Suriye Türkmenlerinin “Onur ve Özgürlük” Mücadelesi

Ekim 2015 - Yıl 104 - Sayı 338

         

        Suriye’nin Dera kentinde Mart 2011’de “adalet ve özgürlük” talebi ile başlayan barışçıl protestoların, Suriye’deki Baas Rejimi tarafından kanlı bir şekilde bastırılmasından sonra tüm ülkeye yayılan çatışmalar, aradan geçen süre içerisinde Suriye’yi dünya tarihinin en kanlı iç savaşlarından birine sürüklemiştir.

         

        Baas Rejiminin her geçen gün artan şiddeti, zayıflayan merkezi otorite nedeni ile etnik/ mezhepsel grupların savaşa dâhil olması ve taşeron terör örgütlerinin ortaya çıkması nedeni ile Suriye, çözülmesi çok zor ve uzun zaman alacak bir savaş girdabının içine girmiş durumda. Rejim, esnekliğe, reforma, değişime, dönüşüme yanaşmıyor; uluslararası sistemin özellikle de Batı’nın çelişkili tavırları, devlet dışı aktörlerin iç savaşa müdahil olarak dinamikleri kökünden sarsması Suriye’deki kaosu derinleştirmektedir. Suriye’deki iç savaşın kızışması ile bir anda hedef haline gelen Suriye Türkmenleri aynı orantıyla Türkiye’nin de gündemine geldi. Öyle ki hem rejim hem ülkedeki radikal unsurlar, hem de diğer ayrılıkçı terör örgütlerin çatışma menzilinde adeta çapraz ateşte kalan Türkmenler, Suriye iç savaşının önemli aktörlerinden biri hâline geldi.

         

        Bu yazının amacı Suriye Devrimi sonrasında gündeme gelen Suriye Türkmenlerinin kısa tarihlerini, mevcut durumlarını ve malum süreçteki “onur ve özgürlük mücadelelerini” ortaya koymaktır. Zira, Suriye Türkmenleri, ne akademik dünyada ne de diğer alanlarda bugüne değin layığı ile araştırılmamış, konu edilmemiştir. Oysaki 900 km’lik kara sınırı ile Türkiye’nin en uzun sınıra sahip olduğu komşu ülke Suriye’de, Türkiye’ye sıfır noktasında sayıları 3,5 milyonu bulan, günümüz Türkçesini konuşan, herhangi bir Anadolu köyü/kasabası ile aynı adet ve gelenekleri yaşayan ve yaşatan Türkmenler yaşamakta. Bugün gelinen noktada Türkiye açısından da bölgesel dinamikler açısından da ön plana çıkan Türkmenlerin akademik çalışmalara konu edilmesi çok büyük önem taşımaktadır.

         

        Suriye’de Türkmen Gerçeği: Suriye’de bir taraftan iç savaş devam ederken diğer taraftan soruna siyasi çözüm bulma çabaları sürmektedir. Siyasi çözüm çabalarının en büyük zorluğu ülke içi ve dışında soruna doğrudan müdahil olan ve farklı beklentilere sahip toplumsal ve siyasal aktörlerin varlığıdır. Siyasi çözümün kalıcı olabilmesi için hiç bir aktörü dışlamayan ve farklı beklentileri ortak bir zeminde buluşturan bir formüle dayanması gerekmektedir. Suriye’de toplumsal yaşamın önemli bir kesimini oluşturan ve hem siyasi hem de askeri muhalif saflarda rejime karşı “onur ve özgürlük mücadelesi” veren Suriye Türkmenleri de bu bağlamda değerlendirilmelidir.

         

        Farklı nedenlerle uluslararası toplum tarafından göz ardı edilen Suriye Türkmenleri konusunda ciddi bir bilgi eksikliği bulunmaktadır. Uzun yıllar Rejim’in uygulamaları çerçevesinde hiç bir şekilde örgütlenme imkânı bulamayan Suriye Türkmenleri, Mart 2011 tarihinde başlayan halk ayaklanması sürecinde bu boşluğu doldurma çabası içine girmiştir. Bu dönemde ilk olarak örgütlenme çabaları ortaya çıkmıştır. Suriye Türkmenleri, diğer Suriyeli muhalif gruplar gibi yurt dışında örgütlenmişler ve bu süreçte gerek tarihi bağları gerekse de Türkiye’de uzun zamandır yaşamakta olan Suriye Türkmenlerinin varlığı nedeni ile sadece Türkiye’nin ilgi gösterdiği bir etnik grup olarak kalmışlardır.

         

        Baas Rejimi’nin sert yapısı nedeni ile daha önce hiçbir şekilde örgütlenme içine girememiş olmaları yani tecrübesizlik, ilk kurulan Türkmen siyasi örgütlenmelerinin somut başarılar elde edememesine sebep olmuştur. Bu başarısız girişimler sonrasında Türkiye’de yaşayan Suriye Türkmenlerinin girişimi ile 2012 yılında Suriye Türkmenleri Platformu kurulmuştur. Platform, Suriye Türkmenlerinin meşru temsilcisi olması ve her türlü müzakereyi yürütmesi amacıyla Suriye’den seçilecek delegeler yoluyla bir Suriye Türkmen Meclisi’nin kurulmasını hedeflemiştir. Bu girişim sonucunda 2013 yılında Türkiye’nin de desteği ile Suriye Türkmenlerinin uluslararası alandaki meşru temsilcisi olma hedefi ile tüm Türkmen oluşumlarını tek çatı altında birleştiren Suriye Türkmen Meclisi kurulmuştur. Suriye Türkmen Meclisi 2013 yılından bu yana Suriye Türkmenlerinin taleplerini ve hedeflerini stratejik bir yapılanma çerçevesinde ortaya koymuş ve bu doğrultuda hem Suriye muhalefeti içerisinde hem de uluslararası arenada Türkmenlerin “tek ve meşru” sesi olarak yoluna devam etmektedir.

         

        Suriye Türkmenlerinin Kısa Tarihi: Anayasal olarak Suriye’de yaşayan herkes “Suriyeli”dir. Etnik, dini, mezhepsel kimliği yoktur. Varsa da devlet eli ve yasalar ile yok edilmiştir. Suriye’de nüfus kayıtlarında “Türkmen” olarak geçmedikleri için resmi olarak Türkmenler “yoktur”. Resmi olmayan ancak ORSAM (Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi)’ın 2011 yılında yaptığı saha araştırmasına göre ise, Suriye’de 3.5 milyon kadar Türkmen yaşamaktadır.[1]

         

        Suriye Türkmenlerinin Suriye’ye gelişleri ile ilgili çeşitli kaynaklarda, çeşitli ifadeler kullanılmakla birlikte, genel kabul görmüş kaynaklara göre Suriye’de Türk varlığı ilk kez 7. yüzyılda Oğuz Boylarının göçleri ile başlamıştır. 10 ve 11. yüzyıllarda Oğuz’ların Suriye’ye göçü yoğunlaşmıştır.

         

        Suriye’ye yerleşen Oğuz boyları iki koldan ilerlemiştir. Birinci kol; Halep, Hama, Humus ve Şam yöresine yerleşmiştir. Bunlar daha çok Bayat, Avşar, Beğdili, Döğer boyuna mensup oymaklardır. Diğer kol Lazkiye ve Trablusşam istikametinde Ensariye dağlarının batısına yerleşen Türk boylarıdır.

         

        Tolunoğulları ile başlayan Türklerin yerleşimi 11. yüzyılda Selçukluların bölgeye gelmesi ile devam etmiştir. Türk etkinliği Selçukluların bölgeye gelişiyle artmıştır. Özellikle Halep, Lazkiye, Trablusşam ve Asi Irmağı vadisi boyunca Hama, Humus ve Şam bölgesinde yerleşim yoğunluk kazanmıştır. Suriye’nin kuzey bölgeleri, Antakya ve çevresi ise 11. yüzyılda yoğun bir Türk yerleşimine sahne olmuştur. [2] 11. yüzyılda Şam merkez olarak Suriye, Lübnan, Ürdün ve Filistin Türk boylarının hâkimiyetine girmiştir. Daha sonraki dönemde de Orta Asya, Güney Kafkasya (Azerbaycan) ve Anadolu’dan Suriye’ye Türkmen boyları göçmüştür. [3]

         

        1078 yılında ise Sultan Melikşah’ın önderliğinde Suriye Selçuklu Devleti kurulmuştur.

         

        Suriye, 1260’tan itibaren bir Türk devleti olan Memlukların hâkimiyeti altına girmiştir. İdaresi ve askeri gücü Türklerden oluşan bu devlet Suriye’ye yaklaşık 250 sene hâkim olmuştur.

         

        1243 yılında Kösedağ Savaşında Moğollara yenilen Türk boyları Halep bölgesine yerleşmiştir. Bu dönemde Suriye’ye gelen Türk çadır sayısının 40.000 olduğu tahmin edilmektedir.

         

        Yavuz Sultan Selim’in 1516 Mercidabık Seferi ile de Suriye’de Osmanlı hâkimiyeti başlamıştır. 1516’dan sonra yönetimi Osmanlı Devleti’ne geçen bölge 1918 yılına kadar kesintisiz olarak 402 yıl boyunca Türklerin hâkimiyeti altında kalmıştır. Bu dönemde Suriye’de Türkmen yerleşimi artarak devam etmiş ve bölgede önemli bir Türk nüfusu oluşmuştur.

         

        1918 yılında I. Dünya Savaşı ve Arap İsyanları neticesinde Suriye Osmanlı’dan ayrılmış ve savaş sonrasında Fransız Mandası’na girmiştir. Osmanlı’nın çekilmesi ile Suriye Türkmenleri milli mücadeleye başlamıştır. Bu dönemde Fransa işgaline karşı Halep’te Nüveyran Oğuz, Lazkiye’de Suhta Ağa ve Nevres Ağa komutasında Türkmen direniş grupları oluşturulmuştur. Fransa ile imzalanan 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Anlaşması ve 1939 Hatay’ın İlhakı sonrasında Suriye Türkmenlerinin fiziki ve siyasi olarak Türkiye ile bir bağlantısı kalmamıştır. [4]

         

        Fransız mandası döneminde varlıklarını ve kimliklerini sürdüren Suriye Türkmenleri, 1936 yılında Fransa’nın bölgedeki hâkimiyetinin zayıflaması ile birlikte baskılara maruz kalmaya başladı. Hatay’ın Türkiye’ye katılması sırasında ve sonrasında, Suriye sınırları içerisinde kalan Türkmenlere ilişkin hiçbir görüşme ya da anlaşma yapılmamış olması, bölgede yaşayan Türkmenlerin hukuki statülerini belirsizleştirdi. Bu belirsizlikten faydalanan Suriye yönetimleri de Türkmenlere yönelik önce baskı, ardından da asimilasyon politikalarını uygulamaya koydular.

         

        Suriye’nin bağımsızlığını kazandığı 1946 yılından sonra ise Türkmenlerin durumu, her ne kadar “azınlık statüsü”nde olmasalar da diğer etnik gruplar gibi sancılı bir hâl aldı. Nitekim 1949 ve 1972 Anayasalarına göre Suriye Arap Cumhuriyeti’nde azınlık olarak sadece Ermeniler kabul edilmektedir. Diğer topluluklar Suriye Arap vatandaşı olarak kabul edilmiştir. Uygulamada da oldukça katı olan bu kanun gereği Türkmenlerin Türkmen adı altında siyasi ya da kültürel anlamda örgütlenmesi mümkün olmamıştır. Bugün de halen geçerliliğini koruyan ve mevcut Baas rejiminin “meşruiyet kaynağı” olan anayasa diğer etnik gruplara olduğu gibi Türkmenlere de “kimlikleri” ile yaşam hakkı tanımamaktadır. [5]

         

        Suriye Türkmenlerinin Sosyolojik Yapısı: Suriye Türkmenleri ile kastedilen; 20 Ekim 1921 tarihinde Fransa ile imzalanan Ankara Antlaşması ile Suriye sınırları içinde kalan ve Türkmen boylarına mensup olan Türklerdir. Tarihi ve bilimsel veriler Suriye Türklerinin gerçek durumunu, yerleşim alanlarını, coğrafyalarını, karşı karşıya kalmış oldukları baskıları ortaya koymaktır.

         

        Suriye’deki Türkler üzerine kamuoyunu bilgilendirecek ilk çalışmayı kaleme alan Mustafa Kafalı, Fransız Hâkimiyeti zamanında bölgedeki Türk nüfusunun 500.000’den fazla olduğunu belirtmiştir.[6]

         

        Konu ile ilgili en son yapılan saha araştırması sonucunda elde edilen güncel verilere göre ise Suriye’de 1.5 milyon Türkçe konuşan, 2 milyon da Türkçe konuşamayan toplam 3.5 milyon Türkmen vardır. ORSAM tarafından yapılan araştırmadaki verileri, bugün hem Türkiye hem de Suriye Türkmenlerinin meşru temsilcisi olan Suriye Türkmen Meclisi, “resmi veri” olarak kabul etmektedir.[7]

         

        Bilindiği üzere Suriye ulus-devlet olarak doğmamıştır. Üstüne üstlük Suriye birçok Orta Doğu ülkesinde olduğu gibi son derece karmaşık bir etnik, dinî ve mezhepsel bir yapıya sahiptir. Suriye’nin mevcut demografik ve siyasi yapısının altında şüphesiz ki, ülkeyi 30 yıl boyunca diktatörlük ile yöneten Hafız Esad imzası vardır. İktidara geldiği 1971’den itibaren kendisine bağlı, bağımlı bir Suriye devleti yaratmak isteyen Esad, bu bağlamda ilkin devlet yapısından uzak olan Suriye’yi devletleştirmeye, bunun için de tek bir Suriyeli kimliği yaratmaya çalıştı. Ancak bu kimlik modern anlamdaki ulus kimlikleri gibi değildi. Söz konusu Suriyeli kimliğinde ilk şart devlete koşulsuz şartsız bağlılık ve hatta bağımlılıktı. Hafız Esad’ın bu kimlik politikasının asıl amacı ise devletten ziyade kişisel anlamda lidere bağ(ım)lılıktı. Zira Hafız Esad’ın iktidarı boyunca, tek bir Suriyeli kimliği oluşturma politikasının altında yatan yegâne hedefi rejimi/sistemi ya da diğer bir ifade ile Esad’ın kişisel egemenlik sisteminin toplumsal tabanını genişletme gayesidir. Esad, genişletmeye çalıştığı bu toplumsal tabanın komünist rejimlerdeki gibi “seri üretim” yani tek tip bir toplum olması için uğraşıyordu. Yani amaç ulus inşası anlamında “tek bir Suriyeli kimliği” değil, “tek tip Suriyeli” idi.[8] İşte bu “Tek tip Suriyeli” kimliği politikasından diğer etnik, dini ve/veya mezhepsel gruplar gibi Türkmenler de nasibini fazlası ile aldı. Hafız Esad 30 yıllık iktidarının adeta parolası olan “Büyük Suriye Ütopyası” bağlamında oluşturmaya çalıştığı “Tek Suriyeli Kimliği” politikası çerçevesinde, Türkmenleri asimile ederek “Araplaştırma” politikası izledi.[9]

         

        İzlenen bu Araplaştırma politikası çerçevesinde ilk olarak köylerin isimleri değiştirildi, akabinde ise coğrafi olarak dağınık olmaları için Türkmen bölgelerinin arasına Arap nüfusu yerleştirildi. Her türlü siyasal, kültürel ve sosyal haklardan yoksun bırakılan Türkmenler korku kültürüne hapsedilerek aralarında örgütlenemedikleri için kimliklerini korumakta güçlük çektiler. Açıkça söylemek gerekirse söz konusu baskı ve tehdit merkezli dönem içerisinde “Türkmen” olmak Türkmenler için çok zordu.  Sistem/rejim her şekilde “Suriyeli” üst kimliğini dayatıyordu. Böylesine bir süreçten ve süzgeçten geçen Suriye Türkmenleri özellikle dil konusunda büyük oranda Araplaştırma politikasına maruz kaldılar. Eğitim sisteminin katı bir şekilde Arap/Suriye milliyetçiliği ile örülü olması Türkmenlerin “milli ve kültürel kimliğini” direk olarak hedef aldı. Kırsalda yaşayan Türkmenler her ne kadar resmi olarak değil ama gayri resmi olarak Türkçeyi kullanmaya devam etseler de şehir merkezlerinde yaşayan Türkmenler Türkçeyi unutmaya mahkûm edildiler. Yine kırsaldaki Türkmenlerin kendi aralarında evlilikler yapmış olması Türkmen kimliğini ve Türkçeyi muhafaza etmek konusunda etkili olsa da kentli Türkmen nüfus için aynı şey söz konusu olmadı.

         

        Suriye’deki Türkmenlerin demografik yapısına baktığımızda ise ilginç bir harita ile karşı karşıya kalıyoruz. Bayat, Avşar, Karakeçili, İsabeğli, Musabeğli, Elbeyli, Akar, Hayran, Çandırlı, Sincar, Bayır-Bucak başta olmak üzere birçok Türkmen boyu yaşadığı Suriye’de oldukça dağınık bir coğrafi kümelenme görülüyor. Halep, Lazkiye, Humus, Hama, Şam, Tartus, İdlib, Rakka ve Der’a vilayetlerinde yaşayan Türkmenler görüldüğü üzere neredeyse tüm Suriye’ye yayılmış durumdadır. [10] Belirli bir bölgede kümelenmemiş oldukları için de sosyal/siyasal birlik ve/veya örgütlenme mümkün olmamıştır.

         

        2011 yılında yapılan saha araştırmasına göre Suriye Türkmenlerinin şehirlere göre nüfus dağılımları aşağıdaki şekildedir (Ancak son bir yıl içerisinde yaşanan göçler bu sayılar da elbette değişiklik yaratmıştır.):

         

        Şam 460.000

        Halep 975.000 (Suriye Türkmen Meclisi söz konusu sayının 1 milyonun üzerinde olduğunu belirtmektedir.)

        Hama 350.000

        Humus 835.000

        Lazkiye (Bayır-Bucak)385.000

        Tartus 50.000

        Rakka 120.000

        İdlib 25.000

        Dera 75.000

        Kuneytra 50.000

        Diğer Bölgeler 175.000

        TOPLAM 3.500.000

         

        Suriye’de Beydilli (Kadirli, Arapli, Begmişli, Ulaşlı, Karaşıhlı, Güneçbayraktar, Gazlı), Elbeyli (Gavurılli, Şahveli, Tırıklı, Tavli, Ferizli, Kara Taşlı, Doğanlı), Barak (Tabur, Kasımlı, Torun, İsallı, Tiryaki, Gökbakan, Mahmutlu), Bayat, Bayındırlı, Budak, Karkin, Karamanlı, Sallur, İsabeğli, Karakeçili, Musabeğli, Avşar, Bayındır, Berilli, Torun, Yörük, İse Beyli, Karamanlı, Şark Evli, Gızıklı, Bozgeyikli Dede, Karakoyunlu, Sincar gibi Türkmen boyları yaşamaktadır. Bu Türkmen boyları ile Anadolu’daki uzantıları olan Türk boyları arasında inanç, gelenek ve folklorik pratikler bakımından çok önemli benzerlikler bulunmaktadır.[11]

         

        Suriye Türkmenlerinin sosyal ve kültürel durumlarına geldiğimizde ise rejimden kaynaklanan önemli sorunlarla karşı karşıya olduklarını görmekteyiz. Nitekim Suriye’de Türkçe eğitim yapan okullar olmadığı gibi, Türkmenleri bir arada tutan herhangi bir örgütlenme de mümkün olmamıştır. Köy ve kasabalarda yaşamaya devam eden Türkmenler kendi aralarında Türkçe konuşmayı sürdürmektedir. Ancak büyük şehirlerde yaşayan Türkmenler Türkçe bilmekle/anlamakla beraber konuş(a)mamaktadır. Nitekim 1922’den 1937’ye kadar, sürgündeki Refik Halit’in de katkılarıyla çıkan “Doğru Yol” ve “Vahdet” gazetelerinden sonra herhangi bir Türkçe yayın yapılması mümkün olmamıştır. Suriye Türkmenleri, şive ve edebiyatları bakımından Türkiye’nin bir uzantısı gibidir. Suriye’de konuşulan ağız, Hatay ve Gaziantep civarında konuşulan Türkmen ağızlarının bir devamı niteliğindedir. Örneğin Halep Türkmenleri Gaziantep ve Kilis şivesiyle; Tel Abyad Türkmenleri ve Rakka Türkmenleri Şanlıurfa şivesiyle; Bayır Bucak Türkmenleri de Hatay/Yayladağ şivesiyle Türkçe konuşurlar. Türkiye-Suriye arasındaki sınır hattının hemen Suriye tarafında bulunan ve hatta çoğu bölgede “sıfır noktası” olarak tabir edilen bir hatta yaşamakta olan Halep, Bayır Bucak, Tel Abyad, ve Rakka bölgesindeki Türkmenler kendi kültürlerini, kendi dillerini hiçbir zaman unutmamıştır; binlerce yıllık geçmişe sahip örf ve adetleriyle yaşayan toplumlardır. Ancak Türkiye sınır hattına çok uzak bir konumda bulunan Humus bölgesinde ise durum biraz daha farklıdır. Humus Türkmenleri genel olarak Türkmen aidiyet ve kimliğini, şuurunu korumakla birlikte Türkçe konusunda oldukça zayıflardır. Biraz daha detay vermek gerekirse Humus şehir ve kırsalında yani “Orta Humus” denilen bölgede ismi Türkçe olan Türkmen köylerimiz var. Örneğin Zara köyü. Bu bölgedeki Türkmenlerin genelinin soyadları da Türkçedir. Ne var ki Humus Türkmenleri Türkçeyi ya hiç bilmezler ya da az bilirler ama buna rağmen aidiyet olarak sorulduğunda “Türkmenim” derler. Yine sınır hattına oldukça uzak bir konumda bulunan Şam ve Golan Türkmenlerinin durumu ise biraz daha farklıdır. Zira Şam ve Golan bölgesinde yaşayan Türkmenler bugünkü Anadolu şivesinden farklı bir şekilde, çok eski bir Yörük şivesiyle Türkçe konuşurlar.

         

        Suriye Türkmenlerinin sosyoekonomik durumlarına baktığımızda alt-orta sınıfta yer aldıklarını görmekteyiz. Bu bağlamda Suriye Türkmenlerinin ekonomik faaliyetlerine bakıldığında, Halep Türkmenlerinin genellikle tarım ve geleneksel kunduracılık ile geçimlerini sağladıkları görülmektedir. Bayır-Bucak (Lazkiye) ve Tartus Türkmenleri narenciye ve ormancılıkla meşgul olurken Hama ve Humus Türkmenleri hayvancılık ve tarımla uğraşmaktadırlar. Şam’da yaşayan Türkmenler memurluk ve serbest meslek, Rakka ve Dera’da ise tarım başlıca gelir kaynağıdır. Bunun yanı sıra şehirde yaşayan memur, bankacı veya özel firmalarda çalışan ve daha iyi koşullara sahip eğitimli Türkmenler az sayıda da olsa bulunmaktadır.

         

        Hem şehirli hem de kırsalda yaşayan Türkmenlerin ortak noktası eğitim seviyelerinin düşük olmasıdır. Okuma-yazma oranı özellikle kırsalda çok düşüktür. Bunda en önemli neden Türkmenlerin her daim devlet baskısı altında olmalarıdır. Bu noktada açıkça belirtmek gerekir ki, Suriye Türkmenleri, 1918 sonrası yani Fransız Mandası ile başlayan süreçte her zaman için Osmanlı bakiyesi olarak görülmüştür. Arap milliyetçiliğinin tırmandığı ve Suriye’nin bağımsız bir devlet hâline geldiği 1950’lerden sonra ise Türkiye’nin uzantısı olarak görülmüşlerdir. Zaten katı bir kimlik politikasının hüküm sürdüğü Suriye’de, Türkmenler her daim Türkiye-Suriye ilişkilerinin sancılı dönemlerinde Rejim’in hedefi olmuştur. İstisnasız her Suriye Türkmen’i Suriye Rejimi için “olağan şüpheli” muamelesi görmüştür. Türkiye-Suriye arasındaki büyük küçük her sorunda Türkmenlere baskı ve zulüm artmıştır. Başka bir ifade ile Suriye Türkmenleri neredeyse 100 yıldır Türk olmanın bedelini ağır bir şekilde ödemektedir. Rejim, Türkmenlerin millî şuurunu, kimliğini ve kültürünü yok saymıştır. İşte bu nedenlerden dolayı da Türkmenlerin siyasi örgütlenme bir yana dursun kültürel faaliyetler için bile bir araya gelmesi zinhar mümkün olmamıştır.

         

        Böylesine bir baskı ve zulüm ortamında yaşamak zorunda kalan Suriye Türkmenleri ise apolitik bir tavır içine girmek zorunda kalmıştır. Kimi dönemlerde bazı çıkışlar olsa da Türkmenler arasında siyasal bir milliyetçilik geliş(e)memiştir. Kavramsal olarak ifade etmek gerekirse Türkmenler arasında tepkisel ve kültürel bir milliyetçilik vardır. Suriye Türkmenleri, bin yıldır yaşadıkları Suriye’yi vatan toprağı olarak görmektedir ve Suriye’deki diğer toplumsal bileşenler ile “barış içinde bir arada” yaşama arzusundadır.

         

        Siyasal gelişime baktığımızda ise yukarıda değinilen nedenlerden dolayı uzun yıllar siyasi ve sosyal baskılara maruz kalan Türkmenler arasında siyasal bir hareket gelişmediğini görmekteyiz. Ancak değinildiği üzere savaşın başladığı 2011’den itibaren oluşan konjonktürel zeminde Türkmenler arasında tepkisel ve kültürel bir milliyetçilik gelişmeye başlamıştır. Bu yeni filizlenen “durum” deyim yerindeyse örgütlenme açısından Suriye Türkmenlerinin iç savaşın küllerinden -yeniden- doğmasına imkân sağlamıştır.

         

        Suriye Savaşı’nda Suriye Türkmenleri: Suriye’de 2011 yılında başlayan süreçte Suriye Türkmenleri hâlihazırda Rejime karşı hareket eden muhalif kanadın içinde yer almaktadır. Rejimin direk hedefi hâline gelen Suriye Türkmenleri savaşta ciddi anlamda kayıplar vermiştir. Bu kanlı süreçte Türkmenler ya öldürülmüş ya rejim tarafından tutuklanmış ya da topraklarını terk etmeye zorlanmışlardır. Karşılıklı çatışmalar haricinde masum, sivil halk üzerinde de ciddi baskılar söz konusudur. Türkmen köyleri basılmakta, varil bombaları ile ayırım yapmaksızın halk hedef alınmaktadır.  

         

        Böylesine bir trajedi içerisinde sıkışan Türkmenler tam anlamı ile bir var oluş mücadelesi vermektedir. 2012 yılında kurulan Suriye Muhalifler ve Devrimci Güçler Koalisyonu (SMDK) çatısı altında hareket eden Türkmenler, Suriye’de oluşacak yeni devlet sisteminde Türkmen kimliğinin ve haklarının yeni anayasa çerçevesinde korunmasını temel almaktadır. Ancak siyasetten uzak geçen yıllar Türkmenlerin örgütlenme ve aktif siyaset yeteneklerini önemli ölçüde zayıflatmıştır. Türkmen toplumu sosyal, siyasal ve askeri örgütlenme açısından henüz olgunlaşmamıştır. Her ne kadar savaş sonrasında kurulmuş yapılar mevcutsa da söz konusu yapıların örgütlenme aşamasında karşılaştıkları “kurumsal sancılar” bir takım sorunları da beraberinde getirdi. Savaş sonrasında kurulan dernek ve siyasi partiler sözü edilen “kurumsal sancılar” nedeniyle manevra alanlarını genişletemediler. 

         

        Ancak 2012 yılında “Suriye Türkmen Platformu” olarak temeli atılan ve 2013 yılında şemsiye yapı olarak kurulan Suriye Türkmen Meclisi kısa zamanda da olsa Suriye Türkmenleri için önemli faaliyetlere/başarılara imza attı. Öncelikle kurulan siyasi partileri içine alarak, bağımsızlarla birlikte bir çatı örgüt oluşturuldu. Suriye muhalefeti içerisinde “demokratik seçim” yöntemini kullanan tek yapı olan Suriye Türkmen Meclisi tüm zorluklara, eksikliklere ve yoksunluklara rağmen “onur ve özgürlük mücadelesi” olarak adlandırdıkları Suriye Türkmen Davası için var gücü ile çalışmalar yürütmektedir. Suriye Türkmen Meclisi bu çerçevede elindeki sınırlı imkânlara ve konjonktürün aleyhine işlemesine rağmen adeta akıntıya karşı kürek çekmekte ve geliştirdiği projeler ile Türkmen Davası’nın lokomotifi konumundadır. Suriye Türkmen Meclisi, meşruiyetini ve gücünü köklü bir kültür ve gelenekten gelen “Türkmenlik” vasfından almaktadır.

         

        Suriye Türkmenlerinin bugünkü hedefleri, yeni oluşumda haklarının anayasa çerçevesinde korunmasının sağlanmasıdır. Değinildiği üzere mevcut yönetimde Suriye Türkmenlerine örgütlenme hakkı tanınmamaktadır. Ancak yeni durum Suriye Türkmenleri açısından fırsatlar sunmaktadır. Suriye’de devrimin başarıya ulaşması durumunda sivil demokratik bir siyasal sistem ortaya çıkabilir. Bu ortam içinde Suriye Türkmenlerinin en büyük beklentisi, yeni anayasada Suriye halkını oluşturan unsurlardan biri olarak yer almaktır.

         

        Bunun yanı sıra anadilde eğitim ve diğer sosyal, kültürel hakların verilmesini talep etmektedirler.

         

        Sonuç ve Değerlendirme: Açıkça görüldüğü üzere Suriye Türkmenleri siyasi tecrübesizlik, dağınık coğrafi ve demografik yapı ve iç savaşın kendine has dinamikleri nedeni ile Suriye’de yaşanmakta olan süreç içerisinde savaşın küllerinden doğmaya çalışmaktadır. Bugün gelinen noktada tek bir çatı altında örgütlenme ve bu çerçevede sistematik bir şekilde siyasallaşma, Türkmenlerin varlığı ve geleceği için adeta ölüm kalım meselesi hâlini almıştır.

         

        Sözün özü bugün ya da yarın, er veya geç Suriye yeniden kurulacak/kurgulanacaktır ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunan ve haklı olarak bu bütünün onurlu bir parçası olmak isteyen Türkmenler yeni Suriye’de “siyasi kimliğini kazanmış, güçlü bir siyasi/toplumsal aktör” olmayı hedeflemektedir. Şimdilerde trajedi ve strateji arasında sıkışmış olan Türkmenler, Türkiye’nin ve tüm Türk dünyasının yardım ve desteği ile stratejik yapılanmaya giderek; her şeyden önemlisi gerçekçi ve pragmatik adımlarla kurumsallaşma sancılarını aşarak yollarına emin adımlarla devam edeceklerdir. Bu noktada Suriye Türkmen Meclisi ve çatısı altındaki siyasi partilerin birlik ve beraberlik içinde atacakları stratejik adımlar Suriye Türkmenliğinin geleceği için çok önemli ve değerli olacaktır.

         

        Suriye’nin geleceği sadece Suriye Türkmenlerini değil başta Türkiye olmak üzere tüm dünya Türklüğünü ilgilendirmektedir. Suriye Türkmenlerinin topraklarında güvende tutulması Türkiye’nin güney sınırlarının güvenliği için elzemdir. Türkmenlerin yoğun olarak yaşadıkları ve Türkiye’nin sınır boylarında bulunan Halep ve Bayır-Bucak (Lazkiye) Türkmenlerinin güvende tutulması, köylerini terk etmemeleri son derece stratejiktir. Bunun içinse Türkiye’nin garantörlüğünde “güvenli bölgeler” oluşturulması şarttır. Suriye Türkmenlerinin her alanda eğitimi ve ekonomik, kültürel durumlarının geliştirilmesi hayati derecede önemlidir. Unutmayalım ki Halep Türkmenlerinin güvenliği Halep’in güvenliği demektir. Halep’in güvenliği ise Türkiye’nin Güneydoğusunun güvenliği demektir; Bayır-Bucak’ın güvenliği, Hatay’ın güvenliği demektir... Suriye Türkmenlerinin “onur ve özgürlük mücadelesi”ne destek olmak, omuz vermek Türkiye’nin, tüm Türk dünyasının boynunun borcudur...

         

         

         


        


        

        [1] ORSAM Suriye Türkmenleri Raporu, 2012.


        

        [2] Sevim, Ali , “Suriye’de ilk Türkler” Türk Kültürü Dergisi, Sayı:32. Ankara, 1976, sf.105-11.


        

        [3] Orhonlu Cengiz, “Suriye Türkleri” Türk Dünyası El Kitabı, Ankara, 1977.


        

        [4] Şandır, Mehmet  , “Suriye Türklüğü” Türk Yurdu, c.18,sayı 133 s.7-8 Ankara, 1998, sf. 77.


        

        [5] Kirişçioğlu, Fatih ,“Suriye Türkleri”, Avrasya Dosyası, Sonbahar 1995,c.2,s.3,131-143.Ankara.


        

        [6] Ayrıntılı bilgi için bknz. Kafalı Mustafa ,“Suriye Türkleri-I” Töre Dergisi, sayı 21-22 s.32-36.Ankara, 1973, Kafalı Mustafa, “Suriye Türkleri-II” Töre Dergisi, sayı 23 s.23-30.Ankara, 1973.


        

        [7] Ayrıntılı bilgi için bknz. ORSAM Rapor No: 83 “Suriye’de Değişimin Ortaya Çıkardığı Toplum: Suriye Türkmenleri”, Ankara, 2012.


        

        [8] Ayrıntılı bilgi için bkz. Vurmay, H. Miray, “Hafız Esad Suriye’sinde Arap Milliyetçiliğinin Dönüşümü”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, 2011.


        

        [9] Ayrıntılı bilgi için bknz. Seale Patrick, Asad-Of Syria The Struggle for the Middle East, University of California Press,  ABD, 1988; Nicolas van Dam, Suriye’de İktidar Mücadelesi, (çev: Semih İdiz, Aslı Faray Çalkıvık) İletişim Yay., İstanbul, 2000.


        

        [10] Bilgili Abbas, “Hataylıların Suriye’de Kalan Kardeşleri Bayır-Bucak Türkleri”, Hatay Dergisi, Sayı:5, 1987.


        

        [11] Erol Mehmet “Suriye'deki Türkçe Yer Adları Üzerine”, TDK VI. Uluslararası Türk Dil Kurultayı Bildirileri, 20-25 Ekim 2008,Ankara.

        Kaynaklar:

        A. Bill James, Springborg Robert, Politics in The Middle East, New York, 1990.

        Arı Tayyar, Geçmişten Günümüze Ortadoğu, Siyaset, Savaş ve Diplomasi, Alfa Yayınları, İstanbul, 2004.

        Arsel İlhan, Arap Milliyetçiliği ve Türkler, İstanbul, 1977.

        Bilgili Abbas, “Hataylıların Suriye’de Kalan Kardeşleri Bayır-Bucak Türkleri”, Hatay Dergisi, Sayı:5, 1987.

        Blake Gerald H., Alasdair Drysdale, The Middle East and North Africa a Political Geography, OUP, NewYork 1985.

        Bleaney C. Heather ,“The Turkic Peoples of Syria”, The Turkic Peoples of the World, P.L.P., NewYork, 1993.

        Çakar Enver “Halep Sancağında Türkçe Yer Adları” OTAM, A.Ü.Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, Sayı 11, s.83-107, Ankara, 2000.

        Daniel G. Bates, Amal Rassam, Peoples and Cultures of  the Middle East,.New Jersey, 2002.

        Erol Mehmet “Suriye'deki Türkçe Yer Adları Üzerine “,TDK VI. Uluslararası Türk Dil Kurultayı Bildirileri, 20-25 Ekim 2008,Ankara.

        Kafalı, Mustafa ,“Suriye Türkleri-I” Töre Dergisi, Sayı 21-22, s.32-36. Ankara, 1973.

        Kafalı, Mustafa,  “Suriye Türkleri-II” Töre Dergisi, Sayı 23, s.23-30. Ankara, 1973.

        Kaya, Zafer , “Suriye’de Türk Varlığı” A.Ü.Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 1987.

        Khoury Philip S., Syria and the French Mandate-The Politics of Arap Nationalism 1920-1945, London, 1987.

        Kirişçioğlu, Fatih ,“Suriye Türkleri”, Avrasya Dosyası, Sonbahar 1995,c.2, Sayı.3, s.131- 143.Ankara.

        Koca, Salim, “Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah’ın Suriye, Filistin, Mısır Politikası ve Türkmen Beyi Atsız” , S.Ü. Türkiyat Araştırmaları Dergisi 1974, Sayı 22, s.1-36. Konya.

        Nicolas van Dam, Suriye'de İktidar Mücadelesi,(çev: Semih İdiz, Aslı Faray Çalkıvık) İletişim Yay., İstanbul, 2000.

        Orhonlu, Cengiz, “Suriye Türkleri” Türk Dünyası El Kitabı, Ankara, 1977.

        Öztürk, Nazif , “Suriye Türkleri”, Yeni Türkiye-Türk Dünyası Özel Sayısı-3/16, s.1675-1686. Ankara. 1997.

        Seale, Patrick, Asad-Of Syria The Struggle for the Middle East, University of California Press,  ABD. 1988.

        Sevim, Ali , “Suriye’de İlk Türkler” Türk Kültürü Dergisi, Sayı 32. Ankara, 1976.

        Şandır, Mehmet , “Suriye Türklüğü” Türk Yurdu, c.18,Sayı 133, s.7-8. Ankara. 1998.

        Umar, Ömer, Osman Türkiye-Suriye İlişkileri (1918-1940), Fırat Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Yayınları, Elazığ. 2003.

        ORSAM Rapor No: 83 “Suriye’de Değişimin Ortaya Çıkardığı Toplum: Suriye Türkmenleri”, Ankara. 2012.

        Vurmay, H. Miray, “Hafız Esad Suriyesi'nde Arap Milliyetçiliği’nin Dönüşümü”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, 2011.

         

         


Türk Yurdu Ekim 2015
Türk Yurdu Ekim 2015
Ekim 2015 - Yıl 104 - Sayı 338

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele