Belge, Belgeleme Ve Belgesele Dair

Nisan 2015 - Yıl 104 - Sayı 332

        [gid]52[/gid]

         

        Bir belgeselin temel elementi belgedir. Bu belge somut olabileceği gibi soyut bir kavram da olabilir. Bireysel anlamda değer atfedilen bir olgu da belgeselin çıkış kaynağı olabilir.

        
Bahçenizde tomurcukken fark ettiğiniz bir gülün büyümesinden, bir otobüs durağında her gün aynı saatte çektiğiniz görüntü ya da fotoğraflar başlangıçta “belge” hükmündedir. Bunu devam ettirdiğinizde yaptığınız iş “belgeleme”ye dönüşür. Bu görüntü, fotoğraf ya da her ikisinin ortak oluşturduğu malzemeyi belli bir mantık ve sıralama ile bir araya getirdiğinizde ise en azından “belgesel”e giden yola çıkılmış demektir.

        
Bildiğimiz ya da bildiğimizi düşündüğümüz şey, bildirme ihtiyacı hissedildiğinde “bilgi” olma özelliğini kazanır. Belge de böyledir. Bildirme ihtiyacı hissedildiğinde “belgeleme” süreci ortaya çıkar. Daha sonrasında ise gayret gerektiren bir süreç başlar.

        
Bu seyir, elde bulunan bir belgenin yeni bir bakışla yapılacak eklemelerle yepyeni bir şekle bürünmesi şeklinde de olabilir. Bu aşamada nasıl bir “bilgi” tek başına gereği gibi kullanılmadığında bir anlam ifade etmiyorsa “belge”nin de tek başına bir anlam yüklenmesi beklenmemelidir.

        
“Belge”nin, “belgeleme” sürecinin ardından gereği gibi işlendikten sonra görsel unsur değerleriyle zenginleştirilip sunulması gerekir. Bu yol izlenmezse değerli olduğu varsayılan “belge” ile ortaya çıkarılan çalışma, milyonlarcası görülebilecek olan Youtube videosundan öteye geçemez.

        
Çocukluğunuzda capcanlı yaşayan ama günümüzde kaybolmuş ya da can çekişen bir gelenek konu başlığınız olabilir. O döneme ait bir fotoğraftan yola çıkarak, o dönemleri yaşamış bir kişi bulduğunuzda geleceğe aktarabileceğiniz bir “belge”niz var demektir.

        
“Yağmur duasına çıkma” ya da “Afat duasına çıkma” geleneği gibi günümüzde de yaşayan ama aslında kaybolmaya yüz tutmuş bir unsur da belgeselinize kaynaklık edebilir. Köyünüzde, bahçenizde çürümeye yüz tutmuş bir kağnı tekeri ya da düven (döven) tabir edilen aksam, köyünüzün bir başında bir zamanlar çok büyük değer atfedilen bir su değirmeni kalıntısı ya da şeklinden dolayı anlam yüklenmiş bir kaya parçası (Gelin Kayası vs. gibi adlarda olabilir.) çıkış kaynağınız olabilir.

        
Yukarıdaki satırlardan yola çıkarak “bilgi”, “belge” yanında bir de “değerleme” ya da “değer kazandırma” olgusundan söz etmek gerekir belki. Çünkü siz ilgilenmediğiniz takdirde bunların hiç birinin hatırlanmayacağı, sanki beş yüz yıl önce yaşanmış gibi kaybolup gideceği apaçık ortadadır.

        
Bu noktada size düşen, hiç elinizden düşürmediğiniz intibaını uyandıran bilmem kaç piksel görüntü kaydetme özelliğine sahip cep telefonunuzu bu iş için kullanmaktır. Kendinizin karar vereceği bir mantıkla sıralayacağınız bu görüntüleri çekerken çok akıllı olduğu anlaşılan telefonunuzun ses kayıt tuşunu kullanarak dış ses de ekleyebilirsiniz. Ya da başlangıçta doğal hâliyle kaydeder, temel sesleri kayda geçirirsiniz. Ardından ayrı bir ses kaydını da belgeselinize ekleyebilirsiniz. Kendi sesiniz kullanarak “dış ses” olabilirsiniz. Bu hâlini de kaydederek üçüncü aşamaya geçersiniz. Bu aşamada kısık bir sesle ekleyeceğiniz memleketinize ait pek meşhur bir türküyle de müzik meselesini halletmiş olursunuz. En güzeli ise yapabiliyorsanız bu türküyü söyleyecek birini bulmaktır. Daha da olmadı kendiniz söylersiniz olur biter.

        
Belki festivallerde boy gösterecek veya belgesel kanallarının peşinde koştuğu bir belgeseliniz olmayacaktır elinizde. Ama kaybolmuş ya da kaybolmak üzere olan bir unsur sizin sayenizde hayata dönmüştür artık. Eserinizi, olmazlarsa yaşayamayacağınızı düşündüğünüz Facebook veya Twitter gibi kanallarda paylaştığınızda, Youtube, Daily Motion veya Vimeo’ya yüklediğinizde reyting bile alırsınız belki.

        
Bu arada birileri de sizden görüp özenir ve kendi bildiği bazı unsurları hayata döndürmeyi seçebilir. Sadece sizin köyünüzden beş kişi bunu kendine vazife edinse ve sizinki gibi çalışmalar yapsa köyünüzün geçmişine ışık tutan yakın tarihiniz kayıt altına alınmış demektir.

        
Bu aşamaların hepsini, herkes bilgisayarında ve hatta akıllara ziyan derecede akıllı olduğu söylenen telefonlarıyla yapılabileceğini bilmekte ama yapmamaktadır. Dolayısıyla sorun ne ekipman ne de kaynakla ilgili. Her şey kendimizle, başkalarını eleştirirken acımasız, kendini eleştirirken olağanüstü hoşgörülü olan bizlerle ilgili.

        
Netice olarak bizzat hayatın kendisini bir sosyal sorumluluk projesi olarak görmeye alışmakta fayda var. Her şeyin tarih olduğunu/olacağını unutmamak gerekiyor. Plaklar vardı bir zamanlar, ardından kasetler geldi. Günümüzde ise çocuklar CD gördüklerinde “Bu ne ?” diye sorar hâle geldiler. Hadi gelin köyünüze gidip bir şeyleri yeniden kazan(dır)mak gibi bir niyetiniz yok, hiç olmazsa son bir ya da iki tane kıyıda köşede kalmış ses kasetinden yola çıkarak bir şeyler yapın. Emin olun bu bile bir şekilde tarihe “şerh” düşmek gibi bir anlama gelecektir. En azından sizin bireysel tarihinize anlam kazandıracaktır..

        
Şu anda yaşadığınız an artık bir daha yaşamayacağınız bir andır ve geçmişte kalmıştır. Bir başka deyişle “an” yaşandığı andan itibaren “anı” olmaktadır. Belgeleyin, belgeniz olsun. Belki belgelerinizden çoluğunuz çocuğunuz bir belgesel yapar.


Türk Yurdu Nisan 2015
Türk Yurdu Nisan 2015
Nisan 2015 - Yıl 104 - Sayı 332

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele