Ömer Seyfettin’in Mensur Şiirleri

Mart 2009 - Yıl 98 - Sayı 259

                    Millî edebiyat dönemi sanat ve fikir adamı Ömer Seyfettin’i ortalama okuyucu ‘hikâye’leriyle tanır. Bu tanımada ilk ve orta öğretim ders kitaplarında daima birkaç Ömer Seyfettin hikâyesi bulunmasının baskın bir rolü vardır. Bu tanınmanın da etkisiyle Türkçenin en çok okunan yazarlarından biri olan Ömer Seyfettin, asıl sanatkârlık emeğini hikâye alanında harcasa da ayrıca şiir, roman, makale, mensur şiir ve diğer türlerde de azımsanmayacak hacimde eserler vermiştir.

         

                    Mensur şiir, İngilizcede ‘prose poem’ olarak adlandırılır ve A Dictionary of Literary Terms’de “Nesir olarak yazılmış bir kompozisyon düzenindedir. Fakat şiirin vezin (rhythm), uyak (rhyme),  iç uyak (internal rhyme) gibi ses özelliklerini ve çarpıcı imajlarını kullanır. Bu küçük türü kuranlardan biri Gaspard De La Nuit (1842) isimli eseriyle Aloysius Bertrand olmuştur. Baudelaire gibi sembolist ve sürrealist şairler bu eserden etkilenmiştir. Rimbaud, Oscar Wilde, T.S. Eliot bu türde eser veren sanatçılardandır.”[1] şeklinde bir açıklama yapılır. Aynı eserin ‘poetic prose’ maddesinde (p. 520) de, bu metinlerin ‘özel bir etki yaratmak’ ve ‘duygusal harareti yükseltmek’ gibi bir özelliğinden söz edilir.

         

                    Nesirde şiir özelliklerinden yararlanma eski bir tutumdur. Köktürk Yazıtları’ndan Dede Korkut Hikâyeleri’ne, Âşık hikâyelerinden Divan edebiyatındaki ‘süslü nesir’e kadar bizim edebi geleneğimizde bu oldukça yaygın bir eğilimdir. Ancak bu eğilim ne kadar eski ise, şiirde nesir özelliklerinden yararlanma da o derece yenidir. Mensur şiir de şiirin nesre yaklaştırılmaya çalışıldığı bir süreçte; 19. yüzyılda ortaya çıkmış bir ara türdür.

         

                    Tür problemi edebiyat biliminin en müşkülatlı alanlarındandır. Mensur şiirin tanımı ve özellikleri araştırmacıların çokça tartıştığı hususlardan biridir. Bu tartışmaların odaklanması gereken eksen mensur şiirinin bağımsız bir ‘tür’ olduğu gerçeğidir. Bu bakımdan eski edebiyatımızın süslü nesir örneklerini veya Mâî ve Siyâh gibi romanların içinde yer alan şiirsel pasajları mensur şiir sayamayız. Çetişli[2], Argunşah[3], Tarım[4] gibi akademisyenler de bu görüşü paylaşırlar.

         

        Mensur şiir, metinbiçimsel yapısı bakımından şiirden ayrılan; kısa öykü ile şiir arasında bir nesir türüdür. Kısa öykü ile olan yakınlığı, metnin ‘kısa’ oluşu yanında, kısa öykünün küçük çaplı, basit ve bütünleştirilmiş bir olay içermesi, metninin şiirsel bir bütünlük taşıması, üslubunun yoğunluğu ve tahkiyecilikten çok tiatral anlatıcı tutumu gibi eğilimlerinin bulunması çerçevesinde görülmelidir.

         

        Mensur şiirin, şiirle yakınlığını ise şiirin müzikal özelliklerinin yanında imgesel ve metaforik/eğretilemeci anlatımından yararlanma, bir vakadan yola çıksa bile duyguyu ve lirik söyleyişi benimseme olarak düşünmek gerekir. Ayrıca mensur şiir yukarıdaki alıntıda da belirtildiği gibi, şiirin ölçü, uyak ve iç uyak özelliklerinden de yararlanır. Ancak burada ‘ölçü’ hususu, açıklığa kavuşturulmalıdır. Çünkü genel olarak şiirde ölçü denilince, belirli bir hece ya da aruz kalıbı ile yazılma anlaşılmaktadır. Oysa ‘mevzûn’ olma, sadece eskilerin düşündüğü gibi, dizenin bir kalıp içinde ifade edilmesi değil, belirli bir ritim içinde akışı ya da dalgalanışıdır. Şu örnekte görüleceği gibi, alışılmış anlamda bir ‘mevzûn’ oluş söz konusu olmasa da bir ölçüden söz etmek mümkündür.

         

        Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem, gitmem

        Unutamam, acı tatlı ne varsa hazinemdir

        Acının insana kattığı değeri bilirim, küsemem

        Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir

         

        Mensur şiirde ölçü aranırken de böylesine bir dalgalanış beklenilebilir. Uyak ve iç uyak bulunması ise eskiden beri bilinen asonans, aliterasyon, tekrir ögeleriyle sağlanan ‘seci’den başka bir şey değildir.

         

        Mensur şiirde kullanmaya da oldukça elverişli olan imge ve metafor/eğretileme şairane söyleyişin vazgeçilmez ögelerindendir. İmge, insan zihninde uyandırılan hayal, metafor/eğeretileme ise bildiğimiz istiare sanatıdır. Her ikisinin arasındaki temel fark, imge, söylenmeyen, tasvir edilmeyen, sadece zihinde uyandırılan bir hayal iken, metafor/eğretilemede benzetme kastı ile çeşitli özelliklerin kullanılması vardır. Bu farklılığa karşılık, eğretileme imge yaratmada da kullanılabilir. Bunu bir örnekle açıklayalım:

         

        Benim uzun boylu servi çınarım

        Yüreğime bir od düştü yanarım

        Kıblem sensin, yönüm sana dönerim

        Mihrabımdır kaşlarının arası

         

        Pir Sultan’ın bu dörtlüğünde sevgili serviye, çınara, Kâbe’ye, mihraba benzetilerek metafor/eğretileme yapılmıştır. Ama buradaki sevgili metaforu, imge uyandırmaya da yaramaktadır. Buradaki imge ise sevgili ile değil bu benzetmeleri yapan, bu sözleri söyleyen insanla ilgilidir. O hayal, çölde, yüreğindeki ateşten ellerini yaktığını fark etmeyen, ‘Mevlâ diyecekken Leylâ diyen’ Mecnûn’un imgesidir.

         

         

         

        Ömer Seyfettin’in Mensur Şiirleri:

         

        Ömer Seyfettin, Argunşah’ın tespit ettiği külliyata göre 25 adet mensur şiir yazmıştır[5]. 1902-1919 arasında yayımlanan bu metinlerin en kısası (Bir Kemik Parçası) 25, en uzunu ise  (Pervanelerin Ölümü) yaklaşık 600 sözcükten oluşmaktadır. Yazar bu metinlerin ikisini  (İcab-ı Sevda: 1903 ve Hediye…:1904) ‘Âsâr-ı Mensure’, ikisini (Ölüm Sahili: 1919, Harabeler: 1919) ‘Mensur Şiirler’, ikisini de (Nüks-i Şairiyet: 1908, İnkisar-ı Hayal: 1908) ‘Yaz Geceleri’ üst başlığı ile yayımlamış, diğerlerinde herhangi bir üst başlık kullanmamıştır.

         

         

  1. 1.     Tematik Yapı:

         

        İnceleme konusu metinler tematik yönden zengin bir yapı içermektedir. Ancak bu zenginliğin büyük ölçüde bireysel temler etrafında oluştuğunu söylemek gerekir. Ömer Seyfettin’in hikaye ve diğer eserlerindeki tutumu göz önüne alındığında bu pek de normal karşılanacak bir eğilim olarak görülmemektedir. Ancak, bu metinlerin büyük bir kısmının Yeni Lisan hareketinden önce ve yazarın fikir ve sanat görüşlerinin gelişme aşamasında yazıldığını düşünürsek bu tutumu doğal karşılamak gerekir.

         

        Mensur şiirlerde en çok işlenen tem dış dünyadaki herhangi bir obje ya da nesneye karşı duyulan ‘küçük hassasiyetler’ olarak görülmektedir. Kır Sineği, Duba, Piyano, Papağan, Otomobil, Kurşun Kalem, Sansar, Kumrular, Çember metinlerinde gündelik yaşantımızda önemsemediğimiz, hayatımızı kuşatmasına rağmen göz ardı ettiğimiz varlıklara karşı olan duyarlılıklar anlatılmıştır. Bunları canlı ve cansız varlıklar olarak ikiye ayırmak mümkündür. Kır Sineği, Kumrular, Papağan ve Sansar’da canlı; Otomobil, Kurşun Kalem, Çember, Duba ve Piyano’da cansız varlıklar konu edilmiştir.

         

        Dış dünyaya karşı gösterilen bu tür hassasiyetler Ara Nesil ve Servet-i Fünûn metinlerinde çok sık karşılaşılan bir olgudur. Bahis konusu dönemlerin şair ve yazarlarının, bir çiçek, böcek, hatta bir iğne ile ilgili yazılar/şiirler kaleme aldıkları bilinen bir husustur.

         

        Yazarın ele aldığı bir başka tem olan ‘aşk’ ise dört metinde işlemektedir. Bunlar, Neşide-i Garam, İcab-ı Sevda, Hediye ve Sakız başlıklı metinlerdir. Bu yazılarda, aşk tem’ine yaklaşım romantik bir tutumu yansıtmaktadır.

         

        Bunlardan en ilginci Sakız başlıklı metindir. Sadece dokuz satırdan oluşan bu kısa metinde yazar, sevdiği kişinin çiğnediği, vazo içindeki bir sakıza bakarak onunla ilgili duygularını dile getirir. Burada fetişist bir eğilim de sezilir: “… garip bir lezzet-i günah ile onu temaşa ederim. (…) Baktıkça daha ziyade müteheyyic olurum, zannederim ki beyaz ve ezeli gecelerin beyaz ve nuşin buseleri perestişkâr gözlerimi öpüyor.”

         

        Hediye başlıklı metin ise tam bir ‘zemheri ayında gül ister benden’ hikayesidir. Anlatıcısı bayan olan mensur şiirde, kadın, kocasından, bulunmayacak bir mevsimde ve şiddetli bir içgüdüsel duygu ile bir gül ister. Kocası da Paris’ten getirtir.

         

        İcab-ı Sevda’da “Artık ayrılalım!” diyen iki sevgili ayrılmıştır. Anlatıcı eve gelip sevgilisinden kendisinde kalan mektup, çiçek ve benzeri eşyayı kırıp dökmüş ancak gece olunca bütün o yok etmeye çalıştığı eşyayı öperek ağlamıştır.

         

        Aşk temini işleyen metinlerin sonuncusu olan Neşide-i Garam’da yıllar önce ayrıldığı sevgilisine hâlâ aşk duyan bir insanın özleyişi anlatılır.

         

        Yazarın mensur şiirlerinden üç tanesinde tabiat güzellikleri romantik bir duyuşla ele alınmaktadır. Bu metinler, Pembe Menekşe, Sonbahar ve İlkbahar başlıklarını taşımaktadır. Pembe Menekşe’de anlatıcının bahçesinde büyüyen bir küçük menekşeye olan sevgisi dile getirilir. Sonbahar ise realist/natüralist duyguları yansıtan bir metin olarak karşımıza çıkmaktadır. “…kirli kaldırımlar”, ‘Kül rengi semada gayr-ı mantıkî maça onluları gibi mübalağalı bir siyahlıkla sokağa muvazî geçen kargalar”, “yaprakları dökülmüş bir ağaç iskeleti” gibi dış dünyaya ait objeler karamsar bir dikkatle algılanır. İlkbahar başlıklı metinde de aynı karamsar bakış açısıyla karşılaşırız. Her ne kadar tabiat baharın coşkusunu yansıtıyor ise de anlatıcı “bütün saadetler, bütün baharlar, bütün telezzüzler ne kadar aldatıcı ve fâni rüyalardır!” diye düşünmektedir.

         

        Ölüm Sahili ve Harabeler başlıklı iki metinde yazartahrip edilmiş sosyal ve tabii çevre ile ilgili karamsar duygularını dile getirir. Bu iki metin yazarın milli edebiyatçı kimliğini taşıdığı yılların ürünü olup, her ne kadar bireyden hareket edilse de ‘sosyal’ bir nitelik gösterir.

         

        Geriye kalan metinlerde ortak bir tematik öge yoktur. Çizgili Kağıt’tageçmişe duyulan özlem; Buse-i Mader’de ebeveyn sevgi ve şefkati; Camekânlar’dahüzün; Nüks-i Şairiyet’teyalnızlık; Pervanelerin Ölümü’nde ölüm; İnkisar-ı Hayal’de hayal-hakikat çatışması, Bir Kemik Parçası’nda ise kaleme duyulması gereken saygı anlatılır.

         

        Metinlerdeki bu tematik yapının bütünüyle Ara Nesil, Servet-i Fünûn, Fecr-i Âti çizgisini takip ettiğini belirtmeliyiz.

         

         

  1. 2.     Dil:

         

        2.1. Sözcük Seçimi: ‘Yeni Lisan’ yazarı sade ve yaşayan İstanbul Türkçesi’nin yazı diline esas olmasını, yabancı sözcüklerin ve terkiplerin kullanımında özenli davranarak mümkün olduğunca bunlardan kaçınılması gerektiğini söylüyordu.  Hikayelerinde ve şiirlerinde gittikçe daha güçlü bir şekilde bu ilkeye bağlı kalan yazar, ilk mensur şiirlerinde bu tutumdan oldukça uzak bir tasarrufta bulunur.

         

        “O gölge için yazılmış neşidenin, o cuy-ı billûrun nağme-i serairiyle yazılmış güftenin visal-i müebbedleri arasında mütevarî-i nisyan olan bu mini mini sinek, hayat-ı baharîsiyle ruhumda tatlı muhterem bir matem peyda etti.” (Kır Sineği)

         

        Örnek alıntıda görüleceği gibi bir cümlede beş tane terkip kullanmaktan çekinmeyen yazar, aynı metinde ‘adem-i intizam-ı efkâr’, ‘âguş-ı rehavet’, ‘medfen-i ilham’ gibi sözlere de yer vermiştir.

         

        İcab-ı Sevda başlıklı metinde “Rüzgar şiddetle vezan oluyor, kar lâyenkati yağıyordu.” cümlesinde ‘esmek’ yerine Farsça ‘vezan’ı; kesintisiz, aralıksız yerine Arapça lâyenkati sözünü tercih etmiştir. Yine aynı metinde ‘hatırat-ı garam’, ‘nazar-ı hayal ü tefekkür’, ‘arzu-yı perestiş’ gibi ifadelere sıkça rastlanmaktadır.

         

        1909’da yayımlanan Pervanelerin Ölümü metni daha da ağırlaşmış bir dil tercihini yansıtmaktadır.

         

        “Dışarıdan, hâb-alûd ufuklardan gelen münferit ve hicran-amiz bülbül sedaları, kurbağaların müselsel ve medit, aheng-i tanin-endaz-ı madenîlerine, nefha-i rüzgâr, gayr-i mahsus ve nâ-mer’î iltimalarla masanın üzerinde, ziya-yı simîn-i kamerin altına serilmiş parlayan notları, kitap yapraklarını ihtizaz ettiriyor, sanki demin yaşayan bu zavallı ölülerin matem-i nezih-i nazikini hafî ve serair-perver kanatlarıyla yelpazeliyor…”

         

        Yazarın uzun bir aradan sonra 1919’da neşredilen iki mensur şiiri; Harabeler ve Ölüm Sahili ise dil bakımından oldukça sadeleşmiş, ‘Yeni Lisan’ anlayışını yansıtan metinlerdir. Bu iki metinde hiç Arapça, Farsça terkibe yer verilmediği gibi, sözcük seçiminde de ‘yaşayan Türkçe’ ilkesinden hareket edilmiştir.

         

        2.2. Cümle: Mensur şiirlerde cümle tercihi de ikili bir yapı gösterir. 1919’da yayımlanan son iki metin kısa, yalın, düz cümlelerden oluşmaktadır. Yazar bunlarda şiiriyet sağlamak için daha sık sık eksiltili, kısa cümlelere başvurmuştur.

         

        “Sabah… Fenerbahçesi’nde bülbüller ötüyor. Ben kalbimde bir ümit, ruhumda bir aşk, elimde bir baston yavaş yavaş deniz kenarından yürüyorum. Kalamış Koyu’na sapan bir sokağa giriyorum. Burası bir harabe… Bir viranelik… Kaldırım yok. Yol yok. Bir kurbağa gibi atlaya sıçraya koya iniyorum. Aman yarabbi! Bu ne bataklık… İnsan aldanıyor. Kum zannediyor. Üstünde yürümeğe kalkıyor. Ben kalbimde bir ümit, ruhumda bir aşk, elimde bir baston bu yalancı kumların üzerine basıyorum.” (Ölüm Sahili)

         

        Yazarın Yeni Lisan öncesi yayımladığı metinlere gelince durum kelime tercihinde olduğu gibi tamamen değişecektir. Uzun, sanatlı cümleler, şairane söyleyişler bu cümlenin belirgin özelliği olacaktır. Yukarıda sözcük tercihi için aldığımız cümlelerin yanında aşağıdaki bazı örnekler de bu tutumu doğrular niteliktedir.

         

        “Taraçanın kesif sarmaşıklarıyla mestur en hayal-âmiz bir köşesinde, yeşil hanımeli yapraklarının zümrüdîn gölgeleri altında havaî bir şatoya benzeyen ve zarif kubbeli büyük kafesinin içinde daima mütefekkir durur.” (Papağan)

         

        “Dururken müdevver ve mehib tırtıllara benzeyen şişman tekerlekleri o kadar çılgın ve hadid koşar ki üstündekilerin ufk-ı rüyetlerinde raks-ı teakubla canlanan menazır-ı durâdur tamamıyla silinir.” (Otomobil)

         

        Eserler baştan sona bu tür örneklerle doludur. Bu dil de tıpkı tematik yapı gibi tamamen Servet-i Fünûn zevkinin ürünüdür.

         

         

  1. 3.     İmge, metafor/eğretileme:

         

                    Şairane söyleyişi belirleyen ögelerden biri olan imge kullanımına, bu metinlerde de zaman zaman başvurulmuştur. Buse-i Mader başlıklı metinde “Dışarıda kar fırtınasının kopardığı çığlıklarla titreyen buğulanmış camlar sanki ılık odanın hararetiyle terliyorlardı.” cümlesiyle kar fırtınasının ortasında boğuşan bir insan imgesi yaratılmıştır. Piyano başlıklı metinde ise kimsenin çalmadığı piyanodan yola çıkılarak acılar içinde kıvranan bir esir imgesi yaratılmıştır. Papağan’da ‘Yeşil ve necip başı, kül rengi mantosuyla o kadar âlî bir aheng-i lâtif-i asaletle imtizac eder ki…” cümlesinde ise bir kadın imgesi uyandırılmıştır. Camekanlar’da ise “Mükedder ve hüzn-âlud akşamın geceyi davet eden vedakâr kanatları…” cümlesi ise bir ölüm meleği imgesi uyandırmaktadır.

         

        Ömer Seyfettin’in mensur şiirlerinde metafor/eğretileme çok sık başvurulan bir yöntem olmuştur. Kurşun Kalem başlıklı metinde “Kuru ve çalâk, faal ve müheyya, tıpkı bir tüccar katibi gibidir.” cümlesinde kurşun kalem eğretileme yoluyla insana benzetilmiştir. Sansar’da ise “Ve geceleyin icra edeceği cinayetlerin planlarını tertip eder.” cümlesiyle de benzer bir eğretileme yapılmıştır. İnkisar-ı Hayal’den alınan “Oh deniz… Galiba uyuyor.” ifadelerinde, İlkbahar’dan alınan “neşve-i cuş ile haykıran küçük çağlayan” sözlerinde de eğretilemelerin yapılmış olduğunu görüyoruz.

         

         

  1. 4.     Ses ve ahenk:

         

        Mensur şiirin uyak ve iç uyak anlamına gelen ‘seci’lere başvurulan bir tür olduğunu yukarıda söylemiştik. Ömer Seyfettin de bu metinlerinde bu yöntemi zaman zaman kullanmıştır. “Sabah… Fenerbahçesi’nde bülbüller ötüyor. Ben kalbimde bir ümit, ruhumda bir aşk, elimde bir baston yavaş yavaş deniz kenarından yürüyorum.”  (Ölüm Sahili) cümlelerinin ses ve ahenk ögelerine baktığımızda şunları görüyoruz:

         

        “Sabah…” eksiltili bir cümle olup şairâne bir söyleyiştir.

         

        “Fenerbahçesi’nde bülbüller ötüyor.”  Üç ögeden oluşan bu cümle üç sözcükle kurulmuş. Böylece teferruattan ayıklanmış, ifade yalınlaştırılmıştır. Şiirde ahenk sağlayıcı seslerden olan, ‘r’ sesi her sözcükte; ‘n’ sesi birinci sözcükte iki kez, ‘l’ sesi ikinci sözcükte üç kez tekrar ediliyor. Cümlede kullanılan ünlülerin biri hariç tamamı ince ünlülerden oluşuyor.

         

        “Ben kalbimde bir ümit, ruhumda bir aşk, elimde bir baston yavaş yavaş deniz kenarından yürüyorum.”  Küçük değişikliklerle şiire dönüştürülebilecek bir cümleyle karşı karşıyayız. Şöyle bir düzenleme yapalım:

         

        Ben,

        Kalbimde bir ümit,

        Ruhumda bir aşk,

        Elimde bir baston,

        Yürüyorum yavaş yavaş,

        Deniz kenarından.

         

        Hiçbir sözcük eklemeden ya da çıkarmadan sadece bazı sözcüklerin yerini değiştirerek bir şiir parçası elde etmek mümkün. Yazar bunu sağlamak için ‘leff ü neşr’ benzeri bir tasarrufta bulunmuştur. Kalb, ruh, el; ümit, aşk, baston sözcüklerini aralarında ilgi kurarak belirli bir düzende tekrar ederek ahenk sağlama yoluna gitmiş aynı amaçla ‘bir’ sözcüğünü ‘tekrir’ sanatının imkanı çerçevesinde kullanmıştır. Ayrıca bu cümlede ‘n’, ‘l’, ‘r’ seslerini belirgin bir şekilde tekrar ederek bir ritim yakalamıştır.

         

        Bu tür örnekler pek çok metinde yoğun bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bu da yazarın ‘mensur şiir’ yazma bilincinden kaynaklanmaktadır.

         

         

         

        Sonuç:

         

        Hikayeleri ve şiirleri ile mukayese edildiğinde daha küçük bir yekun teşkil edecek miktarda mensur şiir yazmış olan Ömer Seyfettin, çoğu gençlik yıllarına ait bu metinlerde genel olarak Ara Nesil, Servet-i Fünûn, Fecr-i Âtî şiir/mensur şiir estetiğine bağlı bir tutum izlemiştir. Bununla birlikte olgunluk yıllarında kaleme aldığı iki metinde dil, üslup ve tematik yapı bakımından yenilikçi bir tavır aldığı söylenebilir.

         

        Tezli bir anlayış olan millî/milliyetçi edebiyatın güçlü bir sanatçısı olarak bilinen yazarın mensur şiirlerindeki tutumu genel olarak bilinenin aksine ‘estetik kaygı’nın öne çıkarıldığı metinler olarak görülmektedir.

         

         


        


        

        [1] J.A. Judon, A Dictionary of Literary Terms, Penguin Books, USA: 1977, p. 536.


        

        [2] İsmail Çetişli, Servet-i Fünûn’da Mensur Şiir, Elazığ 1986, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, s. 2 vd.


        

        [3] Mehmet Rauf, Siyah İnciler, Çağrı Yayınları, İstanbul 2002, s. XI vd. (Hazırlayan: Hülya Argunşah).


        

        [4] Rahim Tarım, Mehmet Rauf, Hayatı, sanatı, Eserleri, Türkiye İş Bankası Y., Ankara 1998, s.112 vd.


        

        [5] Ömer Seyfettin, Bütün Eserleri: Şiirler, Mensur Şiirler, Fıkralar, Hatıralar, Mektuplar, Dergah Y., İstanbul 2000. (Hazırlayan: Hülya Argunşah)


Türk Yurdu Mart 2009
Türk Yurdu Mart 2009
Mart 2009 - Yıl 98 - Sayı 259

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele