Kısa Vadeli Açılım Paketi

Kasım 2009 - Yıl 98 - Sayı 267

        “Kürt açılımı”nı ‘kısa, orta ve uzun’ vadeye yayan hükümetin, ilk bölümde atacağı 26 adım belli oldu. Böylece 2 kimlikli rejime geçişin inşası hızlandırıldı.

         

        Başbakanlık  İçişleri ve MİT üyelerinden oluşan komisyonun  STK ve partilerden gelen öneriler (!) doğrultusunda yaptığı çalışmanın ana hatları belirlendi. Sürece bundan sonra TBMM Başkanı liderlik yapacak.

         

        Önce paketin “ruhu”na bakalım.

         

        Düzenlemeler üniter yapıya aykırı olmayacakmış. Demek ki devletin kuruluş esası, milli/ulus devlet  yapısı dikkate alınmayacak. Böylece bir millete ait (milli) devlete hayır, bir merkezden yönetilen (üniter) devlete evet diyen PKK haklı görülerek, 2 ortaklı rejimin önü açılıyor. Yine bu maddede; Atılacak adımlar Anayasa’nın ilk 3 maddesinde çizilen çerçevede kalacak. Bugüne kadar, bu çerçeve hiç dikkate alınmadı. Bunun son örneği, Anayasa Devletin dili Türkçe dediği halde, devletin televizyonunun, TRT-6 Kırmanç lehçesinden yayın yapmasıdır. Sonra paketteki, etnik/ırk  kimliğini inşa ve güçlendirme adımlarına bakalım.

         

        1-Yerel yönetimler ve belediyeler güçlendirilecek. Merkezi yönetimin birçok yetkisi yerel yönetimlere devredilecek. Halen TBMM’de bulunan Yerel Yönetimler Reformu bu gözle yeniden elden geçirilecekmiş. Bugün; DTP’ye mensup belediyelerin birer bölücü terör yuvası olduğu, her vesileyle PKK propagandası yaptığı, terörist başına önderimiz dediği, bölgedeki vatandaşlarımıza baskı yaptığı, her gün yasaları çiğneyerek kamu düzenini felç ettiği bilindiği halde yetkileri niçin ve hangi maksatla artırılacak? Böyle bir uygulamayla, daha çok kan akmayacak, ülkemiz iç çatışma ortamına sürüklenmeyecek mi? Ortada korunacağı söylenen “üniter” devletten eser kalır mı? Bu neyin çözümü?

         

        2- 12 Eylül darbesinde Avrupa’ya kaçan ve Türk vatandaşlığından çıkmış kişilerin yeniden vatandaşlığa dönüşü sağlanacakmış. Darbenin üzerinden 30 yıl geçti. Gelenler geldi. Devletimizin düşmanı gibi çalışan bölücü teröristler kaldı. Kandilin teröristlerini AB ülkelerine göndereceğiz derken, oradakileri buraya getirmenin anlamı nedir?

         

        3- Teröre bulaşmadığı ve silahlı eylemlere karışmadığı tespit edilen Kürt kökenli vatandaşlara, İçişleri Bakanlığı’nın önerisiyle yeniden vatandaşlık hakkı verilecekmiş. Kandil’de 5 bin civarında teröristin olduğu söyleniyor. İçişleri Bakanlığı bunların isimlerini bile bilemezken, teröre bulaşıp bulaşmadıklarını nasıl belirleyecek? Şunun adına isteyen bütün teröristler ülkemize dönecek dense daha doğru olmaz mı?

         

        4- Mahmur Kampı, BM ve Irak’la  yapılacak işbirliği içinde boşaltılacak. 6-7 bin mülteci Türkiye’ye yerleştirilecekmiş. Mahmur’da 11-12 bin bölücü var. PKK üssü olarak görev yapıyor. Çocuğundan kadınına kadar silahlı eğitim görüyorlar. Bunları da Güneydoğumuza yerleştireceğiz öyle mi? Peki, terörün ezdiği bölgenin böyleleriyle doldurulmasının manası bilinmiyor mu?

         

        5- 1980 darbesinden beri işkence ve insan hakları ihlalleri ile anılan Diyarbakır Cezaevi boşaltılacak. Bölgedeki tüm cezaevlerinin AB standartlarında olmasına özen gösterilecek. Darbe dönemlerinde çok artsa da, ülkemizde işkencenin yaygınlığı biliniyor. Hatta bugünlerde hayatlarını kaybedenlere dair haberler çoğalıyor. Gerçekler böyle iken, sadece Diyarbakır Cezaevinden bahsedilmesinin amacı nedir? Ermenilerin sözde “soykırım” abidesi gibi, söylentilerde olduğu gibi bu cezaevinin de, “insan hakları ve işkence müzesi” yapılacağı doğru mu?

         

        6- Köye dönüş hızlandırılacak, terörden doğan zararların karşılanmasına yönelik sorunlar kısa sürede giderilecekmiş. Terör zararları için zaten bir yasa var. Herkesin zararı tazmin ediliyor. Köye dönüş de böyle. Bu adımlarla neyin amaçlandığını, ileride göreceğiz. Mesela; İran-Irak sınır bölgesine, teröristlerin barınmasına yarayan boşaltılmış Eruh-Şemdinli köylerine yeniden dönüş yapılmasıyla, pek çok şehit verildiği malumdur. Bu yazılanların tamamı, Kopenhag Siyasi Kriterleri ve Türkiye (Mevzuat Taraması) adlı kitapta mevcuttur. Aslında AB-ABD-PKK-Öcalan’ın istekleri ile Bizimkilerin  icraatları ve “Kürt açılımı” paketinde yer alacakların tamamı bu kitapta vardır. Bu kitaba, BOP’un Türkiye bölümü demek, belki daha doğru olacaktır. Bu proje kitaba, internetten İHD-Yayınları tıklayarak ulaşabilirsiniz.

         

        7- Terörle Mücadele Yasası’nda değişiklik yapılaraksokak gösterilerine katılan çocukların terör suçlusu olarak yargılanmaması sağlanacakmış. Bunlara  “taş atan çocuklar”  da deniyor. 2004’de yaşları 16’dan 18’e çıkarılmıştı. Bilindiği gibi bu militanlar; güvenlik güçleriyle çatışıyor, otobüs-panzer yakıyor, mal ve cana zarar veriyor, önderimiz APO diyor, PKK’yı övüyor, sokakları cehenneme çeviriyor. Yasalarımız bu eylemleri terör suçu olarak tarif ediyor.   Yasa değiştirilerek bu suçlar terör kapsamından çıkarılıp, adi suçlar kapsamına alınıyor. Ayrıca ceza miktarları düşürülüyor. Yani örtülü bir af getiriliyor. Böylece cezaevlerinde yatan pek çok hükümlü tahliye edilecek, yargılananların davaları düşecektir. Bu yasa taslağı, “Açılım”dan önce, TBMM tatile girmeden hazırlanmıştı.

         

        8- Genel af çıkarılmayacak, bunun yerine dağdaki ve cezaevindeki mahkûmların azami düzeyde yararlanacağı ceza indirimlerine gidilecek. TCK’nın Etkin Pişmanlık başta olmak üzere bazı maddelerinde değişiklik yapılarak dağdaki PKK militanlarının indirilmesi sağlanacakmış. Bu düzenlemeyle, bütün teröristler için örtülü bir af getiriliyor. Böylece örnekleri geçmişte görüldüğü gibi; eylem gücünü kaybeden yaşlılar ve hastalar dağdan inerek siyaset kadrolarına katılacak, cezaevlerinden çıkanların bir kısmı tekrar dağa çıkacak, bir kısmı da “ovada” siyasete devam edecektir. Çok ağır bedeller ödenerek cezalandırılanların salıverilmesi, terör örgütüne yüksek bir moral gücü kazandıracaktır.

         

        9- Abdullah Öcalan’ın yaşamı, Uluslararası Af Örgütü ve Avrupa İnsan Hakları Komisyonu standartlarına göre yeniden gözden geçirilecekmiş. Bu adım faydalı olabilir. Çünkü teröristbaşı bahsedilen standartların çok üstünde yaşadığı için, belki bu haksızlığın düzeltilmesine (!) bir fırsat doğabilir. Burada önemli olan APO’nun affedilmesidir. Herhalde bunun yolu da AİHM’den geçecektir. Çünkü bütün teröristler affedilirken, “başının” içeride kalması “eşitlik” ilkesine aykırı görüleceğinden, bu görev AİHM’e düşecektir.

         

        10- Türk Ceza Kanunu’nun 216. Maddesi değiştirilerek ifade özgürlüğünün sınırları genişletilirken, nefret suçlarına ilişkin boşluk oluşmaması için tedbir alınacakmış. TCK 216;  “Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklılıklarını kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden..” diyor.  Değişiklik yapılırken, “Nefret suçlarına ilişkin boşluk oluşmaması” na dikkat edilecekmiş. Demek ki maddedeki, “farklılıkları kin ve düşmanlığa alenen tahrikin..”  suç sayılabilmesi için “nefret doğuracak şekilde” yapılması gerekiyor. Aslında bu şartın konulması, 216’yı adeta uygulanamaz hale getiriyor, böylece ülkedeki sosyal sınıflar arasında  “kin ve düşmanlığı tahrikin”  önünü açmış oluyor.  Biz bunun açık örneğini Terörle Mücadele Kanunu’nun 7’nci maddesinin değişikliğinde gördük. Maddedeki terör ve terör örgütünü övmeyi suç sayan kriter;  “..şiddete özendirecek şekilde övmek..” olarak değiştirilince işler karıştı. Çünkü  “şiddete özendirmeden” övmek serbest olunca, beyanlarda ve olaylarda  “şiddet” unsurunun tespiti oldukça zor hale geldi. Mesela bölücüler,  “Her çeşit şiddete karşıyız, ama PKK’nın davasına inanıyoruz”  şeklinde örgütü övse, burada  şiddet unsuru nasıl bulunacak? Yine  “önderimiz APO” diyen bir militan, şiddete özendirmiş oluyor mu, olmuyor mu? Kısaca 216’nın değiştirilmesinde de mantık aynı. Türkiye’yi iç çatışmaya sürüklemek isteyen, bunun için 25 yıldır bölücü terör dahil her yola başvuran mihraklara yarayacak bir düzenleme.. Bir de bunların, Türkiye’nin bugünkü terör, bölücülüğün himayesi ve kafa karışıklığı ortamında uygulanacağı düşünüldüğünde. "Akan kanı" durduracağı iddiasıyla hazırlanan "Kürt açılımı" paketinin kısa vadeli bölümünde nelerin olduğunu incelemeye devam ediyoruz.

         

        11. Doğu ve Güneydoğu'da adı sonradan Türkçe'ye çevrilen yerleşim yerlerine eski isimlerini kullanma izni verilecek. Diğer etnik gruplar talepte bulunmaları halinde kendi dillerindeki yerleşim yerlerinin adlarını kullanabilecekmiş. Bu toprakları vatan yapan atalarımız, fetih hakkına ve kurdukları yüksek medeniyete göre, coğrafyayı dillendirmişler. Bu bütün dünya için değişmez ve meşru bir haktır. Bizden başka bu topraklarda; Bizans, Roma, Asur, Hitit, Frikya, Lidya, Urartu, Sümer gibi pek çok uygarlık yaşamıştır. Bunlar da kendilerine göre buralara isim vermişlerdir. Şimdi, kendi medeniyetimizin izlerini kazıyarak, ta buralara kadar gidecek miyiz? Vatanımızı Ermenice başta, ölü uygarlıklara ait hale mi getireceğiz? PKK denilen vahşetin arkasında, emperyalistlerin Ermenicilik oyununun yattığı bilinmiyor mu?  

         

        12- Hem ilk ve ortaöğretimde hem de üniversitelerde tarih derslerinin müfredatı değiştirilecek.        *Kürtleri yok sayan ifadelerin değiştirilmesi sağlanacak.

         

        *Anadilin öğrenilmesinin önündeki tüm engeller kaldırılacak.

         

        * Milli Eğitim Bakanlığı müfredat değişikliğine giderek, Kürtçeyi seçmeli derslerden biri haline getirecek.

        
         * Kürtçe öğrenmek isteyen vatandaşlara Halk Eğitim Merkezlerinde Kürtçe okuma yazma kursları açılacak.

        
         * Kürtçe kurs merkezleri birçok dilde eğitim verebilecek.

         

        * Kürt Dili ve Edebiyatı ile Kürdoloji Enstitüsü kurulacak. Kürt tarihi ile ilgili araştırmalar yapacak birimler oluşturulacak.

         

        *Diyanet İşleri Başkanlığı Kürtçe Kur'an-ı Kerim çalışmalarını kısa sürede tamamlayacak.

        
         * Bölgedeki vekil imam yerine gönüllü ve kadrolu imamlar gönderilecekmiş.

         

        Önce, ülkemizde inkârcı bir eğitimin de anadilin öğrenilmesinin de önünde hiçbir engelinin olmadığını söyleyelim. Sonra, bilindiği gibi anadil, anadan öğrenilen dil olduğundan, sonradan öğrenilene, anadil denilmediğini kaydedelim.

         

        Hatırlanacağı üzere, bir ara yerel dillerin öğrenilmesi için kurslar açılmış, ancak giden olmadığı için zarar ettiğinden kapanmıştı. Bu deneme gerçeğimizi, bütün inkârcıların önüne koymuş, milletimizin dilinin Türkçe olduğunu göstermişti. Nitekim AB'nin yaptığı araştırmaya göre, % 93'ümüzün ana dili Türkçe. Demek ki % 7'ye de Türkçe öğretmemiz gerekiyor. Esasen yerel lehçe ve şiveler, dar bir alanda konuşulduğundan, bu alanın dışına çıkıldığında geçerliliğini yitirmektedir.  Bunun için bir zamanlar PKK'nın, Bekaa vadisinde açtığı terörist yetiştirme okulunda da dersler Türkçe verilmişti.

        
      Geçmişte açılan kurslar zarar ettiği için parasını devlet versin denmişti. Herhalde şimdi bu yapılıyor. Hem de katmerli bir şekilde. Kursların adına genel ifadesiyle Kürtçe dense de, böyle bir dil olmadığından, herhalde Kırmanç lehçesinde olacak. Yapılacak işleri özetleyelim:

         

        * İlk ve Ortaokullarda, Kürt tarihi dersleri verilecekmiş.

         

        * Kırmanç lehçesi  seçmeli ders olacakmış.

         

        * Halk Eğitim Merkezlerinde, Kırmanç lehçesinden okuma yazma kursları açılacakmış.

         

        * Kırmançça kurs merkezlerinde birçok dilde eğitim verilecekmiş.

         

        * Üniversitelerde, Kırmanç lehçesi ve edebiyatı ile Kürdoloji Enstitüleri kurulacakmış.

         

        * Kürt tarihi araştırmaları yapılacak.

         

        * Kırmanç lehçesinden Kur'an-ı Kerim yazılacak.

         

        * Bölgedeki vekil imamlar yerine kadrolu ve gönüllü imamlar atanacak.

         

        Bunları böyle sıralayınca içimden ne oluyor demek geldi. Türkiye savaşa girip kaybetti de bizim haberimiz mi yok? ABD'li General  BOP çerçevesinde, bize gereği için böyle bir liste mi verdi? Hani Irak tecrübeleri çok yaman da! Bu zikredilenler bir bütün olarak değerlendirildiğinde karşımıza tam anlamıyla, Türk Milletini bölecek bir program çıkıyor. Bir olan milletin içinden yeni bir millet çıkarılmak isteniyor. Hem de uyutulduğu zannedilen milletin imkânları ve devletin eliyle.  Tamam da çocuklarımız tarihimizi öğrenmesin mi? Elbette öğrensin. Hem de her yönüyle. Bu masum bir istektir. Ama burada yapılmak istenen çok farklı. İncelendiğinde, öğretelim bahanesiyle bir sistem bütünlüğü içinde ve her yönüyle, egemenliğimiz ve birliğimizin ayrıştırılması ve yabancılaştırılmasının hedeflendiği anlaşılıyor.  Zaten bütün bunlar, kan döken PKK’nın şartları değil mi? Halimizi tam olarak görebilmek için, başımızı kaldırıp bir de dünyaya bakmalıyız. Gelişmiş hukukun, demokrasinin ve insan haklarının yaşadığı ülkeler başta, bu meselelerini nasıl hallediliyor görelim. Oralarda:

         

        a. Etnik grupların dil, kültür ve tarihine göre eğitim ve yayın yapılmaz, devletin hukuku milletin tekliği esasına dayanır. 

         

        b. Bölücü terör, devletin ve milletin imkanları seferber edilerek, kanun hakimiyeti sağlanarak yenilir. ’Demokrasi’yi genişleterek, teröristlerin şartlarını kabul ederek mücadele rüyada bile görülmez. Tarihte de, ’düşmanın’ şartlarını kabul ederek zafer kazanan olmamıştır.

         

        c. Terör bir olan millete itirazdan çıktığı için, esas olan millet bütünlüğünün korunmasıdır. Kendi milleti tarafından kurulan her devlet milli olduğu için, resmi dili ve kimliği tekdir. Devletin işleri bu dil ve kimlikle görülür. Milletin birer parçası olan farklı ırk, dil, din gibi grupları devlet görmez. Farklılıklar birey planında hür bir şekilde yaşanır, hiçbirine küme kimliği tanınmaz. Fransa’dan bir örnek verelim. Yüz yıl uğraşıp yok edilen Korsika dilinin, yine Korsika’da seçmeli ders olarak okutulması için hükümet bir tasarı hazırlamıştı. Anayasa Mahkemesi bunu;  “Fransız Anayasası’na göre, Fransa’da yaşayan herkes Fransız’dır. Fransa’nın etnik ve azınlık grupları yoktur. Korsika dili, Korsika’lılara seçmeli ders olarak okutulamaz” kararıyla iptal etmişti. Evrensel hukukun kuralları da aynen böyledir.

         

        
        13. Siyasi partilerin anadilde propaganda yapmasına imkân verilecek. Siyasi Partiler Kanunu’nun ’Azınlık Yaratılmasının Önlenmesi’başlıklı maddesi değiştirilecek. Çifte dil kullanmanın yolu açılacak. Bilindiği gibi demokratik rejimlerde partiler, devletin temel kurumlarıdır. Bunun için de devletin kuruluş esaslarına göre kurulurlar. Adeta devlet gibidirler. Özellikle, milli egemenliği vatanın bütünlüğünü,  “milli devlet” i ve bunun ilk şartı olan “milli kimlik”  ve “devlet dili”  gibi temel esaslarını savunmak zorundadırlar. Bunun için hiçbir demokratik ülkede partiler, azınlık veya etnik dillerden propaganda yapamazlar. Özelikle AB ülkelerinde bu böyledir. Aksi halde partiler, devleti yıkmanın kurumları haline gelebilir, sonunda ülkeler kaosa sürüklenir. 

         

        14. İlk Öğretim Okulları’nda ’Türküm Doğruyum, Çalışkanım’dizeleri ile başlayan And’ın okutulmasından vazgeçilecek. İnanılacak gibi değil. Bir yandan etnik topluluklara ırkçı bir anlayışla millet kimliği verilmeye çalışılacak, öbür yandan tam bir inkârcılıkla, tarihin en eski milletlerinden biri olan Türk Milleti etnik bir grup gibi gösterilecek ve Türk’üm demek yasaklanacak. Her şeyi anlıyoruz da doğrusu nankörlüğün bu kadarını anlayamıyoruz. Merak ediyoruz, acaba terörün bulunduğu diğer ülkelerde de böylesine inkârcılık var mı? Hiç zannetmiyoruz. Bizdeki bu inkârcılığın kaynağı, Türk Milleti’ne karşı, Haçlı zihniyetiyle duyulan düşmanlıktan kaynaklanıyor olmalı. Bir de dünya örneklerine müracaat edelim. Şu 72.5 millet parçasından oluşan ABD’nin yemini şöyle:  “..Tanrının huzurunda, tek olan Amerikan milleti üzerine and içerim.”  700 binden fazla Türk, Alman vatandaşı olmuş ve bu kimliği kazanmış. Kendine  “Ben şu tarihte Alman oldum”  diyor. Alman vatandaşı olunca, devlet ona diğer vatandaşlarıyla eşit haklar, ödevler ve sorumluluklar yüklüyor. Karşılığında da ondan Alman kimliğine, egemenliğine ve kanunlarına saygılı olmasını bekliyor.  Dünyamızın bir kuralı da böyle...

         

                “Kürt açılımı”  gereğince çocuklarımızın okullarda söylediği, “Türküm, doğruyum, çalışkanım” andı yasaklanacakmış. Şu pervasızlığa bakınız! Kan ve can bedeliyle vatan yaparak, yüksek bir medeniyet kurduğumuz bu coğrafyada, kendi çocuklarımıza milletimizin adını  öğretemeyeceğiz; onlara doğruluk, çalışkanlık, dürüstlük gibi temel değerlerimizi veremeyeceğiz öyle mi? Birileri çıldırmış olmalı!  Yakalarından tutup silkeleyelim. Bire gafiller kendinize gelin!. Devletimizin adı Türkiye Cumhuriyeti, milletimizin adı Türk, dinimizin adı İslam. “Irkçılık” fanatizmiyle ne yapmak istiyorsunuz? Yoksa Haçlıların bin yıllık mirası size mi kaldı demeliyiz? Türk çocukları Türk derse, Haçlı emperyalizminin maşası bazı ırkçılar, bölücüler ve teröristler rahatsız oluyormuş!. Minare mahyalarındaki “Ne mutlu Türküm diyene. Milli Birlik Esastır. Önce vatan. Ordumuza şükran borçluyuz.” ifadeleri de bu gerekçeyle kaldırılmış. Bunlar “ırkçılık” mış, “Kürt açılımı”na zarar verirmiş. İslam’ın üç kıtada, bin yıldır bayraktarı olmuş Türk Milletine duyulan şu kine, düşmanlığa, ırkçılık iftirasına bakınız. Mahyadaki değerler, bizim ortak kutsallarımızdır. Her yerde bulunmalıdır. Bunlar elbette bu mübarek milleti bölmek isteyenlere zarar verecektir. Demek ki yapılan doğrudur. Usanmadan tekrarlayalım; Milletle ırkın farkını kasten görmezden gelen inkârcıların, dört dörtlük  “ırkçı” ve  “kafatasçı” olduklarını suratlarına vuralım. “Irkçılık”ın dine de ilme de insanlığa da aykırı olduğunu durmadan vurgulayalım.  Dinimiz de böyle söylüyor. Milleti tavsiye edip, onun parçası olan kabile, aşiret, ırk gibi grupların asabiyetini gütmeye  “ırkçılık” adını verip, haram saymıyor mu? Tevhid akidesi gereğince Müslümanların birliğini emretmiyor mu? Bunu temin eden ey iyi sosyal oluşumun millet, en iyi siyasi rejimin de milli-üniter devlet yapısı olduğu açık değil mi?  Bugün ilim bize, insanlığın gelişerek ulaştığı en büyük ve son olgunluk safhasının  “milletleşme” olduğunu söylüyor. Eğer insan toplulukları böylesine şahsiyetleşerek “milletler” oluşmasaydı, mağara devrinde kalacak, sürüler halinde yaşayacaktık. 

         

        Sonuç “Kürt açılımı”nın ‘kısa’ vadeli konularını burada kesip, yazdıklarımızı özetleme yapalım.
Rejimi değiştirmeyi amaç edinen kısa vadeli düzenlemede;

         

        -Bir millete ait demek olan milli/ulus devlet dikkate alınmayacak. Böylece kamu hukuku iki ortaklı bir rejime geçilecek şekilde düzenlenecek. Kısaca, millet, vatan, egemenlik ikiye bölünecek. Bunun için;

         

        -Yerel yönetimlerin yetkisi artırılacak. Cumhurbaşkanı Sezer’in üniter yapıya aykırı görerek veto ettiği, o tarihten beri TBMM’de bekletilen “Yerel Yönetimler Tasarısı” yasalaştırılacak. Kısaca, merkezi otoriyeye karşı yerel otoriteler güçlendirilecek.

         

        -12 Eylül’de yurt dışına kaçarak vatandaşlığı kaybedenler, yurt dışındaki terör örgütü üyeleri, Mahmur terör kampındaki 11 bin militan Türkiye’ye dönebilecek. Örtülü af yoluyla “taş atan çocuklar” dahil hapishanelerdeki teröristler çıkarılacak, Kandil başta diğer ülkelerdeki bölücüler, teröristler gelebilecek. Köye dönüşler hızlandırılacak. Kısaca binlerce bölücü-militan yığınağı yapılacak.

         

        -Siyasi partiler Kürtçe propaganda yapabilecek. TRT 6’dan sonra, rejimin temel kurumları partiler de Kürtçeyi kullanacak. Kısaca, devletin iki dilli olması  için önemli bir adım daha atılacak.

         

        -TCK 216 değiştirilerek, ifade özgürlüğünü genişletme bahanesiyle, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklılıkların kin ve düşmanlığa alenen tahriki suç sayılmayacak. Kısaca, ülkede iç çatışma ortamı oluşturulacak.

         

        -Milli eğitim kanunu değiştirilerek, müfredata Kürt tarihi konacak, özel eğitim merkezleri açılacak, Kürtçe kurs merkezleri diğer dillerden eğitim verecek, Halk Eğitim Merkezlerinde Kürtçe okuma yazma öğretilecek, ilk ve orta öğretimde Kürtçe seçmeli ders olacak, üniversitelerde Kürt dili ve edebiyatı bölümleri açılacak. Diyanet Kürtçe Kur’an-ı Kerim yazacak. Kısaca,  yaygın bir öğretim kampanyasıyla, yerel lehçelerden/paralel bir dil inşa edilecek.

         

        -Yer adları Kürtçe yapılacak, Diyarbakır Cezaevi, insan hakları ve işkence merkezi olacak. Kısaca coğrafyamız bölünecek.

         

        Evet. Bir millet nasıl bölünür, bir egemenlik nasıl iki ortaklı yapılır, işte hikâyesi.

         

         

         


Türk Yurdu Kasım 2009
Türk Yurdu Kasım 2009
Kasım 2009 - Yıl 98 - Sayı 267

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele