Kendini Gerçekleştirmiş Bir İnsan Olarak Mehmet Turgut

Ağustos 2009 - Yıl 98 - Sayı 264

        Mehmet Turgut’un kişilik yapısını incelerken kullanacağımız kendini gerçekleştirme (self-actualization) kavramı, ilk defa Kurt Golstein tarafından Der aufbau des organismus (1934), sonradan 1939 yılında İngilizce’ye The Organism adıyla çevrilmiş olan kitabında kullanılmıştır. Bu kavramı kişilik psikolojisinin temel kavramlarından biri hâline getirenler ise On Becoming a Person (1961) ve Carl Rogers on Personal Power (1977) adlı kitaplarıyla Carl Ransom Rogers ile Abraham Maslow olmuştur. Kendini gerçekleştirme, bir kimsenin “olabileceğini olması” için sahip olduğu eğilimi veya arzuyu ifade etmektedir. Rogers, kendini gerçekleştirme kavramının yanında veya onun yerine bazı hâllerde kişisel büyüme veya gelişme kavramını da kullanmaktadır. Ona göre açlık, cinsellik, güvenlik ve başarı sâikleri, tek bir nihaî sâik olan kişisel büyümenin farklı veçhelerini oluşturmakta ve doğal bir nitelik olarak, canlı organizmanın genetik karakterini belirleyen, büyümeyi, ilerlemeyi sağlayan sâiktir.

         

        Maslow da Rogers gibi, konuya çok daha fazla bir katkıda bulunarak, Motivation and Personality (1954,1970,1987), Toward a Psychology of Being (1962) ve The Farther Reaches of Human Nature (1971) adlı kitaplarıyla, organizmanın, kendisini koruyan, kendisini yönlendiren, kendisini idare eden ve doğuştan sahip olunan organismic bir değerlendirme sürecine, bedenî bir bilgeliğe sahip olduğuna inanmaktadır. Maslow’a göre insanın içinde bulunan bu eğilim, zayıf veya kuvvetli olarak, var olmakta devam etmekte ve sürekli bir şekilde gerçekleşmek, ortaya çıkmak için bir baskıda bulunmaktadır. Bu da benliğin kendini kuvveden fiile çıkarması, insanın kendi kendisini gerçekleştirmesi için bir zemin oluşturmaktadır.

         

        Bize göre bu sâiktir (bu güdüdür) ki Mehmet Turgut’un kişilik yapısını anlamamıza yardımcı olacaktır. Bu sâiktir ki Mehmet Turgut’u yönlendirmiş, zor şartlar altında gerçekleşmiş bir öğrenim hayatına rağmen, “adam olacak çocuk” konumuna yükseltmiş, fırsatları değerlendirmesine vesile olmuştur. 1975 yılında bir enfarktüs, 1982 yılında geç kalındığı zaman tehlikeli olabilecek bir kolon ameliyatı, 2002 yılında bir bypass ve kalp anevrizması ameliyatı geçirmesine, 2008 yılında yapılmış olan bir operasyonla göğsünde bir kalp pili taşımasına rağmen, onu yılmaz ve yorulmaz bir insan hâline getirmiştir. Bu rahatsızlıklarının bir kısmını aktif politikanın içerisinde iken, hattâ bakanlık yaparken geçirdiği hâlde, yapmak istediklerini, hayatını hiçe sayarcasına yapmaya devam etmiştir.

         

         Ne var ki son on gün içerisinde geçirdiği bir akciğer enfeksiyonuna yenik düşerek ve masasının üzerinde baskıya hazırlamaya çalıştığı iki yeni kitap bırakarak, 01.07.2009 tarihinde hayatını kaybetmiştir. Şimdi, Ankara Gölbaşı Mezarlığı’nda 1 Ada, 278 Parsel’deki kabrinde yatmakta ve sevenlerini üzüntüye boğmaktadır.

         

        Abraham Maslow’a göre, temel ihtiyaçlar, başka bir ifadeyle temel sâikler (güdüler), en basit veya ilkel olandan en gelişmiş ve karmaşık olana doğru bir hiyerarşik düzen içerisinde bulunurlar. Bir önceki ihtiyaç tatmin edilmedikçe, diğerleri kendilerini ön plâna çıkarmazlar. Bu hiyerarşik düzen içerisinde en temelde bulunan biyolojik ihtiyaçları sırasıyla güvenlik, başkalarıyla ilişki kurma, sevme ve sevilme gibi ihtiyaçları bünyesinde toplayan ait olma ve sevme ihtiyacı ile insanın kendisini sevmesi, kendisini yeterli, işinin ehli, kabiliyetli ve etkili bulmasını sağlayan kendine-güven ihtiyacı takip eder. Holistik görüşlerinin yanında hümanist bir kişilik görüşü de benimsemiş olan Maslow’a göre bu hiyerarşik düzenin en üst tabakasını oluşturan temel ihtiyaç, kendini gerçekleştirme ihtiyacıdır; bu, insanın kendisini, saklı güçlerini, potansiyellerini geliştirmesi, kuvveden fiile çıkarması ihtiyacıdır. Kendi kendisini gerçekleştiren bir insan, kendisinin, kendi güçlerinin farkında olan, kendisini tanıyıp onu olduğu gibi kabul eden, sosyal olarak tepki göstermesini bilen, yaratıcı, spontane davranışlarda bulunan, yerine göre açık olan, tavır olarak meydan okumasını bilen, mücadeleci bir insandır. Bu bağlamda olmak üzere, Mehmet Turgut, parlâmenterlerimiz arasında, dik durmasını bilen, gazetelerde manşet olmuş “Benim adım Mehmet Turgut” sözü ile üstün karakter özelliği göstermiş olan; bakan olarak binlerce insana iş imkânı sağlamış olmanın yanında, yaptıklarından daha önemli bir özellik olarak, uydu olmamış, gerektiğinde direnmesini, tavır koymasını bilmiş bir politikacıdır.

         

        Maslow, kendini gerçekleştirme kavramının içeriğini belirlemek için iki temel araştırma yapmıştır. Biyografik yazılara dayanarak, Abraham Lincoln, Thomas Jefferson, George Washington. Eleanor Roosvelt, Martin Luther King, Malcolm X, Spinoza, Albert Schweitzer, Albert Einstein, Jane Addams, William James, Aldous Huxley, Pablo Casals, Aldai Stevenson, Camille Pissaro gibi pek çok ünlü insanın davranış kalıplarını ince bir araştırmaya tâbi tutmuştur. Maslow, ünlü kişiler arasından bir seçme yaparken, seçtiği kimselerin herhangi bir nevrotik eğilime, psikotik bir kişilik yapısına veya psikoza mâruz kalmamış olmasına dikkat etmiş, bu kimselerin kendilerini gerçekleştirmek açısından nasıl bir çaba sarf etmiş olduklarına önem vermiştir. Bu şahısların hayatlarını geniş ve derinlemesine bir incelemeye tâbi tuttuktan sonra, elde ettiği sonuçlara dayanarak belirlediği kişilik özelliklerini 3000 kollej öğrencisi üzerinde deneyerek, kendi kendisini gerçekleştirmiş olanlarla olmayanlar üzerinde Roschach Testi, Murray’ın Thematic Apperception Testi, Serbest Çağrışım Tekniği gibi psikolojik teknikler uygulamanın yanında, derinlemesine mülâkatlar da yaparak, bu kimselerin kendi kendilerini geliştirme konusunda ne derece başarı gösterdiklerini ortaya koyan bir temel karakteristikler envanteri ortaya koymuştur.

         

        Mehmet Turgut’un bu temel karakteristiklerin hemen hepsine sahip bir insan olduğunu görmekteyiz. Mehmet Turgut, göreceğimiz üzere, Maslow’un inceleme yaptığı kimselerde gördüğü biçimde, ben merkezli, kendine yönelik bir insan olmaktan çok, karşılaştığı problemlere yönelik bir insan olmuştur. Hatırlayamayacak kadar küçük yaşta kaybettiği annesine yöneltebileceği sevgisini başkalarına, genelde bu ülkenin insanlarına yöneltmiş, onlar için çalışmıştır. Güçlü bir sosyal duygu geliştirmiştir. Bu temel yönelme ile de hayatının misyonunu, geniş sosyal problemlerin çözümüne adamıştır. İnsanlarla aynîleşmiş; onların duygu ve düşüncelerine yakın olmaya çalışmıştır; onların acılarını paylaşmıştır. Eşi Türkân Turgut’a, Adalet Partisi Kadın Kolları Genel Sekreteri olarak çalışmış bir kimse olan Ediz Terim imzasıyla gönderilen bir taziye mektubunda ifade edildiği şekilde, herkesin “kale gibi arkasında duran”, başları sıkıştığı zaman yardımlarına koşan bir insan olmuştur. Mehmet Turgut hem sevmiş hem de sevilmeyi istemiş bir kimsedir. Nitekim o ünlü kişiler gibi, insanlar tarafından sevilsin istemiştir. Para peşinde koşmadan ülkesini sevmiş, ülkesinin insanlarından olmuş; ülkesine ve insanlarına yabancılaşmamıştır.

         

***

 

        Bir köylü ailenin çocuğu olarak 1929 yılında dünyaya gelmiş olan Mehmet Turgut, yakın bir köyde bulunan 3 sınıflı bir okulda okuduktan sonra, orta ve lise tahsilini birtakım sınavlar kazanarak, iftihar listelerine girerek ve parasız yatılı bir öğrenci olarak; üniversite öğrenimini, Sümerbank’tan kazandığı bir burs ile mecburî hizmet yüklenerek tamamlamıştır. Sınavını kazandığı İstanbul Teknik Üniversitesi’ne kaydını yaptırmak üzere geldiği zaman Ergun Göze’nin H.O.Tercümanda, 15.05.2005 tarihinde yayımladığı bir sohbet yazısında ifade ettiği üzere, kendisininki gibi, parasız yatılı öğrencilerin giydiği kısalmış pantolonundan dolayı yakınlık duyduğu bir insanla, İdris Yamantürk’le tanışmış ve onunla olan arkadaşlığını da ölünceye kadar sürdürmüştür. Yamantürk’le birlikte milliyetçi derneklerde görev almış, iş kurmuş, daha sonra da işyerini kapatarak siyasî hayata atılmıştır. Doğup büyüdüğü yerleri, köyünü, ora insanlarını hiç unutmamıştır. Dört dönem milletvekili olmuş, üç defa da bakanlık yapmıştır. Siyaseti bıraktıktan sonra, Türkiye İş Bankası da dahil olmak üzere, bazı kuruluşların yönetim kurulu başkanı olarak çalışmıştır. Pek çok kimsenin gösteremeyeceği bir çaba harcayarak, teknik bir adam, bir makine yüksek mühendisi olmasına rağmen, sosyo-ekonomik konularda kendisini yetiştirmiş, Türkiye Yazarlar Birliği  “Yılın Yazarı Ödülü” ile “Millî Kültür Hizmet ve Şeref Armağanı” kazanmış kitapları da dâhil olmak üzere, 24 kitap yazmıştır. Böylece kendi potansiyelini gerçekleştirmiş nâdir insanlardan biri olmuştur. Bütün bunları, Kurt Lewin ve arkadaşlarının kişilik psikolojisine kazandırdıkları bir yaklaşım olarak, ümit seviyesi ve başarı seviyesi arasında herhangi bir uyumsuzluk yaşamadan gerçekleştirmiştir.

         

        Mehmet Turgut, 1960-1962 yılları arasında çeşitli yayın organlarında yayımladığı yazılarından bir seçme yaparak Dostluğa Dair (1966) adıyla küçük bir kitap yayımlamış; “politikanın eşiğinde” kendi temel yönelmesini belirleyen bu küçük kitabın “Önsöz”ünde ileri sürdüğü “Fikirlerin büyük ekseriyetinin, bugün de ve hattâ yarın da söylenebilecek fikirler olduğuna” işaret ederek, 17.03. 1961 tarihinde yayımladığı “Politikada Cesaret ve Karakter” adlı yazısında, insanın “Baskılardan kurtulup cesaret ve metanetle doğru bulduğu, kabul ettiği bir fikri ve inandığı bir davayı savunması hakikaten zordur ve büyüklük ister. Bilgi ister, samimiyet ve fedakârlık ister. Ayrıca, politikada cesaretin devamlı, insicamlı ve hakikî bir cesaret olabilmesi için başka bir vasıfla, başka bir ruhî hasletle birlikte bulunması icap eder. Bu vasıf, sağlam karakterli olmaktır… Cesaret, karakter adı verilen ve insanın manevî varlığını teşkil eden dürüstlük, ciddiyet, iman sağlamlığı, samimiyet, azim ve sebat gibi ruhî vasıflara çok sıkı bir biçimde bağlıdır”, demektedir. “Türkiye’mizde, politik hayatımızda hakikî cesaret gösterecek, susma ve konuşma anlarını iyi tayin edecek ve zamanında göstereceği örnek bir hareketle tarihin seyrini rahatça değiştirebilecek insanlara” ihtiyaç olduğunu söyleyerek, Batı tarihinin böylesine cesur ve kritik anlarda en doğru hareketi yapmış insanlarla dolu olduğuna işaret etmektedir (ss.17-19).

         

        Mehmet Turgut, 19.04.1961 tarihli “Sevmek ve Sevmemek” adlı yazısında, “Nerede sevgi, nerede tolerans, nerede merhamet varsa, orada dostluk, huzur ve saadet vardır. Bir cemiyette saadet ve huzurun ilk şartı, fertler ve zümreler arasında sevgi, müsamaha ve adâlet duygusunun yerleşmesidir. Kin, nefret ve intikam hislerinden ancak felâketler doğar”, diyerek “İnsanlarımızı sevelim… Kalplerimizi bizim gibi düşünmeyenlere de açmasını bilelim. İnsanların bir kısmına karşı duyulan sevgi, bizi bencilliğe ve kıskançlığa götürmesin”; 10.11.1961 tarihli “Politika ve Yalan” yazısında “Hiç şüphe yok ki politikada yalan ve yalancının memlekete verdiği zarar, cemiyette herhangi bir ferdin verdiği zarardan binlerce defa daha büyüktür” (s.27) demekte, 1971 yılında yayımlanmış olan Türkiye’nin Geleceği adlı kitabında “Politika ve Cesaret” ve “Politika ve Yalan” bölümlerinde, bugün için de manidar olabilecek açıklamalar yapmaktadır. 16.08.1961 tarihinde yazdığı “Onlar” adlı yazısında ise “Dün yerlerde yuvarlanarak ölçüsüzce övdüğüne, bugün gayet yüksekten bakarak insafsızca söven” yandaşlardan bahsederken “Her fikir için kiralık kalemler, her istikamete karşı yanar-döner vicdanlar, her devir için satılık şahsiyetler onların arasında. Her parti, her teşekkül ve her zihniyet için kuvvetli olduğu müddetçe meddahlık onlarda…” (s.49) diyerek, bugün, her zamandan daha çok örneklerine rastladığımız “onlar” için de bir şeyler söyleme ihtiyacını duymuştur.

         

        Mehmet Turgut, 23.08.1961 tarihli “En Önemli Mesele” adlı yazısında, bugün için çok büyük önemi bulunan bir uyarıda bulunarak, Türkiye’nin temelleri atılırken dikkat edilecek hususların başında, istikbalde milletimizin birtakım kin, nefret ve düşman gruplar hâlinde parçalara bölünmesini önlemek olduğunu söylemektedir (s.56).

         

        Bu sözleriyle Maslow’un ünlü kişileri gibi henüz 33 yaşındayken bile fikirleri olgunlaşmış bir ahlâk reformcusu, bir sosyal felsefeci gibi düşünmüş ve hareket etmiştir. Halktan gelmiş ve halkı unutmamış olan bu insan, bütün hayatı boyunca, söylediklerine, yazdıklarına ve icraatına bağlı kalmış; düşüncelerini ve eylemlerini kişiliğinin bir parçası hâline getirmiştir. Gün yüzüne çıkardığı kişiliğini, bağlı kaldığı bu fikirlerin ışığında şekillendirmiştir. Mehmet Turgut’un Türkiye’nin Geleceği adlı kitabını tanıtmak için Hasan Pulur’un 13.12.1983 tarihinde yazdığı bir yazıda ifade ettiği üzere, “Bazı politikacılar vardır ki biz onları Millet Partililere benzetiriz, 1950 yıllarının Millet Partililerine… Sadık Aldoğan gibi, Fuat Arna gibi, Saadet Kaçar gibi… Bunlar inanç insanlarıdır, politikada en önemli şartlardan ve vasıtalardan biri olduğu söylenen esneklik, bunlarda yoktur. Bu insanlar, inançlarından ne pahasına olursa olsun, hiç fedakârlık yapmazlar. Böyle inanmışlardır, böyle gideceklerdir. İnandıklarını, doğruluğuna inandıklarını mutlaka söyleyeceklerdir… Ne zamana, ne de zemine bakmadan söyleyeceklerdir. İşte Mehmet Turgut da bize göre bu politikacılardan biridir. Türkiye’nin Geleceğini bu duygular içinde okuduk”, demektedir. 

         

        Muammer Yaşar, Yeni Asırda, 24.12.1981 tarihinde yazdığı bir yazıda Mehmet Turgut’un, hiçbir zaman iç siyasî gelişmeler karşısında inandığı ilkelerden taviz vermek istemediğini söylemektedir. Kenan Kurt’un Sabahda 28.12.1981 tarihinde yazdığı bir yazıda ifade ettiği üzere, Bakan’ın odasına gelip ondan taviz koparmak isteyenlere de Mehmet Turgut’un cevabı “hayır” olmuştur, demektedir. Adı da böylece “Olmaz Mehmet”e çıkmıştır. Murat Cemal, Yeni Taninde 26.12.1981 yılında yazdığı bir yazıda, yazısını şu satırlarla sonlandırmaktadır: “Mehmet Turgut’u tanıyanlar, bu kişinin, hayatının hiçbir safhasında, inancının dışında dostlarına yardımcı olmayacağını ve olmadığını iyi bilirler”, demektedir. Şemsi Kuseyri, Yeni Asır Gazetesinde, 28.12.1981 tarihinde yazdığı bir yazıda, hissî ya da politik yönden, karşıtları ile yandaşlarının birleştiği husus, “Genç devlet adamının dürüst, kendi felsefesiyle icraatında tutarlı olması idi. Bu yüzden Mehmet Turgut samimî muarızları arasında da saygı gördü”, demektedir.

         

        Ödüllü Japon Mucizesi ve Türkiye (2001) adlı kitabı ile Dün, Bugün ve Geleceğin Güçlü Türkiye’si (2005) adlı kitabında ayrıntılı olarak ele aldığı bir konu olarak, Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkıp parçalayan güçlerin, bugün daha iyi imkânlarla, daha değişik metotlarla ve yeni ve değişik hesaplarla ve yandaşlarıyla karşımıza çıktıklarından, fırsat kollamakta olduklarından endişe ederek, herkesi dikkatli olmaya davet etmektedir. Ayrıca süre gelen kutuplaşmalardan, suiistimallerden, yandaş kayırmalarından şikâyet etmektedir. Atatürk’ün “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözünün yanlış ve kasıtlı yorumlanmasına tepki göstererek, Atatürk’ün bu sözle, 20. Yüzyılın başında, 20. Yüzyılın üniter devletlerindeki vatandaşlık kavramını dile getirdiğini söyleyerek, “Türkiyelilik” sözünün birtakım mantık oyunlarıyla ülkenin bütünlüğüne yönelik dağıtıcı bir söylem olduğuna işaret etmektedir. Etnik grup sayılarını hatalı bir şekilde arttırarak bir beka problemiyle ülkeyi karşı karşıya getirenlerin amaçlarının incelenmesi gerektiğine dikkati çekmektedir.

         

        Türkiye’nin Geleceği ve Bask Modeli (1994), Doğu Raporu (1996) gibi kitaplarının yanında, diğer yazılarında ve bazı parti başkanlarına ve gazete köşe yazarlarına gönderdiği yazılarda, Kürt probleminin nasıl hem ülke, hem Kürt vatandaşlarımızın aleyhine kullanılmak istendiğini anlatmaya çalışmıştır. Güngör Mengi, Vatan Gazetesinde, 05.07.2009 tarihinde yazdığı, “Turgut’un Hesabı” başlığını koyduğu ve “Cumhuriyetin seçkin devlet adamlarından birini kaybettik” diye devam ettiği yazısında, Mehmet Turgut’un “Ülkeyi yönetenlerin ufuksuzluk ve dirayet noksanlığı yüzünden bölücülerde, gerçekçi olmayan tehlikeli hayaller ve beklentiler” yarattığına işaret etmiş olmasını doğru bulmakta ve yapılan politik hatalara dikkat çekmektedir. Avni Özgürel’in, Mehmet Turgut’un ölümü münasebetiyle Radikalde 05.07.2009 tarihinde yazmış olduğu bir yazıda belirtmiş olduğu gibi, onun nasıl öze yönelik bir milliyetçilik yapmış olduğuna işaret etmektedir. Özgürel, “Altmışların ikinci yarısında Hamdullah Suphi Tanrıöver’in başkanlığını yaptığı Türk Ocakları’nda başlayan dernekçilik maceramın bana kazandırdığı ‘ağabeyler’ halkasının yüzük taşıydı Mehmet Turgut. Sanayi Bakanıydı tanıdığımda… On beş günde bir, cumartesi veya pazara denk getirip biz yeni yetme milliyetçilerle bir araya gelip sohbet ederdi. Ne başkaları gibi harcıâlem, antikomünizm nutku, ne sulusepken hamaset dinledim ondan. Türkiye’nin kalkınma meselesi, genç kuşağın halkı tanıması zarureti, eğitim… Derdi buydu”, demektedir. Anlaşılacağı üzere, Mehmet Turgut, icraatıyla, konuşmalarıyla, hiç şüphe götürmeyecek şekilde, Maslow’un ünlü devlet adamları kadar milliyetçidir, bu ülke için özveri ile ve kendisini hasta edecek derecede çalışmıştır. Çocukluğundan bu yana yaşadığı zor şartlara rağmen, ülkesinden memnundur, onunla barışıktır ve onu bilinçli bir şekilde sevmektedir. 

         

        Özgürel’in belirttiği şekilde, hem etrafına telkinlerde bulunmuş, hem de uygulamalarıyla örnek olmuştur Mehmet Turgut. Kendini gerçekleştirmiş insanların sahip olduğu bir özellik olarak araç ve amaçlar arasında belirgin bir ayırım yaparak çoğunlukla amaçlara ulaştıran araçları kullanmayı tercih etmiştir; bu bakımdan hızlı ve pratiktir ve bireysel tavır olarak da oldukça fazla denebilecek bir yaratıcılığa sahiptir. Mehmet Turgut’un Türkiye’nin Geleceği, özellikle de Japon Mucizesi ve Türkiye, Dün, Bugün ve Geleceğin Güçlü Türkiye’si adlı kitaplarıyla Türkiye Nasıl Kalkınır (2007) adlı son kitabı, sürekli bir şekilde, Türk toplumunun neden geri kaldığı konusunun bir tahlilini yaparak, içinde bulunduğumuz gerilikten kurtulmanın yolunun neler olabileceğini, araç ve amaç konularını işlemektedir. Bir teknik adam olarak gözlemlerine ve uygulamalarına ek olarak, sosyal ilimler alanında yayımlanmış binlerce kitaptan oluşan kitaplığından da yararlanarak çözüm yolları üretmiştir. Kitaplığında bulunan her tarafı çizilmiş ve notlandırılmış bu ihtisas kitaplarını okuyarak değerlendirmek ve onlardan sosyo-ekonomik politika kararları çıkarmak, ancak kendisini yetiştirmiş, kendisini yetiştirmeye, gerçekleştirmeye adamış bir insanın harcı olmak gerekir.

         

        Yaratıcı bir insan olarak, özellikle Sanayi ve Teknoloji Bakanlıkları yaptığı dönemlerde, daha önce yazdığım yazılarda belirttiğim üzere, sayıp dökmenin bir hayli yer tutacağı yatırımlara imza atmıştır. Çimento sıkıntısının giderilmesinde, inşaat demirinin karaborsadan kurtarılmasında, üretiminin arttırılarak şeker ithalâtının önlenmesinde, otomotiv, özellikle de otomobil sanayinin kurulmasında ve Bursa’da binlerce kişiye iş imkânı sağlanmasında, otomotiv sektörünün tâli problemlerinin halledilmesinde, daha da önemli olarak küçük sanayi sitelerinin ve organize sanayi bölgelerinin kurulup yaygınlaştırılmasında, bu suretle sanayi kuruluşlarının memleket sathına yayılmasında, genel bir ifade ile söyleyecek olursak, sanayi sektörü kalkınma hızının % 12 üzerine çıkmasında ve yıllarca aynı seviyede kalmasında, ithal malların tamir ve bakımını sağlayan garanti belgesi uygulamasının hayata geçirilmesinde büyük emeği geçmiş bir insandır.

         

        Mehmet Turgut’un Türkiye’nin kalkınmasından bahseden, çözüm yolları gösteren kitaplarından bahsettiğim ve Türkiye Günlüğü dergisi (Bahar 2006) ile Mehmet Turgut’un Türkiye Nasıl Kalkınır (2007) adlı kitabının başına koyduğum “Entelektüel Bir Politikacı Olarak Mehmet Turgut” adlı yazılarımda dile getirdiğim bazı hususları burada tekrar sergilemeye çalışmayacağım. Burada Mehmet Turgut’un Japonya, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye arasında yaptığı karşılaştırmalarda beliren ve Maslow’un kendini gerçekleştiren kişilerde tekrar tekrar görünür hâle geldiğini söylediği “Gelenekçilik” denen bir kişilik özelliğine sahip olmasından bahsetmek istiyorum. Mehmet Turgut, aradığı gelenekçiliği Japon kültür hayatında bulmuştur. Bu, ona göre “modernleşme” ye aykırı bir yaklaşım değildir. Bu sebeple “çıkış yolu” ararken, “kalkınma” yerine “Batılılaşma” politikasının yanlışlığına ısrarla işaret etmiştir. Dış güçlerin yönlendirmesiyle alınacak politik karaların bizleri bir hedefsizliğe sürükleyeceğini ısrarla dile getirmiştir. Yazdıklarını, Batı’ya ve Batılılara düşman olalım, Batı’ya arkamızı dönelim diye yazmamış; Japonya gibi millî değerlerimizi koruyarak kalkınalım istemiştir. Israrla ve özenle Türk kültürünün özünü teşkil eden tarih, dil, sanat, din, örf ve âdetlere sahip çıkmış, korunması gerekli olanları korumaya yönelik faaliyetleri desteklemiş, bütün gücüyle bu yönde çalışmış ve çalışacak olanlara destek olmuştur. Türk Hereke Halı ve Dokuma Fabrikası’nı, uzun ihmaller sonucu çökmek üzere olan Yıldız Seramik Fabrikası’nı yeniden çalışır hâle getirmiş; kullanılan motiflerin tekrar varlık kazanmasını sağlamıştır. Bugün bu tesisler tekrar ihmale uğramış olsa da Türk Millî Sanatını dünyaya tanıtmada önderlik etmiştir.

         

        Mehmet Turgut, parlâmenterlik dönemi insanlarının “iyi” ve “kötü” diyebileceğimiz yanlarını ele alan Siyasetten Portreler, Siyasetten Sahneler (1991) ve Siyasetten Kesitler (1993) adı ile üç kitap yayınlamıştır. Bu kitaplarında, pek çok insanın gizli kalmış birtakım yönlerini isimlerini zikretmeden açıklamaya çalışmıştır. Ne var ki bu tarz yazılmış kitaplarda anlatılan olaylar dolayısıyla söz konusu edilen insanlar, gündemde oldukları ve unutulmadıkları zaman bilinmektedir.  Ben, Mehmet Turgut’un kibarlık etmeyip daha açık olmasını isterdim. Çeşitli baskıları bulunan ve Türkiye Yazarlar Birliği’nin “Yılın Yazarı” ödülüne layık gördüğü Siyasetten Sahneler adlı kitabında Mehmet Turgut, yalan-dolan ile halkı kandırmaya yönelik davranışlara sahip kişiler hakkında son derece küçültücü, çözdükçe çözülmeye devam eden birtakım olayları ve kişilerarası ilişkileri sergilemeye çalışmıştır. Mehmet Barlas, Sabah Gazetesinde 24.03.1990 tarihinde yazdığı bir yazıda, Siyasetten Portrelerden bahsederken, isimler zikredilmemekle birlikte, bazı şahısları tanıyıp isimlerini vererek, bu kitabın, “İbret dolu sayfalardan oluşmuş bir çalışma” olduğunu söylemektedir.

         

        Bazı kimseler onu “acımasız” bir insan olarak niteleyebilirler. Pek çok işe yaramaz, zamanında işinin başında bulunmayan bürokratların işine son vermiştir. Dürüst, çalışkan ve ehil kimseleri ise her ne pahasına olursa olsun korumuş ve kollamıştır. Birlikte çalıştığı insanlardan önce işinin başında bulunan bu insan, gazetelere manşet olan birtakım denetimler de yapmıştır. İstanbul Sirkeci’deki Sümerbank binasına ve Ereğli Demir Çelik Fabrikalarına yaptığı baskınlar sonunda uyguladığı disiplin cezaları uzun bir süre hafızalardan silinmemiştir. Mehmet Turgut acımasız bir insan mıdır? Hayır. Daha önce onun ne derece üstün bir sosyal duyguya sahip olduğundan bahsetmiştik. O da her kendini gerçekleştirmiş insan gibi disiplinlidir. Ona işinde sert, ahbaplığında çok tatlı olan bir insan demek yerinde olur. Mehmet Turgut, amacına ulaşabilmek, ülkesine istediği şekilde faydalı olabilmek için kendisine bağlı personel üzerinde sıkı bir denetim uygulamıştır. Bunu, kendi kişiliği ve değerler sistemi ile tutarlı olmak için yapmıştır.

         

        Bu yazımızda, Mehmet Turgut’un doğrudan doğruya ve dolaylı bir şekilde bilinen ve sezilen kişilik özelliklerini, karşılaştırmalı bir metot izleyerek ve teorik bir zemine oturtarak belirginleştirmeye çalıştık. Bu kıymetli devlet adamını değerlendirmekte ne derece başarılı olduğumu bilmiyorum. Umarım başarılı olmuşumdur.

         


Türk Yurdu Ağustos 2009
Türk Yurdu Ağustos 2009
Ağustos 2009 - Yıl 98 - Sayı 264

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele