Türk Ocakları Genel Merkezinin Basın Açıklaması

Eylül 2009 - Yıl 98 - Sayı 265

        Türk Ocakları, millî varlığımızı, millî bekamızı ve güvenliğimizi, millî kültürümüzü ilgilendiren temel meseleleri faaliyet konusu yapmak, bunlara ilişkin çözümler aramak, düşünceler geliştirmek maksadıyla kurulan yüzyıllık bir hizmet çınarıdır. Bugün de kuruluşundaki amaç ve ilkeleri özenle koruyarak işlevini yerine getiren milliyetçi bir sivil toplum kuruluşu olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

         

                    Sık sık vurguladığımız gibi, Türkiye’nin son dönemlerdeki birinci gündem maddesi bölücü terör ve ona vücut veren etnik fitnedir. 25 yıldır sürüp gelen bu problemi ülkemizin huzuru, güvenliği ve geleceği açısından halletmek mecburiyetindeyiz.

         

                    Hükümetin bu konuya ilişkin olarak başlattığı “açılım” girişimlerini yakından izliyoruz. İçeriği belirsiz olan, henüz oluşmamış-oluşturulmamış bir politikayı peşinen benimseyip desteklemek doğal olarak söz konusu değildir. Görüşlerimizi yayın organımız Türk Yurdu dergisinde ve web sitemizde Genel Başkanımız Nuri Gürgür’ün ve diğer yazarlarımızın kalemlerinden düzenli şekilde kamuoyuna sunuyoruz.

         

                    Son olarak İçişleri bakanı Sayın Beşir Atalay sürdürdüğü temaslar cümlesinden bizleri bilgilendirmek maksadıyla Genel Merkezimizi ziyaret etti. Genel Başkanımız ve Yönetim Kurulumuzla bir saate yakın bir görüşme yaptı. Genel Başkanımız Nuri Gürgür, Türk Ocaklarının görüş ve düşüncelerini şifahi olarak anlattı ve bunları kapsayan bir dosyayı kendilerine sundu. Bu dosya web sayfamızda da yayınlandı.

         

                    Gerek bu görüşme, gerekse bazı gazetelerde Türk Ocağıyla ilgili yapılan haberlerde objektif habercilik yerine gazetelerin kendi bakış açılarını yansıttıkları, cümlelerin cımbızla seçilip haber yapıldığı, başlığın da buna göre atıldığı görülmektedir. Bu tarz habercilik esef vericidir. Sonuçta kafa karışıklığı doğurmakta, bazı yanlış değerlendirmelere ve hükümlere yol açmaktadır.

         

                    Türk Ocakları amacı ve ilkeleri net olan, son derece şeffaf ve açık çalışan, şahsi hesapları ve siyasi beklentileri olmayan, gücünü milliyetçi camiadan ve inancından alan, sorumluluğunun bilincinde, kâmil anlamda bir “mefkûre ocağıdır.”

         

                    Ülkemizin kanayan yarası etno-milliyetçi bölücü terör ve bu konuya ilişkin “açılım girişimleri” üzerindeki görüşlerimizi kısaca özetleyerek, zamana yayılmakta oluşu nedeniyle, özellikle konuya ilişkin çalışmalarımızı topluca izleme fırsatı bulamayan gönüldaşlarımızın sağlıklı bir değerlendirme yapmalarına yardımcı olmayı yararlı görüyoruz:

         

         

        1-                  Bölücü terör, etnik milliyetçi Kürtçülük hareketinin eseridir. Konuya çözüm ararken öncelikle terörü doğuran sosyal ve psikolojik zemini dikkate almak, bin yıldır yaşanan birlikteliğin son dönemde bozulmasının, belirli bir kitlede farklı bir aidiyet bilincinin oluşmasının sebeplerini araştırmak, buna önlem almak zorundayız.

         

        2-                  Bölücü terör hem bazı batılı ülkelerde, hem de içimizdeki eski solcu ve liberal çevrelerde “bir halkın kurtuluş mücadelesi” şeklinde algılanıyor, meşru sayılıyor ve destekleniyor. 80 öncesinde devletle ideolojik nedenlerle çatışıp yıkmaya çalışan günümüzün neo-liberal ve demokrat kesimleri, yarım kalmış hesaplarını demokratikleşme, haklar ve özgürlükler gibi evrensel değerler üzerinden yürütmeye çalışıyorlar. Hükümet bunları, gerçek yüzlerini ve esas niyetlerini görmezlikten gelerek kılavuz yapmak isterse daha baştan çıkmaza saplanır. Girişimlerini kuşkulu hale getirir.

         

         

        3-                  Problemin kilit unsuru PKK’nın varlığıdır. Bölgede 5–6 bin silâhlı militanın tehdidi hüküm sürdükçe, halkın iradesini özgürce ortaya koyması mümkün olmaz. Atılacak her adım denize dökülen bir kova su gibi sonuçsuz kalır.

         

        4-                  PKK-DTP sözcülerinin ve Öcalan’ın çözüm adına ileri sürdükleri isekler, üzerinde durulmaya deymeyecek hezeyanlardır. Bunların ciddiye alınıp müzakere edilmesini tavsiye eden neo-liberal kalemler devleti örgüte teslim olmaya zorluyorlar.

         

         

        5-                  Bu cümleden olarak:

         

  1. Anayasanın değiştirilerek Türk ve Türklükle ilgili kavramların metinden çıkarılmasını istemek,

         

  1. Yerel yönetimlerin yetkilerinin genişletilmesi adı altında otonomiye,  yerel özerkliğe kapı açmak,

         

         

  1. Kürtçeyi eğitim kurumlarına taşıyarak, kamusal alanlarda kullanılmasının önünü açarak Türkçeyle eş değer hale getirmeye çalışmak,

         

        ç.   Etnik kimlikle politika yapmayı önermek,

         

  1. Genel bir af çıkararak PKK militanlarına ve Öcalan’a siyaset yapma imkânı hazırlamak,

         

        PKK’nın silâh yoluyla elde edemediği sonuçlara yasal yollardan ulaşmak anlamına gelen girişimlerdir. Bunların “vatana ihanetten” başka tanımlaması yapılamaz.

         

        6-                  Türkiye devleti bazılarının göstermeye çalıştığı gibi aciz ve güçsüz değildir. Güvenlik güçlerimizin terörle mücadelede başarısız olduklarını söylemek tarihi bir iftiradır. Siyasetçilerin kendi alanlarındaki görevlerini yerine getirmeyişleri sonucu ortaya çıkan boşluğun sorumluluğunu güvenlik güçlerine yüklemek haksızlık olur.

         

        7-                  Çözüm arama girişimleri sürdürülürken güvenlik güçlerinin olumsuz etkilenmemesi, morallerinin yüksek tutulması için gerekenler mutlaka yapılmalı, bölgede teyakkuz halinde olunmalı, özellikle istihbarat faaliyetleri çok daha artırılarak PKK adım adım izlenmeli, gerekli hallerde tereddüt etmeden müdahale yapılmalıdır.

         

         

        8-                  Çözüm girişimlerinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için konu iki ana muhalefet partisiyle birlikte ele alınmalı, bir devlet politikası şeklinde inşa edilmeli, siyasi polemiklerle yıpratılıp çıkmaza girmemesi için dikkatli, basiretli ve diplomatik teamüllere uygun bir yol izlenmelidir.

         

        9-                  Demokratikleşme iddiasıyla farklılıklar üzerinde yoğunlaşarak bunları daha belirgin hale getirecek girişimler yapmak son derece yanlış olur. Tam tersi yapılmalı, müştereklikler ön plâna çıkarılıp ele alınmalı, ortak paydalar olabildiğince güçlendirilmelidir. Bireysel hak ve özgürlüklerin tüm toplum kesimlerinde ve ülke genelinde yaygınlaştırılması, evrensel standartlara ulaşılması amaç olmalıdır. Ancak bu girişimlerin kolektif haklara dönüştürülerek siyasi amaçlar için kullanılmasına göz yummak, hatta imkân hazırlamak Türkiye’yi ayrışmaya götürür. Bundan özenle kaçınılmalıdır.

         

         

        10-               PKK tehdit unsuru olmaktan çıkarılmadıkça, silâh bırakmadıkça, çözüm adına atılacak her adım örgütün başarısı şeklinde değerlendirilecek, yürütülecek propaganda sonucu bölge halkının devlete güveni biraz daha zayıflarken, örgüt inisiyatifi ele geçirmek imkânı bulacaktır.

         

         


Türk Yurdu Eylül 2009
Türk Yurdu Eylül 2009
Eylül 2009 - Yıl 98 - Sayı 265

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele