Şiiri Vatanın Gül Çiçekleri Kokan Bahtiyar Vahapzâde Üzerine Düşünceler

Temmuz 2009 - Yıl 98 - Sayı 263

        HAYATINDAN KESİTLER

         

        Bahtiyar Vahabzâde[1]  Kuzey Azerbaycan’ın Şeki (Nuha) şehrinde dünyaya gelir. Resmi kaynaklarda babası Mahmud, anası Gülzar olarak geçer. Aslında Mahmud Ağa, Bahtiyar Vahabzâde’nin baba bir, ana ayrı kardeşidir. Gülzar Hanım ise kardeşinin eşidir. Asıl babasının adı Zekeriyye, anasının adı ise Hanım’dır. Mahmud Ağa, Zekeriyye Bey’in oğlu, Hanım da onun üvey annesidir. 1921 yılında evlenen Gülzar Hanım ile Mahmud Ağa’nın yıllarca çocuğu olmayınca, 1925 yılında Bahtiyar Vahabzade doğarken, kardeşi Mahmud Ağa onu öz babasından istemiş ve kendisine evlat edinmiştir. Bahtiyar Vahabzâde, bu durumu 1946 yılında 21 yaşında iken öğrenebilmiştir.

         

         

        1934’te Bakü’ye yerleşirler. İlk ve orta öğreniminden sonra Azerbaycan Devlet Üniversitesi Filoloji Bölümü’ne girer. Şubat 1945’te SSCB Yazıcılar İttifakı Üyeliğine kabul edilir.  1947’de mezun olur. 1950’de Dilâre Hanım’la evlenir. Bu evlilikten Gülzar (1952), İsfendiyar (1954) ve Azer adlı üç çocukları dünyaya gelir. 1951’ de Samed Vurgun’un Lirikası (içli şiirleri) konulu adaylık çalışmasını yapar. Bölüme 1954’te asistan olarak girer. Vahabzâde, 1959’da yazdığı “Gülüstan” adlı şiiriyle, İran ve Rusya arasında bölünen Azerbaycan Türkünün yaşadığı acıları anlatır. Bu yüzden 1962’de milliyetçilikle suçlanır ve üniversitedeki işine son verilir. İki yıl işsiz kalır, çok ağır şartlarda yaşar. Görevine 1964 yılında geri döner.

         

         

         Gülüstan’daki manzum hikâyelerini Stalin döneminde yazar, sakladığı bu manzumeleri daha sonra yayımlar. 1960’larda başlayan özgürlük mücadelesine destek verir.  Türkiye’ye ilk olarak 1961’de gelme imkânı bulur. 1964’te Samed Vurgun’un “Yaradıcılık Yolu” konulu doktora tezini tamamlar.  1964’te doktor olur. 1965’ten itibaren, Azerbaycan Devlet Akademik Dram Tiyatrosu’nda “Vicdan, İkinci Ses, Yağıştan Sonra, Yollara İz Düşür, Feryat, Nereye Gidiyor Bu Dünya” adlı manzum ve mensur piyesleri sergilenir. Bu oyunlardan bazıları Ermeni, Türkmen ve Özbek dillerinde de oynanır. “Leninle Söhbet” ile “Mugam” poemaları (uzun manzumeleri) dolayısıyla Azerbaycan Devlet Mükâfatı’nı(1976),  “Bir Geminin Yolcusuyug” adlı eseriyle de Sovyetler Birliği Devlet Mükâfatı’nı(1984) ve “Gırmızı Emek Bayrağı” nişanını alır. Devlet Mükâfatları Ödülleriyle onurlandırılır (1976,1984); kendisine “Emekdar İnce Sen’et Hâdimi” unvanı verilir.

         

         

         1980’de Azerbaycan İlimler Akademisi’ne üye seçilir; aynı zamanda akademinin muhabir üyesidir, Azerbaycan Komünist Partisi Bakû Şehir Komitesi’nin üyesi olur. Dünya edebiyatından şiir örneklerini “Her Çiçekten Bir Leçek” adıyla yayımlar (1982). 1984’te halk şairi seçilir. “İki Korku” (1988) adlı manzum hikâyesi, Stalin dönemine ait baskı ve korkuları anlatır.

         

        Azerbaycan Devlet Üniversitesi’nde “Muasır Azerî Edebiyatı” profesörü ve Azerbaycan Parlamentosunda 10. (1980-1985) ve 11. (1985-1990) dönem milletvekili olarak görev yapan B. Vahapzâde, 1990’da emekli olur. Halk Cephesi’ni destekler. Azerbaycan Millî Meclisi’nin üyeliğine kabul edilir(1991). 1995’te hürriyet mücadelesindeki hizmetlerinden ötürü, “İstiklâl Nişanı” ile ödüllendirilir.  8 Kasım 2008 tarihinde Elâzığ’da yapılan 16. Uluslararası Şiir Akşamları’nın ardından Elâzığ’da adına küçe[2]  verildiğinde:

         

        “Hele unudulmamışam, ömrümü faydasız geçirmemişem.” diyerek, duymuş olduğu memnuniyeti dile getirmiş olur. Yaşamakta olduğu hastalıktan kurtulamayarak, 84 yıllık hayatını, şirin nağılı bitirir:

         

         

        “Bir yolluk kurtarsın o şirin nağıl”

        “Sabahını menden soruşan gülüm”

         

         

        dizeleriyle 13 Şubat 2009’da solur, dalından  kopur, sonsuzluğa göçür.

         

         

         

        SANATI VE EDEBÎ ÇALIŞMALARI

         

        Bahtiyar Vahapzâde, “Yaşıl Çemen Ağaç Altı, Bir de ki Tünd Çayı” (1944) şiiriyle okuyucusuyla tanışır, tanınır ve itibar kazanır. Şair, bu şiiri için “İlk uğurum.” der. Sanat çalışmalarının ilk aşaması “mektep şiirleri”dir; çocukluk yıllarına duyduğu özlemi dile getirir. Bunu 1960’lı yıllarda, bedii detayların felsefi derinlik ve genişlik, tafsilatların çeşitlilik ve karşılaştırmada birlik teşkil ettiği dönem izler. “İnsan ve Zaman”, “Men ve Dünya” adlı eserleri, bu döneme aittir. 1980’li yıllar, edebî çalışmalarının üçüncü aşamasıdır. “Menle Men”, “Özümde Özüm”, “Dağda Şelale Kimi”, “Özümü Ahtarıram”, “İkinci Ses” gibi eserleri, bu dönemin özelliklerini yansıtır.

         

         

        Bahtiyar Vahapzâde, şiirin, dili değil, dilin şiiri yarattığını söyler. Bu yüzden sanatçının söz ustası olduğunu belirtir. Sözün, sanatçının elinde şiire dönüştüğünü vurgular. Şiirin, anlam bakımından kapalı (dolaşık, dumanlı) olmaması gerektiğini savunur. Ona göre, şiirde form; dış görünüş, muhteva, konu ve karakterdir. Bu özelliklerin bir arada olmasını ister. Bu anlamda muhtevayı, düşünceyi öne çıkarıp şekli geri planda bırakmanın doğruluğuna inanır. Şiirde, düşünce ve duygunun yeni olmasını ister. Sanatta yenilik ve çağdaşlık arayanlara gelenekten yararlanmayı tavsiye eder. Bu yüzden şiirde köke bağlı kalır. Yerine göre klâsik ve halk şiirlerinden yararlanır. Türk edebiyatındaki gelişmeleri yakından izler. Fikret’ten Yahya Kemal ve Nâzım Hikmet’e uzanan çizgideki gelişmeleri çok iyi bilir. 

         

         

        Bahtiyar Vahabzade, oyun yazarlığıyla da tanınır. Onun “Cavid” ve “Vurgun” adlı oyunlarında duygusallık ve eğiticilik öne çıkar. 1991 yılında Kültür Bakanlığı yayınları arasında,  “Nereye Gidiyor Bu Dünya, İkinci Ses, Feryad” adlı üç oyunu, şair ve yazar Yavuz Bülent BÂKİLER tarafından Türkiye Türkçesine aktarılır ve yayımlanır[3].  “Özümüzü Kesen Kılıç”(Göktürkler) adlı üç perde ve on iki sahneden oluşan dramının Ankara ve İstanbul tiyatrolarında sahnelenmesini arzu eder. Ancak “İkinci Ses”, Devlet Tiyatroları tarafından sahneye konulur ve oyun ilgiyle izlenir. “ Büyük Türk yazarı Nihal ATSIZ’ın aziz hâtırasına” sunulan bu oyun,  yine Yavuz Bülent BAKİLER tarafından Azerbaycan Türkçesinden Türkiye Türkçesine aktarılır [4]Tarihî kaynaklar dikkate alınarak yazılan “Özümüzü Kesen Kılıç (Göktürkler)” adlı oyun, konu olarak milâdın 630. yılında, Çin’in mağlup ettiği birinci Göktürk Hakanlığı’nın bağımsızlık savaşını anlatır.

         

         

        “Nereye Gidiyor Bu Dünya” (Hara Gedir Bu Dünya) dramında Ulu Ecdad, Bahtiyar Vahapzâde’dir. Maddî ve manevî değerlerinden koparılmak istenen nesillere, Ulu Ecdad ağzıyla seslenmektedir. “İkinci Ses”teki aklın ve vicdanın sesi yine Bahtiyar Vahapzâde’dir. “Feryad”da Marksist bir rejimin çürütmeye başladığı bir cemiyeti, Bahtiyar Vahapzâde, 14. asır örtüsüyle göstermektedir. Feryad’daki Emir ve Vezir, Sovyetler’deki kızıl diktatörlerdir. Nitekim, Azerbaycan’da cereyan eden hadiseleri yakından bilenler, Bahtiyar Vahapzâde’nin Feryad’ını yürekten alkışlamışlardır[5]. Bu üç eser, Azerbaycan’da uzun süre sahnelerde kalmış ve derin yankılar uyandırmıştır.

         

         

        Türkiye’yi ilk kez 1961 Şubatı’nda gören şair, “İstanbul” adlı şiirini bu sırada yazar.1970’li yıllarda, İstanbul’da Ahmet KABAKLI’nın çıkarmakta olduğu “Türk Edebiyatı” dergisinde uzun yıllar yazı ve şiirleri yayımlanır.

         

         

        İSTANBUL

         

        Boğaziçi…

        İki kıt’a

        Dayanmış baş -başa

        Ortasında bu yolun

        Bir tarafı Avrupa’dır,

        Bir tarafı Asya

        İstanbul’un…

         

         

        Türkoğlu durup ortada

        Seyreder

        Sağını, solunu.

        Bir şehirde birleşir

        İki kıt’a .

        Birinin başlangıcıdır,

        Birinin sonu…

         

         

        Sol tarafında

        Debdebeli geçmişinden yadigâr kalan

        Başı göklere yücelen

        Camileri, kaleleri;

        Durur bir yıldan beri.

        Sağ tarafında

        Modern evler, bankalar, oteller…

        Türkoğlu gözlerinden sualler yağa-yağa

        Kah sola bakıyor, kah sağa.

        İstanbul’un geçmişi vukarlı, şanlı,

        Bugünü kendine yâd,

        Geleceği dumanlı…

         

         

        Bu gün

        Bir ayağı Avrupa’dadır,

        Bir ayağı Asya’da

        Türkün.

        Kulaklarında motor sesi,

        Dilinde Kur’an sesi,

        Türk’ün.[6]

        (…)

         

        Bahtiyar Vahapzâde, dile çok önem verir. Millî şuuru dilde bulur; bu yüzden “ana dilim ana köküm” der. Ana, okul, öğretmen ve ana dili konularında yazdığı şiirleri, belirli bir estetik zevk aşılamakla birlikte, aynı zamanda eğitici ve yol gösterici nitelikler içerir.

         

         

        Şair ana dilini halkın manevî varlığının, tarihî hafızasının taşıyıcısı olarak görür. Şiirleri, duyarlı bir yüreğin sıcaklığından kopup gelen düşünceleri dile getirir. Bu yüzden o, Azerbaycan edebiyatında kalp şairi, yürek sarrafı olarak yer edinir. Şiirlerinde temiz insanî duygular ve saf sevgiler öne çıkar.  “Anadili” şiirinde duygularını şu şekilde dile getirir:

         

         

        ANADİLİ

         

        Dil açarken ilk def’a “Ana” söylüyoruz biz,

        “Anadili” adlanır bizim ilk dersliğimiz.

        İlk türkümüz ninniyi anamız öz südüyle

        İçirir ruhumuza bu dilde gile-gile.

         

         

        Bu dil- bizim ruhumuz, aşkımız, canımızdır,

        Bu dil – birbirimizle ahdı peymanımızdır.

        Bu dil – tanıtmış bize bu dünyada her şeyi.

        Bu dil – ecdadımızın bizlere bahşettiği

        En kıymetli mirasdır; onu gözlerimiz tek

        Koruyup nesillere teslim etmemiz gerek.[7]

        (…)

         

         

         Bahtiyar Vahapzâde, milleti ayakta tutan dine de bağlıdır. Dini değiştirmenin beş yaşındaki çocuğu aldatmaya benzediğini söyler. Sıkıntılı durumlarda dinin bir ışık olduğunu belirtir.  Onda vatan sevgisi de öne çıkar. “Vatanın menfaati karşısında onun evlâtlarının hepsi sorumludur. Vatan çeşitli fikirli ve akideli evlâtları birleştiren tek annedir.” der ve “vatan”ı ana toprak sayar. “Vatan Toprağı” şiirinde duygu ve düşüncelerini şöyle dillendirir:

         

        VATAN TOPRAĞI

         

                  (Türkü)

         

        Hayaldan şirin,

        Arzudan gözel

        Vatan toprağı

        Canımdan ezel

        Vatan toprağı.

         

         

        Anadan doğma,

        Yavrudan aziz

        Vatan toprağı.

        Bir hiçiz sensiz

        Vatan toprağı.

         

         

        Dünyadan koca,

        Yavrumdan civan,

        Meslekten yüce,

        Vatan toprağı.

        Daima civan

        Vatan toprağı.

         

         

        Azerbaycan Devlet Üniversitesi Filoloji Fakültesi’nde Azerî Edebiyatı profesörü ve parlamentoda milletvekili olarak görev yapan Vahapzâde, Azerbaycan’da devlet dili olarak Azerbaycan Türkçesinin kullanılması yolunda girişimlerde bulunur. Gorbaçov’un “glastnost”(âşkârlık-açıklık) ve “perestroika” (yeniden yapılanma) politikası kendilerine imkân sağlar. Azerbaycan dilinin devlet dairelerinde kullanılmasına, korunmasına ve geliştirilmesine karar verilir.

         

         

        Azerbaycan’da bir kısım şairler, şiirlerini aruzla, heceyle ve serbest yazarlar. En çok hece veznini ve serbest tarzı kullanırlar. Bahtiyar Vahapzâde’nin şiirlerinde bu özellikleri görmek mümkündür.

         

         

         Maneviyat, dil ve ruh bakımından, millî olmayı, özlerine bağlı kalmayı tercih ederler. Azerbaycan halkının kültür düzeyi yüksektir, okumaya büyük değer verirler.  Bu bağlamda B. Vahapzâde’nin 1988 yılında yazmış olduğu “Gelin Açık Danışak” adlı kitabı ilkin 40 bin (üç gün içinde tükenir), sonra 100 bin basılır. Bu da yayın hayatına duyulan ilginin göstergesi olarak karşımıza çıkar. Azerbaycan halkının sıkıntılarını anlattığı eserlerini, yurtdışına çıkararak yayımlar. Şair, Azerbaycan ve Türkiye’ye karşı duymuş olduğu duygu yoğunluğunu, aşağıdaki şiirinde çok güzel bir şekilde dile getirir:

         

        Azerbaycan-Türkiye

         

        Bir ananın iki oğlu

        Bir çınarın iki kolu

        O da ulu, bu da ulu

        Azerbaycan-Türkiye

         

         

        Dinimiz bir, dilimiz bir

        Ayımız bir, ilimiz bir

        Aşkımız bir, yolumuz bir

        Azerbaycan-Türkiye

         

         

        Bir milletiz, iki devlet

        Aynı arzu, aynı niyet

        Her ikisi Cumhuriyet

        Azerbaycan-Türkiye.

                       

         

        B. Vahapzâde, uzun yıllar azadlık savaşı veren Azerbaycan halkının bağımsızlığa olan bakışını ise şu şekilde işler:

         

        Hele azadlığı hiss edir bu halk

        Şirin arzu kimi, hoş niyyet kimi.

        Hele azadlığı derk etmir ancak

        Bir ehtiyac kimi, zeruret kimi.

        Çünkü:

        Zeruret bilmese azadlığını,

        Halk onun yolunda ölüme getmez.

         

         

        B. Vahapzâde, zulüm ve baskı rejimine karşı çıkan bir gaye ve ideal adamıdır. “Açılan Seherlere Selam” kitabında yer alan “Gaye” şiirinde şunları söyler:

         

         

        İrademin ağasıyam,

        Egidemin kölesiyem,

        Egidemin yolunda da ölesiyem.

        Neçin, nece yaşamağı o öyredib,

        Heyatımı me’na ile nakışladı.

        Meni böyük bir vetene bağışladı.

        Gaye ki var, kimi üçün-heyat dolu,

        Kimi üçün-tapmacadır.

        Bu dünyayı derk edençün

        Heyatdan da, o ucadır.

        Başım üste dalgalanan

                           O bayrağın kölgesinde

                           Ölüm bele hoşdur mene.

        Ömrüm, günüm gurban ola

                           Ölümü de heyat geder

                            Mene gözel gösterene.  (s.5)

         

         

         Vahapzâde’ye göre, milletin yol göstericisi “millî akide/millî inanış” aynı zamanda bir muhabbet kaynağıdır. Onu korkutan korkunun kendisidir. Korku, insanı, özü olmaktan uzaklaştırır, vicdanları susturur, adaleti ve hakikati engeller, zulmü destekler, fikri öldürür, ruhu boğar, dili boğar.

         

        Fikir ölür

        Can sustalır,

        Ruh boğulur.

        Gorhu bizim dilimizde kilid olur,

        Beynimizde gıfıl olur.

        Derd budur ki, bu derdi de

        Biz ganırıg, biz bilirik

        Gorha-gorha

        Özümüz de özümüzçün

        Biz gorhuya çevrilirik[8]

         

         

        Vahapzâde, şiirleriyle vatanının ve milletinin acılarını ve sevinçlerini kalbinde yaşatır. Önce vatandaş, sonra şair olduğunu vurgular;

         

         

         “Veten toprağından yaranmışam men,

         

           Şe’rimdir-Vetenin gül-çiçekleri.”  der.

         

         

        Kendisini “sanat delisi”, “şiir acı”, “söz muhtacı” olarak niteler. Şiirlerinde sosyal, felsefî, manevî, dâhili, sevda, muhabbet, hayret, hayranlık, tabiat vb. konular yer alır.

         

         

         

        Edebî çalışmaları, mekteb şiirleriyle başlar. Onu tanıtan şiiri “Yaşıl Çemen Ağaç Altı, Bir de ki Tünd Çayı” şiiridir. Bu şiir, bir askerin hatıra ve hayallerini anlatır.

         

         

        Çocukluğunda Aşıg Gerip, Tahir ile Zöhre’yi; gençlik yıllarında ise Sefiller’i, Hamlet, Otello ve Kral Lear’i okur. Puşkin ile Bayron’ı sever ve tercümeye başlar. Lord Bayron’ın “Abidon Felini”sini Azeri Türkçesine çevirir. Öncelikle Tolstoy’dan etkilenir. Azerbaycan klâsiği Fuzûlî’yi döne döne okur. Süleyman Rehimov’un eserlerinden ders alır. Mirze Celil Sabir’i kendisine üstad seçer. 1945-1960 aralığında Samed Vurgun’u beğenir.

         

         

        “Azerbaycan şiirinde vatanperverlik ve vatandaşlık ruhunun kuvvetlenmesinde” Bahtiyar Vahapzâde’nin önemli katkıları olmuştur. Buna bağlı olarak, şiirlerinde milliyetçilik duygusuna ustaca yer vermiş, her zaman Türklüğü ile övünmüştür. Aşağıdaki şiir, buna güzel bir örnektir:

         

        MEN TÜRKEM

         

        Sen bizi aldatdın illerden beri,

        Men çerhi-felekten ders götürmüşem[9]

        Özge anasından süd emenleri,

        Özge kulluğunda duran[10] görmüşem.

         

        Bestir dözdüyümüz[11] ölümden beter,

        Köhne bazardaki o köhne nırha[12]

        Milleti yüz yere caladın[13], yeter

        Yüz arhın suyunu katma bir arha.

         

        Eslimi, neslimi tanıyıram men,

        Garışık değilem özümden hürkem[14].

        Sen kimsen, sen nesen, özün bilirsen,

        Men ilk kaynağımdan Türk oğlu Türkem;

        (…) 15 Kasım 1995

         

         

         “Halk şiirinin felsefî mazmunlar taşıyan ahenkli lirizmi insanın aynası olan poemaları, hayatın gerçekleri üzerine kurulmuş piyesleri, edebiyatın meselelerine hasredilmiş monografi, mahalle ve aktüel yazıları sosyal düşüncemizin değerli örnekleri olarak hem Azerbaycan’da hem ülke dışında özellikle de Türk dünyasında ona büyük şöhret kazandırmıştır.”[15]

         

         

        “B. Vahapzâde, edebiyata lirik bir şair olarak girmiştir. Bu özellik, onun bütün sanat hayatı boyunca eserlerini belirginleştiren bir özellik olarak kalmıştır.”[16]. Vahapzâde, aşk ve muhabbet şairi olarak bilinir. Sevgiyi, en yüksek ve kutsal duygu olarak kabul eder ve insan hayatının kaynağı ve şiiriyeti olarak görür. Vahapzâde’ye göre muhabbet, insan yüreğinde yanan, tutuşan bir ateştir. Bu ateşin ışığı, hayat yolumuza nur serper, aydınlatır. O, arzulara çatmanın/ yetişmenin yolunu sevgi ışığında bulur. Vahapzâde’ye göre aşk, sevilen varlığın sihriyle hayran olmaktır. Bu yüzden aşkta sınır tanımaz; “Sevmek mesafede mesafesizliktir” der. Onun bazı aşk şiirleri, Azerbaycan edebiyatının en gözde örnekleri arasında yer almaktadır:

         

         

        BİR SELÂMA DEĞMEDİ

         

        Bugün ben seni gördüm,

                          selâm vermek istedim,

                          Yüzünü yana tutdun[17]

        Söyle, yıllardan beri

        Kalbimizin bir duyup

                           Bir çarptığı yılları,

                           Hani ne hız unuttun?

        Beş yılda gözümüzden akan o kanlı seller,

                           Bir selâma değmedi?

        Hiç yüzüme bakmadan yanımdan nice geçtin?

        Sen aşkın selâmını korkuya mı değiştin?

        Yoksa sen öz ahdine[18], ilgarına[19]  ak oldu.

        O kadar yakın iken, bu kadar uzak oldun?

        Tadlı gülüşlerimiz, acı feğanlarımız

                             Bir selâma değmedi?

        Kaygılı anlarımız, kayğısız anlarımız

                              Bir selâma değmedi?

                              Sen ne yaptın bir düşün.

        Yalnız şimdi anladım; ah sen daha benimçin

                              elyetmez bir çiçeksin,

        Yaşanmış günlerim dek geri dönmeyeceksin…

        Kop ey tufan, es ey yel! Hazel olup dökülüm

        Düz[20]  beş yıl yüreğimde

        Beslediğim muhabbet, bir selâma değmedi?

        Bir günlük hasretime döze bilmeyen[21]  gülüm,

        Ya ne oldu? Bu hasret bir selâma değmedi?

        Gittin ardından baktım, can ayrıldı canımdan,

        Sen nice itinasız ötebildin yanımdan?

        Ah çektim, başım üstte yapraklar esti, gülüm,

                                 Senin kalbin esmedi.

                                 Geriye de bakmadın.

        Neden senin yolunu muhabbetin kesmedi?

                                  Kazancımız de, bu mu?

        Denilmemiş selâm elvedamız oldu mu?

        Sen bana zulüm ettin, bana zulüm yakışır,

        Bir selâma değmeyen aşka ölüm yakışır.[22]

         

         

        Bahtiyar Vahapzâde, özellikle poemalarıyla tanınmıştır; öne çıkan başlıcaları şunlardır: İftihar, Gıymet, Merziye, İkinci Ömür, Her Baharın Özgaranguşu, Viyetnam Balladası, E’tiraf, Salam, Tezadlar, Veten Menem Men Vetenem, Facie, Ahtaran Tapar, Vaht-Sür’et-Fikir, Fikir Haggında Fikirler, Heyat-Ölüm, Amerika Güzeli, Gem İçinde Sevinç, Dostluk, Aylı Geceler, Ağlar-Güleyen, Uçun Neymelerim, Feryad, Şeb-i Hicran, Gülüstan , İki Gûrhu , Dört Yüz On Altı, Yollar-Oğullar, Atılmışlar, Leninle Söhbet, Muğan, Son Görüş.

                                   

         

         Onun üzerinde durulan,  en kıymetli poemalarından biri ‘Muğam’ (makam, makamlar) dır. “İnsanın bir şahsiyet, yürek ve düşünme gücüne sahip biri olarak yetişmesinde, ondaki vatanperverlik duygularının gelişmesinde, kendini idrak etme sürecinde millî musikinin rolü ve önemi bu poemanın asıl mevzusudur. Şiirde, Muğam’ın yalnız bir müzik eseri olmadığı, onda halk ruhunun ve düşüncesinin varlığı dile getirilir.”[23]

         

         

        B. Vahapzâde, klâsik edebiyatı önemser; karşı düşüncelere, “Yel kayadan ne aparar?” cevabını verir. Klâsik şiirden yararlanır. Epik şiirlerinde vatandaşlık duygu ve sorumluluğunu dile getirir. Gülüstan poeması, bu açıdan çok anlamlı ve önemlidir.

         

         

        “Şehidler”poeması, Azerbaycan halkının değil, eski Sovyetler Birliği halklarının 70 yıllık tarihinde benzeri görülmemiş bir facianın lirik-epik tasvirinden ibaret bir eserdir. Poemada 20 Ocak 1990 soykırımını (19-20 Ocak/ Kanlı Ocak Faciası) dehşetli bir şekilde dile getirir.

         

         

        ŞEHİTLER

         

        Katil mermisine kurban gedirken

        Gözünü sabaha dikti şehitler.

        Üç renkli bayrağı öz kanlarıyla

        Vatan göklerine çekti şehitler.

        (…)

        O şenbe gecesi, o katl günü

        Mümküne çevirdi çok namümkünü.

        Halkın kalbindeki korku mülkünü,

        O gece dağıdıp söktü şehitler.

         

        Tarihi yaşadığ dileğimizde,

        Bir yumruğa döndük o gece biz de

        Yıkıp köleliği yüreğimizde

        Cesaret mülkünü tikti şehitler.

        (…)

        İnsan insan olur öz hüneriyle,

        Millet millet olur hayrı, şeriyle.

        Toprağın bağrına cesetleriyle

        Azatlık tohumu septi şehitler.[24] 

         

         

        B. Vahapzâde çağdaş edebî sürecin problemleri ve genel olarak edebiyat bilinciyle de ilgili düzenli şekilde meşgul olmuş sanatçılarındandır. “Vahapzâde’nin çağdaş Azerî edebiyatında önemli bir yeri vardır. Millî meseleleri işlemesiyle, Azerbaycan insanının duygu ve düşünce dünyasını yansıtmasıyla tanınmıştır. O, daima, halkın vicdanının sesi olmayı başarmıştır. Vahapzâde, milletine ait her şeyin; vatanının, dilinin, medeniyetinin yorulmaz savunucusudur.”[25]

         

        “Halk Şairi Samed Vurgun” büyük sanatçının sağlığında onun için yazılmış nadir kitaplardan biridir. Bu monografi kitabı oldukça önemlidir. Diğer önemli eserleri aşağıda verilmiştir.

         

         

        ESERLERİ

         

        Bahtiyar Vahabzâde, değişik türlerde; hikâye, dram seyahat, tenkit, polemikve popülist yazı türlerinde eserler verdi. B. Vahapzâde’nin elliye yakın şiir, tiyatro ve akademik çalışması bulunmaktadır.

         

         

          Bakû’de Yayımlanan Eserleri   

         

         

        Menim Dostlarım (1949), Bahar (1950), Edebî Heykel (1951), Dostluk Neğmesi (1953), Çınar (1956), Sade Adamlar (1956), Halg Şairi Samed Vurgun (1956), Ceyran (1957), Aylı Geceler (1959), Şeb-i Hicran(1961), Seçilmiş Eserler (1961), E’tiraf (1962), İnsan ve Zaman (1964), Bir Ürekte Dört Fesil (1966), Menim Şe’rim (1967), Samed Vurgun (1968), Kökler Budaglar (1968), Deniz-Sahi (1969), Dört Yüz On Altı (1970), Bir Baharın Garanguşu (1971), Dar Ağacı (1972), Dan Yeri (1973), Sanatkâr ve Zaman (1976), Açıg Söhbet (1977), Sadelikte Büyüklük (1978), Açılan Seherlere Selâm (1979), Piyesler (1980), Payız Düşünceleri (1981), Her Çiçekten Bir Leçek, Muğam(1982), Veten Ocağı’nın İtsisi (1982), Özümle Söhbet (1985), Derin Gatlara Işıg (1986), Ahı Dünya Fırlanır (1987), Gelin Açık Danışak (1988), Şehitler (1990), Lirika (1990), Şenbe Gecesine Geden Yol (1991), Nağıl-Hayat (1991), Yeni Şiirler/Ümide Heykel Goyun (1993), Vetendaş (1994), Feryad (1995),Yanan da Men Yaman da Men (1995), Gelimli Gedimli Dünya Son Ucu Ölümlü Dünya, Hara Gedir Bu Dünya, İkinci Ses, Vicdan,  Yağıştan Sonra, Yollara İz Düşür, Edalet, Her Çiçekten Bir Leçek ( Çevirileri).

         

         

        Türkiye Türkçesine Aktarılan Eserleri            

         

        Şiirler (Aktaran: Yavuz AKPINAR, Ötüken Neşriyat, İst., 1979), Tavşana Kaç Tazıya Tut ( Aktaran: Yasin ASLAN,Yeni Düşünce Yayınları, Ank., 1990), Nereye Gidiyor Bu Dünya, İkinci Ses, Feryad ( Aktaran: Yavuz Bülent Bakiler, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ank.,1991), Şehitler (Cönk Yayınları, İst.,1991), Gün Var Bin Aya Değer ( Aktaran: Beşaret İsmail, Nil Yayınları, İzmir, 1992), Ürektedir Sözün Kökü ( Aktaran: Dr. Ahmed Schmiede, Türkiye Diyanet Vakfı, Ank., 1993), Sonbahar Düşünceleri/ Şiirler (Kültür Bakanlığı Yayınları, Ank.,1993), Gurub Düşünceleri ( Aktaran: Beşaret İsmail, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İst., 1995), Yücelikte Tenhalık (Çeviren: Fatih Ordu- Seriyye Ağayeva- Melahat İbrahimova, İst.,1998), Özümüzü Kesen Kılıç /Göktürkler (Azerbaycan Türkçesinden Türkiye Türkçesine Aktara: Yavuz Bülent Bâkiler, Ank., 1998).

         

         

         

        Kaynaklar

         

        AKPINAR,Yavuz, “Vahabzade,Bahtiyar”, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, C:8, İst., 1988,s.496-497.

        AKPINAR Yavuz, Azerî Edebiyatı Araştırmaları, Dergâh Yayınları, İst., 1994

        ANAR- AKPINAR Yavuz, Bin Yılın Yüz Şairi Azerbaycan Şiiri Antolojisi, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ank., 2000, 305 s.

        MAYADAĞLI Hüsniye Zal, Bahtiyar Vahabzâde Hayatı ve Eserleri, Türkiye Diyanet Vakfı, Ank., 1998, 420 s.

        Türk Dünyası Edebiyat Tarihi, “Azerbaycan Edebiyatı”, Bahtiyar Vahapzâde, AKM Başkanlığı Yayınları, C:9, Ank., 2007, s.273-278

        VAHAPZÂDE Bahtiyar, Vatan, Millet, Anadili (Türkiye Türkçesine Aktaranlar: Fatih Ordu, Melâhet İbrahimova, Seriyye Ağayeva), AKM Başkanlığı Yayınları, Ank. 1999, 327 s.

        _____________, Ömürden Sayfalar, (Azerbaycan Türkçesinden Notlarla Aktaran: Dr. Yusuf Gedikli), Ötüken Neşriyat, İst., 2000, 2004 s.

        _____________, Gülüstan/Poemalar, (Haz.: Seyfettin Altaylı), T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ank., 1998, 417 s.

        _____________, Şehitler, Cönk Yayınları, İst., 1991, 64 s.

        _____________, Sonbahar Düşünceleri/Şiirler, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ank., 1993, 216 s.      


        


        

        [1] 16 Ağustos 1925-13 Şubat 2009


        

        [2] Bir sokağa adı verildiği zaman


        

        [3] Ankara,1991,309 s.


        

        [4] T.C.Kültür Bakanlığı Yayınları, Ank.,1998, 88 s.


        

        [5] Yavuz Bülent Bâkiler, Birkaç Söz, Ank., 1991


        

        [6] Açılan Sabahlara Selâm s. 42-43


        

        [7] Açılan Sabahlara Selam s. 24


        

        [8]  Nağıl- Heyat, s.12

         


        

        [9] almışım


        

        [10] başkasına hizmet eden


        

        [11] yeter katlandığımız


        

        [12] değere, kıymete


        

        [13] akıttın


        

        [14] ürkeyim


        

        [15] Türk Dünyası Edebiyat Tarihi, s. 274


        

        [16] Türk Dünyası Edebiyat Tarihi, s. 274


        

        [17] çevirdin


        

        [18] and, yemin


        

        [19] söz


        

        [20] tam, doğru


        

        [21] dayanamayan


        

        [22] Sonbahar Düşünceleri, s. 149-150

         


        

        [23] Türk Dünyası Edebiyat Tarihi, s. 275


        

        [24] Şehitler,s.62-63


        

        [25] Yavuz Akpınar, Azerî Edebiyatı Araştırmaları, s. 394

         


Türk Yurdu Temmuz 2009
Türk Yurdu Temmuz 2009
Temmuz 2009 - Yıl 98 - Sayı 263

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele