Türk Kimliği

Mayıs 2009 - Yıl 98 - Sayı 261

        Kimlik kavramı, insanoğlunun yaşadığı ilk günlerden beri farklı şekillerde, değişik anlamlarda, yoğun bir biçimde kullanılmıştır. Kimlik, insanın ve onun ait olduğu cemiyetin şeceresi, inancı, maddi ve manevi değerleri hakkında bilgiler vermektedir. İnsanoğlu kimliğini, ailesi, yaşadığı toplum ve evrensel bilgi ve değerler sisteminden yararlanarak geliştirip teşekkül ettirir. Kimlikler bireysel olabileceği gibi  toplumsal da olabilir. Bireysel kimlikte daha çok insanın mensubu olduğu aile ve bu ailenin kültürel değerleri ön plana çıkarken, toplumsal kimlikte, farklı soydan olsalar bile, birlikte yaşadıkları, toprağını birlikte ekip biçtikleri, suyunu birlikte içtikleri, havasını birlikte teneffüs ettikleri, bağımsızlığını korumak için birlikte mücadele ettikleri, inancı, maddi ve manevi kültürel değerleri bir olan bireylerin değerleri ön plana çıkmaktadır. Bu yönüyle toplumsal kimlik ayrıştırıcı değil, kaynaştırıcı bir özellik taşımaktadır.

         

        Tarihin çok eski dönemlerinden, günümüze kadar farklı tezahürlerini gördüğümüz kimlik kavramı ve bu kavram etrafında gelişen farklı beklentiler, son yıllarda siyasi ve toplumsal alanda daha çok işletilmeye başlamıştır. Başta, küresel güçlerin ekonomik ve kültürel sınırları ortadan kaldırarak, güçlerine göre birkaç kutuptan oluşan bir dünya yaratma çabaları, doğal olarak toplulukları kimlik konusunda endişeye sevk etmiştir. Bir taraftan küresel güçler, kontrolün kendi tekellerinde olacağı yeni bir dünya düzeni kurmaya çalışırken, diğer taraftan kendi kimliklerini koruma çabası içinde olan topluluklar, bu koruma ve korunma içgüdüsüyle kendi kültürlerine ve kimliklerine sarılmaya başlamışlardır. Bu mücadeleler hiç şüphesiz dünyanın farklı bölgelerinde, yoğun bir şekilde devam etmektedir.

         

        Yaklaşık bin yıldır, Türk kimliği ile ilgili üzerinde yaşadığımız coğrafyada da suni olarak yaratılan bu kimlik tartışmaları, son yıllarda demokratik açılım adı altında, Türk kimliği dışında farklı etnik temellerde, ayrıştırma politikaları çerçevesinde, farklı kimlik tanımları yapılmaya başlanmıştır. “Çok Partili Hayat”a geçilen 1950 yılından sonra, farklı politik zeminlerde gelişen bu kimlik karmaşası, dışarıdan desteklerle kimi zaman dinî zeminlerde kimi zaman da etnik bölücülük temelinde kendine yer bulmuştur. Bu doğrultuda, özellikle son yirmi yılda, Türk kimliği altında yaşayan insanlara, farklı kimlikler bulma çalışmalarına hız verilmiştir. Alt kimlik, üst kimlik, dinî kimlik, etnik kimlik, kültürel kimlik gibi temelinde ayrıştırıcı, bölücü duyguların gizlendiği bu tanımlar, çeşitli zeminlerde sıkça telaffuz edilmeye başlanmıştır. Hâlbuki bu coğrafyada, bütün milletimiz yaklaşık bin yıldır, dili, dini, maddi ve manevi kültürel değerleri ortak olarak, Türk kimliği altında huzur içinde yaşanmaktadır.

         

        Kimlik tartışmaları konusunda, Osmanlı Devleti döneminde devam eden tartışmalar, yaşanan tarihî süreç içinde seyrini tamamlamış ve bu coğrafyada kimlikle ilgili tartışmalar cumhuriyetin ilanından sonra netleşmeye başlamıştır. 1921 yılından itibaren, farklı dönemlerde yazılan anayasalarda,  kimlik konusundaki tanımlar belirlenmiştir. Özellikle Ziya Gökalp, inanç ve dil noktasında, Türk kimliğini net şekilde ifade etmiştir. Gökalp, yaptığı tespitinde, aynı dili konuşan, aynı dini ve millî kimliği oluşturan, kültürel değerleri yaşayan ve yaşatan insanları, Türk kimliği altında birleştirmektedir. Burada bir noktayı vurgulamakta fayda var: “Türk Kimliği” etnik bir kavramdan ziyade, bu coğrafyada yaşayan ve yukarıda belirtilen değerleri hisseden bütün insanları içine almaktadır.

         

                    Son yıllarda, bölücü emellerine ulaşmak isteyen çevrelerin, sürekli gündemde tutmaya çalıştıkları kimlik tartışmaları, ne yazık ki toplumsal dinamizmimizi zayıflatmaktadır. Millet olarak, Türk kimliğini oluşturan, geçmişin derin kültürel izlerini taşıyan millî değerlerimize sahip çıkma konusunda yetersiz kalmaktayız. Bu konuda, Türk toplumunun duygularına tercüman olan, ilmî araştırma yapan bilim adamlarımızın sayısı oldukça az. Bir diğer sıkıntı ise toplum olarak kimlik konusundaki tartışmalara gereken duyarlılığı göstermememizdir. Elbette yapılan çalışmalar var. Ancak, bu çalışmaların farklı bakış açıları ile toplumsal mutabakat sağlanacak düzeyde geliştirilmesi ve arttırılması gerekmektedir.

         

                    Bu çerçevede, Türk kimliğine hizmet noktasında vücuda getirilen eserlerden birisi, geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz, ömrünün büyük bir kısmını, Türk kültürü, Türk tarihi, Türk kimliği gibi konularla ilgilenerek geçiren, bu konularda kendisinden istifade ettiğimiz, merhum Ayvaz Gökdemir Beyin anısına, Prof. Dr. M. Çağatay Özdemir’in editörlüğünde Türk Ocakları’nın bir projesi olarak hazırlanan “Türk Kimliği, Ayvaz Gökdemir’e Armağan 2” adlı eserdir. Makaleler bölümünün 887 sayfadan ibaret olduğu eser, Türk kültürünün temelini oluşturan sanat eserlerinin bulunduğu fotoğraflarla birlikte 928 sayfadır. Önsözde de belirtildiği üzere eser, alanlarında uzman, 35 değerli bilim adamı, araştırmacı, yazar ve sanatçının “Türk Kimliği” ve bu kimlik etrafında gelişen kültürel kimlikle ilgili yazdıkları makalelerden oluşmaktadır. Derin bir kültürel birikimle, akıcı bir üslupla yazılmış bu eserdeki her bir makale, son yıllarda bölücü, etnik kimlik yaratma hayali içinde olan çevrelere tam bir cevap niteliğindedir. Çünkü millet olmak, milletleşme süreci yaşamak, milleti oluşturan değerleri anlamak ve bu değerlere sahip olmakla mümkündür. Kimlik, sadece etnik açıdan ortaya çıkan bir kavram değildir. Kimliğin kavramsal çerçevesinde, başta dil olmak üzere, edebiyat, tarih, eğitim, medeniyet, sanat ve sanatın alt dalları, yemek, teknoloji, gibi bir milleti oluşturan maddî ve manevî kültür değerleri öne çıkmaktadır.  

         

        Seçkin bir yazar kadrosu tarafından, kapsamlı bir şekilde hazırlanmış bu eserin, okuyucuların hizmetine sunulması ile bu alandaki derin bir boşluk doldurulmuştur. Toplam 35 makalenin yer aldığı eser, Türk kimliği, Türk kültürü, Türk tarihi, etnisite vb. konularda birçok eser yazmış olan, araştırmacı yazar, Nevzat Kösoğlu’nun “Milli Kimlik ve Tezahürleri” isimli makalesi ile başlamaktadır. Kösoğlu, makalesinde ana hatlarıyla kimlik ve millî kimlik kavramlarını açıklayarak, milli kimliğin oluşumu, millî kimlik unsurlarının bütünlüğü, toplumsal olanın bireye yansıması, kültürün maddi ve manevi yapıları, kimlik ve kişilik ilişkileri gibi konulardan bahsetmiştir. Bir sonraki makalede ise Türk dili ve Türk lehçeleri ile ilgili, uzun yıllardır yapmış olduğu çalışmalarla dikkatimizi çeken Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun, bu esere “Kimlik ve Dil” isimli makalesiyle katkıda bulunmuştur. Prof. Dr. Ercilasun, ana hatlarıyla, kimliğin ferdî ve sosyal zeminlerinden bahsederek, sosyal zemindeki en üst tabii kimlik olan millî kimlik ve milli kimliği oluşturan tabii unsurlardan bahsetmiştir. Hocamızın tespitine göre, milli kimliği oluşturan ilk unsur, ana baba, onların ana babaları, yani atalarıdır. Buna soy denilmektedir. İkinci unsur ise dildir. Dil, genel olarak bir milletin ruhu ve hafızasıdır; hayat bakışı, dünya görüşüdür. Dil, nasıl insanın bütün faaliyetlerini kuşatıyorsa, millî dil de milletin bütün varlığını ve faaliyetlerini kuşatmaktadır. Yrd. Doç. Dr. Sait Başer, “Türk Anlama ve İnanma Modeline Dair” başlıklı yazısında, Türklerin varlık algılarından, ontik bakış açılarından, bunlara bağlı bir dünya görüşlerinden, bilgi, ahlak ve hukuk anlayışlarından bahsederek; kültürel algı ve ontik algı arasındaki ilişkilere değinmiştir.

         

                    Türk kimliğinin vücuda gelmesinde mihenk taşı olan musikimiz de Dr. Yılmaz Öztuna’nın yorumuyla eserde yer almaktadır. Öztuna, “Türk Musikisi, Kültürümüzdeki Yeri Nedir? Nasıl Olmalıdır?” başlıklı yazısında, Türk musikisinin kültürümüzdeki yerini, Türk musiki sistemini, halk musikisini, halk danslarını, musiki bilmeyen hafızlar neslini, Batı (Avrupa) musikisini, popüler musikiyi, piyasa (gazino) musikisini, askerî musikiyi, nota ve yayını ve son olarak da kültürümüzde ve musikimizde görülen erozyonu kendine has üslubu ile kaleme almıştır. Hemen devamında ise Prof Dr. M. Cihan Can, “Klasik Türk Müziği” başlıklı yazısında, Türk kültürünü yansıtan bir ayna gibi gördüğü Türk müziğinin, son iki yüz yıl içindeki değişme sürecini ele almıştır. Prof. Dr. Can ayrıca, Osmanlıdan kalan, çok zengin bir miras olan klasik Türk müziğinin, dünyanın en önde gelen makamsal müzikleri arasında olduğunu belirtmiştir.

         

                    Sanatçı, yazar, müzik araştırmacısı kimliğiyle tanıdığımız Bayram Bilge Tokel de esere “Kültürel Kimlik Bağlamında Yahya Kemal ve Halk Musikisi” başlıklı yazısıyla katkıda bulunmuştur. Bayram Bilge Bey yazısında,  Yahya Kemal’in klasik Türk musikisinde yer alan eserleri dışında, onun şiirlerinde Müslüman Türk kültürünün asli unsurunu ve musiki kültürümüzün ana damarını oluşturan, halk musikisinin izlerini aradığını görmekteyiz.  M. Fatih Salgar da “Tasavvuf Müziği ve Kimliğimiz” başlığıyla kaleme aldığı yazısında,  Türk milli kimliğimizin ve şahsiyetimizin oluşmasındaki rolü üzerinde durmuştur. Bir sonraki yazıda ise Prof. Dr. Adnan Tepecik, “Türk Sanatının Temelleri”ni ele almıştır. Prof. Dr. Tepecik, yazısında Orta Asya’dan Anadolu’ya Türk sanatını oluşturan unsurları anlatarak, Türk sanatının özellikle Osmanlı dönemindeki inkişafını ele alarak, cumhuriyet dönemi ve sonrası üzerinde yoğunlaşmıştır. Özellikle, Osmanlı döneminde gelişen Avrupa tarzı resim geleneği, mimarlık ve heykeltıraşlık eğitimi, cumhuriyet dönemi sanat hareketleri yoğun bir şekilde işlenerek, Türk milletinin köklü tarihinde sanatın vazgeçilmez bir yer tuttuğuna vurgu yapılmıştır.

         

                    Prof. Dr. Selçuk Mülayim, vakanüvis kayıtlarını, Takvim-i Vekayi haberlerini, okul icazetnamelerini ve hatıratları dikkate alarak “19. Yüzyıl Eğitim Kurumları Kronolojisi”ni kaleme almıştır. Prof Dr. Nihat Boydaş ise Türk kimliğinin oluşmasında geçmişten günümüze çok önemli yapı taşı özelliği gösteren “Türk Sanatının Geleceği”ni tartışmış ve Türk sanatının yarını için kötümser olmaya gerek olmadığının altını çizmiştir. Dr. Mehmet Sağ ise 18. yüzyılda batılılar tarafından ortaya atılan estetik kavramı çerçevesinde “Türk Estetiği ve Kimliğimiz”i yansıtmaya çalışmıştır. Dr. Sağ’a göre, “Türk Estetiği”nin cereyan ettiği her olay, aynı zamanda “Türk Kültürü”nün oluşumunda “Türk Kimliği”nin yansımalarını içeren bir özelliğe ve bu hâliyle de bir öneme sahiptir.

         

                    Eserde Türk kültürünün ve kimliğinin şekillenmesinde Türk mizahının etkisi, Yrd. Doç. Dr. Serdar Sağlam tarafından irdelenmiştir. Sağlam, çok derin ve geniş bir bakiyeye sahip olan Türk mizahını, doğuşundan günümüze kadar, “Türk Mizahı ve Kimliği Üzerine” başlıklı yazısında, ana hatlarıyla “Eski Türklerde Mizah, Selçuklu Dönemi Mizahı, Osmanlı Dönemi Mizahı, Cumhuriyet Dönemi Mizahı” alt başlıkları altında teferruatlı bir şekilde anlatmıştır. Prof. Dr. Cemal Kurnaz ise “Divan Edebiyatı ve Türk Kimliği” başlıklı yazısında, Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya taşıdıkları karakteristik özelliklerinin, İslâmiyet’in kabulünden sonra yeni dinin rengine bürünerek, yeni bir anlam ve içerik kazanmasının altını çizmiştir. Prof. Dr. Kurnaz ayrıca,  İslamiyet’in tevhit anlayışı ve bu anlayışın tasavvufî yorumu olan vahdet-i vücut görüşünün, Türk kimliğinin bütün yönlerine damgasını vurduğunu belirtmiştir.

         

                    Prof. Dr. İsa Özkan ise “Halk Edebiyatı ve Millî Kimlik” başlıklı yazısında, Türk halk edebiyatının, Türk milletinin maşeri şuuru ve irfanından doğan; halkın duyuş, düşünüş ve müşterek zevkinin dil ile estetik seviyede ifadesi olduğuna dikkat çekerek, halk edebiyatının sözlü, anonim ve ferdi her ürününün tarihin çok eski dönemlerinden beri millî kimliğin ifade aracı olmasına değinmiştir. Prof. Dr. Özkan, İslamiyet’ten önceki dönemlerden günümüze kadar ulaşan bütün Türk yurtlarında, millî kimliğin fikir, zevk ve sanat alanında inşasında, temsilinde ve gelecek nesillere intikalinde, Türk halk edebiyatının oynadığı rolü kendine has akıcı üslubuyla anlatarak,  bu edebiyatın Türk kimliğini yansıtan aslî ve vazgeçilmez edebiyat olarak, sonsuza kadar yaşayacağını ve yaşatılacağını vurgulamıştır.

         

                    “Tasavvuf Edebiyatı ve Kimliğimiz” başlıklı yazısında Prof. Dr. Bilal Kemikli, ana hatlarıyla, Tasavvuf edebiyatımızın millî kültürü inşa eden önemli kaynaklardan biri hâline gelmesine değinerek, sûfi şairin, dili, tecrübeleri, oluşturduğu gelenek, kendine has özel mantığı ve bu mantıkla yaptığı tahlil, tasvir tabirler, dünya görüşü, aşk kavramını esas alarak geliştirdiği varoluş ve estetik temayülleri gibi hususlarla tarihî kültürel kimliğimizi etkilediğini belirtmiştir.

         

                    Prof. Dr. N. Hikmet Polat ise Yenileşme Devrinden önce Türk edebiyatı ve Yenileşme Devri Türk edebiyatı bağlamında Yeni Türk Edebiyatı’nın Türk Kimliğine katkılarını, “Yeni Türk Edebiyatı ‘Türk Kimliği’ne Ne Kattı?” adlı yazısında geniş bir şekilde ele aldığını görüyoruz. Tarih alanında araştırmalarıyla dikkat çeken, daha önce “İdeal Cemiyet, İdeal Devlet, İdeal Hükümdar (2004)” adlı kitabını da yayımlayan Prof. Dr. Fahri Unan bu esere “Türk Târihinde “İdeal Devlet” ve “İdeal Devlet Adamı” Profili” başlıklı yazısıyla katkıda bulunmuştur. Prof. Dr. Unan, yazısında siyaset-nâme, nasihat-nâme ve lâyihalardan hareketle, Türk tarihinde devlet ve devlet adamı mefhumları üzerinde durmuş, bu çerçevede ortaya çıkan ideal devlet ve devlet adamı profilini incelemeye çalışmıştır.

         

                    Okuduğumuzda, derin bir bilgi birikimi, akıcı bir üslup, sonsuz bir sabır ve heyecanla yazıldığını anladığımız, birbirinden değerli yazıları sırasıyla, kısaca tanıtmaya devam ediyoruz. Bu bölümde Prof. Dr. Mehmet Öz’ün, Osmanlı Devleti’nin kuruluşu ve klasik döneminde Türk ve kısmen de Türkmen kavramının nasıl kullanıldığını “Bazı XV-XVI. Yüzyıl Osmanlı Kaynaklarında Türk ve Türkmen Kavramları” adlı yazısında değerlendirdiğini görüyoruz. Prof. Dr. Rahmi Karakuş ise “Türk Medeniyet Çevresinde Adalet Düşüncesi” başlığı altında ‘Fârâbî, Yusuf Has Hacip ve Kınalızade Ali Efendi’de Adalet’ kavramlarını derin bir şekilde irdelemiştir. Doç Dr. Abdulkadir İlgen de Türk kimliği ve bu kimliğin oluşmasında hayati etkiye sahip ahlâk ve zihniyet dünyasının temellerini “Türk Kimliği ve İktisadî Hayat, ‘Zihniyete Dair Tarihî- Sosyolojik Bir İnceleme” başlıklı yazısında ele almıştır. Prof. Dr. Ali Osman Gündoğan ise “Kimlik Sorunu ve Düşünce Dünyası” isimli makalesinde, bireysel kimlik ve kültürel kimlik kavramları bağlamında bireysel varlığımızı, kişiliğimizi ve kültürel kimliğimizi açığa vuran araçlardan bahsetmektedir. Prof. Dr. Salim Koca, “Türk Kimliğinin Ordu-Millet Anlayışında Billurlaşan İmajı”nı ele almadan önce Türklerin atlı göçebe kültürüne değinmiş ve Eski Türk topluluklarının, atlı- göçebe veya konar-göçer hayat tarzı ile devamlı bir kışla hayatı yaşadıklarının altını çizmiş, kışla hayatının da o dönem toplulukları için âdeta bir askerî okulun görev ve fonksiyonunu yerine getirdiğini belirtmiştir. Doç. Dr. Servet Karabağ ise, kimlik meselesini “Coğrafya ve Kimlik” başlıklı yazısında, coğrafya-millî kimlik bağlamında değerlendirmiştir. Doç Dr. Karabağ’a göre coğrafya; doğa ve insan temelli analiz yapan bir bilimdir. Bu iki unsurun karşılıklı etkileşimi ve ortaya çıkan mekânsal dokularla ilgilenen coğrafya, aynı zamanda insanların kimliklerini etkileyen temel unsurları da bu eksen de değerlendirmektedir.

         

                    Türk kültürü ve milliyetçilikle ilgili yapmış olduğu çalışmalarla dikkatimizi çeken, Prof. Dr. Yılmaz Özakpınar,  burada “Eğitim ve Milli Kimlik” konusunu anlatmıştır. Prof. Dr. Özakpınar, yazısının sonunda “Eğitimin Merkezindeki üç kavram: Millet, Millî Kimlik ve Medeniyet” başlığı altında, Millî kimliğin vatanı, milleti için çalışan insan modelleri yetiştirme amacında olduğuna vurgu yapmıştır. Türk kimliğini oluşturan, bizi diğer milletlerden ayıran, dünyanın en zengin üç mutfağından bir olarak kabul edilen mutfak kültürümüzü, Türk halk edebiyatı ile ilgili yapmış olduğu çalışmalarla dikkatimizi çeken Nail Tan, “Millî Kimliğimiz ve Mutfak Kültürümüz” başlığıyla ele almıştır. Nail Tan yazısında, yayın taraması yapmak suretiyle, Türk kimliğini oluşturan yaygın, genel mutfak kültürünü daha çok Türkiye ölçeğinde ele alarak, mutfak zenginliğimizi ortaya koymak için yöresel, bölgesel bazı yiyecek ve içeceklerimize de değinmiştir. Prof. Dr. Bekir Deniz ise yine Türk Kimliğini yansıtan, en az mutfak kültürümüz kadar çok eski bir geleneğe sahip olan “Türk Dokuma Sanatı (Halı ve Kilimlerimiz)” konusunu anlatmıştır. Prof. Dr. Deniz’e göre, bugün Anadolu’da dokunan halı ve düz dokumalar Orta Asya Türk halı ve düz dokumalarının geleneğini sürdürmektedir. Bu gelenek Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları yoluyla Anadolu’ya taşınmıştır. Beylikler ve Osmanlılar sayesinde de bugüne ulaşmıştır.

         

                    Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu ise Türk eğlence tarihi bağlamında ve buna dayalı olarak, farklı sosyo-kültürel kontekslerde, Türk kimliğinin dışa vurumlarını “Türk Eğlence Tarihi Bağlamında Türk Kimliğinin Dışa Vurumları” başlıklı yazısında, ana hatlarıyla, Türklük kültürünün erken dönemlerinde hatta “proto-türklük” devrinde toplumsal eğlencelerin bir cephesiyle dinî karakteri haiz törenler olduğunu söyleyerek, tarihsel süreç içinde, o dönemden günümüze kadar çeşitli şekillerde tezahür eden eğlence hayatının, tarihini kaleme aldığını görüyoruz. Türk kimliği, Türk kültürü, dil, kültür, siyaset gibi temel alanlarda yazdığı yazılarla kültürümüze hizmet etmeye devam eden Doç. Dr. Durmuş Hocaoğlu da merhum Ayvaz Gökdemir’e armağan edilen bu kitapta “Bir Seçkin İdeoloji Olarak Siyâsî Milliyetçilik ve İktidar Problemi”ni tartışmıştır. İktidarı, varlığın ve hayatın hem tabiî bir sonucu hem de sebebi olarak gören Doç. Dr. Hocaoğlu’na göre, “var-olmak” bir “düzen”demektir; “düzen” ise onu var kılan ve ayakta tutan, devam ettiren bir gücü zarurî kılar ki, bu güç ise “iktidar”dan başkası değildir. Bir sonraki yazıda ise Prof. Dr. Hakan Poyraz, “Farklı Kimlik ve Türk Kimliği Hakkında Düşünceler”ini dile getirmiştir. Prof. Dr. Poyraz, kimliğe dair sorunun asıl muhatabının toplum olduğuna vurgu yaparak, ben kimim sorusunun cevabının, ben hangi toplumun mensubuyum sorusunun cevabıyla yanıtlanabileceğini belirtmiştir. Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Sadoğlu ise “Küreselleşme, Türk Kimliği ve Türk Dili” başlıklı yazısında, Türk kimliği ve Türk dili ile ilgili tartışmaların son yüz elli yıl içinde, Türk aydınları ve devlet adamları tarafından yoğun bir şekilde sürdüğüne vurgu yaparak, bu meselenin bir türlü sağlıklı bir zemine oturtamadığı kültür/medeniyet sorunu ile doğrudan ilgili olduğunu belirtmiştir. Yrd. Doç. Dr. Sadoğlu, yazısının sonunda ayrıca, Türk toplumunun, Batı’ya alternatif bir medeniyet inşa etme iddiası taşımadığı sürece, dilini ve ulusal kimliğini muhafaza edebilmesinin zor olduğunu görmektedir.

         

                    Türkiye’yi doğru anlayabilmek için Türkiye’deki dinî hayatı, bunun için de cemaat meselesini doğru anlamak gerekir diyen Prof. Dr. Hasan Onat ise “Türkiye’de Cemaatler ve Kimlik” konusunu tartışmıştır. Prof. Dr. Onat, Türkiye’deki sağlıksız cemaat yapısının, toplumda yaygın din anlayışının da sağlıksız olması gibi sonuç doğurduğuna dikkati çekerek, bu konudaki sorunlara kalıcı çözüm üretebilmek için akla ve doğru bilgiye güvenmek gerektiğini vurgulamıştır. Dr. Fahri Atasoy ise “Küreselleşmenin etkisi altında Millî Kimlikler ve Türk Kimliği” konusunu ele almıştır. Dr. Atasoy yazısında, kimlik konusunun küreselleşme çabalarıyla hız kazandığına değinerek, dünyanın küreselleşme sürecinde beklenen bütünleşmeyi gerçekleştiremediğini belirtmektedir. Dr. Atasoy, farklı bir bakış açısıyla, küreselleşme sürecinin dünyayı homojenleştirme ve insanı bütünleştirme iddialarıyla bir proje hâline getirilse de, doğal sosyolojik hâlin, güçlü kültürlere ve milletlere yeni imkânlar sunduğunun altını çizmiştir.

         

                    Gelişen internet teknolojisinin Türk kimliğine yapacağı etkiyi “İnternet ve Türk Kimliği” başlıklı yasıyla değerlendiren Doç. Dr. Ramazan Acun’a göre, “online (çevrimiçi) sosyal ağlar” adı verilen bu oluşum, tıpkı gerçek dünyadaki sosyal ağlar gibi kimlik inşasına yol açmaktadır. Doç Dr. Acun yazısında ayrıca, Türk kimliğinin tarihî süreçte oluşumuna, sosyal ağ teorileri çerçevesinde bakarak, konuya farklı bir bakış açısı getirmiştir. Bir sonraki yazıda ise Prof. Dr. Mithat Baydur “Türk’ün Kendisi ve Batı ile İmtihanı” konusunu ele almıştır. Prof. Dr. Baydur makalesinde, “Batı’da Türk imajı” gibi bir kavram kullanıldığında, aslında zımnen, “Türk” imajında hem kendi içinde, hem de dışarıdan bakıldığında iç içe geçmiş bir elementler kümesi gibi âdeta olmuş, bitmiş bir unsur tarzında değerlendirilmesinin, yanlış anlaşılmasa da eksik olacağı kanaati taşımaktadır. Eserde son olarak, İlker Şener tarafından yazılan “Toplumları Bir Arada Tutan Umumî Bağlar Üzerine Bir Tahlil Denemesi: Hangi Kimlik” adlı makale yer almaktadır. Şener’in makaledeki tespitlerine göre, 21. yüzyılda da millî devletler ve milliyetçilik, önemini, değerini koruyacak ve dahası yeni milliyetçilikler ortaya çıkacaktır.

         

                    Merhum Ayvaz Gökdemir’in aziz hatırasına armağan edilen, ilk cildinde hatıraların yer aldığı, ikinci cildinde ise Türk kimliğini oluşturan temel değerlerin anlatıldığı bu eser, yakın dönemde, bu alanda yapılan en ciddi çalışma özelliğini taşımaktadır. Eseri yayına hazırlayan Yayın Kurulu ve makaleleri yazan, alanlarında uzman 35 değerli bilim adamı, araştırmacı ve yazar, yaklaşık bir yıl titiz ve yoğun bir şekilde çalışmışlarıdır. Makalelerdeki, derinlik, yoğunluk, titizlik ve heyecanın, okuyucuların dikkatini çekeceğinden eminiz. Sonuç olarak bu eserin, son yıllardaki kimlik tartışmaları konusundaki birçok şüpheyi ortadan kaldıracağını ve bu konuda bilgi sahibi olmak isteyen insanlar için de temel başvuru niteliği taşıyan kaynak bir eser olacağını belirtmek gerekir.

         

         

                                                       


Türk Yurdu Mayıs 2009
Türk Yurdu Mayıs 2009
Mayıs 2009 - Yıl 98 - Sayı 261

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele