ÖSS’de 30 Bin Sıfır Nasıl Açıklanabilir?

Ağustos 2009 - Yıl 98 - Sayı 264

 “Bir ülkenin geleceği o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır”

  1. Einstein

 

        Bu yazının amacı üniversite Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) ve ortaöğretim Seviye Belirleme Sınavı (SBS) sonuçlarının hangi değişkenlerle ilişkili olabileceğine dair açıklamalarda bulunmaktır. Önce her iki sınav türüne ilişkin genel sayısal sonuçlar verilmekte, ardından sınavlarda elde edilen sonuçların bir bütün olarak öğretmen, müfredat, kitaplar, okul, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri, öğrenci, Milli Eğitim Bakanlığı, YÖK ve kaynakların ele alınıp değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmektedir. 

         

        Ortaöğretim SBS ve ÖSS sonuçları açıklandı. Sınav sonuçları ülkemizin geleceğini belirleyecek olan bugünün gençliğinin durumuna ilişkin veriler sunmaktadır. 2009 yılında ÖSS sınavına 1.324.197 öğrenci katıldı. Sınava giren adaylardan 1 milyon 229 bin 800'ü (yüzde 92.89) tercih yapma hakkını elde etti.[1]

         

        Ortaöğretim Seviye Belirleme Sınavlarına (SBS) 6. sınıflarda 1 milyon 6 bin 52 öğrenci, 7. sınıflarda 1 milyon 29 bin 109 öğrenci ve 8. sınıflarda 1 milyon 11 bin 211 öğrenci katıldı. 8. Sınıf öğrencilerinin Ortaöğretim Yerleştirme Puanlarına (OYP) göre, 978 bin 61 öğrenci 196 puan barajını geçerek tercih yapma hakkını elde etti.

         

        Genelde SBS sınavı, iyi bir liseye girmek ve oradan da iyi bir üniversiteye girerek gelecekte iyi bir işe girme ekseni üzerine kurgulanmıştır. Ortaöğretim seviye belirleme sınavı liseye geçişin ilk aşaması olup Fen ve Anadolu Lisesi gibi liselere giriş sınavları üniversiteye giden yolun ilk basamağı olması bakımından önemsenmektedir. 

         

        2009 ÖSS sonuçlarına göre Türkiye genelinde başarı puanı geçen yıla göre 4 puan azaldı. Sınava girenler arasında, son sınıftaki öğrenci oranı yükselmesine karşılık, lise müfredatını kapsayan testlere cevap veren öğrenci oranı düştü.  29 bin 907 öğrenci, sınavda hiç soru çözemedi.[2]

         

        ÖSS sınavın ilk bölümü, 9. sınıf ve öncesinde kazanılan bilgi ve becerileri kapsadığından, bu veriler, temel fen bilimleri ve matematik eğitiminde büyük sorun olduğunu göstermektedir. Türkçe ve sosyal bilimlerden dikkate değer sayıdaki adayların bir soru bile çözememiş olmaları, sorunun sadece matematik ve fen bilimleri ile sınırlı olmadığını göstermektedir.

         

        ÖSS’de bir tek soru bile çözemeyen ve sayıları yüz binlerin üzerinde olan bu öğrencilerin lise diploması sahibi olduğu dikkate alınırsa, sonuçların beklentilere uygun olmadığı görülür. Bu öğrenciler 12 yıllık eğitimleri sürecinde hangi kazanımları edinmişlerdir?

         

        ÖSS sonuçları ülkemizdeki eğitim süreci hakkında önemli verileri barındırmaktadır.  Açıklanan ÖSS ve SBS sonuçları aile sohbetlerinden akademik çevrelere, siyasi alandan kitle iletişim araçlarına kadar geniş bir yelpazede tartışılmaktadır.  Bu tartışmalarda konunun belirli bazı boyutları öne çıkartılmaktadır. Örneğin; ÖSS sonuçlarının hesaplanmasından kaynaklanan sıfır alan öğrenciler, dereceye giren öğrenciler, özel ve devlet okullarının başarı ya da başarısızlığı gibi değerlendirmeler vardır.  Bu tür değerlendirmeler konunun bir boyutunu öne çıkarmaktadır ve de kamuoyunun dikkatini eğitim sürecine yöneltmesi bakımından etkilidir. Bununla birlikte sınav sonuçlarının bir bütün olarak değerlendirilmesi de değildir.

         

        ÖSS ve SBS’ de elde edilen sonuçların bir bütün olarak ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir.  Sınav sonuçları öğretmen, müfredat, kitaplar, okul, rehberlik hizmetleri, öğrenci, Milli Eğitim Bakanlığı, YÖK ve eğitime ayrılan kaynaklar bir bütün olarak ele alınıp değerlendirildiğinde anlamlı ve doğru olacaktır.

         

        Sınav sonuçları değerlendirilirken dikkate alınması gereken birinci nokta öğretmendir. Öğretmen eğitim sürecinde önemli rol oynar. P. Dreier’in deyimiyle, öğretmenler ne söyledikleriyle olduğu kadar ne söylemedikleriyle de öğrencilerin düşüncelerinin, değerlerinin ve seçimlerinin şekillenmesine yardımcı olur[3].  Bugün öğretmenler sisteme ve kendilerine yabancılaştırılmıştır. Eğitim sürecinin önemli kolaylaştırıcısı olan öğretmen mezuniyet sonrası kendi haline bırakılmaktadır. Eğitim sürecine ilişkin yenileşme ve değişim çalışmalarında öğretmen görüşü alınmamaktadır. Öğretmenler sınıfa giren ve öğrencilerle zamanlarını birlikte geçiren insanlardır. Öğretmenlerin uygulanan eğitim sisteminin güçlü ya da zayıf yönlerine ilişkin görüşleri araştırılmadan değişiklik yapılmaktadır. Hatta bir öğrencinin başarılı ya da başarısız olduğuna otorite karar vererek, öğretmeni sadece yapılanları uygulayan bir kişi konumuna getirmektedir. Öğretmen, temel gereksinmelerini karşılamak için ek iş yapma gereği hissetmektedir. Öğretmenin içinde bulunduğu koşullar, öğrenciyi etkileyebilmektedir.

         

                    Sınav sonuçları değerlendirilirken dikkate alınması gereken ikinci nokta müfredattır.  MEB yaptığı müfredat değişikliklerini niçin yaptığını gerekçeli olarak açıklamadan değişiklik yapmaktadır. Oysa uygulanan programın program değerlendirme modellerine göre incelenip, hangi boyutlarının güçlü, hangi boyutların zayıf olduğu belirlendikten sonra iyileştirme yapılmalıdır. Müfredat değişiklikleri Türkiye’nin siyası, sosyal ve ekonomik koşullarına göre düzenlenmelidir.  Müfredat değişikliği, değişen eğitim anlayışına uygun olmalıdır. Müfredat ile öğrenciye kazandırılmaya çalışılan bilgi ya da anlayış üretim için midir? Yoksa dağıtım için midir?[4]

         

         Sınav sonuçları değerlendirilirken dikkate alınması gereken üçüncü nokta kitaplardır. Türkiye’ de ders kitapları tasarım ve içerik olarak eleştirilmektedir. Ders kitapları zevksizdir. Öğrenci, zevk alarak dokunabileceği, okuyabileceği, görsel tasarımı bilimsel olarak yapılmış, içeriği öğrenci düzeyine göre sunulmuş bir kitaptan öğrenmek ister. Öğrenci eline aldığı, dokunduğu bir kitap aracılığıyla eğitim süreci, ülkenin eğitime ve kendisine verdiği önem hakkında bir izlenim oluşturmaktadır. Bu izlenim eğitim sürecine katılma ya da süreci boş verme şeklinde kendisini göstermektedir.

         

        Sınav sonuçları değerlendirilirken dikkate alınması gereken dördüncü nokta okullar ile okullardaki rehberlik ve psikolojik danışma uygulamalarıdır.  Birey bir bütündür ve bir bütün olarak ele alınmalıdır.  Birey, fiziksel, sosyal, bilişsel, duygusal ve kariyer gelişim alanları ile birlikte düşünülmelidir. Bu sürecin yaşam boyu devam ettiği kabul edilmelidir. Eğitim, öğrencilere kendi yeteneklerini geliştirme fırsatı ve ortamını sağlamalıdır.  Her öğrencide geliştirilebilecek bir kapasite vardır. Okul öncesinden başlayarak, öğrencilerin kendilerini ve çevrelerini tanımalarına olanak verecek olan rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri etkin hale getirilmelidir. Kendisini tanıyan öğrenci ve veliler eğitim tercihlerini daha gerçekçi belirleyebilecektir. Öğrenci kendisini tanımasına paralel olarak alanlara yönelecektir. Kendisini tanıyan kişi ne yapıp ne yapmayacağına kendisi karar verir.

         

        Eğitim ve öğretimi, çocukları ve gençleri binalara istiflemek olarak göremeyiz. Bugün ülkemizde okul yapılarının bir bölümü de kitaplar gibi, zevksiz, en temel bilimsel gerçeklerden uzak yapılar durumundadır. Öğrencilerin keyifle gittikleri, orada bulunmaktan zevk aldıkları yapılar değildir. Okullar öğrencilere öğrenme, öğrenme için çaba gösterme, bedensel, duygusal, sosyal ve zihinsel bir bütün olarak gelişime uygun değildir. Çok katlı binalar, fabrika türü bloklar ve kalabalık ortamlardır.  Bu tür büyük binaların ve kalabalık okulların öğrenciler arasında şiddet gibi istendik olmayan davranışları tetikleyen ortamlar olduğu tartışılmaktadır[5]. Okul binaları bilimsel ölçütlere uygun, sosyal, sportif alanları olan mekânlar olmalıdır. Öğrenci eğitim öğretim sürecine katıldığı ortamın sağlıklı, güzel ve zevk veren bir ortam olmasını ister.

         

        Sınav sonuçları değerlendirilirken dikkate alınması gereken beşinci nokta öğrencidir. Bu günün öğrencisi dünün öğrencisine göre farklı bir dünyada yaşamaktadır. Teknoloji, sadece büyüklü küçüklü insan gruplarını etkilemekle kalmamakta, aynı zamanda bireysel davranışlar üzerinde önemli etkiler bırakmaktadır. Hiperaktivite, dikkatsizlik, depresyon ve çoklu görev krizi, yeni tekno-beynin davranışsal sonuçlarından birkaçıdır. Genç bir beynin, teknolojiye her gün ortalama sekiz saat maruz kalmasıyla birlikte, ileri teknoloji devriminin, neredeyse her tür davranış üzerine etkisi kaçınılmazdır[6]. Çoklu görev yapmaya alışmış beyinleri, sabit harflerden oluşan yazılar, sabit tahtaları olan sınıflarda motive etmek kolay değildir. Öğrenci, dersler ile üst öğrenim kurumları ya da meslekler arasında ilişki kuramıyorsa derslere ve öğrenmeye motive olması zordur. Bireysel farklılıkları da dikkate aldığımızda öğrencilerin de sınav sonuçları üzerinde etkili bir değişken olduğunu söyleyebiliriz.

         

        Sınav sonuçları değerlendirilirken dikkate alınması gereken altıncı nokta Milli Eğitim Bakanlığı’dır. MEB öğrenci, veli, öğretmen, üniversiteler ve YÖK arasında kolaylaştırıcı olmalıdır. MEB içindeki Talim ve Terbiye Kurulu müfredat hazırlama işlevi nedeniyle önemlidir.  MEB program değişikliği ya da diğer uygulamalar için tüm paydaşlarının görüşlerini alan bir bakanlık olmalıdır. MEB çağdaş eğitim kuram ve yöntemlerine uygun yoğunlukta ve bedensel, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişim gereksinmelerine uygun bir müfredat hazırlatmalıdır. MEB sık sık ortaöğretime ve yükseköğretime geçiş sistemlerini değiştirmektedir.  Değişiklikler öğrenci ve ailelerini doğrudan etkilemektedir. Bugün öğrencilerin dershaneye başlama zamanı 4. sınıfa kadar inmiştir. Eğitim kurumları kendi işlevlerini dershaneye bırakma eğilimindedir. Bu süreç, paydaşlarla görüşülüp bilimsel anlayışa uygun olarak çözülmelidir.

         

        Sınav sonuçları değerlendirilirken dikkate alınması gereken yedinci nokta Yükseköğretim Kurumu’dur.  SBS ve ÖSS sonuçları değerlendirilirken sadece ilköğretim ve ortaöğretim kurumları hedef olarak gösterilmemelidir. 30 bin öğrencinin genel bir sınavda sıfır aldığı süreçten eğitim fakülteleri dolayısıyla YÖK de sorumlu olarak görülür. Üniversite kapısına sıfır alan öğrencileri gönderen öğretmenler, yükseköğretim kurumlarında yetişmektedir.  Bu öğretmenler gelecek kuşakları eğitebilecek gerekli donanıma sahip midir?  Bu noktada eğitim fakülteleri, eğitim fakültelerinde izlenen programlar ve bu kurumların fiziksel mekân ve diğer donanımları tartışılmalıdır.

         

        Sınav sonuçları değerlendirilirken dikkate alınması gereken son nokta kaynaktır. Eğitime ayrılan para miktarı mutlaka artırılmalı ve bu kaynak etkili ve verimli kullanılmalıdır. Büyük kentlerin imar yasalarıyla değer kazanan alanlarındaki değerin bir bölümü eğitime kaynak olarak aktarılabilir. Bu kaynak aktarımı eğitim sürecine ilişkin önemli yatırımların yapılmasına olanak sağlar. Öğretmenlerin gelirleri artırılabilir.

         

        Sonuç:ÖSS ve SBS’ de elde edilen sonuçların bir bütün olarak ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir.  Sınav sonuçları öğretmen, müfredat, kitaplar, okul, rehberlik hizmetleri, öğrenci, Milli Eğitim Bakanlığı, YÖK ve kaynak değişkenleri bir bütün olarak ele alınıp değerlendirilmelidir. Öğretmen niteliğini artırmak için eğitim fakültelerindeki programlar günün koşullarına göre geliştirilmeli ve öğretmenlerin ekonomik ve sosyal koşulları iyileştirilmedir. Müfredatlar, üretici ve yaratıcı bireyler yetiştirmek için, program geliştirme ilkelerine ve teknolojik gelişmelere göre geliştirilmelidir. Kitaplar içerik ve tasarım olarak zevkli, izlenebilir şekilde hazırlanmalıdır.  Okullar, öğrencilerin bir bütün olarak gelişimini tetikleyecek şekilde yapısal ve eğitsel süreçleriyle şekillendirilmedir.  MEB eğitim sürecini paydaşların görüşlerini dikkate alarak yürütmelidir. YÖK özellikle eğitim fakültelerinin programlarını sık sık değiştirme yerine, gelecek kuşakların öğretmenlerini yetiştirebilecek şekilde bilimsel program geliştirme esaslarına uygun program geliştirmeyi benimsemelidir. Okul öncesinden başlayarak, öğrencilerin kendilerini ve çevrelerini tanımalarına olanak verecek olan rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri etkin hale getirilmelidir. Kendisini tanıyan kişi ne yapıp ne yapmayacağına kendisi karar verir.  Ortaöğretime Geçiş, Yüksek Öğretime Geçiş ve Çalışma Dünyasına Geçiş sistemleri anlaşılır ve eğitim bilim kuramlarına uygun süreçler olarak tanımlanmalıdır.  Son olarak eğitime ayrılan kaynak miktarı artırılmalı ve etkili kullanılmalıdır.  

         

         


        


        

         

         

        [1] ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan


        

        [2] ÖSYM, 2009 ÖSS ve YDS Sonuçları,


        

        [3] Apple, (2006) Eğitim ve İktidar. İstanbul: Kalkedon.


        

        [4] Apple, (2006) age.


        

        [5] Twenge, J. M. (2009). Ben Nesli: Bugünün Gençleri Niçin Bu Kadar Özgüvenli ve İddialı Fakat Bir O Kadar de Depresif ve Kaygılı? (Çeviren: E. Öztürk) İstanbu: Kaknüs.

         


        

        [6] Small, G ve Vorgan, G. (2009). E-Beyin Modern Beynin Evrimi. (Çeviren: M. Duygun). İstanbul: Omega.

         


Türk Yurdu Ağustos 2009
Türk Yurdu Ağustos 2009
Ağustos 2009 - Yıl 98 - Sayı 264

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele