İdil Ural’dan Bir Ses: Çocukluğumun Öyküsü

Ağustos 2009 - Yıl 98 - Sayı 264

        Aysu Erinç, Rusya’nın İdil Ural bölgesi, Türkiye ve Almanya üçgeni arasında dağılan ailesinin kısa tarihi ile birlikte lise öğrenciliği dönemine kadar olan hatıralarını neşretmiştir.[1] Yıllar önce okuduğum Müstecip Ülküsal’ın 1941-1942 Yıllarında Berlin Hatıraları isimli eserinde zikrettiği muhacir Türkler arasında zihnimde iz bırakan isimlerden biri de Abdurrahman Şefi Almas olmuştu. Erinç, onun üç kızından ortancasıdır. İdil Ural bölgesinden olan Almas II. Dünya Savaşı öncesinde Almanya’ya yerleşmiştir. Erinç, ailesini odak aldığı hatıralarında, hayatı ve siyasi faaliyeti çok dikkate değer olmakla birlikte fazla bilinmeyen babası hakkında önemli bilgiler vermektedir. 1933 yılında Almanya’da doğan Erinç, ailesinin kısa geçmişi, Sovyet egemenliğinin tesis edilmesinden sonra vatanlarını terk ederek Almanya’ya iltica eden Sovyet mahkûmu Türk uruglarına mensup muhacirler ve Türkiye’deki lise hayatı ile ilgili önemli notları ihtiva eden hatıraları ilgi çekicidir.

         

         A. Ş. Almas, Sovyet döneminde Moskova’daki Türkiye Büyükelçiliği’nde yerli memur olarak görev yapmış ve bu vesileyle Türk vatandaşı olmuştur. Bir ara Kazan Belediye Başkanlığı, Alman şirketleri adına Rusya’da toptan deri ve kürk ticareti yapan Abdülhamid Kazakof’un kızı ile 1922 yılında evlenmiştir. Şirketin Berlin’de de şubesi bulunduğu için her kış Kazakof ailesi bir süreliğine bu şehirde yaşamayı adet haline getirmiştir. Kazakof’un oğlu ve kızı bu gidip gelişler ve Alman mürebbiyeler sayesinde mükemmel derecede Almanca öğrenmişlerdir. Bolşevik ihtilaliyle birlikte sahip oldukları her şey ellerinden alınmıştır. Almas ailesi Kazan’dan Moskova’ya 1925-1926, Almanya’ya ise 1928 yılında göçmüşlerdir.

         

         A. Ş. Almas’ın Türk Büyükelçiliği’ndeki kısa görevi sırasında tarihe not düşülecek en önemli faaliyeti sefir Muhtar Bey ile Sultan Galiyev’in görüşmelerine aracılık etmesidir. Galiyev’in Stalin yönetimine muhalefetinin netleştiği sırada yapılan bu görüşmede Muhtar Bey, onu can güvenliğini emniyete almak için Türkiye’ye davet etmiştir. O tarihlerde Galiyev’in düşünceleri ve yönetime muhalefeti dışarıda tam olarak bilinmediği için Türkiye’deki muhacir basınında komünist eğilimlerinden dolayı hakkında ağır eleştiriler çıkmakta idi.

         

        Abdülhamid Kazakof, Stalin’in Rusya çapında milliyet esası gözetmeden yürüttüğü kanlı tasfiyede 1937 yılında kurşuna dizilerek öldürülmüştür. Rusya’da yanında kalan kızı 1940, eşi 1941’de vefat etmişlerdir. Oğlu Fuat Kazak damadı ve kızının yardımlarıyla Berlin Teknik Üniversitesi’nde yüksek inşaat mühendisliği okumuş ve doktora yapmıştır. Daha sonra Türkiye’ye giderek özel şirketlerde çalışmıştır.

         

        Aysu Erinç doğup büyüdüğü Berlin’in kuruluşundan itibaren geçirdiği değişiklikler ve coğrafi konumu hakkında kısa bilgi vermiştir.  I. Dünya Savaşı’ndan sonra yüksek enflasyon sebebiyle Alman toplumunda grevler, isyanlar, işsizlik, iflaslar yaygınlaşmış,  Nazilerle komünistler arasında sokak kavgaları olmuştur. Şehirde ekonomiye dayalı sıkıntılı günlerle birlikte modern sanatta gelişmiştir.

         

         Rusya’da komünizmin egemen olmasından sonra bütün Rus partilerinin temsilcileri Berlin’de toplanmıştır. Şehir, Rusya’nın geleceği için Avrupa’da verilen savaşın merkezi durumuna gelmiştir. Şehirde Rus Yazarlar Kulübü, Sanat Evi, Mavi Kuş kabaresi çok sayıda Rus mağazası ve özellikle Rus ürünleri satan şarküteriler bulunmaktadır. Berlin’de ekonomik kriz devlet krizine dönüştüğünde buhranın merkezi haline gelmiştir. Von Papen’in şansölye tayin edilmesinden sonra Nazilerin ünlü hücum kıtaları SA’nın        faaliyetlerine izin vermesi terörü şiddetlenmiştir. Von Papen’in başarısızlığa uğramasından sonra yerine 30 Ocak 1933’te Hitler şansölye tayin edilmiştir. SA terörü Berlin’de giderek daha saldırgan bir hale gelmiştir.

         

         

        6 Ocak 1933’te Berlin’de doğan Erinç, okulda ders programında bir yıl boyunca başta Hitler olma üzere Nazi önderlerinin hayatlarını ezberlemek durumunda kalmıştır. Aile Berlin’in Charlottenburg bölgesinde otuz iki daireli, dört katlı kuleli bir apartmanın dairelerinden birinde oturmuştur. Bombardımanların başladığı 1943 yılına kadar ikametleri devam etmiştir.

         

        A. Ş. Almas dışa dönük, ikramcı bir aile babası olduğu için akşam yemeklerine sık sık misafir getirmiştir. Ailenin en yakın dostlarından olan Türkistanlı Abdulvahap Oktay ve eşi Saide Hanımın çocukları yoktur. Bayram günlerinde baba erkenden kalkıp Berlin’deki tek camiye bayram namazına gitmektedir. Bazen Erinç ve ablasını birlikte götürür. Camide bayramlaşma faslı bittikten sonra dar gelirli bütün üniversite öğrencileri ile birlikte tanıdığı tanımadığı ne kadar gariban varsa onları toplayıp eve getirmesi adet olmuştur.

         

        Berlin’deki evleri Türk ve Tatar kökenli üniversite öğrencilerinin her zaman sığındıkları sıcak bir yuvadır. Bu öğrenciler arasında Azeri petrol zengini Esadullayev’in verdiği bursla okuyanların çoğu sonradan Türkiye’ye gelerek yüksek görevler almışlardır. İçlerinden doktor, mühendis, üniversitede öğretim üyesi olanlar vardır. Dayısı Fuat Kazak Zonguldak-Filyos başta olmak üzere Türkiye’nin çeşitli yörelerinde liman ve köprü inşaatlarının müteahhitliğini üstlenmiştir. Fuat Kazak, Milli Piyangodan çıkan para ile Türkiye’de 1951’de Ahmet Veli Menger’le ortak olarak Alman şirketleri Mercedes ve Bosch ile işbirliği yapmasında destek olmuştur.[2]

         

        Diğer ziyaretçileri arasında Kazan Tatarlarından Reşit Rahmeti ve eşi Dr. Rabia Arat, Dr. İbrahim Veli ve eşi Diş hekimi Hatice Odar, Finlandiya’dan Diş hekimi. Mahruse ve eşi Tahir, Ayaz İshaki’nin kızı Saadet ve eşi Türkistanlı Tahir Şakir (Çağatay) bulunmaktadır. Öğrenci olmayan aile dostları Kazanlı ünlü yazar Ayaz İshaki ve Türkistanlı Mustafa Çokay’dır. Kazanlı Osman Bey ve kızları Rukiye ve Mersiye devamlı görüştükleri hemşerileridir. Bunlardan başka Berlin’e geldikleri zaman İdil Urallı Ahmet Veli Menger (1881-1978) eşi Ayşe Hanım ile kızları Safiye[3] ziyaretçileri arasındadır. Ahmet Veli Menger dedesi Abdülhamid Kazakof gibi Alman şirketleri namına Mançurya ve Çin’in kuzey bölgelerinde deri ve yapağı toplamak üzere geniş bir ticari ağ kurmuştur.

         

        Muhaceret hayatının sıkıntılarını, gruplaşmalarıyla ilgili en derli toplu bilgileri ihtiva eden hatırat Ülküsal’ındır. Üzüntü ile belirtmek gerekir ki siyasi önderlerden ekseriyeti hatıralarını yazmamışlardır. Ülküsal, Kırım’ı işgal eden Almanlarla görüşmelerde bulunmak ve Kırım’a gidiş izni alabilmek üzere Edige Kırımal ile birlikte Cafer Seydahmet Kırımer tarafından 1941 yılının sonlarında Berlin’e gönderilmiştir. Burada resmi makamlarla yaptığı görüşmelerin uzaması üzerine boş vakitlerinde şehirde yaşamakta olan Türklerle ikili görüşmelerde bulunmuşlardır. Bu ziyaretlerinden birini A. Ş. Almas’a yapmışlar, ikametlerinin uzamasından dolayı düştükleri mali sıkıntı esnasında ondan borç para almışlar ve bir müddet sonra ödemişlerdir.[4] Bu süre içinde bir heyetle birlikte esir kamplarını dolaşmakta iken mikrop kaparak hastalanan Mustafa Çokayoğlu vefat etmiştir. Onun ölümü muhacirler arasındaki keskin gruplaşmayı ortaya çıkarmıştır.

         

        Savaş sırasında Türkiye’de yaşamakta olan ve Almanlarla arası iyi olmayan İdil Ural Milli Merkezi Başkanı Ayaz İshaki’nin Berlin’deki temsilciliğini A. Şefi Almas yapmıştır. Erinç, babası ve annesinin ruhi ve fiziki portrelerini çizmiştir. Annesinin pişirdiği, Almanya’da öğrendiği ve sevdiği yemekler hakkında bilgi vermiştir.

         

        1938 yılı başında annesi ve ablası ile birlikte tatile gittikleri Finlandiya’nın bazı şehirlerinde Rusya’dan gelerek kürk ticarete ile uğraşan küçük Tatar kolonileri bulunmakta idi. Erinç’in, Finlandiya’nın nüfusunun beşte birini Tatarların oluşturduğu tespitinin düzeltilmesi gerekmektedir (s.103). Eğitimli, ekonomik durumları iyi ve nüfus artışı düşük olan bu grup günümüzde 1000 kişi kadardır. Helsinki ve Tampere’deki dostlarını ziyaret etmişlerdir. Annesinin kitap okumaya düşkün olduğunu, babasının Almanca bir gazete ile Tatarca İdil-Ural gazetesini okuduğunu kaydetmiştir.(s.107) İdil-Ural gazetesi savaş döneminde İdil-Ural Komitesi tarafından lejyon askerleri için çıkarılmıştır. Anlatımdan bu gazetenin 1938 yılının hemen sonrasında çıkmış gibi bir izlenim çıkmaktadır. Gazetenin muhtevası ve babasının katkısı hususunda verilecek geniş bilgi bu dönemin aydınlatılması açısından önemli olacaktı.

         

        Savaş öncesi 1938 yılında çocuk yuvasına gönderilmesiyle eğitim dönemi başlamıştır. Eğitimde Nazi ağırlığı, partinin sözlü ve görsel sembollerinin kullanımı oldukça belirgindir. Beden eğitimi önemli derslerin başında gelmektedir. Tabiat ve ırk bilgisi dersleri uygulamalı yapılmakta öğretmen öğrencilerin kafataslarını ölçmektedir. Tarih dersinde bir yıl boyunca Hitler, Goebbels ve Goering’in hayatları okutulmaktadır. Toplum gelecekteki savaşa kademe kademe hazırlanmış, öğrenciler haftanın belirli günlerinde ev ev dolaşarak gazete kâğıdı, boş diş macunu tüpü gibi malzemeler toplamışlardır. Öğrencileri motive etmek için en fazla malzeme getirene ödül verilmiştir. Sivil kesime savaş halinde gerekli olan gaz maskeleri dağıtılmış, evlere sığınak hazırlama ve karartma emri verilmiştir.

         

        Müttefiklerin hava saldırılarının artması üzerine 1943 yılı ortalarından itibaren çocuklu kadınlarla yaşlıların daha az tehlikeli kırsal bölgelere gönderilmesine karar verilmiş, öğrencisi bulunduğu okul Polonya sınırında Posen şehrine yakın Goslin isimli küçük bir kasabada bulunan eski bir saraya yerleştirilmiştir. Erinç, bütün okulla birlikte yatılı olarak kalmıştır. Savaşın ağır şartlarına rağmen eğitime kesintisiz devam edilmiştir. Arkasından annesi küçük kızıyla Goslin’e gelerek bir pansiyona yerleşmiştir.

         

        Bir müddet sonra annesi onları Almanya’nın başka bir bölgesine Rathen isimli köye götürmüştür. Buradan trenle Pirna’ya giderek okula devam etmiştir. Sonbaharda Dresden şehrine taşınmışlardır.1945 ilkbaharında yaşadıkları şehir uçaklarla bombalanmıştır. 11.2.1945 tarihinde babaları gelmesiyle trenle güney Almanya’ya doğru yola çıkmışlardır. Onların yola çıkmasından bir gün sonra bütün Dresden bombalanmış ve iki yüz bin kişi ölmüştür. Bindikleri trenin bombalanmasına rağmen yola devam ederek İsviçre kenarında Konstanz şehrine ulaştılar. Bir müddet oturdukları şehirde eğitimini sürdürmüştür. Buradan Ebingen kasabasına nakletmişlerdir. Kira ile möbleli bir dairede oturarak okula devam etmiştir. Burası savaşın sonunda Fransız askerler tarafından işgal edilmiştir. Annesi işgal kuvvetleri komutanına Türk pasaportlarını göstermiştir. Savaşın bitiminden sonra burada yaşadıkları bir yıl içinde açlık tehlikesiyle karşılaşmışlardır.

         

        Almanya’da düzenin bozulması ve paranın değer kaybetmesiyle yeniden ticaret imkânının mümkün olmaması üzerine A. Ş. Almas Türkiye’de yeni bir hayat kurmak üzere harekete geçer. Ailesi daha sonra 6.7.1946 tarihinde Ege vapuruyla Marsilya üzerinden İstanbul’a gelmiştir.

         

        Türkiye’de karşılayanlar arasında bulunan Ahmet Veli Menger onları yakınlarının Kurtuluş’taki evlerine yerleştirir. R. Rahmeti Arat ailesiyle yeniden birlikte olurlar. Aysu Erinç, Çamlıca Kız Lisesi’ne yatılı olarak yazdırılır. Kazanlı dostlarından Kasım Bayçın bu okulda kimya dersi öğretmenidir. Babası önce bir süre Kapalıçarşı’da Kafkasyalı Bek Sultan Batırhan’ın yanında çalıştıktan sonra kendi kuyumcu dükkânını açmıştır.

         

         

        İstanbul’daki yakın dostlarından Kasım Bayçın’ın kapıları hemşerilerine açıktır. Kızı ve damadının yaşadıkları Ankara’ya ölümüne yakın günlerde giden Ayaz İshaki’de evin müdavimleri arasındadır.

         

         Eserin son bölümü Çamlıca Kız Lisesi’ndeki öğrencilik dönemine ayrılmıştır. Buradaki sınıf arkadaşları, öğretmenleri hakkında bilgi verilmiştir. Hatıralar 1951 yılında liseyi bitirmesiyle sona ermektedir. Ailesinin ve kendisinin bu tarihten sonraki durumu hakkında bilgi verilmemiştir. Buna bakılarak hatıraların devamının geleceği düşünülebilir.

         

        Akıcı bir üslupla kaleme alınan hatıralar önemlidir. Babasının yakın çevresinde bulunan ve evlerine gelen tanınmış birçok isim zikredilmiştir. Bunlar hakkında biraz daha fazla bilgi verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Yaşı küçük olduğu için Almanya dönemini iyi hatırlamasa bile babası ve Berlin’deki birçok Türk siyasi önderle arası iyi olmayan Alimcan İdrisi’nin ismine rastlanmıyor.[5] Ahmet Temir, Almanya’daki eğitim döneminde babası ile birlikte esir kamplarını ziyaret eden ekipte bulunmuştur. Onun Almanya ve Türkiye döneminde aile ile ilişkileri hususunda da bilgiye rastlanmamaktadır. Temir, Almanya hatıralarında A. Ş. Almas ve Fuat Kazak için özel bölüm açarak ilişkileri hususunda bilgi vermiştir.[6] Temir, Almas ile Türkiye’de ilişki kuramadığını hatıralarında belirtmiştir. Ayaz İshaki, 1939 yılına kadar Almanya’da Yana Mil Yol dergisini neşretmiştir. Bu faaliyetinde ona en büyük yardımı kızı Saadet Çağatay yapmıştır. İshaki, zaman zaman Promete hareketi çerçevesindeki çalışmaları sebebiyle Polonya’da bulunsa bile Almas ailesiyle ilişkisinin bulunması gerekmektedir. İshaki‘nin Türkiye döneminde de ilişkileri söz konusudur. Kısaca belirttiğimiz bu hususlarda yazılmasını ümit ettiğimiz ikinci bölümde geniş bilgi bulunmasını temenni eder, dikkatleri ve emeklerinden dolayı yazarı kutlarız.

         

         

         


        


        

        [1] Aysu Erinç, Çocukluğumun Öyküsü –Rusya, Almanya, Türkiye Üçgeninde Savrulan Bir Aile, İstanbul 2009


        

        [2] Safiye İmre ,Babam  Ahmet Veli İbrahim Menger,t.y.,s.29


        

        [3] Babasının ölümünden sonra şirketlerinin yönetimini üstlenen Safiye İmre’nin hayatı ve kültürel hizmetleri hk. bk. Ömer Özcan, Safiye İmre(Menger),Türk Yurdu, sayı 156,Ağustos 2000,s.53-54


        

        [4] Müstecip Ülküsal, İkinci Dünya Savaşında 1941-1942 Berlin Hatıraları ve Kırım’ın Kurtuluş Davası, İstanbul 1976,s.39


        

        [5] Muhaceret hayatının dikkat çekici isimlerinden biri olan İdrisi’nin etrafında adeta bir sır perdesi bulunmaktadır. Hk. bk. Ömer Özcan, Alimcan İdrisi Hakkında, Emel’imiz Kırım,sayı41-44,(2003),s.81-82


        

        [6] Ahmet Temir, 60.Yıl Almanya (1936-1996) Bir Yabancının Gözü İle Geziler-Araştırmalar-Hatıralar, Ankara 1998,s.151-153.Bu eser hakkında yaptığımız bir değerlendirmeye bk. Ömer Özcan, Sovyet Mahkûmu Türklerin Mücadeleleri, Toplumsal Tarih, sayı 76, Nisan 2000,s.56-63


Türk Yurdu Ağustos 2009
Türk Yurdu Ağustos 2009
Ağustos 2009 - Yıl 98 - Sayı 264

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele