Öğretmen Yeterliliklerini Yeniden Düşünmek

Mayıs 2009 - Yıl 98 - Sayı 261

                    Öğretmen yeterlikleri ya da yeterlilikleri ifadesi, öğretmenlerin bilgi, beceri, tutum, değer, davranış gibi yönlerden sahip olmaları öngörülen özellikler bütününü ifade etmek için kullanılmaktadır. Öteden beri öğretmenlerin yetkinlik sahibi olmaları öngörülen bu alanlar, alan bilgisi, meslek bilgisi, genel kültür olmak üzere üç başlık altında toplanmakta idi. Bu konuda bir proje kapsamında Yüksek Öğretim Kurulunda yapılan ilk çalışma, 1990’lı yılların ortalarında eğitim fakültelerinde gündeme gelen yeniden yapılandırma çalışmaları sırasında gerçekleştirilmiştir. Söz konusu çalışmada öğretmenlerin yeterlilik alanları, dört başlık altında toplanmış; bunlar, konu alanı, öğretme-öğrenme süreci, öğrenci öğrenmelerini izleme ve değerlendirme, tamamlayıcı mesleki yeterlilikler olarak adlandırılmıştır. Bunların altında da her birine ilişkin bir takım yeterlilikler sıralanmıştır.

         

                    Yukarıdaki çalışmadan bağımsız olarak Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 2000’li yılların başında yapılan bir çalışmada konuyla ilgili daha kapsamlı olarak bu yeterlilik alanları özel alan bilgi ve becerileri, genel kültür bilgi ve becerileri, eğitim ve öğretme yeterlilikleri olmak üzere üç başlıkta toplanmış, ancak bunlarla ilgili daha ayrıntıda yeterlilikler sıralanmıştır. Bu yeterlilikler 2002’de küçük bir kitapçık olarak yayımlanmıştır. Daha sonra bu yeterlilikler üzerinde tekrar çalışılarak 2004’te daha kapsamlı bir doküman haline getirilmiştir. Çalışmalar, bunlarla da bitmemiş, her bir alana ilişkin alan yeterlilikleri oluşturma amacına dönük olarak devam etmiş, 2008’de daha da kapsamlı bir çalışma farklı alanları kapsayacak şekilde gerçekleştirilmiş ve kitap olarak yayınlanmıştır.  Bütün bu çalışmaları bir tarafa bırakarak Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, 1-3 Mart 2009 tarihlerinde düzenlediği çalıştayda, Türk yüksek öğretimiyle ilgili olarak YÖK tarafından hazırlanan yeterlilikler çerçevesi kapsamında konuyu tekrar ele alarak yeniden söz konusu yeterlilikleri belirleme çabasına girmiştir.

         

         

         

Kavramsal Kargaşa

 

 

                    Türkçede yeterlik ya da yeterlilik olarak ifade edilen sözcükle anlatılmak istenen nedir? Bu sözcük, Batı dillerindeki hangi kavrama karşılık gelmektedir. Belirtmeliyiz ki geliştirilmeye çalışılan yukarıda öğretmenlik yeterlilikleri, Batılı ülkelerde de gündemdedir. Esasen Türkiye’de yapılan çalışmaların önemli bir kısmı da İngilizce literatürde bu konuda hazırlanmış bazı dokümanlardan uyarlanmıştır. Bizdeki kavram kargaşası, Batılı Ülkerlerde ve İngilizcede yaşandığı gibi Batılı diğer dillerde de söz konusu öğretmen niteliklerini ifade eden ortak bir kavram geliştirilememiştir.

         

                    İngilizce literatürde bizim öğretmen yeterlilikleri olarak ifade etmeye çalıştığımız nitelikler için birden çok kavram kullanılmaktadır. Ancak bunlardan en çok tercih edilenler, “qualification” ve “competence” sözcükleridir. Bunların dışında “standart”, “quality”, “capacity”, “characteristic”, “effectiveness” gibi sözcükler de bunlarla yakın anlamda kullanılmaktadır. Dahası “adequacy”, “efficiency”, “capability”, “sufficiency” gibi sözcükler de yerine göre çoğu kez Türkçe’de yeterlilik, etkinlik, ehliyet, verimlilik gibi sözcüklerle açıklanmaktadır. Burada belki eski bir sözcük olarak nitelendirilebilir ancak liyakat sözcüğü, yukarıdaki birçok sözcüğü de kapsayan, anlamca yeterlilik sözcüğünden daha anlamlı bir sözcüktür.

         

                    Eğitimde öğretmen ve yönetici yeterlilikleri ya da standartları olarak ifade edilen hususlar, son on yıllarda sıklıkla gündeme gelmesine karşılık bu konuda değişmez, her bağlam ve kültürde geçerli ortak öğretmen nitelikleri belirlemek mümkün olmamaktadır. Esasen değişen bir dünyada ve toplumda, eğitim alanı da değişmelerin hem öznesi hem de nesnesi konumundadır. Bu durumda istikrarlı olmayan bir dünya ve toplumda istikrarı ifade eden değişmez mesleki nitelikler de oluşturmak oldukça güçtür. Esasen bütün bu niteliklerin eğitim fakülteleri tarafından kazandırılmasını beklemek de fazla iyimserlik olur.

         

         

         

Önce Nitelikli Öğretmen Adayı Seçmek

 

 

                    Eğitim fakültelerinde yetiştirilecek öğretmen adaylarına kazandırılacak yeterliliklerden önce, söz konusu fakültelere seçilecek öğretmen adaylarında olması beklenen özellikleri ya da yeterlilikleri belirlemek daha mantıklı görünmektedir. Bir sistemin ürünlerinin kalitesi, öncelikle girdilerinin kalitesiyle doğru orantılıdır. Mevcut ÖSS sistemiyle esasen bir öğretmen adayında bulunmasını bekleyeceğimiz her türlü özelliği ölçebilmemiz mümkün değildir. Sözel ifade becerileri, mesleğe yatkınlık, kişilik yapısı, psikolojik özellikler vb. bu sınavın kapsamı dışında, ancak öğretmen adaylarında bakılması gereken yeterlilik alanları kapsamında yer almaktadır. Bu konuda geçmişte bazı Milli Eğitim Şûralarında bir takım kararlar alınmışsa da hayata geçirilememiştir.

         

         

        Hâlihazırda uygulanan ÖSS seçme sistemi bir nitelik ve düzey belirleme sınavı olmaktan çok bir eleme sınavıdır. ÖSS ile öğrenciler arasında yapılan bir yarışma olup aslında bütün meslek alanları için kazanan öğrencilerin istenen özelliklere sahip olup olamama sorunu sürekli tartışılmaktadır. Sınavla ne amaca hizmet ettiği tam olarak kestirilemeyen birtakım alanlarda öğrencilere bir yarışma süreci yaşatılmaktadır. Üniversiteyi kazanan öğrencilerin, kazandıkları bölümlerle ilgisi olmayan alanlardaki bilgilerinin bu süreçte etkili olduğu bilinmektedir. Biyoloji bölümünü kazanmak için matematiğin ne ölçüde etkili olduğu, tarih bölümünü kazanan öğrencinin sadece 15-20 soruluk bir alan bilgisiyle sorgulandığı, bu nedenle üniversiteye gelen bütün öğrencilerin bilişsel hazır bulunuşluklarıyla ilgili önemli sorunların yaşandığı, genel olarak sistemin en önemli sorunu olarak dile getirilmektedir. Son zamanlarda YÖK’ün bu konuda atmaya çalıştığı yerinde adımlar, gelecek için bazı umutların doğmasına neden olmuştur. Ancak öğretmenlik, daha önce de değinildiği gibi kendine özgü birçok özel niteliği gerektirdiği için bu tür bilişsel alan ölçümü yapan eleme sınavlarının, eğitim fakültelerine gerekli özelliklere sahip öğrencilerin seçilmesi amacına hizmet etmekten uzak kalacağı söylenebilir.

         

         

         

        Öğretmenlik, mesleki yeterlilik alanları itibariyle birtakım bilgi, beceri ve tutumları ön koşul olarak üzerinde taşımayı gerektiren bir alandır. Öğretmenlik, bir yönüyle sanatsal beceriler gerektirir ve bu sanatsal yeterlilikler bazı ön koşul özelliklere sahip olmayı gerektirir. Bütün insanlar başkalarına yol gösterme, rehberlik yapma, başkalarının öğrenmelerine yardım etme niteliğine sahiptir. Hatta bu özellik, bazı eğitim programlarıyla da geliştirilebilir. Ancak sözü edilen niteliklere daha çok hâkim ve bu konuda daha yetkin insanların varlığı yadsınamaz. Daha somut bir örnekle durumu açıklayacak olursak, herkes biraz resim çizebilir veya bir müzik parçasını seslendirebilir. Hatta bu yetenekler belirli ölçüde geliştirilebilir de. Ancak herkesin ressam, müzisyen olmasını bekleyemeyiz. Ya da tarih, edebiyat, matematik, fizik bilgilerini çok iyi bilen bireylerin, bu becerilerde daha iyi olacağını iddia etmek çok doğru olmasa gerek. Ne yazık ki ÖSS sistemiyle eğitim fakültelerine öğrenci yerleştirmenin bu durumdan pek bir fakı bulunmamaktadır. Öğretmenlik mesleğinin gerektirdiği ön koşul yeterlilikler sorgulanmadan bir kaç fazla soru cevaplıyor diye eğitim fakültesine yerleştirilen, konuşma ve iletişim kurma becerilerinden yoksun, sabır ve metanet duyguları hiç işlenmemiş, grup içi süreçlere ilişkin beceri kazanmamış öğretmen adaylarının, alacakları hangi eğitimin onlara bu nitelikleri kazandıracağı tartışılmalıdır. Öncelikle bu gibi alanlarda ön yeterliliklerin ne olması gerektiği belirlenmelidir. Bu tespitlerden sonra yapılacak eleme değil, seçme sınavlarında ve değerlendirme çalışmalarında ön yeterlilikler konusunda durumları değerlendirilen adayların eğitim fakültelerine alınması için yeni bazı süreçlerin oluşturulması, öğretmenlik mesleğinin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.

                   

         

         

Öğretmen Yetiştirenlerin Yeterliliği

 

 

                    Öğretmen yeterlilikleri yanında onu yetiştiren eğiticilerin yeterlilikleri de son derece önemli bir konudur. Belki de öncelikle üzerinde durulması gereken bir konudur. Hiçbir insan yetiştirme sisteminden o sistemi işleten insanların niteliğinden daha üstün niteliklere sahip insanlar yetiştirmesi beklenemez. Maalesef eğitim fakültelerinde istihdam edilecek “öğretmenlerin öğretmeni” olacak öğretim elemanlarıyla ilgili giriş standartları, diğer fakültelerden farklı değildir. Eğitim fakültelerinde gerçekleştirilecek akreditasyon çalışmaları kapsamında bu konunun öncelikle ele alınması gereklidir. Öğretmenliğin bir bilgi aktarıcılığı olmadığı, çok bilenin bireyin çok iyi öğrenmesine yardım edemeyeceği, çağcıl bütün kuram ve yaklaşımlarda dile getirilmektedir. Oysa öğretim elemanı seçimi ölçütlerinin tamamı çok bilen üzerine kurgulanmıştır. Çok bilenin çok üreteceği ve başkalarının çok iyi öğrenmesini sağlayacağı savı günümüzde tartışma konusudur. Öğretmen yetiştiren kurumlarda istihdam edileceklerin sahip olması gereken özellikler, diğer alanlara göre çok daha büyük önem taşımaktadır. Çünkü öğretmenler, mesleki yaşamlarında kitaplarda öğrendiklerinden veya kuramlarda yazılı bazı strateji, yöntem ve teknikleri uygulamaktan çok aynı konuyu kendilerine öğreten öğretmenlerini model almaktadır. Bu nedenle öğretmen adaylarına nelerin öğretileceğinden çok daha önemli olan, bunların nasıl öğretildiğidir. Tamamen bilgi aktarıcılığı ve sınav maratonlarından geçerek yetişmiş bir fen bilgisi öğretmenin, öğrencilere “bilimsel süreç becerilerini” kazandırmasını ya da sırtı öğrenciye dönük sürekli tahtaya çözümler yazan bir matematik eğitmenin moderatörlüğünde yetişmiş bir öğretmen adayından çocuklara “matematik okuryazarlığı becerisi” kazandırmasını beklemek ne kadar doğru olacaktır. Bu öğretmen adaylarına ezberletilmiş olağan üstü öğretim yöntem, teknik ve stratejilerinin bir işlevi olmayacaktır. Öğretmen adayı nasıl öğrendiyse, öğretimi de o şekilde gerçekleştirecektir. Bu nedenle “Eğitim fakültelerinde nelerin eğitimi verilmelidir?” sorusunun tartışılmasının yanında bu eğitimleri verecek öğretim elemanlarının özellikleri de sorgulanmalıdır.

         

         

        Hali hazırda hiçbir öğretmenlik eğitimi almamış, öğretmenlik nosyonu kazanmadığı eğitim yaşantılarında da görülebilen ve öğretmenliğin gerektirdiği ön yeterlilikler konusunda bir değerlendirmeden geçmemiş akademisyenler, eğitim fakültelerinde istihdam edilen önemli bir çoğunluğu oluşturmaktadır. Önemli çabalarla özel uzmanlık alanlarında kilit nitelikler kazandığı varsayılan akademisyenlerin, kadro yetersizliği, koltuk sevdası, işsizlik kaygısı gibi sair nedenlerle eğitim fakültelerine doldurulduğu gerçeği, eğitim fakülteleri için verilen öğretim elemanı ilanlarında görülebilmektedir. Su ürünleri konusunda doktoralı akademisyenlerin, farelerin şeker hastalığı konusunda doktora tezleri hazırlamış ve kendi alanlarında özel uzmanlıklara sahip kişilerin, sınıf öğretmenliği anabilim dalı kadrolarına atandığı bir sistemin varlığını sürdürmesi, öğretmen yetiştirmenin geleceğini tehdit etmektedir.

         

         

        Eğitim fakültelerinde görev alacak akademisyenlerin, öncelik öğretmen yetiştirme konusunda yetkin olmaları gerektiği unutulmamalıdır. Bu fakülteler, ayı zamanda bilgi üretme sorumluğu da taşımaktadır. Ancak bunlar, ne tür bilgiler olmalıdır? Bu fakültelerdeki bilimsel çalışmaların eğitim ve öğretmen yetiştirme eksenli olması, söz konusu fakültelerin temel sorumluluğudur. Buralarda görev alan akademisyenin öncelikli işi, öğretmen yetiştirmek olduğu kadar öğretmen yetiştirme konusunda bilgi birikimine katkı getirmektir. Canlıların çeşitliliği konusuyla ilgili biyoloji bölümlerinde yüzlerce, binlerce çalışma yapılmaktadır. Bu bölümlerin ilgili alanda bilgi birikimin artırılması sorumluluğunu da en iyi şekilde taşıdıkları kabul edilmelidir. Ancak eğitim fakültesindeki bilim insanından ülkenin beklediği, canlıların çeşitliliği konusunda bilgi birikimine katkı getirmekten çok, bunun gelecek kuşaklara en iyi ve en etkili biçimde nasıl öğretilebileceğine dair birikime katkı getirmesidir. Bu durum, Türkçe, edebiyat, tarih, matematik bütün alanlar için geçerlidir. Uzmanlık alanlarında kendilerinden hizmet beklenen bilim insanlarının eğitim fakültesi gibi özel bazı özellikler gerektiren bir alanda çalışmaya zorlanması, kendisinden bekleneni vermesini engellediği gibi, eğitim fakültelerinde de rol karmaşasına, kaynak ve zaman israfına neden olmaktadır.

         

         

        Eğitim fakültelerinde gerçekleştirilecek akreditasyon çalışmalarında sadece sayısal bazı veriler üzerinden hareket edilerek yapılacak bir çalışmanın, bu açılardan istenen sonucu vermeyeceği söylenebilir. Bu nedenle akreditasyon çalışmalarında öncelikle eğitim fakültelerinde görev alacak bilim insanlarının sahip olması gereken ön yeterlilikler belirlenmelidir. Bu özelliklere sahip olmayanların kendi alanlarında çalışmaları için fırsatlar oluşturulmalı, yeni atama ve görevlendirmelerde bu özellikler mutlaka sorgulanmalıdır.

         

         

                   

Öğretmen Mekanik Bir Varlık Değildir

 

 

                    Her türlü standartlaştırma girişimi mekanik bir özellik taşır. Belki standart makine ve materyaller üretebilir, standartlar enstitüsü tarafından bunlar denetlenebilir. Ancak standartlara uygun bir insan yetiştirmek, her şeyden önce insanın doğasına terstir. Öğretmenlik, insan doğasının en fazla yansıdığı meslek alanlarından biridir. Öğretmenlik, bir tarafıyla annelik-babalık, diğer tarafıyla ustalık ve liderlik gibi nitelikleri gerektirmektedir. Bu özelliklerin ise mekanik süreçlerle açıklaması mümkün değildir. Bu tür özelliklere bir standart getirmek onları sınırlamak anlamına gelir. Oysa insan doğasına sınırlama ve standart getirmek neredeyse imkânsızdır.

         

         

        Öğretmenlik mesleğine ilişkin standardizasyon çabaları, büyük ölçüde meslekte başıboşluğu önlemeye dönük çalışmalardır. Ancak asıl problem, öğretmenler için mezuniyette gerekli asgari standartların oluşturulması değil, mesleğe girişte sahip olunması gereken özelliklerin ne olması gerektiğidir. Öğretmenliğin icrasında kullanılması zorunlu hasletlerden yoksun bir öğretmen adayı için mesleki standartların oluşturulmuş olması, çok fazla anlam taşımayabilir. Bir tiyatro sanatçısı için ne kadar standart oluşturulursa, aslında öğretmenlik için de o kadar standart oluşturmak mümkündür. İnsan doğasına standart getirmenin güçlüğü bu konuda gösterilen iyi niyetli çabaların gelip dayandığı yüksek duvardır. Öğretmenlik, durumsal karar verme özelliğinin en çok gözlendiği alanlardan biridir. Durumsal kararların niteliği, durumun özeliğine göre belirlenir. Sınıftaki her birey, yeni bir durum ve yaşanan her sosyal olay yeni bir bağlamdır. Bu koşullarda hareket etmesi gereken öğretmenin, bazı standartlarla sınırlandırılması, mesleği ileriye taşımaktan çok onu sınırlayan bir takım sonuçlar ortaya çıkarabilir. Örneğin, bir sevgi mesleği olarak tanımlanan öğretmenliğin sevgi boyutuna nasıl bir standart getirilebilir? Hangi standart öğretmenin, şefkat ve otoriteyi, aynı bağlamda birbirlerine üstünlük sağlamadan uyum içinde kullanmasını sağlayabilir? Bu nedenle öğretmenlik meslek standartlarıyla ilgili çalışmalara daha ihtiyatla yaklaşmak gerekir.

         

         

         

Değerler Alanı Nerede?

 

 

                    Dünyada eğitimle ilgili tartışmaların önemli bir kısmı, yumuşak kavramlar olarak ifade edilebilecek, kültür, değer, norm gibi soyut yönü ağırlıkta olan kavramlarla ilgilidir. Eğitimle ilgili yaşanan sorunların önemli bir kısmı da bu alana tekabül etmektedir. Mesleki standartlar gelişme, esasen “işe göre insan yetiştirme”, ya da “bilimsel işletmecilik” anlayışının günümüzdeki uzantısı olarak yorumlanabilir. Yukarıda ifade edilen ve geliştirilmeye çalışılan öğretmen yeterlilikleri arasında her nedense duyuşsal alana tekabül eden değerler yer almamıştır. Belki de bunlar, ölçülmesi mümkün görülmediğinden dikkate alınmamıştır. Zira yeterliliklerin geliştirilmesinden sonra ikinci aşamayı da bunlarla ilgili performans göstergeleri oluşturmaktadır. Bundan dolayı yeterliliklerin ölçülebilir olması, temel bir özellik olarak kabul edilmektedir. Esasen Batılı ülkelerde olduğu gibi bizde de Bakanlık, bu konuda da çalışmalar yapmakta; öğretmen performansını ölçmeye dönük çoklu bir değerlendirme sistemi geliştirmeye çalışmaktadır. Ancak bunlarda da çoğu kere gözlemcilerin soyut değerlendirmelerine açık, sözel ifadeler yardımıyla öğretmen performansı ölçülmeye çalışmaktadır. Bu nedenle de çeşitli yönlerden eleştiriye açıktır.

         

         

        Öğretmenlik standartları oluşturma çabaları, değerler alanına zarar verir hale gelmiştir. Getirilen standartlar, öğretmenlik mesleği için olmazsa olmazlar olarak kabul edilirken diğer özellikler tali meseleler olarak görülmüş ve büyük oranda göz ardı edilir hale gelmiştir. Bu durum, en iyi şekilde öğretmen yetiştirme programlarındaki derslerde gözlenebilir. Öğretmenliği bir mekanik alan gibi tanımlayıp, bu mekanikliği en iyi sağlayacak özellikleri kazandırmaya dönük bir eğitim programı görülmektedir. Değerleri ve duyuşsal özellikleri yadsıyan bir öğretmen yetiştirme sistemi, makine kullanıcısı yetiştirebilir, ancak insan doğası kadar renkli ve çeşitlilik arz eden sınıf ortamını yönlendirmeye yetecek özellikleri kazandırması beklenemez. Hayatın kaotik düzenliliği, sınıf ortamına benzer şekilde yansır. Bu kaotik düzenlilikte değerlerin önemli bir rolü vardır ve kelebek etkisi büyük oranda bu değerler alnında gözlenir. Değerler alanında göz ardı edilen görece çok önemli olmayan bazı hususlar, kelebek etkisi kuramındaki etki ölçüsünde sınıfın amaçlarına ulaşmasını olağan üstü bir şekilde etkiler. Örneğin sınıfta huzursuz bir öğrenci, demokratik bir sınıf ortamı oluşturma hedefine büyük zarar verebilir. Öğretmenin, öğrencinin o günkü huzursuzluğunu görememesi, çocuğun bütün eğitim yaşamına mal olacak sonuçlar ortaya çıkarabilir. Sınıfta önemsenmeyen küçük bir ayrıntı nedeniyle öğrencilerinin güvenini kaybeden ve bu nedenle çabaları boşa giden onlarca öğretmene rastlamak mümkündür. Güvenin olmadığı bir ortamda, hangi bilgi, hangi kuram, hangi strateji başarıyı getirebilir ki? Peki hangi öğretmen yetiştirme programında öğretmenlerin, öğrencilerin güvenini nasıl sağlayacağına ilişkin bir ders yada bir yeterlilik alanı oluşturulmuştur?

         

         

         

Öğretmen Yeterlilikleri Bir Efsane mi?

 

 

 

                    2007’de J. Michael Smith ve Michael P. Farris’in yazdığı makale, “Öğretmen Yeterlilikleri Miti” adını taşımaktadır. Öğretmenlerin sahip olduğu öğretmenlik diploma ve sertifikaları, onların iyi bir öğretmen olmalarını garanti etmez. Ayrıca bir öğretmenin önceden belirlenen standartlara ya da yeterliliklere üst düzeyde sahip olması, öğrencilerinin de üst düzeyde başarılı olmalarını garanti etmez. Konuyla ilgili yapılan deneysel çalışmalarda da bu husus doğrulanmıştır. Örneğin ABD’de de yapılan bir çalışmada öğretmen nitelikleriyle öğrencilerin akademik başarısı arasındaki ilişkiyi inceleyen 113 araştırma taranmış; bunların % 85’inde öğrencilerin eğitimsel performansıyla öğretmenlerin geçmiş yaşantıları arasında pozitif bir ilişki bulunamamıştır, ancak % 7’sinde pozitif bir ilişki bulunmuştur. Söz konusu araştırma, başka çalışmalarla da desteklenmiştir. Bu durum, öğrencilerin akademik başarısında hangi değişkenlerin daha etkili olduğu sorusunu tekrar gündeme getirmektedir. Belki bundan 45 yıl geriye gidip Coleman Raporu’nu yeniden hatırlamak gerekecektir. Ona göre öğrenciler üzerinde okulun etkileri, okul dışı toplum ve aile çevresine göre, görece daha düşük düzeydedir.

         

         

         

Önce Ahlaki “Etik” Standartlar

 

 

 

                    Genel olarak dünyada örgütler ve yönetimle ilgili olduğu gibi okullar açısından da örgütsel etik, iş ahlakı, mesleki etik, eğitim–öğretim sürecinde etik, okul yönetiminde etik gibi konuların öne çıktığı, öğretmenlikle ilgili olarak da her şeyden önce mesleki etik kodların belirlenmesi gerekli iken her nedense Türkiye’de öğretmenlik yeterlilik alanları kapsamında böyle bir başlık görünmemektedir. Öğretmenlik, her şeyden moral bir sanat; okul müdürü, moral bir lider; eğitim, moral bir etkinlik; okul, moral bir topluluktur. Bu nedenle öğretmenlerin her şeyden önce moral bir lider ve rol modeli olmaları beklenir. Bizde her nedense öğretmenlikle ilgili mesleki kuruluşların ve okulların, öğretmen yetiştiren kurumların moral “etik” ilkeler geliştirme konusunda kayda değer çabaları görülmemektedir. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından öğretmen yeterlilikleri kapsamında “kişisel ve mesleki değerler” başlığı altında bazı değerler sıralanmakla birlikte, bunların mesleki değer ve kişisel değerler olup olmadığı tartışılabilir. Diğer yandan öğretmen yetiştiren programlarda meslek dersleri kapsamında böyle bir ders, ortak zorunlu dersler kapsamında yer almamaktadır. Çok bilgili, becerili öğretmenler yetiştirmek mümkün olabilir, ancak eğitim sisteminde çok bilgili öğretmenlerden önce, toplumda yaşanan kültürel krizden çıkış sürecinde, değerlerin çatıştığı bir ortamda ortak değerlerin güçlendirilmesinde etkin rol üstlenebilecek öğretmenlere gerek vardır.

         

         

         

Öğretmenliği Yeniden Düşünmek

 

 

 

                    Öğretmenlik söz konusu olduğunda öğretmen meslek örgütlerinin, özlük hakları kapsamında daha çok ücret yetersizliği ve kamuda istihdam edilenler için sürekli kadroda istihdam edilme talepleri öncelikli konulardır. Kapitalist bir toplumda maalesef eğitimde de kapitalist ilişki ve değerler ön plana çıkmaktadır. Öğretmen–öğrenci ilişkilerinde de bu durum gözlenmektedir. Öteden beri öğretmenlerin özverili ve idealist insanların olması beklenir. On yıllar öncesinde öğretmen okullarında okuyan öğrencilerin öğretmenliği içselleştirerek ülkenin her yerinde bu mesleği icra etmeye ruhen hazır olduğu, kentlerden uzak kırsal alanda yıllarca öğretmenlik yapıp şehre gelmek için sıra beklediği hatırlanır. Şimdi öğretmen adaylarından aynı idealizm ve özveriyi beklemek mümkün mü? Öğretmenliği, belirli bir bedel karşılığında beden ve zihin gücünün kiralandığı bir meslek olarak görmek, bütünüyle rasyonel ve kapitalist bakış açısını yansıtır. Ancak giderek yaşamın her alanında her şeyin hoyratça tüketildiği bir tüketim toplumunda öğretmenlerden söz konusu özveri ve idealizmi göstermelerini beklemek ne ölçüde mümkündür? Öğretmenliği yeniden düşünürken, hayatı, okulu, eğitimi de yeniden düşünmek gerekir. Toplumsal yaşam ve sosyal ahlakta gözlenen çürüme, elbette yaşamın çeşitli alanlarını da etkilemektedir. Ahlaki değerlerin giderek yozlaştığı bir toplumda öğretmenlik meslek ahlakından söz etmek biraz fantezi gibi görünse de içinde yaşanılan kültürel krizden çıkış yolu moral yönden lider olacak öğretmenlerin yetiştireceği iyi, ahlaklı insanlardır. Başkaca çıkış yolu da yoktur. M. Akif’in dizeleriyle ifade etmek gerekirse, konunun özeti şudur:

         

         

        “Muallimim diyen olmak gerektir imanlı;

        Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlı.”  M. Akif Ersoy

         

         

         

         

         

         

         

         

         

         

         

         

         

         

         


Türk Yurdu Mayıs 2009
Türk Yurdu Mayıs 2009
Mayıs 2009 - Yıl 98 - Sayı 261

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele