Yol Arkadaşım “Mehmet Turgut”

Ağustos 2009 - Yıl 98 - Sayı 264

        Mehmet Turgut’u 1946 yılının Ağustos ayında İTÜ’nün (İstanbul Teknik Üniversitesi) giriş sınavları için ön kayıt yaptırmak üzere, İTÜ’nün Gümüşsuyu’ndaki tarihi binasının boğaza bakan kapısının içindeki avluda, eski bir masa başında tanıdım. İkimizde taşradan geliyorduk. Mehmet Yozgat Lisesi’nden, ben ise Erzurum Lisesi’nden gelmiştik. Parasız yatılı okumuş idik.

         

         

        İkimizin benzer tarafları vardı. Köyden geliyorduk, yoksul ve kimsesiz idik. Fakat başımız dikti ve kendimize güveniyorduk.  Ayrıca, birlikte olmak bize güç veriyordu.  Üniversiteye kaydolduk. Ancak hiç birimizin maddi imkânı İstanbul’da kalmaya ve okumaya müsait değildi.

         

         

        Sümerbank’a burs için başvurduk ve kabul edildik. Artık, İTÜ öğrencisi idik ve Ankara 2. Erkek sanat okulunda staj yapıyorduk, Mehmet’le daha yakın olduk ve birbirimizi tanıma fırsatı bulduk.

         

         

        Mehmet Turgut henüz 17 yaşında olmasına rağmen, kafası ve kalbi büyüktü. Konuştuğu konular ve hareketleri, 17 yaşındaki bir gencin konuları değildi, Mehmet, bu hali ile sanki 30-40 yaşlarında idi. Ankara’da 16 hafta süren stajdan sonra İstanbul’a gittik. 1947’nin Şubat’ında ikinci sömestrde teorik derslere başladık. Kadırga öğrenci yurdunda kalıyorduk.

         

         

        Nasıl oldu hatırlamıyorum, 1947 yılında kendimizi Cağaloğlu yokuşunda bir iş hanının 18-20 metre karelik bir odasında bulunan “Türk Kültür Ocağı”nda bulduk. Kültürel faaliyetlere katılma yanında, arkadaşlık ve dostluklar edindik. Orada edindiğimiz arkadaşların birçoğu Allah’ın rahmetine kavuştu, sağ olanları saygıyla selamlıyorum.

                        

         

        Türk Kültür Ocağına devam ettiğimiz yıllarda Hamdullah Suphi Tanrıöver’e rastladık. Mehmet, Hamdullah beyi sorgular gibi idi. “Türk Ocakları’nı ne zaman açacaksınız?”diye sordu. Aldığımız cevabı yeterli bulunca, teşekkür ederek ayrıldık.

         

         

        Hepimiz gençtik, bazen oynuyor, bazen şakalaşıyorduk. Mehmet Turgut bir istisna idi. Sakindi,  fikirlerini geliştirerek, ülkemize hizmet aşkıyla yaşadı. Üçüncü seneden itibaren İTÜ’de öğrenci hareketlerinin içine girdik ve İTÜ’de bizim ekibimizin sözü geçiyordu. Talebe Birliği yönetimine seçtiğimiz kimseler (üç sene), bizi ve bizimle hareket eden arkadaşlarımızı tatmin etmemişti.  Büyük bir baskı ile bizzat işin içine girmek zorunda kaldık. Talebe Birliği yönetimindeki ekibimiz, Mehmet Turgut, Recai Kutan, Haluk Aksüyek, Turhan Onur, Nail Eker ve İdris Yamantürk… İdi. Burada da hepimizi hedefe kilitleyenlerin başında gene Mehmet Turgut vardı.

         

         

        İTÜ kültür faaliyetlerinin de merkezi idi. Tanınmış Türk müziği sanatçıları ve batı müziğinin büyük ustaları İTÜ’de konserler veriyordu. İTÜ’de konser vermek bir ayrıcalık idi ve bunun için hiçbiri para almazdı. Tanınmış aksiyon ve fikir adamları bizim davetlimizdi. Verdikleri konferanslar ilgi görüyordu. Bunlardan bazıları; Tevfik İleri, Prof. Dr. Remzi Oğuz Arık, Peyami Safa, Y. Mimar Sedat Çetaş…   İdi.

         

         

        Hayata atıldıktan sonra, o günkü şartlar altında, irtibatımız koptu. Ancak, 1957’nin ilk çeyreğinde Ankara’da yan yana geldik. Evli idik. Evlerimiz yakındı. Sık sık görüşüyorduk.

         

         

        Türk Ocakları, kendi tarihi binasında faaliyette ve bizde orda idik. Ülkemizin ve insanımızın problemlerini daha açık görüyorduk. Prof. Dr. Osman Turan, Prof. Şevket Raşit Hatipoğlu gibi üstatlarla her hususta açık seçik görüşebiliyorduk. O gün bugün Türk Ocakları iyi bir eğitim merkezi olmaya devam ediyor.

         

         

        O yıllarda iş hayatına atılmıştık. Ülkemizi geziyor ve insanlarla temas ediyorduk. Siyaseti dışardan takip ediyorduk. Bir sabah silah sesleri ile uyandık. 27 Mayıs İhtilali olmuştu. Çok üzgündük. Aradan 15-20 gün geçti. Demokrasiye karşı yapılan bu hareketi kabullenmek istemiyorduk. Silah gölgesinde gelenleri sandıkta yenebileceğimizi düşünüyor ve aramızda bunları konuşuyorduk. Haziran 1960 ortalarında, DSİ Genel Müdürlüğü görevini yapmakta olan Süleyman Demirel ile temasımız başladı. İhtilali sandıkta yenme azminde olanlar arasında; Süleyman Demirel, Dr. Sadettin Bilgiç, Mehmet Turgut, Turgut Özal, Cahit Okurer gibi isimler vardı. Tabii halkın kendi aralarında olanları bilemiyorduk.

         

         

        Partilerin kurulmasına izin verilince, Emekli Orgeneral Ragıp Gümüş Pala’nın Liderliğinde bir partinin kurulması düşünülüyordu. (Adalet Partisi)

         

         

        Mehmet Turgut söz konusu partinin Genel İdare kuruluna katılmak için davet edilmiş ve kendisine üç kişilik bir kontenjan da ayrıldığı bildirilmişti.

         

         

        Mehmet Turgut’un bu daveti kabul edip etmemesini müzakere etmek üzere, Maltepe’de Cahit Okurer beyin evinde toplandık. 4-5 saat süren müzakere sonunda 10 çekimser, 10 davetin kabul edilmemesi yolunda rey kullanıldı. Mehmet Turgut ve ben rey kullanmadık. Toplantımız beklenenden fazla sürmüştü ve Mehmet Turgut’a verilen süre de dolmuştu. Toplantı dağıldı. Mehmet Turgut ile ben Maltepe’de olan evlerimize gidiyorduk. Koç öğrenci yurdunun yakınına gelmiştik. Mehmet benim fikrimi sordu ve aramızda şöyle bir konuşma geçti:

         

         “ – İdris, sen ne diyorsun?

           -  Bu işin sonunda hapis var, bunu göze alıyor musun?

           - Bacına (Eşi Türkan Turgut) bakarsan ölümü bile göze alıyorum dedi.

           - Taksilerin en öndekine kadar yürüyerek vakit kaybetme. Arkadakine bin ve partiye git. Hayırlı olsun” dedim.

                      

         

        Adalet Partisinin yönü ve kimliği Mehmet Turgut’un bu kararlı tutumu ile belirlenmiş oluyordu. Siyasi yön tayininde, Mehmet Turgut adeta deniz feneri olmuştu.  Cahit Okurer’in evindeki kararsızlık, sonradan aktif desteğe dönüştü. Silahla ve silah gölgesinde gelenler seçimlerde yenildiler. Seçimden sonra olanlar, Cahit Okurer beyin evinde karar vermekte zorlananları haklı çıkarmıştı. Seçimi yok saymak isteyen oldu. Bunlara rağmen direnenler, Meşruiyetten yana olanlar galip geldiler. Adalet Partisi 1965 yılında iktidar oldu.

               

         

        Mehmet Turgut, Suat Hayri Ürgüplü kabinesinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, Süleyman Demirel Kabinesinde ise Sanayi Bakanı olarak hizmet verdi.

         

         

        17 yaşında iken tanıdığım Mehmet Turgut 36 yaşına gelmişti ve idealizmini devlete taşıma fırsatı bulmuştu. O dönemlerde ülkeyi yöneten ekibin tamamı idealist idi, güzel hizmetler yaptılar. Tercihlerinde ülkenin ve milletin yararından başka bir ölçüleri yoktu. Dürüst kadrolarla çalıştılar ve başarılı oldular.

               

         

        Adalet Partisinin Parçalanması ve Demokratik Partinin kuruluşu tecrübesizliğin ürünü olup, ondan sonra yaşadığımız çalkantıların başlangıcı olmuştur. Demokratik Parti dağıldıktan sonra Süleyman Demirel ile Mehmet Turgut bizim evde buluştularsa da Mehmet’i barıştırmak hususunda ikna etmek mümkün olmadı.

         

         

        Mehmet Turgut’un 12 Eylül döneminde kurulan Ulusu hükümetinde bir süre görev yapmış olması, onun görüşlerini terk ettiği anlamına gelmez. Bu hususun yakın tanığıyım.

         

         

        Mehmet Turgut’un İTÜ’den sonraki hayatında çok önemli rol oynayan Muhterem eşi, Türkân Turgut’u anmadan geçemeyeceğim. Onu, iyi bir ailenin evladı, iyi yetişmiş, müşfik bir insan olarak tanıdık. Türkân hanım, Ankara Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu olmasına rağmen ikinci planda kalarak, ömür boyu Mehmet’e destek verdi. Hepimiz Türkan hanıma saygı duyduk ve duymaya da devam ediyoruz.

         

        Ebediyete yolcu ettiğimiz Mehmet Turgut, dürüst, çalışkan bir idealist idi ve her idealist gibi elmas kristallerine benzeyen tarafları vardı.

         

        Ülkemize ve milletimize hizmet aşkı ile dolu bir ömür sona erdi. Allah’ın Rahmeti üzerine olsun.

         

        İnanıyorum ki yüzlerce ve belki binlerce Mehmet Turgut ülkemizin ve milletimizin dertlerini omuzlamak üzere yoldadırlar.

         

        Sevgili kardeşim Mehmet;  seni anlatmağa benim kalemim yetmez. Mümkün olsa da, kafamda ve kalbimdeki Mehmet Turgut’u bu sayfalara resmedebilsem.

         

         

         

         

         


Türk Yurdu Ağustos 2009
Türk Yurdu Ağustos 2009
Ağustos 2009 - Yıl 98 - Sayı 264

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele