Ulus Devlet Soruşturması

Eylül 2009 - Yıl 98 - Sayı 265

        1-   Türkçe bakımından, ulus devlet ifadesinin millî devleti karşılaması için, ‘ulusal devlet’ olarak kullanılması gerekir.  Bu kullanış şeklinin, hangi yabancı tamlamanın yanlış çevirisi olduğunu da bilmiyorum. 

         

         Millî devlet, egemenliğin bir millete dayandığı devlettir. Birinci Dünya Savaşı sonunda imparatorlukların dağılmasıyla, onların yerine doğan ve tek bir millete dayanan devletler bu adla anılmıştır. Osmanlı Devletinin bu bakımdan farklı olduğunu bilmemiz gerekir. Bu devlet,  kuruluş ilkesi olarak,  egemenliğin Osmanoğulları’nda olması ve siyasi hakların Müslümanlara münhasır bulunması esasına dayanır. İslam milleti bir bütün olarak ‘millet-i hâkime’ diğerleri ise ‘ millet-i mahkûme’  olarak isimlendirilir. 1856 Islahat Fermanı’na kadar da böyle devam etmiştir. Devlet-i Al-i Osman içinde değişik milletler bulunmakla birlikte, Müslüman olmayanların devlet erkine katılmaları mümkün olmadığından, bu devleti, ‘millî devlet’ karşıtı bir imparatorluk oluşumu olarak düşünmek zordur.  Devlet, ancak 1856 Islahat Fermanı ve bunun uygulamalarıyla, Osmanlı egemenlik ve devlet erkine birden çok milletin ortak olduğu bir imparatorluk haline gelmiştir. Zamanın Osmanlı büyükleri ‘ Devletin esasına halel geldi’ diyerek, kuruluş ilkesinden sapıldığını belirtmiş ve yeni durumu eleştirmişlerdir.

         

        Bildiğimiz gibi, ittihad-ı anasır yahut Osmanlıcılık fikri, bu yeni durumu temellendirmeye çalışan bir anlayış, bir iman olarak geliştirilmeye çalışıldıysa da unsurların daha hızla dağılmalarından başka bir işe yaramadı.

         

        Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Islahat Fermanı’nın getirmiş olduğu eşitlikçi anlayışı,  ‘Türk’ kavramı adıyla aynen devam ettirmektedir. Öyle ki ülkemizde yaşayan bütün etnik yahut dinî unsurlar, egemenlik hakkına sahiplikte eşittirler. Anayasamıza göre, egemenlik kayıtsız şartsız milletinindir. Devamı: Türk milleti egemenliğini Anayasa’nın belirlediği ilkeler doğrultusunda kullanır.  Peki, Türk kimdir?  66. Madde: Türkiye Cumhuriyeti Devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür. Görülüyor ki hukuki ve siyasî anlamda, hiçbir ayırıma yer verilmeksizin eşitlik sağlanmıştır. Farklı din ve etnisite iddialarının varlığı, bu hukukî yapıyı değiştirmez. Türkiye Cumhuriyeti millî bir devlettir.

         

        Millî devlet terimi hukukî bir ifade olmakla beraber, Türkiye Cumhuriyeti hudutları içinde yaşayan insanların kültürel bütünlüğünü ifade için kullanılırsa, bu da yanlış olmaz. Bu topluluk içinde farklı bir etnisite iddiasında bulunanlar sadece bir kısım Kürtlerdir. Diğer farklı kökenlerden geldiklerini iddia edenler varsa, onların yurdumuzdaki dağılımları,  sayıları ve yaşama biçimleri böyle bir iddiaya imkân vermemektedir. Farklı soy iddiası kişisel bir özellik olmaktan öteye geçmez.  Kürtlerin farklı etnisite oldukları iddiası, bugüne kadar sosyolojik açıdan kanıtlanmış bir keyfiyet değildir.  Yüz yıllar boyunca fiilen hissedilen bir keyfiyet de değildir.  Türkiye’nin Güneydoğu illerinde yaşanan hayat tarzı ile diğerleri arasında bir fark hissedemezsiniz; hele Ramazan ayında.  Ama terör ve siyasi mücadeleler bu hususu bir kesin mütearife gibi ortaya koymuş gözükmektedir. Böyle de olsa, yaşanan hayatın ilke ve üslubundaki ayniyetin gerçekliği değişmiş olmaz. Batılıların telkinleri doğrultusunda ve tercüme kafalarla yorum yapanlar,  bu gerçeği açıkça görmek yerine çok kültürlülüğün faziletleri üzerine zavallı teviller yapmaya çalışmaktadırlar. Batı, kendisi için tek kültürlülüğü başkaları için çok kültürlülüğü önermektedir. Cumhuriyet’ten sonra bir ‘ulus’ inşa etmeye başladığımızı söyleyenler yukarıda işaret ettiklerimizdir. Ve kültür terimi hakkında yeteri kavrayışa ulaşamadıklarını söylememiz, çok hafif de olsa, ilk tespittir.

         

        Nihayet, millî Devlet yerine ulus devlet’i koymaya çalışanların sadece bir kelime değişikliği yapmanın ötesinde, bir kültür değişimini hedeflediklerini söylemeliyiz. Cumhuriyetimizin bilinen zamanlarında başlatılan dilde uydurmacılık hareketinin amacının, kelime değişikliklerini kültür değişmesinin bir aracı olarak kullanmak olduğunu hatırlamalıyız. Halkın kullana geldiği kelimeyi atmak, onun bütün çağrışımlarından, anlam bağlantılarından ve kültürel atmosferinden kurtulmak ve böylece yeni bir kültüre hazırlanmaktı. Bunu, İsmet İnönü gibi bir siyaset adamının açıkça ifade etmesi, sorunun boyutlarını göstermektedir. Şimdi de yapılmak istenen aynı şeydir.   

         

         

        2-   Türk kelimesi, tarihte ilk geçtiği zamanlardan itibaren, bugünkü kavramlarımızla kültür ortaklığı yahut yakınlığı taşıyan topluluklar için kullanılmıştır; genellikle Türkçe konuşan topluluklara Türk denilmiştir. Gök Türk Abideleri’nde Türk, bir budunun adı olarak kullanılmıştır. Sözlükler budunu, aralarında töre, dil ve kültür ortaklığı bulunan boylar olarak tanımlamaktadır. Mısır’da kurulan Kölemenler devletine Avrupalılar Türkiya Devleti demişlerdir. Anadolu’ya da on üçüncü yüz yılda Türkiye diyenler Avrupalılardır.      

          

        Milleti kültür birliği olarak düşünürsek, Türk kavramı,  tarihinde fiilen olduğu gibi,       bugün de bir milletin adıdır.  Etnik grup, soy birliğine dayanan ve millet olmayı hedefleyen toplumsal gruptur. Bir etnik grup kültürel bütünlüğünü sağlayıp millet haline geldikten sonra artık soy birliği aramaz.

         

         

        3-   Millî devlet kurulmuştur ve vardır; ‘Ulusal devlet’ süreci derken neyi kastettiğinizi anlayamadım. Eğer bir tarihi/toplumsal süreç sonunda millî devlet olunuyorsa, o süreç yaşanmış ve millî devlet olmuştur. Eğer millî devletlerin varlığı bir süreç ise ve onun sonunun gelip gelmediğini soruyorsanız, ben dünya üstünde bu soruyu sormanızı gerektirecek bir gelişme yaşandığını sanmıyorum. Bu da bazı çevrelerin, ideolojik tercihleri doğrultusunda yaptıkları propagandaların bir sonucu olsa gerek.  

         

         

        4-   Böyle bir rüyayı görenler olabilir; propaganda ile toplumun imanını zedelemek isteyenler olabilir, nihayet Türkiye’nin geleceği konusunda son derece hassas olan bir kısım çevreler, toplumu uyarmakta sınırı aşıp, propagandacıların tuzağına düşmüş olabilir.            

         

        Yukarıda bir nebze temas ettiğimiz gibi, etnik grupların varlığı bir milleti zorunlu bir parçalanmaya götürmez. Her millet kendi şartlarına göre buna çözümler üretir; Türkiye de Kürt meselesini çözüme ulaştıracaktır. Bugünlerde meselenin açık tartışmaya açılması milletler arası durumun çözüm için uygun olduğu anlamını taşıyor olabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken noktalar vardır: 1. PKK ve Apo bu çözümün hiçbir noktasında bulunmamalıdır. 2. Kürtlerin sadece Güneydoğu Anadolu’da değil tüm Türkiye’de yaşadığı unutulmamalıdır. Özellikle bu nokta dikkate alındığında, etnisite iddialarına dayalı taleplerin, muhtemelen şaşırtıcı ölçüde az sayıda bir parazit kesim tarafından savunulduğu anlaşılacaktır. 3. Kürtlerin, bir alt kültür, yerel kültürlerden mi, bir etnisite mi olduğu ilmi ölçülerle tartışılıp tespit edilmelidir.  Çünkü çağımızda ulaşılan propaganda ve teşkilatlanma güçleriyle, herhangi bir topluluk bu niteliklere sahip olmadan havaya getirilebilir, hayali heyecanlarla ayağa kaldırılabilir;  ama sonu hüsran olur. Bunun açıklıkla görülebilmesi ve gerek Türk gerekse Kürt vatandaşlarımızın sağlıklı bir ruh potansiyeline gelebilmesi için, Uluslararası ortamın bu konuya ilgisinin bir baskı ve destek olmaktan çıkarılması ve PKK terörünün bitirilmesi gerekir. Terör tehdidi altında sağlıklı bir düşünce ve karara varılamaz.  Bunun en büyük sıkıntısını çeken Kürt vatandaşlarımızdır. 4. Bu sağlıklı ruh zeminine ulaşıncaya kadar, özellikle Kürtler dışındaki vatandaşlarımızın durumları her an dikkate alınmalıdır. 5. Her meselede olduğu gibi bu meselede de aceleci çözümlerden kaçınılmalıdır.

         

                  Nihayet unutmayalım ki parçalanma,  çöküş dönemlerinin korkusudur ve biz bunu yaşamışızdır. Bugünün Türkiye’si ise yükselişe geçmiştir. Rahmetli Dündar Taşer’in ifadesiyle, “Türk tarihinin sarkacı yükselişe geçmiştir; onu kimse durduramaz.” Aklı başında hiçbir Kürt vatandaşımızın bu yükselişin dışında kalmak isteyeceğini düşünemem. Yeter ki propaganda ve terör bitirilsin ve insanlarımız salim kafayla, beraberliğimizin heyecanını yeniden duymaya başlasın.

         

        Hangi sebeplerle olursa olsun parçalanma korkusunu dile getirenler bunu hatırda tutmalıdır.

         

        5-   Türk milliyetçiliğinin oluşumunda başkalarına düşmanlık yoktur. Bir başka topluluğa karşı duyulan kin ve nefret gibi olumsuz duygularla yeşermemiş, gelişmemiştir. Ayrıca bir imparatorluk geleneğine sahiptir, farklı topluluklarla bir arada yaşamanın ve paylaşmanın tecrübesine sahiptir.

         

         

        6-Bu kadar temiz ve insanlık ideallerine açık bir milliyetçilik var mıdır bilmiyorum; ama herhalde varsa da çok azdır.      

         

                         


Türk Yurdu Eylül 2009
Türk Yurdu Eylül 2009
Eylül 2009 - Yıl 98 - Sayı 265

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele