Ulus Devlet Soruşturması

Eylül 2009 - Yıl 98 - Sayı 265

        1. Ulus devlet kavramı “nation state” kavramının Türkçe karşılığıdır. Bu kavram “uniter devlet” ve “tekil devlet” kavramları ile de örtüşmektedir ve “millet devlet” şeklinde de kullanılmaktadır.

         

        “Millet” kelimesi eskiden “ümmet” yerine kullanılırdı. Osmanlı devletinde “Müslüman” ve “Gayrimüslim” tebaa söz konusuydu ve dine dayanan bir “millet sistemi” vardı. Millet kavramı zaman içinde dış ve iç dinamiklerle “ümmet” kavramından sıyrıldı. Ulus kavramında daha çok “seküler”, “millet” kavramında da dinî ve kültürel bir muhteva yüklenmektedir.

         

        “Ulus devlet” Batı Avrupa’da 16. yüzyıldan itibaren tarihi, toplumsal ve ekonomik büyük değişimlerle ilişkili bir süreçle birlikte doğmuştur. Batı’da Doğu toplumlarından farklı olarak tek merkezi devlet ve otorite yoktu. Bu coğrafyada birbirlerinden bağımsız veya hiyerarşik ilişkileri bulunan malikâneler ve şatolarla sembolize edilen “baronluk”lar vardı. Bunların her biri kendisine bağlı köylerin ve toprağa bağlı serflerin ve kendi silahlı güçlerinin de bulunduğu bağımsız veya yarı bağımlı yapılardı. Aynı zamanda Batı Avrupa”da her yerde manastırlarla örgütlenmiş, kendisine bağlı köy ve kasabaları olan kilise ve krallıklar bulunmaktaydı. Batı Avrupa’daki bu parçalı yapı merkezi bir güç tarafından denetlenemiyordu. Doğu toplumlarında ise aynı dönemlerde her şeyin üzerinde hâkim bir devlet ve hükümdar vardı.

         

        Batı Avrupa’da feodalite olarak adlandırılan bu yapının çözülmesi süreci ile krallıklar ve merkezi devletler doğmaya başladı. Mutlak krallıkların gelişmesi ve akabinde burjuva sınıfının şekillenmesi, kentleşme ve sanayileşme süreci “ulus devlet”lerin dünya sahnesine çıkışının ilk aşamasıdır. Burjuva sınıfını (yani kentli orta sınıfın) doğuşu ekonomik, toplumsal ve kültürel dönüşümleri hızlandırmış ve önce Batı Avrupada, akabinde de dünyada büyük toplumsal dönüşümlere yol açmıştır.

         

        Batı Avrupa’da uluslar (milletler) ve ulus devletlerin doğuşu bu sürecin eseridir. Avrupa’da ortaya çıkan ekonomik gelişme ve kentleşme, matbaaların yaygınlaşması, okuma yazma oranının hızla artışı ile birlikte kültür ürünlerinin tüketen dinamik bir kitlenin oluşmasını da sağlamıştır. Kentleşme, burjuva sınıfının doğuşu, ekonomik ve sosyal gelişmeler ve sanayileşme ile gazete dilinin yaygınlaşması aynı zamanda krallıkların çöküşü ve ulus hâkimiyetine dayanan parlamenter ve demokratik sistemleri şekillendirmiştir. Batı Avrupa’da parlamentoların kurulması, siyasi partiler ve çok partili sistemler ile sivil toplumun gelişmesi bu sürecin safhalarıdır.

         

        Ulus devlet tipi bütün bu tarihi ve toplumsal süreç içerisinde evrensel bir devlet tipine dönüşmüştür. Ancak, dünyanın bu süreçleri tam anlamıyla yaşamamış ülkelerinde ulus devletler sanayileşme ve kentleşme ve demokratik gelişmelerden bağımsız bir tarzda gelişmişlerdir.

         

        Türkiye Osmanlı devletinin askeri ve sivil bürokratik kadroları tarafından kurulmuş bulunan ve onun gerçek mirasçısı olan bir devlettir. Ülkemizin Tanzimat ve Islahat Fermanları, I. ve II. Meşrutiyetler ve Cumhuriyetle birlikte devam eden modernleşme ve batılılaşma macerası vardır. Modern batılı kurumların alınması, Padişahın yetkilerinin kademe kademe azaltılması, bürokrasinin doğuşu ve gelişmesi Türkiye’de ulus devletin de kuruluşunun da aşamaları olarak da değerlendirilebilir. Bunun yanında Osmanlı devletinde çıkan gazeteler, edebi akımların doğuşu ve gelişmesi ile fikir hareketleri bu sürece katkı sağlamıştır.

         

        Türkiye Cumhuriyeti bir ulus devlet olarak kurulmuştur. Ancak Osmanlı devleti gibi büyük bir imparatorluğun ve onun başlattığı modernleşme hareketinin de devamcısı olması onu yeni kurulan devletlerden farklı kılmaktadır.

         

         

         

        2. Türk kelimesi etnik bir gruba ait değil, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tümünü ihtiva eden bir kavramdır. Bu durum 1924, 1960 ve 1982 anayasalarında da yer almaktadır ve Türk kelimesi Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan bütün vatandaşları kapsamaktadır. Bu sadece teknik bir uygulamadan ibaret değil, tarihi ve kültürel bir idrakin neticesidir.

         

         

        “Turchia” kelimesi Osmanlı Devletinin Avrupa içlerine uzanan fetihlerinin sonrasında 13 ve 14. yüzyıllardan itibaren Osmanlı Devleti yerine kullandıkları bir kelimeydi. Türkiye adı ülkemize Türkiye Cumhuriyeti henüz kurulmadan verilmişti. Türk kelimesinin de Avrupa’da yine erken tarihlerde Müslüman kelimesinin yerine kullanıldığını, Gayrimüslim bir kişinin İslamiyeti kabul ettiğinde ona “Türk oldu” denildiği yaygın bir bilgidir. Türk kavramı bir topluluğa ve devlete ad olmanın ötesinde uzun bir tarihi süreç içerisinde köklü kültürel muhteva kazanmıştır.

         

         

        3. Ulus devletin küreselleşme sürecinde güç kaybettiği, çok uluslu ve ulusötesi şirketlerin göreli bağımsızlığı, internet ve bilişim alanındaki gelişmelerin sonuçlarının yansımaları vs’nin onun alanını daralttığı bir gerçektir. Ancak uluslararası sistem ulus devletler üzerinden cereyan etmektedir. Fukuyama’nın “Devlet İnşası” adlı eserinde uluslararası alandaki içinden çıkılamayan bir çok sorunun yetersiz ve niteliksiz devlet yapılarından kaynaklandığını ve modern ve gelişmiş ulus devletin gerekli olduğu savunulmaktadır.

         

         

        4. Bu sorunun cevabı iç ve dış birçok unsur üzerinde durularak verilebilir. İçerideki bazı etnik grupları emperyalist devletlerin kendi çıkarları doğrultusunda kışkırtmaları daima olmuştur. Günümüzde de Iraktaki Amerikan politikaları, bölgedeki yapılanma ve ayrılıkçı hareket bir vakıadır.

         

        Güneydoğu Anadolu bölgesindeki PKK terör örgütüne karşı sürdürülen mücadelenin bir etnik çatışmaya dönüşmemiş olması o bölgede yaşayan vatandaşlarımızın bölünme talebinin olmadığının göstergesidir. Ancak Türkiye’nin uygulayacağı politikaların da bu konuda belirleyiciliği olacaktır. Üniter yapı içinde kalınarak sürdürülecek bölgesel kalkınma politikaları, bütün etnik grup ve alt kültür mensuplarının gönlünü kazanma ile paralel olarak demokrasimizin bütün Türk vatandaşları için ortak bir payda haline getirilmesi mevcut bölünme potansiyelini de ortadan kaldıracaktır. Buna mukabil Türkiye bu basireti ve aklı gösteremeyip “federasyona” kadar gidebilecek yanlış politikalar izlerse bu büyük bir felaket olacaktır.

         

         Üniter devlet (tekil devlet, basit ve tek yapılı devlet), devletin tek bir merkezden yönetimini ifade eden bir kavramdır. Üniter devlet, devletin ve milletin bölünmezliğini dayanır. Tek bir hukuk sistemi vardır. Bu sistemde tek bir millet, tek parlamento, tek yönetim, tek ordu, tek para birimi, tek resmi dil ve tek bir bayrak söz konusudur. Üniter devletin en yalın ifadesi budur.

         

        Üniter devletin dışında bir başka devlet türü de “karma, birleşik yapılı devletler” yani federasyonlar ve konfederasyonlardır. Federasyonlar birden fazla federe devleti kapsarlar. Federal devletlerde üniter devletlerin aksine birden fazla millet, parlamento, yönetim, resmi dil, bayrak, para birimi, ordu mevcut olabilir.

         

        Üniter devlet ile federal devlet arasındaki en temel farklılıklar bunlardır. Federal devletlerin üniter devletlerden daha demokratik olduğundan bahsetmek zordur. Çünkü üniter devletlerin temel niteliği tek bir merkezi yapıya dayanmasıdır. Bunun dışında üniter devletler tarihi, coğrafi, fiziki yapı, nüfus, nüfusun nitelikleri, demokratik gelişmişlik, din, inanç vs. bakımından birbirlerinden farklıdırlar. Bu durum federal devletler için de geçerlidir.

         

        Üniter ve federal devletlerin kuruluş tarzları ve özellikleri o devletlerin niteliklerini belirler. Bir devletin uniter veya federal olması onun tarihi, coğrafi ve siyasi şartlarının tabii bir sonucudur.

         

        Federal devletlerin kuruluş istikametleri o federal devletin akıbetini tayin eder. Eğer bir federal devlet dışarıdan içeriye doğru bir birleşmenin sonucunda gerçekleşmişse uzun vadede de o devletin istikameti “birleşmeye yani tekliğe” doğrudur. Eğer bir federal devlet içeriden dışarıya doğru gerçekleşirse, yani bir üniter devlet kendi içindeki etnik gruplarla federal bir devlet kurma eğilimine girerse federasyonun istikameti “dışarıya, yani ayrılmaya” doğru olacaktır.

         

        Bu bölge, Türkiye’de 1950’lerde başlamış olan hızlı kentleşme ve modernleşme sürecine en geç katılan yöredir. Bu süreçle birlikte ülkemizde eğitim imkânları ve fırsatları artmış, insanlar farklı meslek ve toplumsal tabakalara ait olmaya ve aynı zamanda bireyselleşmeye başlamışlardır. İletişim araçlarının yaygınlaşması ile mahalli ağız ve şiveler azalmaya başlamış, dış evlilikler hızla artmıştır. Şehirde eğitim, sosyal hareketlilik, uzmanlaşma vs. geniş kesimleri kaynaştırmıştır. Bu süreç sadece bazı alt kültürleri ve etnik grupları değil bütün toplumu aynı sosyal ve kültürel havayı solur hale getirmiştir. 1950’lerden başlayarak devam eden modernleşme bir yanıyla milletleşme sürecidir.

         

        Günümüz Türkiyesi birçok aksaklıklarına rağmen bulunduğu coğrafyanın en güçlü ülkesi olduğu gibi, sayısal olarak da nüfusunun % 70’den fazlasının kentlerde yaşadığı bir şehir toplumu olma yolundaki bir ülke hüviyetindedir. Nüfusunu önemli bir kısmı küçük işletme ve serbest meslek sahipleri ve hizmet sektöründe çalışanlardan oluşmaktadır. Ülkemizde milli ve mahalli birçok gazete ve televizyon kanalından bahsedebiliriz. Eğitim alanında da niteliği tartışılmakla birlikte sayısal olarak büyük bir ilerleme kaydedilmiştir. Bilhassa son yıllarda modernleşme sürecine Doğu ve Güneydoğu illeri de hızla katılmış bulunmaktadır. Bu bakımdan ülkemizin tarihi ve kültürel birikimi, ekonomik gücü ve toplumsal yapısı ile büyük bir devlettir ve milletleşme sürecinin de ileri safhasında olduğunu söyleyebiliriz.

         

         

        5. Türk milliyetçiliği de büyük bir imparatorlukların mirası üzerinde oturan ve tarihi, kültürel yapısı ve İslam dinine mensubiyeti sebebiyle de ırkçılık kavramına yabancı ve bütün soylara ve alt kültürlere saygıya dayanan bir anlayışa sahiptir.

         

         

        6. Eski Türk devletleri, Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti boyunca Türklerin büyük medeniyet ve kültür yaratmış, büyük eserler ve sanatçılar yetiştirmiş olduğu bir vakıadır. Günümüzde de Türkiye coğrafi yapısı, gelişmişlik seviyesi, iki yüzyıllık batılılaşma, modernleşme süreci ve dünyaya açık bir yüzü ile bölgesinde bu birikimi olan yegâne ülkedir ve Türk kültürü de bu potansiyele fazlasıyla sahiptir.

         

         


Türk Yurdu Eylül 2009
Türk Yurdu Eylül 2009
Eylül 2009 - Yıl 98 - Sayı 265

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele