Doğu Türkistan’da Demografik Asimilasyon

Eylül 2009 - Yıl 98 - Sayı 265

        Türk Dil Kurumu sözlüğü Fransızcadan dilimize geçen “asimilasyon” terimini (Fransızcası: assimilation) “farklı kökenden gelen azınlıkları veya etnik grupları, bunların kültür birikimlerini, kimliklerini baskın doku ve yapı içinde eriterek yok etme” olarak anlamlandırmıştır.  Demografik asimilasyon ise bu “eriterek yok etme” işleminde nüfusun kullanımına işaret eder. Buna göre ‘Demografik Asimilasyon’ “farklı kökenden gelen azınlıkları veya etnik grupları, bunların kültür birikimlerini, kimliklerini nüfus gücünü kullanarak baskın doku ve yapı içinde eriterek yok etme” olarak tanımlanabilir.1

         

        Bugün dünyada demografik asimilasyon uygulama kabiliyeti olan bir tek ülke olsa bunun Çin olacağını tahmin etmek çok kolaydır; çünkü bugün 1,5 milyar civarında olduğu düşünülen Çinli nüfusunun “eritme gücü”nün “ihtişamı”na  rakip olabilecek “nicelik”te bir nüfusa sahip ikinci bir ülke yeryüzünde yoktur. Nitekim kısa bir araştırma yapıldığında bu yeni terimin hep Çin ile ilgili olarak kullanıldığı tespit edilmektedir2.  Demografik asimilasyondan bahseden sınırlı sayıdaki kaynakta ise konu Çin’in sömürgelerinden Tibet’te uygulanan3 nüfus politikası dolayımında işlenmiştir. Mesela bir bildiride Çin yönetiminin Tibet’te “demografik asimilasyon” da dahil her türlü zorbalığın icra edildiğinden ve buna dünya kamuoyunun seyirci kaldığından söz edilmektedir. Batılı kaynaklarda gerçek ve iç kanatıcı “demografik asimilasyon”a maruz kalan Doğu Türkistan’ın sözü bile edilmemiştir. Bu görmezden gelmenin Doğu Türkistan’a “gizli bir düşmanlık” ile ilgisi olmadığı ve konunun Tibet konusunun Budist ve  Dalay Lama vesilesi ile Tibetlilerin batılı gündemlerde kazandığı popülarite ile ilgili olduğunu da –yanlış kanaatlere yol açmamak üzere- belirtmeliyim. 4

         

         

         

        Demografik Asimilasyon Nasıl Uygulanıyor?

         

        Kurulduğu ilk günden bu yana Komünist Çin devletinin işgal ettiği Doğu Türkistan’daki temel nüfus siyaseti Çinlileri bölgeye yerleştirerek Çinli nüfusu artırmak ve böylece Müslüman Türk nüfusunu kendi yurtlarında azınlık pozisyonuna  düşürmek olarak şekillendirilmiştir. Demografik asimilasyon’un Doğu Türkistan’daki  uygulamasında iki faktör dikkate alınmaktadır:

         

        1. Bölgedeki Müslüman Türk nüfusunun niceliğinin her türlü yol kullanılarak azaltılması ve Müslüman nüfusun artışının sınırlandırılması ve bölgedeki insan yapısının nitelik yönünden de geri bırakılması:

         

        Bunu sağlamak için bölgedeki Türk nüfus üzerinde en vahşi doğum kontrol metotları en acımasız bir şekilde uygulanmakta ve Müslüman ailelerde çocuk sayısı iki ile sınırlandırılmaktadır. Yapılan yaygın ve zorunlu kürtajlar yanında; tıbbi müdahale için hastaneye giden kadınların kendi rızaları dışında (rahim çıkartılması =histerektomi vb. yöntemlerle) zorla kısırlaştırılmaları da dahil doğum kontrolü her türlü insan hakkı ihlal edilerek sürdürülmektedir. Bölgedeki Türklere ulaştırılan sağlık hizmetlerinin yetersizliği de yüksek ölüm oranlarına yol açması nedeniyle sonuçta nüfus kısıtlamasına hizmet etmiş olmaktadır.

         

        Doğu Türkistan’da genellikle Uygur Türklerinin yaşadığı tarihi Kaşgar, Hoten, Artuş, Aksu, Turfan, Kumul, Altay, Çöcek illerine hemen hiçbir hizmet götürülmemekte, önemli bir sinai üretim yapılmamaktadır. Doğu Türkistan’da yaşayan Türklerin istihdam imkanının daha kolay olduğu şehirlere göç etme hakları da Çin yönetimi tarafından kısıtlanmıştır. Bu nedenle bugün Doğu Türkistan Türklerinin yüzde 90’ı kırsal kesimde sosyokültürel ve ekonomik mahrumiyetler içerisinde yaşamak zorunda kalmıştır.  Sonuçta bölgedeki süreç –maalesef- ekonomik yönden zayıflatılarak yoksullaştırılan halkın aynı zamanda cehalet içerisinde ve kolay yönetilebilir bir halde kalması olarak Çin emperyalizminin hedeflediği yönde ilerlemiştir.

         

        2. Bölgedeki Çinli nüfusunun niceliğinin her türlü yol kullanılarak arttırılması:

         

        Bunun için bölgedeki Çinli nüfusunu arttırmak üzere Doğu Türkistan’a sistemli bir göç ettirme politikası uygulanmaktadır. Dikkat çekici bir nokta olarak Batı Türkistan’daki Türk cumhuriyetlerinin 1991 yılında bağımsızlıklarına ve bayraklarına kavuşmalarından sonra Çin devletinin asimilasyon stratejisini daha yoğunlaştırdığı ve bölgeye Çinli göçmen akışına hız verdiği görülmektedir. Bu kapsamda dikkat çeken bir örnek olarak 1990’larda Çin’in orta bölgeleri olan Sarı Irmak havzasında dünyanın en büyük barajlarından birisinin inşasına başlanınca baraj suları altında kalacak topraklarda yaşayan yaklaşık beş milyon Çinli nüfusun büyük bir bölümü Doğu Türkistan’a yerleştirilmeğe başlandı.

         

        Bölgeye Çinli nüfusunun naklinde dünya kamuoyu önünde haklılık kazanmak üzere bölgede açılan devlet fabrikalarının gerektirdiği kalifiye emekçi kaynağının yerel insan kaynaklarından temin edilemediği gerekçesi ileri sürülmektedir. Yine bölgedeki resmi dairelerde görev verilen memur kadroları ile bölgede güvenlik gerekçesi ile konuşlandırılan kalabalık mevcutlu askeri birliklerin tamamen Çinlilerden teşkil edildiğini de belirtmek gerekir.

         

        Doğu Türkistan’a getirilen Çinli göçmenlerin yerleştirildiği verimli bölgelere her türlü hizmet götürülerek yerli nüfus aleyhine negatif bir ayrımcılık tatbik edilmektedir. Doğu Türkistan’daki fabrikaların % 95’inin devlet eliyle inşa edildiği bölgenin kuzey –başkent Urumçi’den Karamay’a kadar olan topraklar- bölgesinde bugün beş milyondan fazla Çinli göçmen iskan edilmiştir. Çin yönetimi Doğu Türkistanlı Türkleri sistemli olarak şehirlerden uzak tutmağa çalışırken bölge şehirlerinde büyük teşviklerle Çin’den getirilen Çinli göçmenler yerleştirilmektedir.

         

        Sınaî üretimin ihtiyacı olan insan gücünün temini bahanesi yanında yeni tarım alanları açılması yolu ile de bölgedeki Çinli nüfus iskânı stratejisi desteklenmektedir; bu çerçevede yeni sulama kanalları ağı ile donatılmağa başlanan Taklamakan Çölü’nün kurak alanlarının sulu tarıma açılması ile Doğu Türkistan’a milyonlarca Çinli göçmen getirilip yerleştirilmiştir. Doğu Türkistan’da yerleştirilen Çinliler için,  güvenlik tehdidi bahanesiyle çoğunlukla Cungarya yöresinde olmak üzere homojen Çinli yerleşimleri olarak  yepyeni iskan alanları olarak özerk il ve ilçeler de oluşturulmaktadır. 

         

        Yakın zamanlara kadar Doğu Türkistan'da Türk'lerin yaşadığı 16 vilayet ve 86 kasaba vardı. Çin devleti, Doğu Türkistan’daki Türklerin birbirleri ile dayanışmalarını ortadan kaldırmak için bölgeyi etnik yapıya göre özerk il, özerk ilçe gibi parçalara bölmüştür.

         

        Çin yönetimi idari yapıyı 1 metropol başkent (Urumçi), 8 özerk il ve 5  özerk ilçe şeklinde organize etmiştir. Uygur Türklerinin çoğunlukta olduğu illere Kazak, Kazak Türklerinin çoğunlukta olduğu illere Kırgız, Kırgız Türklerinin çoğunlukta olduğu bir ile de Özbek vali  atanarak mikroetnisite farkları kışkırtılarak  Türk kökenli toplumlar arasında düşmanlık duyguları yeşertilmeğe çalışılmakta ve  -maalesef- yer yer de başarılı olunmaktadır.

         

        İşgalci Çin yönetimi ve yerli işbirlikçileri Doğu Türkistan’ın demografik yapısını değiştirmek ve Doğu Türkistan’da Türk nüfusunu azınlığa düşürerek  etnik Çinli baskısı oluşturmak amacıyla bölgeye devamlı olarak  kitlesel boyutta Çinli göçmen yerleştirilmesi uygulaması günümüzde de bütün şiddeti ile sürdürülmektedir. Bunun bölgede yol açtığı etnik gerilimin son örneği olarak Urumçi’de boy veren şiddet olayları ve 2008 Mart ayında, Tibet'te genç Tibetlilerin, Tibet Özerk Bölgesi’nin başkenti Lhassa'da, öfkelerini Çinli tüccarlardan almağa kalktıklarında ortaya çıkan çatışmaları hatırlatan gelişmeler temelde, işte bu “demografik asimilasyon” siyasetinin bir sonucudur.

         

         

        Demografik Veriler

         

        Çin yönetiminin açıkladığı nüfusa ilişkin veriler nüfus sayımlarında uluslararası gözlemcilerin izlemesine izin verilmediğinden tahmini olarak değerlendirilmekte ve Türklerin nüfusu uluslararası kamuoyuna olduğundan çok çok az gösterilmektedir. Resmi makamların açıkladığı rakamlar  Çin yönetiminin  zorunlu kürtaj (doğum kontrolü) politikasına esas olacağından demografik verilerin niçin çarpıtıldıkları kolayca öngörülebilir. Çin resmi istatistiklerinde daima gerçekte olduğundan düşük gösterilen Doğu Türkistan’daki Müslüman Türk nüfusu, Doğu Türkistan kaynaklarının tahminine göre günümüzde 30 milyondan fazla olmalıdır.

         

        Komünist Çin işgaline uğradığı 1949 yılında Doğu Türkistan'ın nüfusu, 9 milyon olup, bu nüfusun % 75’ini Uygur Türkleri, % 11’ini Kazak Türkleri, % 5’ini de Kırgız, Özbek,  Tatar gibi diğer Müslüman Türk boyları teşkil ederken 600.000 kişi (% 9) Çinli, Mançu, Şibe, Daur, Moğol, Tibetli vb. azınlıklara mensuptu.

         

        Komünist Çin yöneticileri ülkede demografik homojenlik sağlama bahanesiyle, Doğu Türkistan’ın Türk nüfus yoğunluğunu seyreltmek maksadıyla Doğu Türkistan’a Çinli nüfus aktarma planını değişen yönetim kadrolarına rağmen değişmeyen bir strateji olarak uygulamaktadır.

         

        Komünist Çin Devleti’nin 1970’de belirlediği bir plana göre Doğu Türkistan'a 100 milyon arasında Çinli göçmen yerleştirme politikası güdülecek ve her bir Müslüman Türk’e karşılık üç Çinlinin bölgede yerleştirilmesi hedeflenecektir. Bu hedeflere ulaşmak için uygulanana zalimane nüfus siyasetinin sonucunda Doğu Türkistan’ın komünist işgali başlangıcında -1949’da- Çinli nüfus oranı yüzde 5 oranında iken, bu oran günümüzde % 45’e  ulaştırıldı. Ancak sözde özerk yerel yönetim henüz Çin yönetiminin stratejik hedefi olan  “bir Müslüman Türk’e karşılık  üç Çinli” orantısını sağlamaktan çok uzaktır!

         

        2000 yılı Doğu Türkistan'ında ağırlıklı olarak Uygur ve daha sonra Kazak boyundan insanlardan oluşan  Türk soylu halkların toplam nüfusu yaklaşık olarak 8 milyon kişi ile % 60 oranında iken, Çinli nüfus ise 5 milyon kişi ile % 40’ı aşmıştı. Bugün için -2009- aynı trendin devam ettiği kabul edilerek Doğu Türkistan'daki Çinli nüfusun 6 milyonu oranın ise % 45’i bulduğu tahmin edilmektedir. Bu eğilim değişmeden devam etse bile yakın bir gelecekte Doğu Türkistan nüfusu içinde Çinli nüfusun baskın hale geleceği öngörülebilir.

         

        1993 yılında Çin hükümeti tarafından Doğu Türkistan’da yapılan nüfus sayımında, nüfusun 16.052.648 olduğu açıklanmıştır. Bu nüfus içerisinde Doğu Türkistan’daki Müslüman Uygur Türkleri nüfusu 7.589.468 olup bölgedeki toplam nüfusun % 47’sini teşkil ediyordu. Doğu Türkistan’da  1993 yılında  nüfus açısından  ikinci sıradaki etnik grup, 6.036.700 kişi ile toplam nüfusun % 37’sini teşkil eden Çinli halktır. 1993 yılında nüfus açısından  üçüncü sırayı alan etnisite  Kazak Türkleri olup 1.196.416 kişiyle toplam nüfusun % 7,3’ünü oluşturmaktaydı. Ayrıca, Doğu Türkistan’da 732.294 Hui (Çin Müslümanları), 154.282 Kırgız, 12.782 Özbek ve 4.440 Tatar yaşamaktaydı.

         

        1 Kasım 2000 tarihli nüfus sayımının resmi sonuçlarına göre, bütün Çin nüfusu 1 milyar 300 milyon kişidir. 2000 yılı nüfus sayımında, Doğu Türkistan’daki nüfusun ise 18.431.501 olduğu açıklanmıştır. Bu nüfus içerisinde Doğu Türkistan’daki Müslüman Uygur Türkleri nüfusu 8.345.622 olup bölgedeki toplam nüfusun % 45.21’ini teşkil ediyordu.  2000 yılında Doğu Türkistan’da nüfus açısından  ikinci sıradaki etnik grup 7.489.919 kişi ile toplam nüfusun % 40.58’ini teşkil eden Çinli halktır. Önemli bir ayrıntı bu sayıya bölgedeki  kalabalık Çin ordusunun Çin soyundan olan mensuplarının dahil olmamasıdır. 2000 yılında nüfus açısından  üçüncü sırayı alan etnisite  Kazak Türkleri olup 1.245.023 kişiyle toplam nüfusun % 6.74’ünü oluşturmaktaydı. Ayrıca, Doğu Türkistan’da 839.837 Hui (Çin Müslümanları), 158.775 Kırgız Türkü, 194.891 Moğol, Daur ve Dongşiang, 34.566 Şibe, 15.787 Tacik, 19.493 Mançu, 12.096 Özbek Türkü, 8.935 Rus ve 4.501 Tatar Türkü yaşamaktaydı.

         

        Doğu Türkistan’da 2004 yılı nüfus sayımında bölgede nüfusun resmi rakamlara göre  19.630.000’a ulaştığı açıklanmıştır. Bugün ise Doğu Türkistan’da  25 milyon kadar Türk'ün yaşadığı tahmin edilmektedir. (Bu nüfusun etnik bileşimine ilişkin veriler elimizde bulunmamakta ise de trendi dikkate alarak bazı öngörülerde bulunmamız mümkündür.) Günümüz Doğu Türkistan'ında köken olarak Çinli olan Hanlar, bölgedeki nüfus dengesini tersine çevirerek birinci etnisiteyi oluşturma aşamasına gelmişlerdir. Bu durum nüfusunun 2/3'ünü Çinlilerin oluşturduğu iki milyonu aşkın bir nüfusu olan başkent Urumçi kent merkezinde –maalesef- şimdiden gerçekleşmiş durumdadır. Batı basınına yansıyan haberlere göre -bugüne kadar etnik yapısı üzerinde oynamağa cesaret edilemeyen- ve bölgenin tarihi ve kültürel merkezi konumundaki Kaşgar’da yeni yerleşim ve ticaret merkezleri yapılacak bahanesi ile tarihi kent merkezinde toplu kamulaştırmaların ve yeni inşaatların başlatılması Çin demografik asimilasyon stratejisinin yeni bir aşamaya ulaştığını işaret etmektedir.

         

        Resmi rakamlar ile oynanmış olma ihtimali, Çin için her zaman dikkate alınması gereken bir faktör olmakla beraber verilen bu nüfus rakamı ve oranlarının bile bölgedeki demografik asimilasyon hakkında yeterince bir fikir verdiği açıktır. Aynı dönemde Türkiye nüfusu 1950’deki 20.947.188 rakamından % 350’den fazla bir artış ile 2007 sonu itibarıyla 70.586.256 kişiye ulaşmıştır. Doğu Türkistan nüfusu doğal bir şekilde artarak bugüne gelinmiş olsa idi bölgenin Türk nüfusunun bugün en azından 30 milyonu bulmuş olması gerekirdi. Doğu Türkistan ile Türkiye arasındaki yıllık doğum oranları aynı olsa idi (ki bütün sosyoekonomik göstergeler Türkiye’deki nüfus artışının Doğu Türkistan’dan daha az olması gereğine işaret eder.) gerçekleşecek bu nüfus artışının bile bugün mevcut olmayışı bölgedeki demografik asimilasyonun bir yönünü gösterir. Demografik asimilasyonun asıl yüzü ise bölgeye iskan edilen Çinli nüfusun eritici -hatta giderek yok edici- etkisinde gizlidir.

         

         

        Urumçi-2009 Süreci

         

        Henüz sonlanmayan bir sürecin yaşandığı Doğu Türkistan’daki Urumçi olaylarının sunulmasında medya yoluyla yönlendirilen iki versiyonu öne çıktı: Uygur kaynaklarınca dile getirilen versiyonda, Uygur Türkleri, sömürgeci Çin hükümetinin son derece sert bastırma girişiminin tahriki ile ayaklanmaya dönüşen “barışçıl bir gösteri”den söz etmektedir. Komünist Pekin yönetiminin iddia ettiği şekliyle ise olay, “radikal İslamcı bir ayaklanma” çıkartan dış güçler tarafından “manipüle edilen Uygur unsurları”nın provokasyonudur. 

         

        Her iki değerlendirmenin de yukarıda işlenen veriler ışığında son derece derinliksiz (=sathi) ve vakıanın bütününü yansıtmaktan son derece de uzak olduğunu söylemem gerek.

         

        Sürecin gerçek arka planı ise bu makalede somut olarak anlatılmağa çalışılan “demografik asimilasyon”da boy göstermektedir. Doğu Türkistan’daki asimilasyon konusunun dinî ve kültürel niteliklerinin de değerlendirilmesi  zorunlu olmakla beraber konu, bu ‘teknik’ makalenin hacmini aşacak boyutlara sahiptir.

         

        

         

        ____________________________________

        1 Güncel Türkçe Sözlük: http://www.tdk.gov.tr

        2 Google’da “demographic assimilation” konulu bir arama yapıldığında ulaşılan kaynakların hemen hepsinin Çin’in Tibet bölgesinde uyguladığı nüfus politikaları ile ilgili olduğu görülmektedir.

        3 Tibet’te uygulanan “Demografik Asimilasyon”  bu konuyu dile getiren batılı yayınlarda 1959 yılında  1.273.969 kişi olan Tibet’in yerli nüfusunun yaklaşık % 20’lik bir azalma ile 2000 yılında 1.000.000 kişi civarına düşmüş olması; buna karşılık aynı süreçte bölgedeki Çinli nüfusunun üç misline çıkartılarak  1.600.000’e ulaşması olgusunda işlenmektedir. Çin yönetimi Tibet’teki bu nüfus azalmasını Tibet’ten diğer bölgelere gerçekleşen “gönüllü göçler” ile izah etme eğilimindedir. Bu resmi rakamların Doğu Türkistanlı Uygur Türkleri için 1949’da 6.750.000 ve 2000 yılında 8.345.622 ve Doğu Türkistan’daki Çinli sayısının ise 7.489.919 olduğu dikkate alınırsa Tibet ve Doğu Türkistan’da yaşanan trajedinin boyutlarını kıyas imkanı bulunur. Buna karşılık Çin’in asimilasyon politikasını kınayan yayınlarda sürekli olarak Tibet’in ön plana çıkartılması dünya kamuoyunun nasıl yönlendirildiği konusunda ilginç bir örnektir.

        4 Batılı kamuoyunun Tibet sorununa ilgisinin temelinde Richard Gere, Brad Pitt gibi popüler Holywood yıldızlarının Budist eğilimlerini ilan etmeleri ve rol aldıkları “Tibet’te Yedi Yıl” gibi filmlerin büyük etkisi olduğu genellikle kabul edilen bir gerçekliktir. Bununla  beraber bölgenin ruhani önderi ve sürgündeki Tibet Hükümeti başkanı Dalay Lama’nın uluslararası kimlik kazandırılmış “bir teokratik figür olarak geniş bir kabule mazhar kılınması” da Doğu Türkistan’a kıyasla lokal bir konu olan Tibet sorununun gündemde tutulması da dikkat çekici bir haldir.

         

         

         

         

         

         

         

         

         


 

         


Türk Yurdu Eylül 2009
Türk Yurdu Eylül 2009
Eylül 2009 - Yıl 98 - Sayı 265

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele