Cumhuriyet ve Öğretmen

Haziran 2009 - Yıl 98 - Sayı 262

                   Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı’nın yerine kurulduğunda, aslında birçok açıdan, katılaşmış, çağdışı kalmış bir eğitim sistemi devralmamıştı, yapacağı yeniliklerin bir kısmının ilk evreleri önceden gerçekleştirilmiş veya temelleri atılmıştı. Çünkü Osmanlı Devleti’nde eğitim alanında 18. yüzyıldan itibaren başlayan ve sonraki yüzyılda ciddi boyutlara ulaşan modernleşme çabaları, özellikle Tanzimat sonrasında giderek güçlenmiş ve devletin yıkılışına kadar sürmüştü. Dolayısıyla devralınan miras içinde bir ölçüde öğretmenin kimliği de vardı. Cumhuriyet diğer bazı alanlarda olduğu gibi, bu mirası devralırken önemli ölçüde değiştirmiş ve yeni anlamlar yüklemiştir.

         

        İlk Osmanlı medresesinin 1331’de İznik’te açılmasından (Uzunçarşılı 1965: 2), II. Mahmut döneminde Batı etkisindeki askeri okulların ortaya çıkışına ve sonra Tanzimat ile Meşrutiyet dönemlerinin “modern okullarına” kadar, yani yaklaşık beş yüz yıllık bir dönemde Osmanlı’da temel eğitim kurumu Medrese (Tekindağ 1973:3) kendi öğretmenini yetiştirmekteydi. Sonraki süreç Cumhuriyetin öğretmeninin devralacağı, geleneksel eğitim sisteminden kopma ve bu alanda ilk yenileşme çabalarının başladığı 19. yüzyıl yenilikleridir. Bu yüzyılda açılan yeni okullar Cumhuriyetin eğitim sistemi ve öğretmeni için ciddi bir birikim oluşturmuştur.[1]

         

        Osmanlı Öğretmeni, söz konusu dönem öncesi devletin resmi bir okul sistemi olmadığından 19. Yüzyıla kadar “müderris” yani ders veren kişi, bu tarihlerden sonra ise belki bugünkü anlamı ile öğretmen olarak ele alınabilir. Çünkü Osmanlı Devleti’nde bilinen anlamıyla öğretmenliğin bir meslek olarak ele alınıp doğrudan öğretmen yetiştirmeye yönelik ilk öğretmen okulunun açılışı 1848’de Darülmuallimin ile başlamıştır. Daha sonra bu okullar çoğaltılıp Darülmuallimatlar da eklenmiştir  (Özalp 1982: 177). Ancak bu okullara rağmen, Cumhuriyete kadar öğretmenliğin tam anlamıyla bir meslek olarak kabul edilmediğini gösteren kanıtlar vardır. Bunların başında, söz konusu okullardan mezun olmayanların da öğretmenliğe tayin edilmesi gelmektedir (Aytekin 1991: 163-164).    

                     

        Osmanlı sonrası, Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sona ermesinden sonra yeni devletin eğitim sisteminin çatısı oluşturulmuştur (Cicioğlu 1985: 32). Cumhuriyetin ilanı öncesi, 1923’de okunan yeni icra Vekilleri Heyetinin programında, eğitimin esasının milli kültür ve çağdaş uygarlık esaslarına dayandırılacağı ve ilköğretimin zorunlu hale getirileceği belirtilerek, “Öğretmenlik bir ihtisas mesleği haline getirilecek ve öğretmen yetiştirme faaliyetinin belli bir düzen ve birlik içinde gerçekleştirilmesine çalışılacaktır” denmiştir (Dağlı-Aktürk 1988: 1516).

         

        Yeni devletin eğitim faaliyetlerinin ana politikasını çizen bu ilkeler, eğitim alanında köklü bir yenileşme sürecinin başladığını göstermektedir. Tevhid-i Tedrisat Kanunu ise yeni devletin eğitim sisteminin ilk ciddi yasal düzenlemesi olmuş,[2] bu kanundan sonra Cumhuriyetin eğitim sistemi birçok yasal düzenleme ile kurulmuştur.

         

        Cumhuriyetin eğitimle ilgili ilk uygulamalarından biri ise yeterli öğretmen yetiştirilmesi olmuştur.[3] Hem bu konu, hem de eğitimdeki yeniliklerin planlanmasında ülkeye yabancı uzmanlar davet edilmiş, dönemin tanınmış eğitimcilerinden John Dewey’in raporu sonraki süreci önemli ölçüde etkilemiştir.

         

        Dewey, öğretmenlerin mesleki bilgi ve donanımlarının geliştirilmesini, meslekte yükselmeleri ile ilgili sorunlarının çözümünü, yeni öğretmen okullarının açılması ve desteklenmesini,  özellikle köy okullarının önemsenmesini ve bu okullara köy hayatını bilen muallimlerin yetiştirilmesini önermiştir (Dewey 1939: 19-20). Bu öneriler ile Cumhuriyetin eğitimdeki en büyük amaçlarından biri olan, eğitimin köylere ulaştırılması politikası önemli ölçüde örtüşmüştür. Bunun yanı sıra bu bakış açısı yeni Türk devletinin Aydınlanmacı niteliğini de önemli ölçüde desteklemiştir. 

         

        Atatürk’ün birçok kez belirttiği, okuryazarlık oranının arttırılması, bilginin ülkenin en ücra yerlerine ulaştırılması amacı (Atatürkçülük 1988: 290, 292), ülkenin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik sorunlar ve geri kalmışlığa karşın, devletin halkın Aydınlanması için gösterdiği çabalarının ne kadar ciddi olduğunu göstermektedir. Bunun yanında, belki de bu politikanın da etkisiyle, Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren öğretmenlik mesleğinin idealler üzerine kurulu, fedakârlık gerektiren, halkın aydınlanmasının, köylerin, köylülerin ezilmişliğine, yoksulluklarına çare olacak “kutsal” bir meslek olarak yapılandırıldığı da dikkat çekmektedir. Zaten “çağdaş Türk toplumunun” oluşturulmasında eğitime verilen rol, Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal tarafından defalarca dile getirilmiş, “devletin en önemli ve feyizli vazifeleri” eğitim işleri olarak tanımlanmıştır (Atatürkçülük, 1988: 292). Öyle ki Atatürk’e göre, öğretmenler memleketi asıl hedefine ulaştıracak olanlardı ve yeni eğitim sistemi,  yeni devletin esas amaçlarıyla kesin olarak birleştirilmiş, bu etkinliğe önemli görevler yüklenmiştir.

         

        Bu görev ile yola çıkan Cumhuriyetin öğretmeni toplum üzerinde olumlu bir iz bırakmıştır. Örneğin Cumhuriyetten bugüne, ama özellikle ilk elli yıllık dönem içinde Türk edebiyatında öğretmen imgesi, Cumhuriyet ve onun ilkeleri ile çizilmiştir.[4] Ülkenin geri kalmış yörelerinin aydınlatılması, ilkel yaşam koşulları ile mücadele ve modern hayatı hakim kılma çabaları bu imgenin çerçevesini oluşturan temel olgulardır.[5]  Bunlar edebiyattaki öğretmen imgesinin en baskın karakterleri olmuş, (ve muhtemelen) dönemin gerçek öğretmenlerini etkilemiştir.

         

                     Bu olumlu imgeye sahip Cumhuriyet öğretmeninin kimliğinin belirgin niteliklerinin başında, öğretmenin Cumhuriyetçi özellikleri gelmektedir. Çünkü öğretmen devletin yeni yönetim tarzının geniş halk kitlelerine ulaştırılmasında ilk önemli görevli sayılmaktaydı. Osmanlı Devleti’nin dine dayalı yönetim tarzı yerine laik dünya görüşünü, tebaa, kul anlayışı yerine özgür bireyleri yetiştirmekle görevli öğretmenin böylece ikinci özelliği ortaya çıkmaktadır: laiklik. Cumhuriyetçilik, demokratiklik ve laiklik özelliklerinin felsefi açıdan oluşturacakları bütün ise aydınlanmacı bir kimlik olacaktır. Bunların ardından ve belki hepsinden önce, öğretmen, toplumun çağdaş-modern değerler etrafında kaynaştırılacağı yeni devletin; ulus-devletin yapısının sonucu olarak milli bir kimliğe sahip olmalıydı.

         

        Böylece fikir ve eylem alanında Aydınlanmacı, siyasi anlamda milliyetçi olan öğretmen, Cumhuriyetin ilkelerinin Anadolu’ya ulaştırılmasının gereği olarak büyük zorluklara göğüs germek üzere eğitilmiş, ona inkılâpların misyonerliğine yakın bir görev yüklenerek, kimliğinin en önemli ve belki de en manevi parçası olan idealizm eklenmiştir.

         

        Eğitimle elde edilen kazanımlar, özellikle okur-yazar oranının artışı, Cumhuriyetin öğretmeninin kimliğindeki aydınlamacı niteliğin ciddiye alınması gerektiğini göstermektedir. Cumhuriyetin başlarında okur-yazar oranı % 5’in altında iken, 1960’da ulaşılan % 51 oranı, bu başarının önemli bir ölçütüdür. Üstelik bu başarıda kentsel nüfusun artışından çok, Millet Mektepleri, Halkevleri, köylere ilkokullar açılması, Eğitmen Kursları ve Köy Enstitüleri uygulamaları gibi eğitimin iç dinamikleriyle ilgili faaliyetlerin belirgin rolü vardır.[6]  Diğer başarılar, kadının toplumdaki yerinin güçlendirilmesi açısından son derece önemli olan karma eğitimin ciddi olarak uygulanması, eğitimin köylere yaygınlaştırılması sonucunda feodal yaşayış şekli ve kültürünün zayıflatılmasıdır.

         

        Bu perspektifle, bir ulus-devlet olarak ortaya çıkan Türkiye Cumhuriyeti’nin Aydınlanma politikasına uygun bir şekilde inşa edilen ve modern, laik, demokratik ve milliyetçi bir çizgiye oturtulmaya çalışılan eğitim sisteminin temel öznelerinden biri olan öğretmenin, cahillik, bilgisizlik, genel olarak karanlıkla mücadele eden bir görev adamı olarak şekillendirildiği söylenebilir. 1923 tarihli “Maarif Misakı”nda açıkça belirtildiği gibi, Türkiye’de eğitimin, dolayısıyla öğretmenin görevi, halkçı, inkılapçı, laik Cumhuriyet vatandaşları yetiştirmek ve “toplum hayatında dünya ve ahiret cezaları korkusundan doğan ahlak yerine, özgürlük ve barışın ön plana alındığı gerçek ahlak ve erdemi hâkim kılmak” olacaktı.

         

        Son olarak, edebiyattaki imgeye geri dönülürse, kuşkusuz ki bu imge ile gerçek hayattaki öğretmen arasında farklar olduğu söylenmelidir.  Ancak Cumhuriyetin ilk dönemlerinin öğretmeninin, romanlarda çizilenlerle önemli paralellikler taşıdığı da başka bir gerçektir. Çünkü bu öğretmenler, yani “Cumhuriyetin Öğretmeni” romanlarda anlatıldığı gibi, Cumhuriyetin ilk dönemlerinde gerçekten önemli işler başarmış, büyük zorluklara göğüs gererek toplumu aydınlatma görevini önemli ölçüde yerine getirmiştir. Sonuçta, bu gerçekliğin ifadesi olarak, edebiyattaki öğretmen imgesi, “Cumhuriyetin bir daha eşi benzeri görülmeyecek eğitim seferberliği içerisinde (...) ‘toplumun dışına itilmişin, sürgünün, istisnanın, ruhu fazla geniş olduğu için varolan dünyaya dayanamayan adamın tipik sesi” (Türkeş 2004: 91) olmuştur belki, ama gerçek hayatta sonraki dönemlerin öğretmeninin bu kadar etkili ve “dokunaklı” bir sesi olduğunu iddia etmek ne yazık ki zordur. Bu ise bugünkü öğretmenin üzerinde düşünmesi gereken önemli bir konudur.

         

         

        Kaynaklar

         

        Adıvar, Halide Edib. Vurun Kahpeye, (3. Basım), İstanbul: Özgür Yayınları, 1998.

        Adıvar, Halide Edib. Tatarcık, (13. Basım), İstanbul: Atlas Kitabevi, 1939.           

        Akyüz, Yahya. Türkiye’de Öğretmenlerin Toplumsal Değişmedeki Etkileri, 1848-1940,  Ankara: Doğan Basımevi, 1978.

        Arısoy, Sunullah.  Karapürçek,İstanbul: Varlık Yayınları, 1958.

        AtatürkçülükAtatürk’ün Görüş ve Direktifleri (Birinci Kitap), İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1988.                        

        Aytekin, Halil. İttihad ve Terakki Dönemi Eğitim Yönetimi,   Ankara: GÜ Yayını, 1990.

        Başaran, İbrahim Ethem. “Türkiye’de Eğitim Sisteminin Evrimi, 75 Yılda Eğitim, 91-110, Fatma GÖK (Ed.), İstanbul: Tarih Vakfı Yayınları, 1999.

        Baykurt, Fakir. Onuncu Köy, İstanbul: Remzi Kitabevi, 1975.

        Cıcıoğlu, Hasan. Türkiye Cumhuriyetinde İlk ve Orta Öğretim, Ankara: AÜ Eğitim Bilimleri Fakültesi Yayınları, 1985.

        Dağlı, Nuran ve Aktürk Belma, (Haz.).  Hükümetler ve Programları, C. I, (1920-1960), Ankara: TBMM Kütüphane-Dokümantasyon ve Tercüme Müdürlüğü Yayını, 1988.

        Dewey, John. Türkiye Maarifi Hakkında Rapor, (Çevirmen adı yok), İstanbul: Devlet Matbaası, 1939.

        DİE (T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü),  İstatistik Göstergeler 1923-1995, Ankara 1996.

        Ergin, Osman. Türk Maarif Tarihi,  C.I-V,  İstanbul: Eser Matbaası, 1977 (1939-1943).

        Gök, Fatma. “75 Yılda İnsan Yetiştirme Eğitim ve Devlet.” 75 Yılda Eğitim,  Fatma Gök (Ed.), İstanbul :

                 Tarih Vakfı Yayınları, 1999: 1-8.

        İhsanoğlu, Ekmeleddin. “Osmanlı Eğitim ve Bilim Müesseseleri.”  E. İhsanoğlu (Ed.), Osmanlı Devleti

                 ve Medeniyeti Tarihi, II; 1998: 223-363.   

              Karaosmanoğlu, Yakup Kadri. Yaban, (40. Basım), İstanbul: İletişim Yayınları, 2001 (1932).

              Karaosmanoğlu, Yakup Kadri. Panorama, I-II, (2. Basım), İstanbul: Remzi Kitabevi, 1971 (1950).

        Koçer, Hasan Ali. Türkiye’de Modern Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi (1773-1923), İstanbul: Milli Eğitim

                 Basımevi, 1991.

        Makal, Mahmut.  Bizim Köy, Köy Öğretmeninin Notları,  (İkinci Basım), İstanbul:  Varlık Yayınları, 1950.

        Özalp, Reşat (Der.) Milli Eğitimle İlgili Mevzuat (1857-1923), İstanbul:  Milli                 Eğitim Basımevi, 1982.

        Özkucur, Abdullah. Öğretmen Olacağım, Özyürek Matbaası, 1983.

        Tekindağ, Şahabettin. “Medrese Dönemi.” Cumhuriyetin 50.  Yılında Milli Eğitimimiz,  İstanbul: İÜ Yayınları, 1973.

        Tevhidi Tedrisat Kanunu, Düstur, Üçüncü Tertip, V: 667.                                               

        Türkeş, A.  Ömer. “Cumhuriyet Aydınlanmasının Misyonerleri Öğretmenler.”              Milliyet Sanat Dergisi,.

                 Kasım 2004; 90-91

        Unat, Faik Reşit. Türkiye Eğitim Sisteminin Gelişmesine Tarihi Bir Bakış, Ankara:MEB Yayınları, 1964.

        Uzunçarşılı, İ. Hakkı. Osmanlı Devleti’nin İlmiye Teşkilatı, Ankara: TTK Yayını, 1964.


        


        

         

        [1] Bu süreç ile ilgili, bkz. Ergin 1977: 315;  İhsanoğlu 1998;  Gök 1999: 3;  Başaran İ. 1999: 92-95;  Unat 1964: 25-38;      Özalp 1982: 3-5 ; Koçer 1991.


        

        [2] Tevhidi tedrisat ile ilgili, bkz. Sungu 1938 ve Tevhid-i Tedrisat, Düstur V: 667.


        

        [3] Cumhuriyetin ilan edildiği yıl, öğretmenlerin sayısı 12-13 bin olarak tahmin edilmektedir ve bu sayı yetersizdi (Akyüz 1978b: 222).


        

        [4] Ele alınan eserler, Reşat Nuri Güntekin’in “Çalıkuşu”, “Yeşil Gece” ve “Akşam Güneşi”, Halide Edib Adıvar’ın “Vurun Kahpeye” ve “Tatarcık”, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Yaban” ve “Panorama”, Fakir Baykurt’un “Onuncu Köy”, Sunullah Arısoy’un “Karapürçek” romanları ile roman-hikaye şeklinde yazılmayan, aynı zamanda estetik açıdan sorunlu, ancak edebi nitelikler taşıyan, Abdullah Özkucur’un “Öğretmen Olacağım” ile Mahmut Makal’ın “Bizim Köy”üdür. 


        

        [5] Belki bu imgenin en güçlü öğesi, “Vurun Kahpeye”deki Aliye’nin sözleridir. Bu romanda Öğretmen Aliye, Anadolu halkının içinde bulunduğu karanlığı aydınlatma mücadelesinde hiçbir taviz vermeden çalışır. Onun romanın hem başında hem sonunda yinelediği söz, Cumhuriyet Öğretmeninin idealizmini en güçlü şekilde yansıtır:“Sizin toprağınız benim toprağım, sizin eviniz benim evim; burası için, buranın çocukları için bir ışık, bir ana olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım, vallahi ve billahi!” (Adıvar H. 1998: 40 ve 176).

         


        

        [6]1923’de köylerde yaşayan nüfus % 80 civarında, 1927 sayımında % 75,8 , 1960 sayımında ise % 68,1’dir. Kırsal nüfus oranında çarpıcı bir değişiklik olmadığı halde, okuma yazma bilenlerin oranında büyük bir artış vardır. Okuma yazma oranları, 1923’de % 5’in altı, 1935’de, yani Millet Mektepleri sonrası % 36, 1960’da ise % 51’dir (DİE 1996: 3-6).  


Türk Yurdu Haziran 2009
Türk Yurdu Haziran 2009
Haziran 2009 - Yıl 98 - Sayı 262

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele