Ulus Devlet Soruşturması

Eylül 2009 - Yıl 98 - Sayı 265

1-Bahse konu bu kavram kargaşalığının birçok sebebi olmakla berâber, herşeyden evvel aydınlarımızın ve akademisyenlerimizin zihnî yapılarından kaynaklandığını düşündüğümü belirtmeliyim. İmdi; “millî devlet”, “ulus-devlet” yerine ikame olmak üzere kullanıldığında tipik bir “yanlış kavramlandırma” (misconception) niteliği taşımaktadır; zîra, bu haliyle, târif çerçevesi yeterince dikkatlice çizilmemiş, efrâdını câmi’, ağyârını mâni’ olmayan ve bu sebeple de sağlıksız bir kavram niteliğindedir ve esas olarak da, çok sıkça dile getirilen “...millî devletimizi 1923’de kurduk...” kabîlinden retoriklerden de anlaşılabileceği gibi, Cumhuriyet ile İmparatorluk dönemini kesin ve keskin bir hatla ayırmak kastıyla kullanılmaktadır ve yanlış olduğu gibi risk taşıyan tedâîler de ihtivâ etmektedir; zîra, bu kavram, mefhûmu muhâlifi olan “millî olmayan devlet”i de tazammun etmektedir ki bu da dilimizde pejoratif bir kavram niteliğinde olan “gayri millî devlet”i işâret etmektedir ve buna göre, İmparatorluğumuzun, yâni Türklerin, bir daha tekrar etmeleri muhâl olan, tarihlerinin zirvesine reddiye gibi kabûlü imkânsız vahîm bir netîce hâsıl etmektedir. Şüphesiz, Türkiye ne kadar millî devletimiz ise Osmanlı, Selçuklu ve ilââhir... en az o kadar millîdir. Burada tafsîl etmemiz mümkün olmadığı için ancak bu kadarını söyleyebileceğim bu husûsa şunu da eklemeliyim. Esas îtibâriyle, gerek Türk tarihinin ve devlet anlayış ve an’anesinin nev’i şahsına münhasır husûsiyetleri ve gerekse de felsefesizliğin hâsıl ettiği zihnî fıkdâniyet, Türkiye Cumhuriyeti’nin, kendisinden önce gelen Osmanlı ve Selçuklu’dan radikal bir interrupt ile ayrıldığı bir başka devlet olarak algılanmasına yol açmakta ve bu da Türklerin “çok devlet kurmak” ile övünürken kurdukları devletlerin sallantılı ve istikrarsız oldukları gibi bir başka vehâmete de yol açmaktadır.

 

 

2-Burada da benzer bir problemle karşılaşmakta olduğumuzu söyleyebilirim: “Türk” ile şayet bir milleti kastediyor isek, artık ona “etni(site)” diyemeyiz; millet, etni(site)’nin evrilmiş ve ref’ olmuş şeklidir. Millet esas olarak bir kültür oluşumu iken etni(site), kan bağlarının daha sıkı olması hasebiyle daha ziyade genetik bir oluşumdur. Ve bir de şu var: Muhtelif Türk boylarının, halklarının ve kavimlerinin de “etni(site)” kavramı ile ifâde edildiğini görmekteyiz ne yazık ki: Türkmen’e, Kazak’a vs. “etni(site)” demek gibi. Bu, külliyen yanlıştır, çünkü etni(site)’nin en bâriz karaktersitik vasıflarından birisi “dil”dir. Her etni(site) bir “dil cemaati”dir - daha sahih ismiyle, “konuşma cemaati (speech community) – ve aynı dili konuşan iki etni(site) yoktur. Türk kelimesinin etni(site)’ye indirgenmesi, bilinçli olarak yapılıyorsa, Türklüğün tasfiyesinden başka bir niyetin ürünü de olamaz. Ne var ki son gelişmeler, Anadolu Türklerinin “millet” olma vasfını kaybetme ve seviye kaybederek “halk” statüsüne düşme, inme sınırında durduklarını da göstermektedir.

    

 

 

3-Hayır; ancak ulus-devletler bir kriz içindedirler ve tarihin ilerleyişinde, olmakta olanlardan hareketle olacak olanları, tahminî olarak,  ana hatlarıyla şu üç başlıkta hülasa edebiliriz: 1. Bazı ulus-devletler daha da gelişerek bir tür “hiper ulus-devlet”e dönüşebilir (ABD ve Çin gibi). 2. Bazı ulus-devletler gerçek ulus-devlet değildir. Çünkü gerçek bir ulus’u (milleti) yoktur, bunlar muhtelif şekillerde ortadan kalkabilirler. –Zorla bir arada tutulan unsurların ayrılması gibi– 3. Bazıları da -şu andaki Türkiye gibi- ulus’u (milleti) olsa bile, içlerinden yükselen bir unsurun meydan okumasına cevap verememe ile açığa çıkan, çözülme süreci geçirmenin bir sonucu olarak dağılabilir. 4. Bazıları, aşırı derecede zor olmakla berâber, şu andaki AB üyesi devletler gibi, daha büyük bir ulus-devlet (hiper ulus-devlet) oluşturmak üzere zamanla kendi kendisini feshedebilir veya onun içinde eriyebilir.

 

 

 

4-Burada kullanılan etnik olarak Türk hissetmeyenler ibaresinin, millet ile etni(site)’yi birbirine karıştırdığı için yanlış olduğunu vurgulayarak, şunu söylemek isterim: Türkiye zaten bu süreci yaşamaktadır. Karşı karşıya bulunulan meselenin çözülüp dağılma değil de bir demokrasi meselesi olduğunu zanneden Türklerin, kendi ülkeleri üzerinde kontrolleri kalmamıştır. Parçalanma çoktan başlamıştır. Çünkü insana ait olan herşeyin zihinde başlaması gibi, ülke zaten zihin olarak parçalanmıştır ve dahası ülke ‘de facto’ olarak da fizikî bir parçalanmışlık yaşamaktadır. Artık bu ülkenin her tarafı Türkiye değildir ve ilâveten, Bizler ile aynı geçmişi, aynı kahramanları, aynı mitleri ve sembolleri paylaşmayan, aynı toprağa aynı vatan gözüyle bakmayan ve müşterek bir gelecek tasavvuru kalmamış bir hareket, dışarının desteği ve içerinin de gaflet ve delâleti ile sonuca doğru gitmektedir.

 

 

 

5-Bu sorunuzun cevabını buracığa sığdırmam mümkün değil. Çok kısaca söylersek: Kuvvetli bir ekzistansiyel milliyetçi tabana karşılık, başarısız ve entelektüel olarak sığ ve bu sebeple cemiyetle buluşamayan, buluşsa da “milliyetçilik farkını ortaya koyabilecek”,  sadra şifâ icraatta bulunabilecek fazla bir yanı olmayan, sıradan bir siyâsî milliyetçilik en başta gelen özellikleridir diyebiliriz.

 

 

 

 

6-Çok kısaca: Çok zor ve hattâ meselâ, bugünkü kültürümüzün kendisinin, başka kültürlerin etkisiyle yozlaşmakta olduğunu, yine meselâ bugünkü Türkçenin bir medeniyet dili olmadığını göz önünde tutacak olursak, imkânsız dahi diyebilirim.

 

 

 


Türk Yurdu Eylül 2009
Türk Yurdu Eylül 2009
Eylül 2009 - Yıl 98 - Sayı 265

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele