Türkiye’de Öğretmen Yetiştirme ve Sorunları

Haziran 2009 - Yıl 98 - Sayı 262

        Eğitimin en önemli unsurlarından biri olan öğretmen ve onun yetiştirilmesi, Türkiye’de eğitim sisteminin en önemli meselelerinden biri olmuştur. Çünkü eğitim sisteminin başarısı, büyük ölçüde, onu işletip uygulamaya koyacak olan öğretmenin niteliklerine bağlıdır. 

         

                    Öğretmen yetiştirme çok yönlü ve karmaşık bir konudur. Öğretmen yetiştirme sistemleri kurulup geliştirilirken veya mevcutları analiz edilirken şu sorulara cevap aranmalıdır:

         

                    Nasıl bir öğretmene ihtiyaç vardır? Değişen ve gelişen toplumda öğretmenin rolü nedir ve ne olmalıdır? Öğretmen adayları hangi kurumlarda yetiştirilmelidir? Bu kurumların yapı ve statüsü, eğitim süresi ve eğitim programları nasıl olmalıdır? Bu kurumlara öğretmen adayı öğrenciler nasıl seçilmelidir? Öğretmenlik mesleğinin toplumdaki yeri, statüsü nedir? Öğretmen yetiştirmede arz ve talep dengesi nasıldır? Öğretmenlerin istihdamları ve iş başında yetiştirilmeleri için neler yapılmalıdır?

         

        Türk eğitim tarihi incelendiğinde köklü bir eğitim geleneğine sahip olan ulusumuzun, bu gelenek içerisinde zengin bir öğretmen yetiştirme tecrübesine sahip olduğu görülmektedir. Nitekim Türkiye’de öğretmen yetiştirme sisteminin kuruluş ve gelişimi bu sorular kapsamında incelendiğinde önemli uygulamaların gerçekleştirildiği görülür.

         

         

    

Cumhuriyet Döneminden Önce Öğretmen Yetiştirme Alanındaki Uygulamalar ve Gelişmeler

         

         

        Bilindiği gibi Türkiye’de öğretmen yetiştirmenin tarihçesi Cumhuriyet dönemi öncesine uzanır. Öyle ki Cumhuriyet Türkiye’sinin öğretmenini yetiştiren okulların çoğunun Osmanlılar zamanında açıldığı, yine Cumhuriyet döneminde uygulamaya konan birçok görüşün o dönemde ortaya konduğu görülür.

         

        Türkiye’de bu günkü anlamda ilk öğretmen okulu 16 Mart 1848’de İstanbul’da Darülmuallimin adıyla, geleneksel Osmanlı eğitim kurumları dışında, batıdaki benzerleri örnek olarak açılan Rüştiyelere öğretmen yetiştirmek amacıyla açılmıştır.

         

        Daha sonraları Darülmuallimin-i Rüşdi adını alan bu okulun açılışını, sıbyan mekteplerine öğretmen yetiştirmek amacıyla, 1868’de yine İstanbul’da açılan Darülmuallimin-i Sıbyan izlemiştir.

         

        Osmanlıda eğitimi bir devlet işi olarak ele alan, ilköğretimden yükseköğretime, yeni bir eğitim sistemi kurmaya çalışan 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’nin, getirmek istediği yeni okul sistemine uygun bir öğretmen yetiştirme sistemini kurmaya çalıştığı,bunun için Büyük Darülmuallimin ve Darülmuallimat adlarında iki yeni öğretmen okulunun daha açılmasını istediği görülür. Bu okullardan Darülmuallimat kız rüştiyeleri ile sıbyan okullarının kadın öğretmen ihtiyacını karşılamak amacıyla, 1870’de İstanbul’da açılmıştır. Büyük Darülmuallimin’in ise bazı bölümleri açılabilmiş, fakat kısa bir süre sonra kapanmış ve nihayet Darülmuallimin-i Aliye adıyla 1891’de yeniden faaliyete geçirilmiştir. Bu okul varlığını Yüksek Muallim Mektebi adıyla Cumhuriyet dönemine kadar sürdürmüştür.

         

        Cumhuriyet öncesi dönemde, eğitim ve öğretmen yetiştirme konularında yeni görüşlerin ortaya atılıp tartışıldığı, hatta bir kısmının uygulamaya konduğu devir, II. Meşrutiyet dönemi olmuştur. 1908 de başlayan ve 10 yıl kadar süren bu devrede, okul öncesinden yüksek öğretime, mesleki-teknik eğitim, özel eğitim, özel öğretim ve öğretmen yetiştirme dahil, eğitim sisteminin her kademesi ve alanında önemli girişimlerde bulunulmuş, nicelik ve o kadar olmasa bile nitelik yönünden önemli gelişmeler kaydedilmiştir.

         

         

         

Cumhuriyet Döneminde Öğretmen Yetiştirme Alanındaki Uygulamalar ve Gelişmeler

         

         

Türkiye Cumhuriyeti devletini kurup, hemen ardından Türk toplumunun sosyal, kültürel, politik ve ekonomik yapısına yeni bir şekil ve ruh verenler, bu yeni yapıya uygun, onu yaşatacak yeni nesilleri yetiştirecek olan eğitim sistemini kurmayı ve onu işletecek olan öğretmenleri yetiştirmeyi de ihmal etmemişlerdir.

         

Eğitim sistemleri ne kadar iyi kurulursa kurulsun, programlar ne kadar iyi hazırlanırsa hazırlansın, sistemin başarısı büyük ölçüde onu işletecek ve programları uygulayacak öğretmenlere bağlıdır. İşte bu husus Cumhuriyet hükümetlerince yeterince anlaşılmış olmalıdır ki, öğretmen yetiştirme sorununun çözümüne, eğitimi yenileştirme çalışmaları arasında geniş yer verilmiş, eğitim politikalarına ve ülke koşullarına uygun bir yol izlenmiştir.

         

Cumhuriyet kurulduğunda ülkede 20 kadar kız ve erkek öğretmen okulu ile öğrencilerinin öğrenimlerini İstanbul Darülfünunda sürdürdüğü Yüksek Öğretmen Okulu bulunuyordu. Öğretmen okullarının birçoğu öğretim kadrosu, öğrenci ve bina yönünden yetersizdi. Ülkenin içinde bulunduğu şartlar nedeniyle öğretmen okulları, il özel idarilerin elinde gelişememişti. Bu nedenle 1 Eylül 1923’te Maarif Vekaletine bağlanarak, genel bütçe içerine alındı.

         

         

İlköğretimin yaygınlaştırılması ve bu yolla köy kalkınmasının sağlanması eğitimde öncelikli hedeflerden biri olunca, öğretmen yetişme çalışmalarının odağını da ilköğretime öğretmen yetiştirme oluşturdu. Bunun için bir yandan mevcut ilk öğretmen okulları ıslah edilip geliştirici çalışmaları yapılırken, diğer yandan yaşam şartları şehirden çok farklı olan köyler için, ayrı öğretmen yetiştirme modelleri geliştirilmeye çalışıldı.

         

         

        Fakat öğretmen okullarının geliştirilmesi için bu önlemler yeterli değildi. Bu okulların niteliğini yükseltmenin yolunun sayıca azaltıp, belli bölgelerde toplamak, bu amaçla “Darülmuallimin Mıntıkaları” oluşturmak olduğu düşünüldü. Anadolu 15 öğretmen okulu bölgesine ayrılıp, bu düşünce vakit geçirilmeden uygulamaya konuldu. Cumhuriyetin ilk yıllarında toplanan Heyet-i İlmiye toplantılarında alınan kararlar gereğince öğretmen okullarının öğretim süresi 4 yıldan 5 yıla çıkarıldı. Müfredat programlarında meslek eğitimini kuvvetlendirici, önemli değişiklikler yapıldı.

         

         

        Cumhuriyetin ilk yıllarında köy eğitimine büyük önem veren Maarif Vekili Mustafa Necati zamanında, mevcut öğretmen okullarını iyileştirici çalışmalar yapılırken, düşünce olarak Meşrutiyete kadar uzanan, yaşam şartları şehirden tamamen farklı olan köy için, ayrı öğretmen yetiştirme konusu üzerinde durularak, 1927-1928 öğretim yılında Kayseri ve Denizli’de 3 yıl öğretim süreli iki köy muallim mektebi açıldı. Fakat bu okullar kısa bir süre sonra kapandı. Ancak, 1940’da çıkarılan Köy Enstitüleri Kanunu ile köye öğretmen yetiştirme sorunu, köklü bir çözüme kavuşturuldu.

         

         

        1973 yılı, hem Türk milli eğitim sistemi, hem de öğretmen yetiştirme açısından önemli bir yıl oldu. Bu yılda çıkarılan 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu ile, milli eğitim sistemi amaç, ilke, yapı, kuruluş, işleyiş yönünden bir bütün olarak belirlenirken, zorunlu eğitim Temel Eğitim adıyla 5+3 şeklinde 8 yıla çıkarıldı. Aynı kanunla “Hangi öğretim kademesinde olursa olsun, öğretmen adaylarının yüksek öğrenim görmelerinin sağlanması esastır” hükmünün getirilmesiyle hizmet öncesi öğretmen eğitimi, ortaöğretimden yükseköğretim düzeyine yükseltildi.

         

         

        1974-75 öğretim yılından itibaren İlk Öğretmen Okulları Öğretmen Lisesi adını alırken, temel eğitim 1. Kademeye öğretmen yetiştirmek amacıyla bazı ilk öğretmen okulları iki yıllık Eğitim Enstitülerine dönüştürüldü. Temel Eğitim Okulu II. Kademede yer alan iş teknik, ev ekonomisi, ticaret ve tarım derslerini okutacak öğretmenleri yetiştirmek amacıyla da 1975’de Ankara’da, Endüstriyel Sanatlar Yüksek Öğretmen Okulu açıldı. 1982’de çıkarılan 41 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 2 yıllık Eğitim Enstitüleri, Eğitim Yüksek Okulu adıyla üniversitelere devredildi.

         

         

        Cumhuriyetin ilk yıllarında, genel ve mesleki orta öğretim kurumlarına öğretmen yetiştirmede de önemli çalışmalar yapıldı. Yüksek Öğretmen Okulu’nu iyileştirici çalışmalar yapılırken Cumhuriyetin ilk on beş yılında varlıklarını günümüze kadar sürdüren ve hâlâ da sürdürmekte olan Gazi Eğitim Enstitüsü (1926), Kız Teknik Yüksek Öğretmen Okulu (1934), Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu (1937) açıldı. Zaman içerisinde Eğitim Enstitülerinin sayısı artarken, Ticaret liselerine meslek dersleri öğretmeni yetiştirmek amacıyla 1955’de Ticaret ve Turizm Yüksek Öğretmen Okulu açıldı. Tamamına yakını yatılı olan, öğrencilerini kendisi seçerek alan Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bu okullar 1982’de Üniversitelere devredildi.

         

         

        Sonuç ve Kısa Bir Değerlendirme

         

         

        Girişte verilen sorular ışığında 161 yıllık öğretmen yetiştirme uygulamaları değerlendirildiğinde şunlar söylenebilir:

         

                    1. Türkiye, köklü bir eğitim geleneğine ve bu gelenek içerisinde zengin bir öğretmen yetiştirme deneyimine sahip bulunmaktadır.

         

        2. Modern anlamda öğretmen yetiştirme sorunu Türkiye’de Cumhuriyet döneminden önce, 19. yüzyılın ilk çeyreğinden sonra, askeri okullar dışında sivil alanda da başlatılan eğitimi yenileştirme ve bu kapsamda geleneksel Osmanlı eğitim kurumları dışında batılı usulde yeni mektepler açma hareketi içerisinde, hem de bu hareketin başarıya ulaşmasının önemli bir şartı olarak ele alınmış, yeni okul kuruluş sistemine paralel bir öğretmen yetiştirme sistemi kurulmaya çalışılmıştır.         

         

                    Eğitimi yenileştirme çalışmalarının daha başlarında bile öğretmenin, eğitim sistemindeki yeri ve öneminin çok iyi anlaşıldığı, öğretmen yetiştirmenin çok iyi planlandığı, öğretmen adayının seçiminden, yetiştirilip atanmasın kadar bu gün bile yararlanılabilecek uygulamaların gerçekleştirildiği görülmektedir.

         

                    3. Cumhuriyetin ilk yıllarında Türk toplumunun yeni sosyal, politik ve ekonomik yapısına uygun, yeni bir eğitim sistemi kurulurken, nasıl bir öğretmene ihtiyaç duyulduğu, öğretmenin sistemdeki yeri ve rolü, temel görev ve sorumlulukları çok iyi anlaşılmış, bunlar bizzat Devletimizin ve Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından şu şekilde açıklanmıştır:

         

                    “ Öğretmenler: Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakar öğretmen ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz. Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti sizin maharetiniz ve fedakarlığınızın derecesiyle mütenasip bulunacaktır.

         

                    Cumhuriyet fikren, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister! Yeni nesli bu evsaf ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir. Seçkin görevinizin yerine getirilmesinde, tüm varlığınızla yüce hizmetler vereceğinizden asla şüphem yoktur. …Sizin başarınız Cumhuriyetin başarısı olacaktır” (25 Ağustos 1924).

         

        Görüldüğü gibi Atatürk öğretmenlere Cumhuriyeti koruyacak nesli yetiştirmek gibi kutsal bir görev vermiştir. Gerçekten o günde bu güne, Cumhuriyetimizin korunup yaşatılmasında büyük katkısı bulunan değerli öğretmenler yetiştirilmiştir.

         

        Cumhuriyetimizi koruyacak, yaşatacak ve yüceltecek nesiller yetiştirmek, her devirde ve dönemde Cumhuriyet öğretmenlerinin temel ve asli görevlerinden biridir. Öğretmen okullarında bu ruh ve ideal en iyi şekilde verilmeye çalışılmıştır. Bu gün de öğretmen yetiştiren tüm yüksek öğretim kurumlarında bu ruh ve ideal öğretmen adaylarına çok iyi aşılanmalı ve yaşatılmalıdır.

         

        4. Cumhuriyetimizi koruyacak, toplumumuzu çağdaş uygarlık seviyesine çıkaracak nesilleri yetiştirmek gibi kutsal bir görevi üstlenen öğretmenleri yetiştirmek için, Cumhuriyetin ilk yıllarında, özellikler Atatürk döneminde eğitim sisteminin ve öğretmenliğin yasal temelleri oluşturulurken, mevcut öğretmen okulları ıslah edilerek iyileştirilmiş, ihtiyaca göre yenileri açılmıştır.

         

        Adı geçen bu kurumlar, öğretmen yetiştirme görevini, 1982’ ye kadar Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak sürdürmüş;  bu okulları açma, kapama, öğretmen ve yönetici atama, değiştirme, eğitim programlarını yapma ve düzenleme, öğrenci alma vb konular Milli Eğitim Bakanlığı’nın tasarrufunda olmuştur.

         

        5. Çoğu yatılı olan öğretmen yetiştiren bu kurumlara öğrenciler, 1975 yılına kadar, her alan için ayrı hazırlanmış olan özel yetenek testleri, yazılı sınav ve mesleğin gerektirdiği kişilik özelliklerini ölçmeyi hedefleyen mülakattan oluşan bir seçme sınavı ile alınmıştır. Bunun yanında adayın geldiği okulun öğretmenler kurulunca uygun görülmek, ortaöğretim öğretmenliği için belli bir süre ve başarılı ilkokul öğretmenliği yapmış olmak, mesleki ve teknik öğretim için, adaylarda iş ve sanayi tecrübesi aranmak gibi kriterler de uygulanmıştır.

         

        6. 1982’de, öğretmen yetiştiren bütün kurumlar, üniversitelere devredilerek, öğretmen yetiştirme sistemimiz akademik bir yapı, statü ve işleyişe kavuşmuştur. 1982 öncesi öğretmen yetiştiren kurumların her boyutunda görülen çeşitliliğe son verilerek,  asgari bir birlik sağlanmış ve belli standartlar getirilmiştir.

         

        7. Bu yeni düzenleme öğretmen yetiştirme sistemimizi, özerk ve akademik bir yapı içerisine alarak bir bütünlük sağlarken, bu kurumları siyasilerin etki alanı dışına çıkarmak; akademik kariyer sahibi öğretim kadrosuna kavuşmak, ihtisaslaşma, araştırma ve yayın imkanına sahip olmak bakımından da olumlu gelişmeler sağlamıştır.

         

        8. Ancak üniversitelerin bu görevi hazırlıksız, kendisinin yapı değişikliğine uğradığı bir zamanda üstlenmesi, öğretmen yetiştirme konusunda yeterli tecrübesinin bulunmaması, öğretmeni istihdam eden Milli Eğitim Bakanlığı ile üniversiteler arasında sürekli ve kurumsallaşmış bir iş birliğinin sağlanamamış olması, özellikle bu düzenlemenin ilk yıllarında bazı sorunların yaşanmasına neden olmuştur.

         

        9. Ancak, 1982’den günümüze kadar geçen sürede üniversiteler, öğretmen yetiştirmede belli bir deneyim kazanırken, sorunların çözümü için özellikle son yıllarda önemli çalışmalar başlatılmış, 1992’den itibaren okul öncesi ve sınıf öğretmenleri de Eğitim Fakültelerinde lisans programlarında yetiştirilmeye başlanmıştır.

         

        10. Eğitim Fakülteleri, 1997 yılında alınan bir kararla 1998 – 1999 öğretim yılından itibaren zorunlu hale gelen 8 yıllık İlköğretim okullarının öğretmen ihtiyacına göre yeniden yapılandırılmıştır.  İlgili öğretmenlik programlarını belli birbölüm çatısı altında toplayarak kaynakları birleştirme, ilerde aynı çatı altında çalışacak olan öğretmenleri aynı ortamda yetiştirme, bazı öğretmenlik programlarını lisans üstüne çıkarma, bu programların kapılarını alan fakültesi öğrencilerine de açma, yan alan uygulaması getirme, eğitim programlarını belirli ölçüde standartlaştırma gibi olumlu;  ancak aynı okulda aynı görevi yapan öğretmenlerin öğrenim düzeylerini farklılaştırma; öğretmenlik meslek bilgisi eğitimini (3.5+1.5) şeklinde son bir buçuk yıla çekme gibi olumsuz nitelikler gösterdiği düşünülmektedir.

         

        11. Yine son yıllarda bazı öğretmenlik programlarını geliştirici ve belirli bir standarda kavuşturucu çalışmalar yapılsa da, günümüz öğretmen yetiştirme sisteminin bazı temel sorunları bulunmaktadır. Bu sorunlardan bazıları şunlardır:

         

        - İhtiyaç olmadığı halde, hem de yeterli sayıda öğretim üyesi, fiziki şartlar olmadan yeni eğitim fakülteleri açılmakta, bununla da kalınmayarak, bir çok eğitim fakültesinde ikinci öğretim yapılmaktadır. Bir de buna, fakültelere kapasitelerinin üstünde öğrenci alma eklenince, eğitimin kalitesi düşmekte, çok sayıda, işsiz öğretmen adayları yetiştirilmektedir.  Bu gün Türkiye’de 69 Eğitim Fakültesi, 20’ye yakın Teknik Eğitim Fakültesi, 2 Mesleki Eğitim Fakültesi, bir Ticaret ve Turizm Eğitimi Fakültesi ile bir tane Endüstriyel Sanatlar Eğitimi Fakültesi bulunmaktadır.

         

        - Mezunların ancak  % 10’u bile zor istihdam edilmektedir. Bu durum eğitim fakültesi öğrencilerinin geleceğe ve mesleğe yönelik motivasyonlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle mevcut eğitim fakülteleri akredite edilerek, yetersiz bulunanlara öğrenci alınmamalıdır. Ancak bu konuda en köklü çözümün, fakülte, bölüm ve program açmada ve öğrenci almada arz ve talep dengesinin dikkate alınması olduğu unutulmamalıdır.

         

        - Mesleki ve Teknik Eğitim Fakültelerinin kapatılarak sektöre eleman yetiştiren bir yapı ve statüye kavuşturulması yönünde YÖK tarafından bir karar alındığı, bununla ilgili yasanın hazırlanma sürecinde olduğu bilinmektedir. Ülkemizde sektöre teknik eleman yetiştiren çok sayıda Meslek Yüksek Okulu bulunurken, 1930’lardan beri mesleki-teknik eğitime öğretmen yetiştiren bu kurumların öğretmen yetiştirme işlevlerinin alınarak, meslek dersleri öğretmenlerinin eğitimini 4+1 yapısına çekmenin, öğretmen yetiştirme tecrübemiz ve sistemimiz açısından önemli bir kayıp olacağı düşünülmektedir. Bu fakülteler eğitim fakülteleri olarak kalarak, eğitim programları MEB’in ve sektörün ihtiyaçlarına göre geliştirilerek her iki alana da eleman yetiştiren bir yapıya kavuşturulmalıdır.  

         

        -İstenen nitelikte öğretmen yetiştirmenin bir diğer koşulu da, bu işin iyi seçilmiş öğrenci ve öğretim kadrosuyla sağlanabileceğidir. Bunun için öğretmen yetiştiren kurumlara, mesleğin gerektirdiği genel zekâ, yetenek ve kişilik özelliklerine sahip öğrenciler seçilmelidir. Çünkü öğretmenlik, genel bir zekâ, bilgi ve beceri yanında sosyal, duygusal ve ahlaki yönden belirli özellikler gerektiren bir meslektir. Bu nedenle öğretmen adayları seçilirken geçmişte olduğu gibi, merkezi sınava ek olarak,  bu mesleğin gerektirdiği kişilik özelliklerini de değerlendiren bir sınav daha uygulanmalıdır. Aynı seçicilik ve titizlik bu kurumlara araştırma görevlisi ve öğretim üyesi almada da gösterilmeli; örneğin, araştırma görevlisi almada belirli bir süre öğretmenlik yapmış olmak koşulu getirilmelidir.

         

        İyi öğrencilerin öğretmenlik mesleğini seçmeleri, büyük ölçüde bu mesleğin toplumdaki değeri ve statüsüne bağlıdır. Bunu ise, öğretmenlere verilen ekonomik ve sosyal imkanlar belirler. Bunun yanında öğretmen yetiştiren kurumlara öğrenci alma, yetiştirme ve atamada izlenen politikalar ve uygulamalar da önemlidir. İşte bu nedenle öğretmenlerimize, daha iyi yaşayabilme ve çalışma koşulları hazırlanırken, mesleğin itibarını düşürücü istihdam politikalarından kaçınmak gerekir.

         

        Çağımızda, bilgi ve teknolojideki hızlı ve sürekli değişim öğretmen yetiştirmede, hizmet öncesi eğitim kadar, hizmet içi eğitimi de gerekli ve önemli kılmıştır. Nitekim, Milli Eğitim Bakanlığı, her yıl binlerce öğretmeni hizmet içi eğitimden geçirmektedir. Bununla birlikte bu eğitimin yeterli olduğunu söylemek oldukça zordur. Öğretmenleri, hizmet içi eğitim yoluyla kendilerini geliştirmelerini sağlamanın tek yolu, sürekli kendini yenileyen ve geliştiren; bunu yapmadığında meslekle ilişiğinin kesileceğini bilen bir öğretmen istihdam politikasının uygulanmasıdır.

         

         

         

         Kaynaklar

         

        Akyüz, Y. (2005). Türk Eğitim Tarihi (Başlangıçtan 2001’e),  İstanbul: Alfa Yayınları.

        Başgöz, İ. ve Wilson. H. E. (1968). Türkiye Cumhuriyeti’nde Eğitim ve Atatürk. Ankara: Dost yayınları.

        Duman, T. (1991). Türkiye’de Ortaöğretime Öğretmen Yetiştirme (Tarihi Gelişimi), İstanbul: Milli eğitim      

        Basımevi. 

        Duman, T. (2005). “Türkiye’de Öğretmen Yetiştirmenin Tarihçesi”, Eğitim Fakültelerinde Yeniden Yapılandırmanın

                        Sonuçları ve Öğretmen Yetiştirme Sempozyumu, Ankara: Gazi Üniversitesi, 22-24 Eylül 2005.

        Duman T. (2002).  “Gazi Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü.”, Türk Yurdu Dergisi, 22 (176).

        Ergün, M. (1998). Atatürk Devri Türk Eğitimi, Ankara: Ocak Yayınları.   

        Gelişli, Y. (2006). Öğretmen Yetiştirmede Ankara Yüksek Öğretmen Okulu Uygulaması, Ankara: Milli Eğitim Basımevi.

        Koçer, H. A. (1987). Türkiye’de Modern Eğitimin Doğuşu. Ankara: Uzman Yayınları.

        Öztürk, C. (1996).Atatürk Devri Öğretmen Yetiştirme Politikası, Ankara: Türk Tarih kurumu Basımevi. 

         


Türk Yurdu Haziran 2009
Türk Yurdu Haziran 2009
Haziran 2009 - Yıl 98 - Sayı 262

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele