Ulus Devlet Soruşturması

Eylül 2009 - Yıl 98 - Sayı 265

        1-Kavramlar kendi ikliminde gerçek hayatla bağlantılı olarak ortaya çıkar. Benzer durumları açıklamak için yaygınlaşarak kullanılır. Ulus devlet kavramı Batı dünyasında ortaya çıkan belli bir sosyal gerçeklik için kullanılmıştır. Sosyal gerçeklikler tarih içinde kendine özgü bir farklılık gösterirler. Genel teamülleri tespit etme çabası gösteren sosyal bilimciler ve düşünürler aynı gerçekliği açıklamakta sürekli ihtilaf yaşamışlardır. Sosyoloji tarihi bunun örnekleriyle doludur. Dolayısıyla Batı dünyasında belli bir süreçte ortaya çıkmış ulus devlet kavramı diğer Batılı devletler için bile tam olarak genellenemeyecek bir çerçeve sunmuştur. Batı dışı toplumlar için ise yanıltıcı yönlere sahiptir. Özellikle büyük imparatorluk kurmuş, güçlü bir tarihi derinliğe sahip, geniş bir kültürel hinterlanda haiz bizim gibi milletlerin kurduğu devletler için bu kavram yetersiz kalmıştır. Literatürde sadece aynı kavramın Türkçe karşılığının terim farklılaşması olarak kullanılan milli devlet kavramı, zamanla özel bir anlam kazanmaya başlamıştır. Bu anlam yüklenme süreci aynı kavrama tekabül etmesi gereken iki farklı terimin kavramlaşmaya başlaması demektir. Bizim kültürümüzde Türk devlet anlayışı ve tecrübesinden dolayı, açıklamakta yetersiz kalan Batılı ulus devlet kavramı yerine özel anlam yüklenerek milli devlet kavramı kullanılmaya başlanmıştır. Farklılaşmayı tetikleyen unsurlardan birisi de ısrarla Batıcılık etkisinde kalan aydınların, bize özgü yaşanan sosyal gerçekliklere Batıda geliştirilen şablonları uygulamaya çalışmasıdır. Cumhuriyetin kurulmasıyla ortaya çıkan yeni Türk devletinin ulus devlet veya milli devlet olarak yorumlanmasının bu farklılığı ortaya çıkardığı söylenebilir. Bu farklılığın taraflarından birisi Batıcı aydınlar, diğeri milliyetçi aydınlardır. Milliyetçi aydınların bakış açısına göre Batı siyasi hayatında ortaya çıkarak kullanılan ulus devlet kavramı bizim devlet biçimimize ve anlayışımıza uymamaktadır. Aslında yeni kavram ihtiyacı olmasına rağmen terim farklılaştırılmasıyla özel anlam yüklenmesi kargaşaya sebep olmaktadır. Bundan sonraki süreçte konuyla ilgilenen aydınlarımız belki yeni kavramsallaştırma yapabilirler.

         

         

         

        2-Türk kelimesi de bir kavramdır. Belli bir milleti karşılayan bir kavram. Bu kavramın neye tekabül ettiğine dışarıdan bakabilmek gerekir. İçeriden algılama ve tartışma çoğu zaman sıkıntı yaratmaktadır. Konuyu küreselleşme sürecinde yaşanan olaylar çerçevesinde ele alacak olursak belki daha aydınlatıcı olur. Küreselleşme süreci son yıllarda tarihi ve sosyolojik bir gerçeklik olarak dünyayı etkisi altına almış durumdadır. Bu süreci kendi çıkarları ve hedefleri için yönetmeye çalışan ülke ABD olarak görülmektedir. 18 ve 19. yüzyıllarda İngiltere’nin büyük sömürge imparatorluğu kurarak dünyayı yönetmeye çalışması gibi, ABD de dünyayı egemenlik altına almaya çalışmaktadır. Fakat dünyada egemenlik altına almaya çalıştığı çoğu bölgelerde Türk sosyolojik varlığı ile karşılaşmaktadır. Temmuz ayında Doğu Türkistan’da yaşanan acı olaylarda olduğu gibi dünyanın birçok yerinde dünyanın da kabul ettiği Türkler vardır. Bizim Türklükle ilgili tanımlamayı bu perspektiften yapmamız gerekmektedir. Bu bir tarihi ve sosyolojik gerçekliktir. Dünya üzerinde geniş bir coğrafyada halen yaşayan Türkler ve tarih içinde ortaya çıkan Türk kültür mirası bunun en önemli delilidir. Küreselleşmenin sunduğu yeni iletişim ve ulaşım imkânları bu gerçekliği daha net olarak gözler önüne sermiştir. Artık kimse Türkiye sınırları dışında Türk varlığını inkâr etmek veya habersiz kalmak durumunda kalmayacaktır. Dolayısıyla dünya bütünlüğü içinde bir sosyolojik gerçekliğe sahip olan Türk kimliği Türkiye Cumhuriyeti ulus devleti ile sınırlı ve kurgusal bir kimlik değildir. Varlığı tarihi derinliğe ve küresel genişliğe sahiptir. İçinde birçok alt grubu barındırır. Belirleyici vasfı kültürel başatlığıdır. Türk kültürü adını verdiğimiz unsurlar içinde yaşayan, bu terbiyeyi almış, bu formlarda eserler yaratan ve topluma katılan herkes bu anlamda Türk’tür. Türk milleti içinde yaşamakta olan ve bu kültürel formları benimsemiş olan hangi etnik gruptan olursa olsun bütün insanların bu imkanı vardır. Bu anlamda Türk toplumdaki diğer etnisitelerden birisi değildir.

         

         

         

        3-İtalya’daki şehir devletlerinin birleştirilerek bir ulus devlet haline getirilmesiyle, Osmanlı’nın dağılması sonucu ortaya çıkan yeni Türk devletini aynı şartlarda değerlendirmek büyük yanlışlıktır. Her milletin ve devletin yaşadığı kader aynı değildir. Standart hale getirilmiş kalıp kavramlar gerçekliği açıklamakta bizi yanıltır. İnsanlar aynı özelliklerin ve şartların bütün toplumlar için geçerli olduğu zannına kapılmaktadır. Bunun en önemli örneği, ikisi de Batılı olmasına rağmen İtalyan ulus devleti ile İngiliz devleti arasındaki önemli farkta görülebilir. Türkler ise bu anlamda her iki devlete ve millete zaten benzemezler. Türklerin yaşadığı tarihi süreç ve yarattığı kültürel doku zaten tamamen farklıdır. Dolayısıyla ulus devlet tartışmaları dahil olmak üzere, Türklerle ilgili millet tartışmaları bu farklılık içinde yapılmalıdır. Dünyada küreselleşmeden dolayı ulus devletlerin yok olacağı gibi bir varsayım hiçbir şekilde genel geçer olamaz. Mesela İngiliz devleti için bu iddia tartışılmazken, Türkiye gibi ülkeler için gündeme getirilmesi farklı senaryoları zihinlerde canlandırmaktadır. Bu senaryolar dünya egemenliği için verilen mücadelenin farklı yansımalarıdır. Dünyada süper güçler arasında mücadele bitmiş görünse de milletler arası mücadele devam etmektedir. Tarihi kökleri güçlü ve hinterlandı geniş milletler zaten potansiyel küresel aktörler olarak algılanmaktadır. Türkiye de bunların başında gelmektedir. Ulus devletlerin sona erdiği veya ereceği iddiası sadece tavizleri artırıcı bir örtülü tehdittir.  

         

         

         

        4-Bu soruyu da küreselleşme çerçevesinde cevaplamak gerekir. 19. yüzyıl İngiliz sömürgeciliğinin dünyayı egemenliği altına alma ve paylaşma iştahına sahne olmuştu. Bu sürecin sonunda Osmanlı Türk devleti yıkıldı ve toprakları paylaşılmaya çalışıldı. Bu paylaşma sürecinde de büyük kavgalar çıktı. Dünya bu anlamda güçler arasında mücadeleye sahne olmaya devam etti. Son yıllarda ortaya çıkan küreselleşme de yeni bir emperyalizm (sömürgecilik-kolonicilik) modeli üretmeye başladı. Soğuk savaş döneminde iki süper gücün dengesiyle yönetilmekte olan dünya tek süper güce adeta teslim olmuştu. Şimdilerde küreselleşmenin hamisi ve yönlendiricisi olan bir süper güç karşısında alternatif güçler doğmasını istememektedir. Bu alternatiflerin parçalanmasını veya parçalanma tehlikesiyle sürekli boğuşmasını istemektedir. Onun için sık sık artık “ulus devletlerin ömrünü tamamladığı hikâyesini” etrafa yayar. Onun için tarihte ortaya çıkmamış yeni devletçikler kurmaya çalışır. Onun için etnik kimlikleri destekleyerek çatışmalar çıkarmaya çalışır. PKK gibi taşeron terör firmaları ve sözde liberal yazarlar gibi işbirlikçileri bu yangını körüklemeye devam ederler. Önünde büyük bir dünya vizyonu olan Türkiye ise bu yaratılan bataklık ile gücünü tüketmeye devam eder. Hâlbuki Türkiye’nin önüne küreselleşmenin getirdiği iletişim ve özgürlük ortamı dünya güçleri arasında layık olduğu yeri alma fırsatı sunmaktadır. Bu manzara bir paradoks olarak karşımıza çıkmasına rağmen Türk aydınlarının zihin çıkmazının anahtarıdır. Eğer bize sunulan “ulus devlet” ve “Kürtçülük” ikilemi bütün ufkumuzu köreltirse, tarihin önümüze çıkarttığı vizyonu kaybederiz. 21. asrın Türk asrı olması ülküsü uzak bir ülkü değildi. PKK ve Kürt meselesi ancak bu ülküyü fark edenlerin bir manevrası olabilir. Bu anlamda başka manevralar da beklenmelidir.

         

         

         

        5-Dünya tarihinin yorumlanması konusunda iki temel yaklaşım düşünce dünyasını etkilemiştir. Bunlardan ilki ve Batı düşüncesinde modernleşmeyle birlikte egemen olan ilerlemeci-evrenselci tarih yorumudur. Bu yorum doğrultusunda çok sayıda teori üretilmiş ve tartışma bu çerçevede sürdürülmüştür. Bu düşünce mensupları dünyayı bir bütün olarak düşünüp, insanların aynı tarihi yasalar içinde olumlu bir noktaya doğru gittiğini ileri sürdüler. Farklı medeniyetler ve milletlerin kendine özgülüğünü ihmal ettiler. Bunların karşısında geliştirilen medeniyetlerin döngüsü tarih görüşü, milletlerin ve medeniyetlerin farklılığını ve tekliğini göstermesi bakımından dikkate değer. Milletlerin ve kültürlerin sosyolojik olarak açıklanmasında bir düşünce çerçevesi vermesi bakımından son derece önemli. Bu çerçeve doğrultusunda Türk milleti ve tarihte yarattığı Türk medeniyeti kendine has özellikler taşır. Türk milliyetçiliğini de bu tarihi tecrübeler ve kültürel özellikler besler. Almanların ve İtalyanların Batı medeniyeti içinde yaşadıkları tecrübeler nasıl aşırılığa götürdüyse, İngilizlerin ve Fransızların sosyal yapısı ve tecrübesi nasıl kibirli bir kendini beğenmişliğe yol açmışsa, Türk milletinin tarihte yaşadıkları milliyetçiliğini belirler. Bu anlamda her milletin milliyetçiliği de kendi kültüründen beslenir ve kendine özgüdür.

         

         

         

        6-Yukarıda işaret etmeye çalıştığımız gibi Türk kültürü tarihte de bugün de çok güçlü yönlere sahiptir. Medeniyet kurabilmiş ve dünyada etkili olabilmiş önemli kültürlerden birisidir. Bu anlamda Türk kültürü Türk milletini dünyanın sayılı milletlerinden birisi yapmıştır. Bu bir hak ediştir. Kültürün zenginliğini, güzelliğini, başatlığını gösterir. Yayıldığı yerlerde farklılıkları yok etmek yerine etkileşimi ön plana çıkarmıştır. Belki de canlılığını ve gücünü buradan almıştır. Temas ettiği her kültür ile alışverişi olmakla beraber kendi değerlerinin izlerini bırakmıştır. Bu anlamda küresel gücü en yüksek kültürlerden birisi olduğunu söyleyebiliriz. Burada uzun anlatma imkanı olmadığı için sadece Türkülerimizi örnek vermek yeterli olur. Beraber yaşadığı topluklular ile zaten kültürel doku uyumu olduğu için şimdiye kadar sorunsuz yaşanmıştır. Şimdilerde sıkıntı çıkıyorsa dokularda meydana gelen bozulmalara bakmak gerekir. Bu tek taraflı bir durum değildir.

         


Türk Yurdu Eylül 2009
Türk Yurdu Eylül 2009
Eylül 2009 - Yıl 98 - Sayı 265

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele