Rusya’nın Geri Dönüş Çabaları

Kasım 2009 - Yıl 98 - Sayı 267

        Dünya tarihinin belli imparatorluk deneyimi ve alışkanlığı olan milletleri vardır. Bunlar, tarihin hemen her devrinde bir şekilde sorunlarının üstesinden gelerek kendilerini yenilemiş ve egemen güç konumlarını muhafaza etmişlerdir. Türkler, Almanlar, Japonlar, Çinliler, Fransız ve İngilizler buna örnektir. Ama bunlara eklenmesi gereken bir öteki güç daha da vardır ki o da kuzey komşumuz Ruslardır. Ruslar tarihin çeşitli dönemlerinde inişler, çıkışlar ve devrimler yaşamışlardır. Bunların çoğu radikal ve kanlı olmuştur.

         

        Son Rus devrimi diyebileceğimiz gelişme ise çöken Sovyetler Birliği'nin Ruslar açısından yaşamsallığını sürdürmek için radikal bir değişim kararı alan Gorbaçov ile olmuştu. Glastnos (açıklık) ve Prestroyka (yeniden yapılanma) sloganlarıyla klasik komünist sisteme son verildi. Amaç Rusya'nın tamamen parçalanmasını önlemek için yapılan radikal bir değişimdi.

         

        Sonuç Sovyet sisteminin çöküşü idi. Ama aslında bu çöküş beraberinde yaklaşık on yıl süren bir ekonomik dehşeti içeren süreci de beraberinde getirdi. Bu süreçte liberal ekonomiye geçiş adı altında devletin bütün malı, mülkü talan edildi.

         

        Bu talan yeni işbirlikçi müteşebbisler ve onların Batı ülkelerindeki destekçileri tarafından yürütüldü. Bu şekilde elinde sermaye gücü olan yeni bir sınıf yaratıldı. Oligarklar denilen bu sınıfın eline geçirdiği muazzam ekonomik güç ve kaynaklar ise bir süre sonra, imparatorluk geleneği olan Rus toplumunu rahatsız etti. Sistem gelişmelere karşı kendi savunma mekanizmasını kısa sürede yarattı. Çünkü Sovyet sisteminin derin devletinin kalıntıları hâlâ güçlü bir şekilde ayaktaydı. Hatta bunların unsurlarının bir kısmı da yaratılan şirketlerde alınan görevlerle bizzat ekonomik kaynakları kontrol altına almışlardı.

         

        Ekonomik çöküntü içinde olan Rusya, bu derin devletin bir süre sonra ipleri eline tam olarak geçirmesiyle rahat nefes almaya başladı. Ama hiç şüphesiz bu rahatlamanın bir nedeni de hâlâ nükleer bir güç olan Rusya'nın tamamen çöküşü ve bunun ortaya çıkarabileceği sorunlardan çekinen ABD'nin Rusya'ya on milyar dolar'a ulaşan bir ekonomik yardım vermesiydi. Rusya'nın liberalleşme ve demokrasi yolunda başarılı olmasını isteyen Batı bu yardımı vererek bir zamanlar en büyük düşmanı olan Rusları kurtarmıştı. Nükleer güç olan Rusya'nın bütün ekonomik sorunlarına karşın ordusunun niteliksiz ve eğitimsiz olmasına rağmen askeri bir güç olmasının sürmesi ve bununla beraber nicelik olarak da bir önem arz etmesi de Batı'nın başına büyük dert açmadan Rusya'yı süreç içinde pasifize etmeyi hesapladığını gösteriyordu.

         

        Batı'nın, bu süreç içinde olduğu gibi tarihin her devrinde Rusların genelde bir ekonomik iflasın içinde olmalarına karşılık hep askeri güçlerini muhafaza ettiklerine dair tespitinin payı bu yardımda söz konusudur. Yine bu nedenle Batı, Rusları rahatsız etmeden onları yumuşaklıkla saf dışı bırakma stratejisini bu çalkantılı dönem için uygulamaya koymuştur.

         

        Rusların bu bağlamda Çarlık devrinde, Sovyet devriminin hemen ertesinde, İkinci Dünya Savaşı süreci ve sonrasında ekonomik çöküntü içinde olmalarına karşın, ülkenin ekonomik kaynaklarını her seferinde halkın çekeceği sefalet pahasına askeri güce harcaması önemli bir olgudur. Esasen bu kaynak aktarımı temelde Rus toplumunun fakirlik ve yokluk içinde yaşamasına neden olurken, yaratılan askeri güç ve bunun kullanıldığı baskı rejimi halkın çektiği yokluğa tepki göstermesini engellemiştir. Yani askeri ve küresel güç olmanın bedelini halk ödemiş ve bunu öderken her seferinde baskı rejimlerinin aleti olarak kullanılan gizli polisin baskısına boyun eğmiştir.

         

        Sovyet sisteminin başarısızlığı ve çöküşe giden çizgisini kestiren yöneticiler keskin bir dönüşle denedikleri bir devrim veya Rönesans diyebileceğimiz bu girişimlerinden başarısız çıkınca geçen kargaşalı sürecin hemen ertesinde de yine imparatorluk ve devlet kurma yeteneği olan Rusların en etkin gücünün, Rus gizli polisi KGB'nin halefi olan FSB'nin sahneye çıktığını görüyoruz. İşte devletin bekasını ele alan bu güç bugünkü Rus yönetimini eski bir KGB subayı olan Putin ile başa getirmeyi becererek, glasnost ve perestoraykayı bir hamlede bir yana iterek yarı otoriter ve çeyrek totaliter bir rejim yarattı.

         

        Putin'in yönetim sürecinde kendini iş başına getiren eski KGB yöneticilerini devlet ve özel sektörün başına getirerek etkin bir idare sağlamasının yanı sıra yükselen petrol fiyatları ile Avrupa ve Rusya'nın komşularının doğalgaza artan ihtiyacı da yeni Rus yönetiminin şansı oldu. Rusya bu dönemde ihracatı ciddi ölçüde arttırdı ve ihracatının yaklaşık yüzde ellisini fosil yakıtlardan elde etmeyi başardı.

         

        Putin rejiminin şansı olan yükselen petrol fiyatlarından elde edilen paranın bir kısmı, ilerisi için bir önlem ve yedek akçe olarak olası ekonomik sıkıntılı günlerde kullanılmak üzere saklandıysa da ekonomik krizin çok önceden baş göstermesi Rusların bu tedbirli davranışının temellenmeden sona ermesine neden oldu. İhtiyat akçesi olarak bir kenara konulan para ortaya çıkan ekonomik krize karşı kullanılmaya başlandı.

         

        Ruble'nin değerinin korunması, batma tehlikesi altındaki banka ve özel sektör kuruluşlarına yardım gibi önlemler, Rusya'nın parasal rezervlerini eritti. Yine emperyal güce erişme heveslerinin yeşermesi de Rus ekonomisinin askeri gücüne yeniden kaynak ayırmasına neden olurken, istihdam yaratacak önemli sanayi yatırımlarının gerçekleşmesini de engelledi.

         

         

        Rusya'nın Ekonomik Sıkıntıları

         

        Askeri amaçlı harcamaların artması, dünya ekonomik krizi, ekonominin liberalleşmeden göreceli olarak yeniden uzaklaşarak tekellere yol açması, bürokrasinin ve buna bağlı rüşvetin artması petrol fiyatlarının da düşmesiyle birleşince Rusya kendini yeni bir ekonomik krizin eşiğinde buldu. Yükselmeye yeniden başlayan petrol fiyatlarına karşın ekonomi yüzde on küçüldü. Rusya için çok önemli olan istihdam da yine bu ekonomik krizle yüzde 10 azalırken endüstriyel üretim de yüzde 17 düştü.

         

        Bu gelişmeler ışığında ise, siyasal olarak ülke yönetimini büyük ölçüde istikrara kavuşturan Rus yönetiminin elindeki doğal kaynak gelirine rağmen eski komünist sistemin hastalıklarına da yeniden davet çıkarması ise ekonomik bir yönetim zafiyeti ve beceriksizliği olarak kabul edilmelidir.

         

        Çünkü her ne kadar Rusya'nın nüfusunun artması ve hatta azalmasına karşılık işsiz sayısının azaltılmaması ve hatta yüzde on artması bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Rusya'da petrol ve doğalgazdan elde edilen gelirin yatırıma dönüştürülmemesi hastalığını bu bağlamda Türkiye'deki dışarıdan gelen yabancı kaynak akışına ve satılarak özelleştirilen devlet kurumlarından elde edilen gelirin çarçur edilmesine benzetebiliriz.

         

        Yine bu bağlamda Rusya'nın ekonomik geleceği ile ilgili yapılabilecek bir başka değerlendirme de yeniden küresel güç olma hevesinde olan bir ülkenin, bu hevesini nüfus gücüyle de desteklemesi gereğidir ki bu noktada Rusya'nın geleceği karanlıktır. Çünkü artmayan ve hatta yaşlı oranı giderek artan bir demografiye sahip olan bir ülke hiç bir zaman bir ekonomik güç olamaz. Ekonomik güç olmayan bir ülke ise, nasıl geçmişte aynı hastalıktan muzdarip Rus Devletleri askeri güç olurken ekonomik zayıflıklarından ötürü iflasa sürüklenmişlerse aynı kadere sahip olacaktır.

         

        Bu bağlamda Rusların tarihin hiçbir döneminde ekonomik güç- askeri güç koşutluğunu sağlayamadıklarını ve yine aynı hastalığa doğru yol aldıklarını söyleyebiliriz.

         

         

        Askeri Güç Olma Hevesindeki Rusya

         

        Son zamanlarda, Rus uçakları ve denizaltılarının yeniden Amerika Birleşik Devletleri yakınlarında görüldüğüne dair haberler gelmektedir. Bir süre önceye kadar özellikle donanmasını ve Hava Kuvvetlerini adeta paslanmaya terk etmiş Rusya için yeniden denizaşırı operasyonlara hazırlık ve bayrak gösterme çabaları önemlidir.

         

        Rusya Federasyonu, günümüzde diplomaside güçlü olmanın gereğinin güçlü bir ordu vasıtasıyla gerçekleşebileceğini iyi bilmektedir. Bu bakımdan hantal ve eskimiş Rus ordusunun yenilenmesi ve askeri bütçenin yaklaşık 60 milyar Dolar' a çıkarılması hedeflenmiştir.

         

        Yürürlüğe konulan askeri reform ile 1.4 milyonluk Rus ordusunun sayıca fazla olduğu tespitinden hareketle, daha hareketli ve vurucu gücü küçük, teknolojik cihazlarla teçhiz edilmiş bir ordu teşkili planlanmıştır. Yapılan hesaplar bir milyon mevcutlu bir ordunun optimum bir gerçeklik arz edeceğini ortaya koymuştur. Buna paralel olarak silâhaltına alınacakların çoğunluğunun profesyonel gönüllülerden olması ve bunların sahalarında uzman olarak yetiştirilmeleri de planlanmıştır. Yine yapılan planlara göre geleceğin Rus Ordusu'nun üç değişik yerde, bölgesel veya yöresel savaş ile aynı anda baş edebilmesi hedeflenmektedir.

         

        Hiç şüphesiz bu çabaların arkasında son Gürcistan savaşından elde edilen deneyimler mevcuttur. Ama bunun ötesinde yeniden küresel güç olma sancıları yaşayan Rusların, eski Sovyetler Birliği'nin askeri gücüne erişme özlemi içinde olduklarını da söyleyebiliriz.

         

        Ancak bu özlemi ve buna paralel olarak artacak askeri masrafların bütçeye yaratacağı ek maliyeti hesaplamak ikilemi geçmişten bu yana askeri güç- ekonomik güç beraberliği ve dengesini yaratamamış olan Kuzey komşumuz için süregelen önemli bir sorun olacaktır.

         

        Ve hiç şüphesiz artık doğrudan karasal komşuluğumuz olmasa bile çok önemli ekonomik ve siyasi ilişkiler yaşadığımız ve yakın gelecekte son yapılan 20'ye yakın protokol ve anlaşma ile ticaret hacmimizin 40 milyar doların üstüne çıkmasını beklediğimiz denizaşırı komşumuz Rusya'nın, geçirebileceği sancılar, gösterebileceği çabalar bizim için daha da önemli olacaktır.

         

         


Türk Yurdu Kasım 2009
Türk Yurdu Kasım 2009
Kasım 2009 - Yıl 98 - Sayı 267

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele