Geleceğimize Dışarıdan Bakmak

Ekim 2015 - Yıl 104 - Sayı 338


         

        Memleketimizin kasvetli gündeminden 2-5 Eylül tarihlerinde, TonyukukAnıtları’nı ziyaret ederek; ecdadımızın yaşadığı, devrine ve tabiatın şartlarına göre büyük bir medeniyet vücuda getirdiği toprakları koklayarak ve uçsuz bucaksız bozkırın temiz havasını teneffüs ederek birkaç günlüğüne de olsa kurtulmak; böylece zihin kirliliğinden âzade düşünebilmek imkânına kavuştum. Gördüklerim, hissettiklerim Türklüğün büyük geleceğine olan ümidimikuvvetlendirdi.

         

        Zira, seçim şartlarının iyice gerginleştirdiği ve bir karabasan hâline getirdiği iç gündem; gelecek için hiçbir ümit vaat etmemekte, aksine, son salip saldırısını Sakarya’da durdurarak nihayet bulan çekilişin daha da ağırlaşarak tekrar ve hızlı bir şekilde yeniden çöküş ve çözülüş sürecine girdiği intibaını güçlendirmekte; ağır bir karamsarlık aşılamakta, gelecek için hiçbir ümit ışığı vermemektedir.

         

        Buna karşılık bir de dışarıdaki Türkiye vardır…

         

        Türk dünyasının herhangi bir bölgesine gitsem içeride uğraştığımız meselelerin, önümüzdekiimkân ve mesuliyetler bakımından, çok manasız, zaman ve imkân israfı, heyecan ve iman törpüleyici olduğu kanaatine varırım. Tonyukuk ziyareti de öyle oldu.

          

        Bölgeyi ziyaret arzusu, Atsız’ın Bozkurtların Ölümü’nü okuduğum zamandan beri vardı. Ancak, Mayıs 2015’te, aralarında TonyukukAnıtı’na giden ve anayoldan ayrılan 11 km’lik yolun açılışınında bulunduğu, beş ayrı ülkede TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı)tarafından yaptırılan tesislerin ve hizmetlerin toplu açılış merasimine katıldığım sırada, gerçekleştirilen büyük işleri dev ekranda seyrederken bu arzum daha da şiddetlendi. O coğrafyaya, Göktürk Kitabeleri’ne, yeni keşfedilen Ergenekon Vadisi denilen yerlere küçük bir grupla seyahat planlamaya başladım. Ben planlayamadım ama TİKA,Tonyukuk Anıtı’nı, çevresinde yapılankazı çalışmalarını ve ileride kurulacak müzeyi görmek üzere davet etti. Büyük bir heyecan ve zevkle ve elbette şükran duygularımla bu daveti kabul ettim. Böylece Hun ve Göktürk diyarına gitmiş olduk.

         

        Burada Göktürk Kitabeleri ve TonyukukAnıtı hakkında bilgi verecek değilim. Ama, bu vesileyle önümüze çıkan şart, imkân ve fırsatlara dikkat çekeceğim.

         

        Demir perde çöktükten sonra bağımsızlığını elde eden Türk devletleri ve seyahat kolaylaşan Türk illerine yöneldik. 1990’larda başlayan bu yöneliş, bütün hazırlıksız ve acemiliklerimize rağmen bugün hayranlık verecek büyüklüğe ve genişliğe erişti. Bu münasebetlerin planlı ve düzenli olmasını sağlamak üzere kurulan TİKA, artık sadece Türk dünyası ile değil, Türk’ün adım attığı her yerle, dolayısıyla İslam âlemi ile, bütün dünya ile ilgilenir hâle geldi. TİKA’nın adımını bastığı ülke sayısı 180’e vardı. İlgi alanı eğitimden ziraate, sağlıktan imara, kısaca insan hayatının her alanına yayıldı.

         

        Bu faaliyetlerin hacmini, ziyaret ettiğimiz Tonyukuk Anıtı’nınbulunduğu Moğolistan’da da bir kere daha müşahade ettik. Moğolistan, yüzölçümü neredeyse Türkiye’nin iki katı, fakat nüfusu üç milyondan az bir ülke… Kuzeyden ve güneyden iki dev tarafından kucaklanırcasına sarılmış. İki ülke ile sınırdaş: Rusya ve Çin. Buiki müstevli arasında varlığını ve bağımsızlığını muhafaza etmek mecburiyetinde. Bu yüzden başka, sınırdaş olmayan komşulara, dostlara ihtiyacı var. Kendilerine komşu olmayan fakat güçlü dostluklar tesis etmek istedikleri ülkelere“üçüncü komşu” unvanını vermişler. Moğolistan’ın üçüncü komşularından biri de Türkiye… Türkiye, tarihimizin ilk dönemlerinin geçtiği o toprakları, ata vatanı sayarak, bölgeye ve oradakilere hizmeti, kendi yurttaşlarına hizmet gibi görüyor ve ona göre de davranıyor.

         

        Öncelikle, tarihimizin 7-8. yüzyıla kadar olan dönemine ait eserler otaya çıkarılmaya ve ihya edilmeye çalışıyor. Türk dili, medeniyeti, içtimai hayatı bakımından büyük önem taşıyan Göktürk Anıtları koruma altına alınıyor, bulundukları yerler birer müze hâline getiriliyor ve buralara ulaşım kolaylaştırılıyor. Bu maksatla, Bilge Kağan Anıtları’na giden 50 km’lik, Tonyukuk Anıtı’na giden 11 km’lik yollar, Moğolistan standartlarının çok üstünde bir kalite ile inşa edilmiştir. Böylece tarihe sahip çıkılırken çağdaş teknolojilere sahip olma hususunda da Türkiye’nin geldiği nokta ortaya konuluyor.

         

        Moğolistan’ın tarihinin de ortaya çıkmasına vesile olacağı için, Moğollar gerek Türkiye gerek Kazakistan’la ortak arkeolojik kazı çalışmalarına büyük önem veriyorlar. İleriki yıllarda bu ortak faaliyetlerin daha da artacağı muhakkaktır. Böylece bir yandan tarihimizin o yılları, ilk defa Türk ilim adamları tarafından araştırılıp yorumlanmak imkânına kavuşacak öte yandan Türkiye’dekiilim adamı ve araştırmacılara engin bir çalışma alanı ortaya çıkacaktır. Özellikle, arkeolog ve tarihçiler, uzun yılar konu sıkıntısı çekmeyecek ve dünya ilim literatüründe kolayca yer bulacaklardır.

         

        Moğolistan, sadece tarihimizin çok önemli bir döneminin mekânı değildir. Hâlen sayıları 200 bini bulan Tuva, Dukan, Uygur ve Kazak Türkleri de bu ülkede yaşamaktadır. Alakamız, bunların ülkelerinin mesut ve müessir vatandaşları olması içindir. Böylece işbirliğimiz daha da gelişecek ve devamlı olacaktır. Sivil toplum kuruluşlarımız da devlet de bu grupların hem dinlerini hem de kültürlerini yaşatmaları için gayret göstermektedir.

         

        Bizim Moğolistan’da bulunduğumuz sırada, Tarım Bakanlığından da bir heyet vardı. Seracılıktan sulama tekniklerine kadar birçok alanda eğitim verme ve teknoloji götürme konularında görüşmeler yapmaktaydılar.

         

        Türk Devletlerinden onbin öğrenci getirme fikri, başlangıçta hafife alınmıştı. Önceleri,bizim de acemiliklerimiz olmuştu. Ama bugün 178 ülkeden yüzbinlere ulaşan öğrenci, Türkiye’de öğrenim görmektedir. Bunlar arasında Moğol öğrenciler de var. Mezun olarak ülkesine dönen öğrenci sayısı 800’ü bulmuş. Ancak, her iki ülke bakımından bu öğrencilerin öğretim alanını belirlemekte dikkatsizlik yapılmaktadır. Bu alanlar,Moğolistan’ın şartlarına göre belirlenirse mezun öğrencilerin kısa zamanda ülkelerinde daha fazla muvaffak ve etkili olmaları mümkündür.

         

        Buraya kadar meselenin maddi cihetini ortaya koyduk. Fakat bunlardan daha önemlisi, bu hizmetleri gerçekleştirenlerin heyecanları, yaptıkları işin önemine inançlarıdır. Moğolistan gibi hayli uzak, şimdi THY’nin seferi ile biraz yakınlaşmış, sosyal hayat bakımından Batı ülkeleri ile mukayesesi mümkün olmayan bir ülkedehizmet görenler, hâllerinden hiç şikâyetçi değiller. Aksine burada hizmeti, bir lütuf, bir imtiyaz gibi görmektedirler. Bu hâli, Büyükelçi’de de, TİKA çalışanlarında da, oraya yeni bir hizmetin görüşmelerini yapmaya gelenlerde de kolayca görmek mümkündür.Hepsi heyecanlı, yaptığı işin önemine inançlı ve neticede de mutlu…

         

        Bu durum sadece Moğolistan’a has değildir. Bugün hangi ülkeye gidilirse aynıhâl müşahade edilir. Bu,devlet görevlileri için de sivil toplum görevlileri için de, hatta iş adamları için de geçerlidir. İhtiyaç duyulan dışa dönük bu gayretin heyecanının Türkiye’nin içine yansıtılmasıdır. Milletimize bu başarısının hazzını ve heyecanını hissettirmektir. Şimdi gerçekleştirilen bu başarının, insanlığa daha büyük hizmetler sunmanın, ihtiyaç duyulan yeni medeniyet tasavvurunun kuvveden fiile çıkmasının mümkün olduğunu göstermektir. Böylece bu yeni hedefi gerçekleştirme arzu ve heyecanı, iç çekişmeleri manasızlaştıracaktır. Tuğrul Bey’in, Osman Gazi’nin iç kavgalardan çok dışa yönelerek gerçekleştirdiğinin bugünkü şartlarda tekrarı mümkündür.


Türk Yurdu Ekim 2015
Türk Yurdu Ekim 2015
Ekim 2015 - Yıl 104 - Sayı 338

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele