıştır. Aradan geçen yıllar sonunda Hatay’la ilgili olaylar pek bilinmemektedir. Sadece Cumhuriyet gazetesinin taranması bile Atatürk’ün siyasi dehası sonucu olayların gelişiminin iyi yönetildiği, kamuoyunun bölge ile ilgili haberle beslendiği, Fransa ve Suriye’ye yönelik ara sıra Ermenilerin de ele alındığı haber ve değerlendirmelerin zenginliği görülecektir.

         

         

        Türkan 1938 yılında yüksek öğrenim için babası ile birlikte İtalya üzerinden Avrupa’ya gitmiştir. Babası seyahat ettikleri ülkelerde mesleki kongrelere katılmıştır. Burada Mussolini ve kara gömleklilerini yakından görmüştür. Trenle Berlin’e geçerek siyasi gücünün doruğuna çıkan Nazi rejiminin propagandaya yönelik uygulamalarını yakından takip etmiştir. Berlin’de bulundukları süre içinde Hitler’i bir açık hava toplantısında izlemiştir. Hatıralarının son bölümünde totaliter iki rejim hakkında tespit ve değerlendirmeleri bulunmaktadır. Bu rejimler hakkında Ergenekon dergisinde makaleler neşretmiştir.

         

        Paris’te Sorbonne Üniversitesi’nde Fiziki Antropoloji bölümüne kaydolarak önceden meraklı olduğu konularda ilmi bilgisini genişletecektir. Totaliter rejimler aleyhinde ifadeler bulunan makaleleri sebebiyle Ergenekon dergisi kapatılınca yerine aynı kadro Bozkurt’u çıkarmaya başlamıştır. Dergi 2. sayıdaki bir yazısından dolayı kapatılır.1940 yılında Alman ordularının batıya hücuma geçmeleri ve Paris’e yaklaşmaları üzerine savaşın ortasında kalmamak için okuluna bırakarak Türkiye’ye dönmek mecburiyetinde kalmıştır. Hatıratının birinci kitabı burada nihayete ermiştir. Eserin sonunda verilen eklerde ailesinin şeceresi yanında geniş açıklamalarda bulunmuştur. Hatıratının bu bölümündeki düşünce dünyasını anlatan, o tarihlerde çıkan iki eserinden alınan pasajlar etlere dahil edilmiştir.

         

        Birinci kitabın seyrine bakıldığında Türkkan’ın hatıralarının önceki versiyonlarında takip ettiği metodu değiştirmediği anlaşılıyor. Gelecek kitaplarla ilgili olarak muhakkak söyleyecekleri olanlar bulunacaktır. Bunların zaman geçmeden peş peşe gelmesi temennimizdir.

         

         

           

         

         

         

         


        


        

        [1] Pozitif Yayınları, İstanbul 2009,(Tel.0212 514 57 87)


        

        [2] Mustafa Kök, Bir hayal gerçekleşiyor mu? Ord. Prof. Mükrimin Halil Yinanç’ın Kütüphanesi Maraş’ta ve bütün eserleri yayımlanıyor, Dergâh, sayı 233,Temmuz 2009,s.18-21


        

        [3] Ergenekon dergisi dönemin muteber gazetesi Cumhuriyet’te ‘Ergenekon okunmasını tavsiye ederiz’ anonsuyla tanıtılmıştır.bk.14.12,1938,s.8 


Türk Yurdu Kasım 2009
Türk Yurdu Kasım 2009
Kasım 2009 - Yıl 98 - Sayı 267

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele