Değişim: Neyin Değiştirilmesi?

Ağustos 2009 - Yıl 98 - Sayı 264

                    Kutsallaştırılan Değişim

         

                    Değişim kavramı 2003 sonrası Türkiyesi gündemine hâkim kılınan kavram. Söz başında siz statükoyu mu destekliyorsunuz yoksa değişimden mi yanasınız derken, statüko daha baştan mahkum ediliyor ve değişim adeta sihirli değnekmiş gibi kutsanıyor. Ne yazık ki Türkiye’deki mevcut statükonun birçok boyutunun da savunulur bir yanı yoktur. Türk halkı hak ettiği demokrasi, zenginlik, mutluluktan uzak, onlarca yıldan buyana Türkiye’ye bir iç sömürge gibi bakan siyasal ve ekonomik grupların elinde kaynakları sömürülen bir halktır. Bütün bunlara rağmen Türk halkı binlerce senelik devlet bilincinin sonucu olarak, bütün bu sömürü, istismar ve baskılara dayanmakta, sesini çok yüksek çıkarmamaktadır.

         

                    Bu çerçeveden baktığımızda, eğer değişimden kasıt, Türkiye’nin daha zengin, daha üretken, daha bağımsız, uluslararası ilişkilerde daha etkin, halkı daha mutlu ve daha demokratik bir ülke haline gelmesi ise böyle bir değişim ancak arzu edilebilir ve böyle bir değişimin önündeki statüko derhal tasfiye edilmelidir.

         

                    Değişim, eğer Türkiye’nin geleceğine ve bağımsızlığına inanç duymayan, kaderini dış dinamiklere bağlamış, işbirlikçi niteliği belirgin olan siyasal ve sosyal unsurların Türkiye’deki etkinliğine son verilmesi anlamına geliyor ise böyle bir değişim ancak desteklenebilir bir değişimdir. Değişim, Türkiye’nin kuruluş esaslarına bağlı, Türk milletinin Anadolu üzerindeki egemenliğini ve hukukunu herhangi bir tartışmaya açmama konusunda kararlı siyasi, ekonomik ve kültürel kadroların etkinliği anlamına geliyor ise bu değişim desteklenebilir.

         

         

         

                    Statükodan Kastedilen Türkiye Cumhuriyetidir

         

                    Oysa 2003 sonrasında statüko ile kast edilen Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi ve Türkiye Cumhuriyetinin milli güvenliği, hatta bekası ile ilgili meselelerdir. Statüko ile kast edilen Türkiye Cumhuriyetinin üniter ve milli devlet yapısıdır. Statüko ile kast edilen Türkiye’nin Kuzey Irak’taki çizgileridir. Statüko ile kast edilen Annan Planı’na karşı çıkıştır. Statüko ile kast edilen Sözde Ermeni soykırımını reddetmektir. Statüko ile kast edilen Sanki Türk milletinin kendisidir. Ve Türk’e ait olan hiçbir şeyin kıymeti yoktur, değiştirilmelidir ve dönüştürülmelidir.

         

                    Değişim kavramının savunucuları, parlak ve içi boş vaatlerle, Türk milletini devletini, geleceğini, güvenliğini tehlikeye atacak adımları büyük bir iki yüzlülükle önermektedirler. Bu vaatlerinin yerine gelmemesi ve Türk milletinin ağır bedeller ödemesi durumunda ise bu millet karşısında herhangi bir utanmayı veya sorumluluk duygusunu temsil etmemektedirler.

         

         

         

                   Değişim Sloganının Arkasındaki İdeolojik ve Politik İttifak

         

                   Statükoya karşı değişim sloganının arkasındaki ideolojik ittifaka gelince burada eski “İslamcı” yeni “muhafazakâr demokrat” ittifakı ile eski Komünist yeni “liberal” ittifakı oluşmuştur. Bu ittifakı oluşturanların temel uzlaşma noktası -değişik nedenlerle de olsa- milli üniter devlet modeli üzerine kurulan Cumhuriyet rejimine karşı olmalarıdır. Bu ideolojik ittifak için değişim kısaltılmış hali, zamanı gelince adı dâhil Türkiye Cumhuriyeti’nin tamamen tasfiye edilmesidir.

         

                 Bu ittifakın arkasındaki politik-ekonomik güçlere baktığımız zaman ise yukarıda andığımız ve onlarca yıldan buyana Türk halkını sömüren ve istismar eden isimleri, ekonomik grupları görmekteyiz. Onlar için değişimin anlamı, daha zengin ve demokrat bir Türkiye Cumhuriyeti değildir. Bu sınıflar için değişimin anlamı AB ve ABD’nin Türkiye projeleri gerçekleşirken, kendi pazar ve üretim paylarının güvence altına alınması ve hatta hatta genişlemesidir.  Özetle bütün süslerinden arındırdığımız zaman içinden geçtiğimiz süreçte değişim ile kast edilenin son kertede İstiklal Harbi’nin sonuçlarının ortadan kaldırılması olduğunu görüyoruz.

         

         

                

                  Değişim ve Enformasyon Savaşı

         

                  Kutsanan değişim kavramı, Türk toplumunu ve bu değişime direnen bütün kişi ve kurumları hedef alan bir enformasyon savaşı ile içeriği mümkün olduğunca tartışmadan arındırılarak, Türk milletine dayatılmaya çalışılmaktadır. Bu kavramlar savaşını bilimsel olarak inceleyen Prof. Dr. Özcan Yeniçeri’nin “Milli Bilinç Nasıl Kırılır” (Kripto Yayınları/2009) adlı çalışması her Türk milliyetçisi, devlet adamı, aydını ve öğrencisinin okuması gereken bir başyapıt niteliği taşımaktadır. 

         

                 Türkiye’ye karşı sürdürülen enformasyon savaşında, Türk devlet ve toplumunu ayakta tutan sütun niteliğindeki bütün kavramlar hedef alınarak ağır bir saldırıya maruz bırakılmakta, içeriği boşaltılmakta, kirletilmekte, pislenmektedir. Sadece bugünümüz değil, tarihimiz de kirletilerek geleceğimiz elimizden alınmaya çalışılmaktadır. Bu amaçla yapılan psikolojik savaşın incelendiği ve Prof. Dr. Özcan Yeniçeri ile birlikte yazdığımız “Talat Paşa’dan Alican Sınır Kapısı’nın Açılmasına Ermeni Psikolojik Savaşı”, (Kripto Yayınları/2009) değişim diye dayatılmaya çalışan sürecin gerçek niteliğini Ermeni meselesi zemininde ele almaktadır.

         

         

         

                    Enformasyon Savaşı ve Türk Milliyetçileri 

                       

                    Bu enformasyon savaşında Türk milleti her gün onlarca ulusal çapta yayın yapan gazete, televizyon, internet siteleri aracılığı ile gerçekleştirilen psikolojik operasyonlara hedef olmaktadırlar. Ve Türk milliyetçilerinin, ne yazık ki Türk milletine yönelik sürdürülen bu enformasyon savaşına karşı etkili bir mücadele verdiklerini, Türk milletini gereği gibi aydınlatabildiklerini söylemek mümkün değildir. Herşeyden önce Türk milliyetçilerinin “değişim” sloganı ile sürdürülen enformasyon savaşı ve bu savaşın temel hedefi konusunda açık seçik bir fikir birliği içinde olduklarını söylemek mümkün değildir. Üstelik Türk milliyetçileri ne yazık ki Türkiye’ye karşı sürdürülen enformasyon savaşını, kısmen de olsa göğüsleyecek ve karşı bir bilgi savaş verecek teknik donanımdan da mahrumdurlar.

         

                  Türk milliyetçiliğinin en köklü kurumu olan Türk Ocakları’nın çıkarmakta olduğu “Türk Yurdu” dergisi bu enformasyon savaşında geniş bir cephede ancak küçük bir hattı tutmuş cansiperane ancak umutsuz bir mücadele vermektedir. Oysa gereken onlarca internet sitesi, bir kaç televizyon, bir kaç gazete, haftalık dergi gibi geniş bir cephedir. Değişim kavramı adı altında gerçekleştirilen enformasyon saldırısına karşı, nelerin değişmesi gerektiğini halka anlatan ancak muhafaza edilmesi gerekenleri de savunan bir fikir cephesinin acilen kurulmasına ihtiyaç vardır.

         

                  Ancak bu cephenin güçlü olması sadece oluşturulacak olan teknik alt yapı ile sağlanamaz. Türk milliyetçisi aydınların da bir araya gelerek çok boyutlu bir fikri mesaiyi gerçekleştirmeleri, yukarıda bahsedilen fikir cephesinin oluşturulmasında büyük öneme sahiptir. Türk Ocakları Genel Merkezi tarafından Söğüt’te 20-21 Haziran 2009’da düzenlenen beyin fırtınası toplantısı, bu doğrultuda atılmış çok önemli bir adımdır ve bu adımı, önümüzdeki dönemde “koşar adımların” izlemesi gerekmektedir.

         

         

         

         

          


Türk Yurdu Ağustos 2009
Türk Yurdu Ağustos 2009
Ağustos 2009 - Yıl 98 - Sayı 264

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele