Kazakistan’ın Dış Politika Açılımları ve Türk Dünyası

Ağustos 2009 - Yıl 98 - Sayı 264

                    Kazakistan, bağımsızlığını yeni elde eden genç bir cumhuriyet olmasına karşın ekonomik hamleleri ve gerçekleştirdiği dış politika açılımlarıyla bütün dünyanın dikkatini çekmektedir. Küresel güçlerin her anlamda hesaplaşma alanı olan Avrasya coğrafyasında Kazakistan, çok yönlü çıkarları dengeleyerek sürdürülebilir bir strateji uygulamaktadır. Kazakistan, SSCB sonrası bağımsızlığını kazanan BDT memleketleri arasında bir yandan dış müdahaleleri bertaraf edebilen diğer yandan da kendi şartları içinde hızla demokratikleşen bir ülkedir. Ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel kalkınmayı aynı konsept içerisinde başarıyla yürütmektedir.

         

        Kazakistan’ın izlediği stratejilerin ve Devlet Başkanı Nazarbayev’in ortaya attığı görüşlerin yalnız bölge için değil aynı zamanda bütün Türk Dünyası yönünden de önemi büyüktür. Kendi yaşadığı zamanı, içine doğduğu ülke ya da bölge sınırlarını aşamayan strateji ve düşünceler ölümlüdür. Geleceği inşa etme yeterliliği ve yeteneği olan strateji ve düşünceler ise muhataplarını buluncaya kadar yaşarlar.

         

        Bu bağlamda Kazakistan’ın dış politika uygulamalarının, Devlet Başkanı Nazarbayev’in görüş ve yaklaşımlarının irdelenmesi Türk dünyası bakımından büyük bir önem arz etmektedir. Zira Nazarbayev’in yalnız Kazakistan için değil özelde bölgesinin, genelde Türk Âleminin ve kürenin sorunlarına verilmiş cevapları vardır. Türk dünyasının mihver ülkelerinden olan Kazakistan’ın Devlet Başkanı Nazarbayev’in bu görüşlerinin bilinmesi, izlenmesi ve anlaşılması önemli bir ihtiyaçtır. Türk Dünyası’nın geleceği bir anlamda Orta Asya jeopolitiğinde geliştirilecek strateji ve düşüncelerin başarısına bağlıdır.

         

         

        Tehdit ve Fırsatları Önceden Görmek

         

        Bilindiği gibi SSCB’nin dağılmasının ardından BDT ülkelerinden Ermenistan ile Azerbaycan arasında savaş çıkmıştır. Ukrayna, Gürcistan, Kırgızistan’da Soros ya da kadife devrim adı verilen dış müdahaleli iktidar değişiklikleri yaşanmıştır. Özbekistan’da kadife devrim teşebbüsünde bulunulmuştur. Bütün bu gelişmelerin birçoğu henüz gerçekleşmeden önce Nazarbayev, Kazakistan’ın önündeki kritik on yılı kayıpsız aşmanın yolunu düşünmüştür. Bunu da “Kritik On Yılı” Kayıpsız Aşma Stratejisi olarak ilan etmiştir. Nazarbayev, Kritik On Yılı Kayıpsız Aşma Stratejisinin önceliklerini üç başlık altında şöyle ifade etmiştir[1]:

         

                    Birincisi, Ortak Asya jeopolitik bloğunun oluşumunun stratejik bir amaç olarak geliştirmeye devam etmek gerekmektedir.

         

                    İkinci olarak, büyük yabancı oyuncuları yakınlaşma ve işbirliğine teşvik etmeye gayret gösterecek çok yönlülük politikasına devam etmek gerekmektedir: “Yönetilebilen kriz” ve “istikrarsızlık ihracı” olarak adlandırılan çeşitli stratejilere karşı koymak amacıyla bölgedeki tüm önemli güç merkezleriyle işbirliğini artırmak amaca uygun olacaktır.

         

                    Son olarak, Kazakistan ve Orta Asya çevresinde konsantre istikrar noktaları oluşturulmasına devam edilmelidir.

         

                    Nazarbayev’in bir biri peşi sıra ortaya koyduğu stratejilerin bir yandan kritik yılları kazasız, belasız atlatmak, diğer yandan Kazakistan’ın istikrarlı bir biçimde güçlenmesi amacına hizmet ettiği açıktır.

         

                   

        Kazakistan’ın Sınırları ve Nükleer Silahları Sorunu!

         

        Nazarbayev “Gerçek politikacı, devletinin ideallerini kendi ülküsü olarak görür” der[2]. Kazakistan’ın kurucusu olarak bu ilkeye bağlılığını ülkenin sınırlarını ve nükleer silah sorununu çözerken göstermiştir. Nitekim SSCB’nin çözülme döneminde bağımsız Kazakistan’ın, “etrafındaki istikrarsız, nükleer güç olan İslam ülkelerine ve diğer serseri devletlere benzeme” ihtimali başta ABD ve Rusya olmak üzere Batılı ülkeleri korkutuyordu. ABD’li yetkililer 1992’de Kazakistan’ı nükleer silahsız devlet statüsüne geçirmek için inanılmaz baskılar yapmışlardı. Kazakistan (ABD, Rusya, Britanya ve Cin devletinin) Kazakistan’ın güvenliğini, bütünlüğünü ve bağımsızlığını garanti etmeleri karşılığında nükleer silahlardan vazgeçme anlaşmasını imzalamıştır. Nükleer silahların imhasının maliyetini de ABD üstlenmiştir. Kazakistan için nükleer silahlardan vazgeçmek o zamanlarda zorunluydu.

         

                    Diğer yandan Kazakistan, Rusya ile dünyanın en uzun kara sınırına sahipti. Rusya, o zamanlarda Kuzey Kazakistan toprakları üzerinde hak iddia ediyordu. Ayrıca Kazakistan’ın Sovyet döneminde çözülmeden “dondurulmuş” Çin’le sınır sorunları vardı. Aynı biçimde Özbekistan ile Kazakistan arasında ihtilaflı sınırlar da çözüm bekliyordu. Diğer yandan Hazar Denizinin bölüşümü ve kullanımı konusunda da Hazar’a komşu ülkeler arasında anlaşmazlık sürüyordu. Kazakistan bütün bu sorunlarının tamamına yakınını büyük ölçüde çözümlemiştir.

         

                   

        Bölge Merkezlilik-Dengelilik ve Çok Yönlülük

         

                    Günümüzde ülkelerin sorunlarını, tek boyutlu ve tek doğrulu yaklaşımlarla çözmeleri giderek zorlaşmaktadır. İnsanlık daha önceki dünya ile mukayese kabul etmez derecede coğrafya, toplum ve değer bakımından iç içe girmiştir. Günümüz dünyasında sürdürebilir barış çok yönlü çıkarların akort edilmesinden geçmektedir. Bu nedenle de anlaşmazlıkların çözümü, devletlerin kendi çıkarlarının olduğu gibi diğer ülkelerin çıkarlarını da aynı anda düşünmeyi zorunlu kılmaktadır. Ayrıca yerel ile ulusalı; bölgesel ile evrenseli bir arada düşünerek sürdürebilir stratejiler üretilebilmektedir. Kazakistan bunu belirli ölçüde başarabilmiş bir ülkedir.Çok yönlü çıkarları ve çelişkili amaçlar hesaba katılarak belirlenen stratejiler hem akılcı hem de pragmatiktir. Bu noktada Nazarbayev’in “Kontrol edilmesi ve yönetilmesi başarılmayan ihtiraslar her zaman felaket ve yıkım getirir” görüşünün belirleyici olduğu söylenebilir.

         

                    Aslında ülkelerin uygulayacakları stratejileri, çoğu zaman içinde bulundukları ekonomik, tarihî, jeokültürel ve jeopolitik şartlar dayatır. Kazakistan’ın uyguladığı stratejiler de aslında ülke gerçeklerinin ürünü olarak şekillenmiştir. Kazakistan’ın bu bağlamda uyguladığı stratejilerinde esas aldığı üç ilke vardır. Bunlar: Bölge Merkezlilik, Dengelilik ve Çok yönlülüktür.

         

                    Kazakistan Devlet Başkanı’nın ortaya attığı “Orta Asya Devletler Birliği” düşüncesini de bu bağlamda düşünmek doğru olacaktır. Bu fikir; “Kritik On Yılı” Kayıpsız Aşma Stratejisinde ifade edilen “Orta Asya jeopolitik bloğunun oluşumunun stratejik bir amaç olarak geliştirmeye devam etmek” düşüncesinin devamı olduğu söylenebilir. Bu bağlamda ‘Orta Asya Devletler Birliği” Kazakistan’ın bölgede aldığı inisiyatiflerin ilki değildir ve sonuncusu da olmayacaktır.

         

                   

        Bölge Merkezli Yaklaşım

         

                    Her anlamda birbirlerini tamamlayan ülkeler, ya birlik olmaya ya da ayrı ayrı kaybetmeye razı olmak durumundadırlar. Kazakistan’ın dile getirdiği görüşler bu tarihi ve sosyolojik olgunun farkında olduğunu göstermektedir. Bu anlamda Kazakistan lideri coğrafyaları, tarihleri, tehditleri, fırsatları ve demografik yapıları birbirlerine benzer ülkeler arasındaki işbirliği ve entegrasyona sık sık vurgu yapmaktadır. Nazarbayev bu bağlamda “Komşu ülkeler, bir birlerine güvenmeden normal bir şekilde işbirliği yapamaz ve geleceğe dair planlar kuramaz. Güvensizlik bazen bir yöntem olarak kazançlı olabilir, fakat bir ilke olarak her zaman kaybeder”.

         

        Nazarbayev’in Orta Asya Devletler Birliği ile ilgili görüşü de bu ihtiyacın somut yansımasıdır. Nitekim o, “XV. Yüzyılda İpek Yolunun önemini kaybetmesiyle Orta Asya gerilemiştir. Bağımsızlıkların kazanılmasıyla Orta Asya zengin petrol, gaz, maden ve tarım ürünleriyle dünya ekonomisi için tekrar önemli hale gelmiştir” saptamasında bulunmuştur. Bu bağlamda bölgedeki yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynakları, küresel güçlerin küresel rekabetlerini tahrik edecek boyutta olması; SSCB sonrası oluşan boşluğun yeterince doldurulamaması; yaşanılan sosyal, ekonomik, siyasal, idari, ekolojik ve demokratik sorunların bölge ülkelerinin varlığını tehdit ettiğini fark etmiştir. Bu şartların Orta Asya Devletleri arasında ciddi bir işbirliğini zorunlu kıldığını görmüştür. Bu durumda bölge ülkeleri için iki çıkış yolu vardır, bunlar; “Hammadde sağlayıcısı konumunda kalarak emperyal bir devletin gelmesini beklemek veya ciddi bir birlik oluşturmak”tır. Bölge ülkeleri arasında gerçekleştirilecek olan böyle bir bütünleşmenin ekonomik, güvenlik, bağımsızlık ve istikrarın sağlanmasına yapacağı katkıları da şöyle açıklıyor: “Bizim ileri entegrasyonumuz –istikrar, bölgenin aktif ilerlemesi, ekonomik ve askeri-siyasi bağımsızlık istikametine giden yoldur. Ancak bu durumda bizim bölgemiz dünyada itibar ve saygın bir konum elde edebilecektir. Ancak bu şekilde biz kendi güvenliğimizi temin edebiliriz ve köktencilik ve terörizmle etkin bir şekilde mücadele edebiliriz. Nihayetinde böyle bir entegrasyon süreci bölge halkımızın çıkarlarına da olacaktır”. Bu adımı Kazakistan, bölgesel istikrar, çıkar ve etkinliğin ulusal güvenlikle ilişkisini fark ederek atmıştır.

         

         

        Çok Yönlü Stratejiler

         

        Kazakistan bir yandan Orta Asya Devletler Birliği gibi bölge merkezli stratejileri devreye sokarken diğer yandan ülke çıkarlarının gereği olarak çok yönlü stratejileri de izlemeyi sürdürmektedir. Uluslararası ilişkilerde bütün yumurtaları aynı sepete koymak yapılacak hataların en büyüğüdür. Bu nedenle. Kazakistan haklı olarak ülke çıkarlarını jeopolitik konumla sınırlamanın çok sığ bir yaklaşım olacağını düşünerek çok yönlü strateji ve ilişkiler geliştirmiştir. Bu doğrultuda Kazakistan, uluslararası kuruluşlara üye olmak, uluslararası sistemle bütünleşmek ve ekonomik istikrarını sürdürebilir kılmak için çok yönlü stratejileri devreye sokmuştur. Bu amaçla Kazakistan, BM’nin kuruluşlarına, Avrupa Kalkınma ve İmar Bankasına, Asya Kalkınma Bankası gibi mali kuruluşlara da üye olmuştur.

        Aynı zamanda Kazakistan, Asya kıtasında işbirliğinin yeni mekanizmasını oluşturmaya yönelik Asya’da İşbirliği ve Güven artırıcı Önlemler Konferansı’nın da fikir babasıdır. Bugün bu konferans ve diyalog gurubuna Türkiye dâhil 20 üye ülke iştirak etmektedir[3].

         

        Kazakistan’ın çok yönlü dış politika bağlamında AB ve Avrupa ülkeleriyle karşılıklı ilişkilerini yüksek bir seviyeye ulaştırmıştır. Çin’le de Kazakistan’ın dengeli, karşılıklı anlayış ve işbirliği içinde ilişkileri söz konusudur. Kazakistan 2010 yılı AGİT başkanlığı statüsünü kazanmış bulunmaktadır. AGİT tarihinde ilk defa, Avrupalı olmayan, eski Sovyetler Birliği üyesi ve Müslüman bir nüfusu olan bir devlet, AGİT gibi çok önemli Avrupalı kuruluşun başına geçecektir.

         

         

        Türkiye İle İlişkiler!

         

        Kazakistan ve Türkiye birbirlerine dostluk, kardeşlik ve stratejik müttefiklik ilişkileriyle bağlıdır. Kazakistan bağımsızlığını kazandığı ilk günden bu yana ilişkiler bir biçimde gelişerek devam ediyor. Kazakistan ve Türkiye, Birleşmiş Milletler, Asya’da İşbirliği ve Güven Arttırıcı Tedbirler Konferansı, AGİT, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, İslam Konferansı Örgütü gibi uluslararası ve bölgesel teşkilatlar kapsamında işbirliği içindedirler ve dış politika girişimlerinde birbirinden karşılıklı olarak destek görmektedirler. Ekonomik ilişkiler, kültür ve eğitim konusundaki ilişkiler yoğun bir şekilde devam etmektedir. İlişkilerde sorunlardan değil potansiyeline uygun bir seviyede olmamasından şikâyet edilebilir. Türkiye-Kazakistan arasında karşılıklı olarak büyük bir güven ve samimiyet söz konusudur.

         

        Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev, çeşitli platformlarda Türk dünyasının akılcı ve gerçekçi temellerde aktifleştirilmesi için muhtelif işbirliği önerilerini getirdiği biliniyor. Bunlardan birisi, siyasi düzeyde Türk Dili Konuşan Devlet Başkanları Daimi Sekretaryasının kurulması önerisidir. Bu girişimin fiziki ve hukuki oluşumu önümüzdeki dönemlerde Türk Dünyası liderlerinin zirvesinde muhtemelen tamamlanacaktır. Yine Nazarbayev’in önerisiyle Türk Dili Konuşan Devletler Parlamenterler Asamblesinin kurulması söz konusu olmuştur. Bu anlaşma Kazakistan, Türkiye, Azerbaycan ve Kırgızistan gibi dört Türk dili konuşan devletler Meclis Başkanları tarafından İstanbul’da imzalandı. Sosyal ilişkiler bağlamında Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev’in Türk halklarının Aksakallar (Bilge Kişiler) Konseyi oluşturulmasına yönelik bir önerisi de olmuştur.

         

        Kazakistan’ın Ankara Büyükelçisi Bagdad Amreyev bir açıklamasında “Dünya geneline bakıldığında tüm akraba toplulukların çeşitli zeminlerde bir araya gelip kurumsallaştıkları görülür. Etnik zeminde bir araya gelenlerin yanı sıra Amerika ya da Latin Amerika ülkelerinde olduğu gibi coğrafi kriteri temel alanlar; Şanghay İşbirliği Örgütü gibi stratejik ve jeopolitik koşuları göz önünde bulunduranlar ya da EKO gibi ekonomik amaçlı olan örgütler vardır. Türk Dili Konuşan Devlet Başkanları Konseyi’nin kurulmasının ardından, buna paralel ekonomik işbirliği yapılarının da ortaya çıkacağını düşünüyorum. Kazakistan olarak bu süreci destekliyoruz ve inanıyorum ki tüm Türk kardeşlerimiz de bizi bu konuda desteklerler”.

         

        Türk Dünyası’nın her yanındaki halkların birbirleriyle sıkı işbirliği, dayanışma ve yardımlaşma içinde olmaları kendi çıkarları için zorunludur. Psikolojik ve sosyolojik kuraldır; birlikte olması gerekenler birlikte olup kazanmazlarsa ayrı ayrı kaybetmek zorunda kalırlar. Türkiye ile Kazakistan’ın arasındaki ilişkileri tam da bu bağlamda stratejik bir muhtevaya sahiptir. Zira soğuk savaş sonrası dünya henüz istikrara kavuşmamıştır ve siyasi trendin hangi yöne doğru evirileceği de henüz belli değildir. Bu bakımdan Kazakistan, Azerbaycan ve Türkiye gibi devletler kendi akraba ve kardeşlerinin çıkarlarını göz ardı etmeden çok yönlü, çok boyutlu ilişki ve gelişmelerini küresel bağlamda sürdürmek durumundadır. Kazakistan’ın başarmaya çalıştığı da budur.

         

         


        


        

        [1] Nursultan Nazarbayev, Kritik On Yıl, ASAM Yayını, No; 7, Ankara 2003. S.,148.


        

        [2] Nursultan Nazarbayev, Yüzyılların Kavşağında, Bilig Yayını, Ankara, 1997, s.62.


        

        [3] Janar Medeubayeva, Aygerim Şilibekova, “Kazakistan’ın Dış Politikasının Üç Ayağı ve Yeni Konsept Arayışları”, 21. Yüzyıl Dergisi, Yıl;2, Sayı:7,  S.170.


Türk Yurdu Ağustos 2009
Türk Yurdu Ağustos 2009
Ağustos 2009 - Yıl 98 - Sayı 264

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele