Millî Eğitimde Haçlı Seferleri ve Ayvaz Gökdemir

Mayıs 2009 - Yıl 98 - Sayı 261

        Türk siyasi tarihinde 1970-1980 yılları arasında yaşananlar henüz tarafsız bir gözle yazılamadı. 12 Eylül 1980 askeri müdahalesiyle yaşanan toplu tutuklamalar ve baskı dönemi, bazı film ve romanlara konu oldu. Bu çalışmalar tek yönlü ve sadece bir kesimin yaşadıklarını ele aldığı için bütünü vermekten ve tarafsız olmaktan oldukça uzaktır.

         

        1969 yılında gerekli çoğunluğu sağlayarak tek başına iktidara gelen Süleyman Demirel, hükümetini kurarken parti içi dengeleri gözetmemiş, daha önceki hükümetlerde görev verdiği, milli ve manevi değerlere yakın olan az sayıdaki eski kabine arkadaşlarını bakan etmemiş, yeminliler olarak bilinen grup üyelerine ağırlık vermişti. Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Orhan Oğuz olmuştu. Teknokrat kimliğiyle tercih edilen Oğuz döneminin ilk fırtınası, TÖS’ün organize ettiği genel öğretmen boykotu olmuştur. Türkiye’nin değişik bölgelerinde bu sendikaya üye olan öğretmenler, özlük hakları paravanının arkasına gizledikleri siyasi amaçlarını topluma yansıtmak gayesiyle giriştikleri boykot hareketiyle, siyasi iktidara meydan okumuşlardır.[1] Bu beklenmedik mesleki kitle hareketi üzerine, refah seviyesini artırmak suretiyle kişilerin siyasi tercihlerinde etkili olabileceğini düşünen, 1960 sonrasında Türkiye’de hızla taban yapmaya çalışan Marksist düşüncenin, gençlik ve sivil bürokrasi üzerindeki etkisinin ulaştığı noktayı tam kestiremeyen AP iktidarı; parti içindeki ağırlıklarını hesaba katmadığı muhafazakâr parlamenterleri memnun edebilmek gayesiyle Milli Eğitim Bakanlığı’nda 1944 Milliyetçilik Hadisesi’nin kahramanlarından M. Zeki Sofuoğlu’nu Öğretmen Okulları Genel Müdürü tayin etti. Türkiye hızla tarihinde görmediği gençlik olaylarıyla karşı karşıya kaldı. Banka soygunları, yabancıların kaçırılması gibi ilkler gerçekleşti. Demirel’i desteklemeyen bazı AP parlamenterleri kendi hükümetlerinin hazırladığı bütçeye kırmızı oy verdiler. Gençlik olayları ve siyasi krizler peşinden 12 Mart 1971 müdahalesini getirdi. Nihat Erim, Ferit Melen ve Naim Talu hükümetlerinde görev alan bakanların ekseriyeti CHP zihniyetine yakın olanlardan seçildiği için, bürokraside bu eğilimden olanlar ağırlık kazandı.

         

        1973 seçimlerinde hiçbir partinin çoğunluğu sağlayamaması üzerine CHP-MSP hükümeti kurularak Mustafa Üstündağ Milli Eğitim Bakanı olmuştur. Üstündağ, Türkiye’nin değişik bölgelerindeki öğretmen okullarında az sayıda yönetici ve öğretmen olarak görev yapan milliyetçi düşüncedeki vatanseverin, Türkiye’nin milli bütünlüğüne inanan, öğretmen adayı gençleri Anayasa ve Milli Eğitim Temel Kanunu’nun da belirtilen ilkelere göre yetişmeleri için gayret göstermelerinden rahatsız olmuş, 12 Mart vesilesiyle darbe gören, hapse tıkılan yandaşlarının intikamını almak için mülki amirleri, emrindeki yönetici ve bakanlık teftiş kurulu üyelerini yönlendirerek kesif bir sindirme politikası takip etmiştir. Ekseriyetinde yatılı öğrencinin bulunduğu bu eğitim kurumlarında can güvenliği kalmamış, öğrenci ve öğretmenler kış gününde sürülerek ailelerinden ve güvenli eğitim ortamlarından uzaklaştırılmışlardır.

         

        1975 yılında I. Milliyetçi Cephe Hükümeti kurulmuştur. Kamuoyu baskısı koalisyonun kurulmasını sağlamış, Milli Eğitim Bakanı Ali Naili Erdem, Öğretmen Okulları Genel Müdürlüğü’ne Ayvaz Gökdemir’i getirmiştir. İki yıldan biraz fazla bu görevde kalan Gökdemir’in nasıl bir görevi teslim aldığı, Türkiye’nin öğretmen yetiştiren kurumlarının nasıl bir ideolojik ortama sokulduğunu anlamak için Üstündağ ve arkasından kısa bir süre görev yapan Sefa Reisoğlu dönemlerinin iyi bilinmesi gerekmektedir. Bu dönemde maalesef tetkik edilmemiştir. Türkiye siyasi tarihinin anarşiye sürüklenmesinin genel analizi içinde, eğitimdeki gayri milli ve etnik bölücülüğe zemin hazırlayan uygulamalar ortaya konulamamıştır. Elimizde bulunan az sayıdaki araştırmadan biri de Cezmi Kırımlıoğlu’nun Milli Eğitimde Haçlı Seferleri isimli iki ciltlik çalışmasıdır.[2] Çalışma o dönemde haksız suçlamalara maruz kalan ülkücü öğretmenlerin geçirdikleri soruşturmalarda tarafgir müfettişlerin yönelttikleri soruları ihtiva etmesi bakımından önemlidir. Başka bir önemli tarafı da soruşturmaların odaklandığı okulların bulunduğu şehir ve bölgelerin özenle seçildiği, bu yerleşme merkezlerinin daha sonraki yıllarda kurtarılmış bölgeler olarak nitelendirildiği ve günümüzde de güvenlik güçlerini en fazla meşgul eden etnik bölücülüğün taban yaptığı yerler olmasıdır.

         

        Milli Eğitimde Haçlı Seferleri 7 bölüm ve bu bölümlerin alt başlıklarını ihtiva etmektedir. I. Bölüm Umumi Değerlendirme başlığını taşımaktadır.(s.11-70) Bu bölümdeki alt başlıklarda, incelemenin sınırları, ülkenin şartları,1972 tarihinde kabul edilen ve bazı değişikliklerle günümüzde de geçerliğini koruyan Milli Eğitim Temel Kanunu, ilk ve orta öğretimin gayeleri, öğretmenin vasıfları, Komünizme karşı olanların üzerinde baskı uygulanması, baskıların öğretmen yetiştiren kurumlarda yoğunlaşması, sıkıyönetimde yargılananların taltif edilmesi gibi hususlar üzerinde bilgi verilmiştir.

         

        II. Bölüm Öğretmen Yetiştiren Kurumlar başlığını taşımaktadır.(s.71-320, II. Cilt, s.7-158) Bu başlık altında öğretmen yetiştiren kurumlar olan eğitim enstitüsü ve öğretmen okullarındaki baskı, soruşturma, toplu tayin gibi uygulamaların somut örnekleri belgelerle desteklenerek işlenmiştir. Bölümün alt başlığı günümüzde etnik bölücülüğün merkezi konumuna getirilmek istenen Diyarbakır’da bulunan Eğitim Enstitüsü’nde meydana gelen hadiseler incelenmiştir. Okulun genç, çalışkan müdürü Mustafa Özbalcı[3] CHP iktidarının arkasına gizlenen Kürtçü-Komünistlerin boy hedefi olmuştur. Hakkında ileri sürülen iddiaların müfettiş raporlarıyla asılsız olduğu ortaya çıkmıştır. Üstündağ, okul müdürünü yanına çağırarak tehdit etmiş, iki yıldır tayin istediği Samsun’a verilmek suretiyle ondan kurtulmanın yolu bulunmuştur. Onun yerine tayin edilen müdür, görevinin ilk gününden itibaren partizan ve bölücü davranışlarıyla okulda huzuru kaçırmak için özen göstermiştir. İdarecilere baskı yapmış, lojman hakkı olanlara vermemiş, milliyetçi öğrenciler baskı altında tutulmuştur. Bu davranışının kısa zamanda sonucu alınmış, 24 Haziran 1975 tarihinde topraksız olan köylüye toprak dağıtılması töreni için Diyarbakır’a gelen Başbakan Yardımcısı Alparslan Türkeş’in şehre girmemesi için oldukça organize güçler şiddet gösterisi yapmış, emniyet kuvvetlerine yardımcı olan askeri birliklerin gayretine rağmen iki kişi ölmüştür. Göstericiler, bölgede yıllardır yürütülen tahrikler, Devrimci Doğu Kültür Ocaklarının ve yeraltında faaliyet göstermekte olan Kürdistan Demokrat Partisinin çalışmaları sonucunda toplanmışlardır.

         

        CHP’nin Milli Eğitim Bakanlığı’nı almasından sonra parti teşkilatı ve TÖS’ün yerine kurulan TÖB-DER’de, görevden alınması veya tayin edilmesi istenen milliyetçi öğretmenler hakkında şikâyet dilekçeleri hazırlanmış ve yalancı tanıklarla iddialar ispat edilmeye çalışılmıştır. Bakana, teftiş kurulunda tetikçilik yapacak müfettişler yanında dürüst ve tarafsız görev yapanların da bulunmasından dolayı bazı soruşturmalardan sonuç alınamamıştır. Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsü Müdürü Rıfkı Yazıcı’ya yöneltilen 17 sorunun tamamı milli sembollerle ilgili iddialardır. Türk edebiyatı araştırmalarının klasikleri olan Mehmet Kaplan’ın Şiir Tahlilleri, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi gibi eserleri tavsiye etmesinin hesabı sorulmuştur. Bu eserler YÖK uygulaması başladıktan sonra öğrencilere tavsiye edilen temel eserlerin arasında yer alacaktır. Bu soruşturmayı yapan teknik öğretim menşeli bakanlık müfettişi, 12 Eylül döneminde genel müdürlük makamına getirilerek mükâfatlandırılmıştır.

         

        Üstündağ’ın bakan olduktan sonra soruşturma açtırdığı okullardan biri de Balıkesir Necati Eğitim Enstitüsü’dür. Okulun ekseriyeti ülkücü görüşte olan öğrencilerini sindirebilmek için milliyetçi öğretmenler Hüseyin Sarı[4], Macit Abi[5], Ahmet Akpınar[6], Hacı Sulak hakkında tahkikat başlatıldı. Ülkücü öğretmenler çeşitli okullara sürgün edilerek yerlerine aşırı sol temayülleri bilinen öğretmenler getirildiler. Okulda bayrak töreni yapılmamış, CHP sempatizanı yöneticiler seçilmiştir.

         

        Öğretmen yetiştiren eğitim kurumlarında hemen hemen aynı oyunlar tezgâhlanmıştır. Bakanın seçim bölgesi Konya’daki Selçuk Eğitim Enstitüsü’ne öğretmen derneğinin yönlendirilmesiyle getirilen müdür, açık geçen derslere şehirde sol görüşlü olarak bilinen öğretmenleri görevlendirmekte itina göstermiştir. Nazilli Öğretmen Lisesi’nden sol görüşlü olması sebebiyle acele olarak buraya tayin edilen meslek dersleri öğretmeni Süleyman Sümbül, kısa zamanda hadise çıkaracak davranışlar göstermiştir.

         

        Bu dönemde sonuçları bakımından geleceğe olumsuz etki bırakan en önemli hareket Tunceli’de gerçekleştirilmiştir. Cumhuriyet tarihinde en fazla öğrenci sürgünü burada gerçekleştirilmiştir. Toplam 4 öğretmen ve 487 öğrenci sürgün edilmişlerdir. Öğretmen okullarının kuruluş yıldönümü sebebiyle düzenlenen gecede N. Hikmet’in Kurban piyesi sahnelenmiş, Kafkas ekibi sahneye çıktığında solcu öğrenciler hadise çıkarmışlardır. Ekipte bulunan öğrenciler dövülmüştür. Ertesi günü mezhep ve etnik bölücülük yapanların okulu ablukaya alması üzerine askeri güçler yardımıyla güvenlik temin edildi. Can güvenliklerinin bulunmaması üzerine ekseriyeti başka illerden gelen yatılı öğrenciler, askeri araçlarla Elazığ’a taşındılar. Okul süresiz olarak kapatıldı. Bir süre sonra açılan okulda öğretmen ve öğrencilerin gayretiyle başka illerden gelen az sayıdaki öğrenciler tehdit edilmiş, onların şahsında Türk’ün milli sembol ve değerlerine küçültücü davranışlarda bulunulmuştur. Kürt tarihinin öğretilmesinin talep edilmesi, günümüzle mukayese edildiğinde hadiselerin başlangıcının nerelere dayandığını göstermektedir. Hadiseler kamuoyunda endişe ile takip edilmiştir. Başbakan Ecevit, bir kısım gençlerin politikacıların aleti olduğu gibi mesnetsiz bir beyanat vermiştir. Burada esas amaç gözden kaçırılmış, bölgenin sistemli olarak devlete isyan etmesine zemin hazırlayacak davranışlara göz yumulmuştur. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında devlete her bahanede ayaklanan, sonuçta yargılanarak cezalandırılan bazı kişilerin intikamı, genç öğretmen adaylarından alınmıştır.

         

        Etnik bölücülüğün temellendirilmeye çalışıldığı yerlerden Diyarbakır Ergani’de bulunan Dicle Öğretmen Okulu’nun milliyetçi yöneticileri ile uğraşılıp yerlerinden edilmişlerdir. Okul müdürü Mehmet Duman hakkında soruşturma açılmıştır. 1971 yılında bu göreve getirilen Duman, her bakımdan perişan durumda bulunan okulu derleyip toparlamıştır. Okulda 16-17 Mart 1971 tarihinde Türk büyüğü Alparslan’ı anma haftasında Türklüğü öven sözlerden bazıları yırtılmıştır. Müdür, başından itibaren bölücü ve yıkıcı faaliyetlerle mücadele etmiş, ondan memnun olmayanların gayretiyle, Üstündağ’ın göreve gelmesinden sonra hakkında iftira ve isnatlara dayanan bir soruşturma başlatılmıştır. Duman’ın kendisinden savunma talep eden Öğretmen Okulları Genel Müdürlüğü’ne gönderdiği cevap ibret vericidir. O da benzeri bir çok meslektaşı gibi koltuğunu koruma gayretine düşmeden hadiseleri ve sebeplerini açıkladığı savunmasını tarihe bir vesika olarak bırakmıştır.(s.228-296)

         

        Erzurumlu edebiyat öğretmeni Hakkı Mezararkalı, Bingöl Kız Öğretmen Okulu’nda görev yapmakta iken bu okullarda milli düşünce taşıyan tek bir öğretmen bile bırakmak istemeyen iktidar tarafından mesnetsiz suçlamalarla Sivas Zara Lisesi’ne sürgün edilmiştir. Arkasından asılsız iddialarla ilgili olarak savunma yapması talep edilmiştir. O bu iddialara karşılık görevini yaptığı süre içinde takip ettiği ilkeleri ihtiva eden bir savunma göndermiştir (s.297-313). Mezararkalı, sonraki yıllarda öğretmen yetiştiren kurumlarda müdür olarak görev yapmıştır. Artvin ve başka bir iki ilde milli eğitim müdürlüğü, Bakanlık müfettişliği yaptıktan sonra görevini yapmış olmanın gönül huzuru içinde emeklilik hayatını sürdürmektedir.

         

        Üstündağ’ın bakan olmasından sonra sistemli olarak bütün eğitim kurumlarında iktidar kendisine yakın görmediği yöneticileri tasfiye etmek için TÖB-DER’in desteğiyle uydurma şikâyet dilekçeleri hazırlatıp, taraflı müfettiş ve muhakkiklerin adil olmayan soruşturmalarıyla çok sayıda öğretmeni yerinden etmiştir. Ordu Perşembe İlköğretmen Okulu’nda da aynı oyunlar tezgâhlanmıştır. Okul müdürünü başka bir ile tayin ettirdikten sonra hedef olarak eğitim şefi Hayrettin Gürsoy seçilmiştir. 18 Mart Çanakkale Zaferinin yıldönümünde ‘Ya şehit, Ya gazi’ isimli piyesin sahnelenmesinden dolayı hakkında milli eğitim müdür yardımcısı muhakkik olarak soruşturma yapmıştır. Bu kişi tetikçiliğinin mükâfatı olarak Bingöl’e milli eğitim müdürü yapılmıştır. Arkasından bakanlık müfettişi Tahir Kenan Özkan soruşturmaya gelmiş, sözde tarafsız görüntülü çok sayıda öğretmen ve vatandaşın ifadelerini almıştır. Yıllarca müfettişlik yapan, kıdeminden dolayı İzmir bölgesi grup yöneticisi olan, Özkan’ın düzenlediği rapor üzerine Gürsoy Zonguldak milli eğitim memurluğuna sürülmüştür.(II. Cilt, s.10-29) Onun yerine aşırı solcu bilinen öğretmenler okula doldurulmuştur. O tarihlerde basit birer tayin gibi görülen bu yer değiştirmelerle, öğrenci kitlesi yoğun bir ideolojik propagandaya tabi tutulmuş, körpe beyinler Türklük idealinden uzak, vatanın bütünlüğüne kast edecek bilgilerle doldurulmuştur. Kısa bir süre sonra Fatsa’da belediye başkanlığına terzi Fikri olarak bilinen Dev-Yol militanı seçilmiş, ilçe kurtarılmış bölge haline getirilmiştir. Karadeniz’in arazi yapısının elverişli olması sebebiyle kır gerillası merhalesine geçilmiştir. Bölgede devlet düzeni bozulmuş, güvenliği temin edebilmek için askeri güçlerden faydalanmak zaruret haline gelmiştir. Ordu milli eğitim müdürlüğü görevine, sonraki yıllarda aşırı solcu öğretmen teşkilatının genel başkanlığını yapan Gültekin Gazioğlu getirilmiştir. Onun başkanlığı, eğitim meseleleriyle uğraşması gerekecek olan öğretmen teşkilatının, Türkiye’nin bölünmesini amaçlayan aşırı sol grupların ittifakı ile sağlanmıştır. Kongrelerinde yapılacak devrimin merhalelerinin neler olduğunun en ince ayrıntısına kadar tartışıldığı hafızalardan henüz silinmemiştir. Gazioğlu,12 Eylül hareketinden sonra yurtdışına kaçmış faaliyetini daha açık olarak Avrupa’da sürdürmüştür.[7] Atılan tohumlar sadece aşırı sol fikirlerle kalmamış, bölgede etnik bölücülüğün temelleri atılmıştır. Gürsoy, sonraki yıllarda çeşitli illerde milli eğitim müdürlüğü yapmış, görevde iken geçirdiği bir trafik kazası sonucunda rahmetli olmuştur.

         

        Tokat, Çanakkale, Erzurum Yavuz Selim, Adıyaman Besni, Diyarbakır, Kayseri Mimar Sinan, Kırşehir, Urfa. Konya, Adana Düziçi, Gümüşhane, Mersin, Balıkesir Savaştepe, Konya Akşehir, Kütahya Kız, Kırklareli Kepirtepe, Zonguldak, Aydın Nazilli ilköğretmen okullarında da benzer uygulamalar yapıldı.

         

        Eserin III. Bölümü, Kritik Bölgeler (s.159-274), IV. Bölümü, Sorular (s.275-294), V. Bölümü, Denizden İki Katre (s.295-324), VI. Bölümü, Bozkurt Meselesi (s.325-352), VII. Bölümü TÖB-DER’in Mahiyeti (s.353-372) başlıklarını taşımaktadır.

         

        Türkiye’nin kanayan yarası Kürtçülüğü, kitlelere yayabilmek için ilk gayretler eğitim kurumlarında gösterildi. Bunlara engel olmak isteyen vatanperver eğitimciler oradan oraya sürgün edildiler. Bu amaca bilerek yürüyen vatan hainleri basiretsiz yöneticileri istedikleri gibi kullandılar. Onların faaliyetlerine engel olmak isteyen az sayıdaki öğretmen MHP’li, Bozkurtçu, Ülkücü suçlamalarıyla perişan edilmek istendi. Bunlar belki ilk başlarda maddi ve manevi yönden çok sıkıntı çektiler.[8] Mücadeleden yılmadılar. Sonraki yıllarda akademik kariyer yaparak alanlarında önemli isimler oldular. Şimdi kendilerine sorulsa, meslek hayatlarının en heyecanlı ve verimli yıllarının öğretmen okullarında görev yaptıkları yıllar olduğunu söyleyeceklerdir. Elazığ Karakoçan, Kahramanmaraş Elbistan, Adıyaman Gölbaşı, Kars Ardahan’da milliyetçi öğretmenlerin başlarına örülmek istenen çorapların temelinde, vatanın bütünlüğünü savunmak, etnik ve mezhep bakımından oldukça hassas olan bu bölgelerde tezgâhlanan oyunlarını bozmak bulunmaktadır.

         

        Türkiye’de laiklik ilkesinin zedelenmesi, cumhuriyet düşmanı akımların güçlenmesi gerçeği karşısında bazı kesimler, 12 Eylül’de sol kesime vurulan darbenin büyük payı olduğunu ileri sürmektedirler.12 Eylül’den sonra insan hakları ihlali, işkenceler, baskılar gibi hususlarda, biraz düşünebilen kimselerin desteği söz konusu olamaz. Ama sol adına yapılanların neler olduğunun, hele fırsat geçmesi halinde Türkiye’nin içine düşürüleceği durumun iyi bilinmesi de gerekmektedir. Geçmişin değerlendirilmesinde sadece eğitim kurumlarında nelerin yapıldığı, Türkiye’nin anarşi ortamına adım adım getirilmesinin yol haritası milli eğitimde haçlı seferleri isimli değerli çalışmadan takip edilebilir. Bu gerçekler hala anlaşılamamıştır. Bu yangının üzerine yönetici olan Ayvaz Gökdemir’in restorasyon çalışmalarındaki gayret ve başarısından dolayı nefret duyanların yakıştırması olan ’Komando Ayvaz’ lakabının vefatında yeniden manşete çıkarılması, bu ihanet şebekelerinin medyaya sızıntılarını göstermesi bakımından ibret vericidir. İki ciltlik eserin sonunda isimler indeksinde kendilerine yer bulan değerli öğretmenlerden ahirete gidenlere rahmet, yaşayanlara sağlık temennisinden başka ne yapılabilir?

         

         

         

        


        


        

        [1] 1971 müdahalesinden sonra Sıkıyönetim Savcısı Baki Tuğ tarafından hazırlanan TÖS DAVASI iki cilt halinde neşredilmiştir. Birinci ciltte İddianame, ikinci ciltte, Esas Hakkındaki Mütalaa’yı ihtiva etmektedir. TÖS Dosyası I-II, Ankara 1973, Töre-Devlet yayınları


        

        [2] Milli Eğitimde Haçlı Seferleri, 2 cilt, Ankara 1975, Töre-Devlet Yayınları. Ülkücü Öğretim Üyeleri ve Öğretmenler Derneği Genel Başkan Yardımcılığı yapan ve o tarihte Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi öğretim üyesi olan Dr. Cezmi Bayram, Cezmi Kırımlıoğlu müstearını kullanmıştır.


        

        [3] Özbalcı, görevden alınmak çabaları sonucu tayin isteyerek gittiği Samsun’da akademik kariyer yapmış, Eğitim Fakültesinde profesör olmuştur.


        

        [4]Hüseyin Sarı, Gökdemir’in genel müdür yardımcısı olarak görev yapmıştır. Daha sonra bakanlık müfettişi olmuş, erken yaşta vefat etmiştir.


        

        [5] Daha sonra İzmir Buca Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü görevinde bulunmuştur.


        

        [6] Bakanlık merkez teşkilatında değişik görevlerde bulunmuş, Sağlık Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü yapmıştır.


        

        [7] Gazioğlu’nun, ölümü üzerine verilen ilanlarda, ’barış, demokrasi ve insan hakları için yiğitçe mücadele etti’ vurgulanmıştır. Bu insani değerlerin, tarihin en büyük insan kıyımını gerçekleştiren, Sovyetlere benzemek için mücadele eden birisi için kullanılması esef vericidir. bk. Cumhuriyet, 11.8.2005


        

        [8] Anarşinin süratle Anadolu’ya yayıldığı yıllarda Ülkücü öğretmenler 100 den fazla saldırıya uğramışlardır. Bk. ÜLKÜ-BİR (Ülkücü Öğretim Üyeleri ve Öğretmenler Derneği) 4. Devre Faaliyet Raporu, Ankara 1977, s.57-64


Türk Yurdu Mayıs 2009
Türk Yurdu Mayıs 2009
Mayıs 2009 - Yıl 98 - Sayı 261

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele