Ömer Seyfettin’de İnsan Sevgisi

Mart 2009 - Yıl 98 - Sayı 259

        Ömer Seyfettin, Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olarak nitelendirebileceğimiz II. Meşrutiyet yıllarının siyasi ve sosyal gelişimine tanıklık etmiştir. Bu tanıklık sadece dünyanın ve ait olduğu ülkenin,  meselelerine duyarlı olmak şeklinde değil, aynı zamanda bu meselelerin de ele alındığı eserler bırakmak şeklinde tezahür etmiştir.

         

        Yazarın gerek düşünce yazılarında, gerekse şiir, mensur şiir, fıkra ve hikâyelerindeki hâkim bakış açısını öncelikle aydın olmanın sorumluluğu oluşturur. Yazar, sadece yaşananlara tanıklık yapmak ya da problemleri tespit etmekle kalmaz, aynı zamanda problemlere çözüm üretmeye de gayret eder. Bu ise onun otuz altı yıllık kısa ömründe yaptıklarını daha da değerli kılar. Türk kültür tarihinin ve edebiyatının klasik isimlerinden biri olan Ömer Seyfettin’in Türkçeyi kullanmaktaki mahareti onu, her nesil tarafından kolay okunur ve anlaşılır bir isim yapmıştır.

         

        Her dönemin aydına yüklediği sorumluluk farklıdır. 1900’lü yıllar, aydına dünyada ve ülkede yaşanan milliyetçilik akımının etkisinde yeni insan tipini ve toplum yapısını oluşturma sorumluluğunu yüklemiştir. Ömer Seyfettin de bir aydın olarak elindeki kalemin gücünün ve sorumluluğunun farkındadır. Ömer Seyfettin, “Hürriyet Gecesi” adlı hikâyesinde bunu şu çarpıcı cümlelerle ifade eder.

         

        “- Öyle ise sen bir hançersin! Kendi kendini kullanan, sapı namlusunun elinde olan hançer… İnsanlara, istersen en büyük hizmeti görür, onlara fazileti, sevmeyi, hakikati öğretirsin. İstersen onların faziletlerini öldürür, sükûnetlerini bozar, hepsini boğaz boğaza getirir, hayatlarının saadetlerini bozar, hepsini boğaz boğaza getirir, hayatlarının saadetlerini, zevklerinin lezzetlerini kaybettirirsin! Ruhun anahtarı senin elindedir. Kolaylıkla onu açar, içine istersen zehir, istersen hayat verici bir iksir korsun! (Argunşah, 2007b, s.71)

         

        Dünyada yaygınlaşmış olan milliyetçilik akımının en önemli yansımalarından biri de insanların insanca yaşamayı sağlayacak olan “insan sevgisi”ne verilen önemdir. İkinci Meşrutiyet dönemi yazarlarının özellikle bu temaya sık yer veren yer veren metinler yazdıklarını görüyoruz (Kavcar, 1988, s.122-123). Bu dönemde eserlerinde insan sevgisini işleyen isimler arasında Tevfik Fikret, Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökalp, Ali Ekrem Bolayır, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ömer Seyfettin…’i sayabiliriz.

         

        Ömer Seyfettin’de güçlü bir biçimde var olan insan sevgisinin şekillenmesinde dönemin etkisinin olduğu muhakkaktır. Ancak bu tema Ömer Seyfettin için sadece eserlerinde işlenilmesi gereken bir tema değildir; çocukluğundan itibaren kimliğini şekillendiren, hayat tarzını belirleyen bir duygudur. Ömer Seyfettin, kişiliğinin oluşumunda annesinin önemli etkilerinin olduğunu dile getirir.

         

        Bir yazarın kurmaca dünyasını oluşturmasında yaşadıklarıyla ilgili anıları ve bunları yorumlama biçimi kadar içinde bulunduğu dünyanın gerçekleri de son derece önemlidir. Ancak bunların sentezi, kişiler, yazarlar arasındaki farklı yaklaşımları, farklı bakış açılarını ve farklı sunumları da beraberinde getirir.

         

        Ömer Seyfettin’in hayata bakış tarzının ve edebiyatçı kimliğinin belirlenmesinde çocukluk yıllarının önemli etkisi vardır. Çocukluk yıllarının  pek çok divanın bir arada olduğu bir evde geçmesi, bu divanlarla haşır neşir olması, onun ifadesiyle ona bir edebiyat zevkini kazandırmasa da düşünme, hissetme ve yazma yeteneğinin gelişmesinde ve ufkunu genişletmesinde olumlu etkileri olmuştur. Onun hikâyelerini değerlendirdiğimiz zaman görüyoruz ki; o daha çok yaşanmış olaylardan aldığı ilhamla hikâyelerini oluşturmuştur. Bu hikâyelerdeki düşüncelerle makalelerinde yer alan düşünceler örtüşür. Bu nedenle, yazarın döneme ait gözlemlerini ve tespitlerini hikâyeleştirerek de sosyal fayda sağladığını söyleyebiliriz.

         

        Ömer Seyfettin’in kişiliğini etkileyen hayatındaki önemli kesitlerden biri de asker kimliğidir. Bu kimlik ona içinde bulunulan durumu daha iyi kavramasını ve değerlendirmesini sağlayacaktır.

         

        Ömer Seyfettin’e göre insan her şeyden önce düşünen bir varlıktır. Fakat düşünmek ancak bazı kavramlara vakıf olmakla gerçekleşebilir. Hâlbuki içinde bulunulan dönem tam bir  “mefhum buhranı” nın yaşandığı dönemdir. Olgunlaşmanın ve gelişimin yaşanması, ancak gelişim için öncelikle aydınlar arasında var olan kavram kargaşasının giderilmesi ve doğru kavramların işlenmesine bağlıdır (Argunşah, 2001b, s.226-229). Ömer Seyfettin, hikâyelerinde öncelikle insanın gelişimi için gerekli olan kavramların açıklanmasına ve hikâyeleştirilmesine önem verir.

         

        Ömer Seyfettin’e göre insanı bu fâni dünyada kalıcı kılan onun sahip olduğu “mefkûre”leridir. Yoksa fâni olan insanın hayatını tek başına anlamlı kılan başka hiçbir değer yoktur. Milletine olan aidiyet duygusu, onun için çok önemli bir değerdir.

         

        İnsan hayatının iki yüzü olduğunu vurgulayan Ömer Seyfettin umumi olarak nitelediği Türklük mefkûresinin her zaman şahsi hayata karşı üstün olduğunu vurgular.

         

        “Efruz Bey” hikâyesinde de insanların teker teker önemli olmadığı, onların bir denizin dalgaları gibi kaybolup gideceği düşüncesini vurgular. Ona göre asıl olan denizdir. Yani kişi yerine toplumdur.

         

        Ancak Ömer Seyfettin fert ve toplumu birbirinden ayrı olarak değerlendiremeyeceğimizi de dile getirir. Güçlü bir toplum yapısı, ancak bireylerin güçlü olarak yetiştirilmesiyle mümkündür. Fert için de millet için de yozlaşma önce maneviyatta başlar. Bunun için bir toplum içinde yaşayan insanların öncelikle özgüvenlerinin geliştirilmesi gerekir ki fert-millet bütünleşmesi gerçekleşsin. Bu gerçekleşme için ise “nefsine itimat, milletine itimat, ilmin, terakkinin feyizlerine itimat melekelerini ruhunda tenmiye etmelidir.” (Argunşah, 2001b, 171)

         

        Ömer Seyfettin 1904’de yazdığı “Sulh Felsefesinden” adlı yazısında dünyanın içinde bulunduğu durumu göz önünde bulundurarak problemlerin çözümünde en önemli etkenin insan sevgisine dayanan insaniyet anlayışı olacağını dile getirir.

         

        “Harbi bütün bütüne kaldırmak için evvelâ insaniyeti teşrik etmek lâzımdır. Beyazlık, sarılık, siyahlık, bakır renginde olmaklık ayrı ayrı birer insanlık olmadığını kabul etmeliyiz. Kıtaat-ı hamsenin her birinde beynelmilel sulh cemiyetleri teşekkül etmeli ve yekdiğerini anlamayan insaniyeti barıştırmalı.”  (Argunşah, 2001a, s.50).

         

        Ömer Seyfettin’de Türklük duygusuyla şekillenen bir insan sevgisi vardır. 1911’de yazdığı “Vatan! Yalnız Vatan…” adlı yazısında insaniyet (beynelmileliyet) şeklinde gelişen insan sevgisini doğru bulmaz, hatta çok da tehlikeli olduğuna işaret eder. Beynelmileliyet düşüncesini kendisine düstur edinenlerin diğerlerini başkalarının fikrine saygı göstermemekle ya da özgür düşünceye karşı olmakla suçlamalarına sessiz kalınmaması gerektiğini dile getirir. Çünkü bir milletin var oluşunda en büyük etkenlerden biri sahip olduğu düşüncelerdir. Bu düşünceler o ülkeyi ya geliştirecek ya da yok edecektir. Bu noktada insaniyetçi düşünce, biraz güçlendiği zaman vatan düşmanlığına ve asker düşmanlığına dönüşebilecek bir hususiyete sahip olduğu için, yazar tarafından son derece tehlikeli olarak addedilir (Argunşah, 2001a, 141-159).

         

         Yazar, Avrupa’nın kendisi için tehlikeli bulduğu ve kendi ülkesinde engellemeye çalıştığı, bir ölçüde de muvaffak olduğu insaniyet fikrini ülkemize özellikle aşılama gayreti içinde olduğuna dikkati çeker.

         

        “Siz meyus oluyorsunuz. Ve Türkiye’de rast geldiğiniz bu vatan aşkı sizi kudurtuyor. Avrupa’da gazeteleriniz bizim için:

         

        -Hain şovenler! diyor. Sanki kendileri “beynelmileliyet”i imişler gibi… Onlar da şoven… Hem kendi vatanlarında, kendi muhitlerinde değil, bizim memleketimizde, bizim kendi muhitimizde! Bizim, kendi milliyetlerini kabul etmemizi en hainâne bir şey telakki ediyorlar.” (Argunşah 2001a, s.157)

         

        Batının dayattığı biçimde bir insaniyet sevgisine karşı olan Ömer Seyfettin makalelerinde yer alan bu düşünceleri hikâyelerinde de işler.

         

        “Çanakkale’den Sonra…”, yazarın, insan, insan sevgisi ve insaniyet hakkındaki düşüncelerinin âdeta hikâyeleştirilmiş şeklidir. Bu hikâyesinde yer alan hikâye kahramanı hayattan bir gayesi olmadığı için âdeta ölümünü beklemektedir. Ona göre kendisini toplum yapısına ait hissetmeyen milliyetsiz bir insanın hayvandan farkı yoktur. İnsanı insan yapan en önemli vasfı “mefkûresinde sınır tanımayan ahlaklı ve maneviyatlı bir insan” olmasıdır. Hikâyenin kahramanını içinde bulunduğu ümitsizlikten Çanakkale’de kazanılan zafer kurtarır. Yaşama arzusunu yeniden kazanan kahraman, hayata dört elle sarılır ve yeni doğan kızına verdiği “mefkûre”  adı  “yeni hayat”ın simgesi olur.

         

        Kendisini tanımayan, kendini ifade edemeyen bir insanın esir olması, “medeniyetten, yani insaniyet ve ahlâkiyetten” mahrum kalması kaçınılmazdır.

         

        II. Meşrutiyet’in ilanı da ülke ve ülke insanı için çözüm olmamış, insanlar yeniden umutlarını kaybederek geleceğe daha güvensiz bakmaya başlamışlardır. Bu durumda yapılacak tek şey hayvanlar gibi gayesiz, teşkilatsız, medeniyetsiz yaşamak yerine millet olma bilincine ulaşmaktır. Millet olma bilincine ulaşmada dil ve din iki önemli faktördür.

         

         “Şîmeler” hikâyesinde,  millî ve dinî mefkûrelerin insaniyet duygusunu yok eden en büyük tehlike olarak dile getirilmesinin yanlışlığı üzerinde durulur. Çünkü milliyetler ve dinler olmadığı takdirde insanların kardeş gibi yaşayacakları düşüncesi ile ülkemiz insanın zihniyet yapısı etkilenmeye çalışılmaktadır. Batı ülkeleri bunun için de kendilerine göre her ülkede sözcülüklerini yapacak eli kalem tutan birilerini bulmaktadır. Ömer Seyfettin,  İtalyanları Avusturya’ya karşı isyan ettiren duygu ya da Rusya’nın Asya’ya hükmeden yapısı, ya da Japonya’nın büyümesi bizim için çirkinlik ve vahşilik olarak addedilen milliyet duygusunun bir yansıması değil midir diye sorar.

         

        Ömer Seyfettin, “Büyük Türklüğü Parçalayanlar Kimlerdir?” adlı yazısında o dönemde ülkenin gelişmesini kesintiye uğratan iki büyük engel üzerinde durur. Bunlardan biri Rus pençesi diğeri de millî gaflet içinde bulunmaktır. Rus tehlikesi artık kalmamıştır. Asıl tehlike millî gaflet içinde olmaktır. Türklük duygusunu kesintiye uğratmak isteyen ve millî gaflet içinde olanlarla mücadele etmek şarttır. Ancak öncelikle gaflet içinde bulunanların nereden çıkmış ve nereden gelmiş olduklarının anlaşılması gerektiğini söyler (Argunşah 2001b, s.38-44).

         

        İçinde bulunulan duruma karşı en güçlü duruş ise İsmail Gaspıralı’nın görüşlerindedir:

         

        “… ‘Dilde, fikirde, işte birlik!’ bayrağı altında yürüyelim. Büyük Türklüğü Parçalayan ‘gaflet’ karanlığını aydınlatalım…” (Argunşah 2001b, 42).

         

        Ömer Seyfettin’de insan sevgisi, insandan hareketle toplumu kucaklayan Türklük sevgisine ve nihayet bütün insanlığı kucaklayan insanlık sevgisine dönüşür ve gelişir. Bu sevgi tamamen insani ögelerle örülmüş olup çıkar ilişkilerinden uzaktır. Bu anlamda bakıldığında Ömer Seyfettin için hayatının en büyük ideali olan Türklük duygusu her türlü menfaat hissinden arındırılmış saf bir sevgidir.

         

         

        Kaynaklar

         

        Kavcar, Cahit (1988) II. Meşrutiyet Devrinde Edebiyat ve Eğitim (1908-1923), İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yayınları.

        Ömer Seyfettin (Hz. Hülya Argunşah) (1999) Ömer Seyfettin Bütün Eserleri – Hikâyeler 1,  Dergâh Yayınları, İstanbul.

        Ömer Seyfettin (Hz. Hülya Argunşah) (2000) Ömer Seyfettin Bütün Eserleri –Şiirler, Mensur Şiirler, Fıkralar, Hatıralar, Mektuplar, Dergâh Yayınları, İstanbul.

        Ömer Seyfettin (Hz. Hülya Argunşah) (2001a-b) Ömer Seyfettin Bütün Eserleri – Makaleler 1-2, Dergâh Yayınları, İstanbul.

        Ömer Seyfettin (Hz. Hülya Argunşah) (2007 a-b-c) Ömer Seyfettin Bütün Eserleri – Hikâyeler 2-3-4, Dergâh Yayınları, İstanbul.

         

         

         


Türk Yurdu Mart 2009
Türk Yurdu Mart 2009
Mart 2009 - Yıl 98 - Sayı 259

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele