Niçin Genç Kalemler?

Mart 2009 - Yıl 98 - Sayı 259

        Edebiyat veya dil tarihinin seyri içinde zaman zaman değişik akımların, zihniyetlerin veya eğilimlerin edebiyata yön verdiği bir vakıadır. Daha doğrusu bu hareketlerin, yeni anlayışların veya edebiyatların oluşmasına yol açtığı da sık sık görülen bir hadisedir. Bu bakımdan, bir yeni edebî hareketi veya böyle bir edebî hareketin içinde yer alan bir sanatçıyı, bu gözle irdelemekte yarar var düşüncesindeyiz.   

         

        Bu bakış açısıyla Ömer Seyfettin'i değerlendirdiğimiz zaman, onun edebiyatımızın değişme ve gelişmesine yön vermesinden önce, dilin yepyeni bir ruh ve kimlik kazanmasında attığı adımların öncelik aldığını görmekteyiz. Bu adımların başında da Genç Kalemler dergisinde Nisan 1911 tarihli ilk sayısında başlattığı "Yeni Lisan" hareketi gelmektedir.

         

        Ömer Seyfettin, edebiyata yeni bir ruh ve kimlik kazandırmada, önce dilin ele alınmasını, herkesin kolaylıkla anlayabileceği bir "ortak dilin" kendi benliğine kavuşturulmasını, sonra bu dil ile yeni edebî eserlerin kaleme alınmasını düşünüyordu. Bu düşünce ile "Yeni Lisan" hareketi ivme kazanıyordu. 

         

        "Yeni Lisan" hareketinin oluşmasında Ömer Seyfettin'in öncülük ettiğini görmekteyiz. Ömer Seyfettin, Ali Canip ve Ziya Gökalp’ın ortak çabasıyla ortaya çıkan bu hareket, başlarda "Yeni Lisan" (dilde sadeleşme) tezini savunmaktaydı. Sonra edebiyatı da içine aldı. Çünkü edebiyatın temel malzemesinin dil olduğu gerçeği de gözden uzak tutulmamıştı. Yapılan uzun tartışmalar ile hareketi savunan gençlerin inandıkları yalın Türkçe davası üzerinde ısrarla durmaları ve bu anlayışla edebî eserler kaleme almaları, o dönemin edebiyat çevresinde büyük yankı uyandırdı; üstelik geniş bir taraftar kitlesi de oluş­turdu. Böylelikle Genç Kalemler hareketi, edebiyatımızda yeni bir dönemin, Millî Edebiyat döneminin açılmasına hizmet ediyordu.

         

        Dilde ve edebiyatta millî benliğe dönüş düşüncesi, Genç Kalemler hareketi ile güçlü bir edebî akım niteliği kazanırken onun kaynağını, gerek kendinden önce gerekse kendi döneminde ortaya çıkan dilde ve edebiyatta halka yönelme ve mahallîleşme hareketlerinde bulabiliriz.

         

        Nitekim Genç Kalemler'e kaynaklık eden düşünce ve hareketlerin Tanzi­mat'tan sonra ortaya çıkmaya başladığını görmekteyiz. Tanzimat hareketi, halka yönelme, onu eğitme ve gene onun kültür seviyesini yükseltme amacını güderken uygulama, sahasını da edebiyatta buluyordu.

         

        Bu yolda ilkin Şinasi önemli bir adım atar. O, 1860'ta çıkarmaya başladığı Tercümân-ı Ahvâl ön sözünde gazete dilinin "giderek umûm halkın kolaylıkla anlayabileceği mertebede" olacağını bildiriyordu. Bunu yaz­dıklarında da uygulamaya çalışan şair, Karakuş yavrusu ile karga hikâyesi'ni "Bil-iltizam (isteyerek) lisân-ı avâm üzere (halk dilinde) kaleme alınmıştır" diyerek sade Türkçe ile yazdığını vurgular. Ayrıca 1860'ta kaleme aldığı Şair Evlenmesi adlı tiyatro denemesindeözellikle halk tiplerini kendi ağızları ile konuşturma başarısını gösterir ve 1863'te Durûb-ı Emsâl-i Osmaniyyeyi yayımlar. Bunlar ve benzerleri onun, halka yönelmeye ne kadar önem verdiğini gösterir.

         

        O yıllarda dil üzerinde çalışanlardan biri de Ahmet Vefik Paşa'dır. O, 1876'da yayınladığı Lehçe-i Osmanî adlı sözlüğü ile Türkçeye verdiği değeri açıkça gösterdi. Paşa, bu sözlük için yazdığı önsözde, Türkçenin Osmanlıca demek olmadığını, onun birçok lehçelerinin bulunduğunu, Türkçenin zengin bir dil karakteri taşıdığını belirtti. Bu düşünceden hareket ederek Ebu'l-Gazî Bahadır Han'ın Şecere-i Türkî (tarihsiz)'sini yayımladı.

         

        Bu dönemde dile değer veren bir başka fikir adamı Süleyman Paşa'dır. O da 1876'da yayım­ladığı İlm-i sarf-ı Türkî adlı gramer kitabı ile Türk diline verdiği önemi açıkça göstermiştir. Ayrıca Paşa, Recaî-zade M. Ekrem'in Ta'lîm-i Edebiyyat'ınınyayınlanması üzerine ona gönderdiği mektupta Türkçe konusunda şunları söylüyor:

         

        "Bana kalırsa söylediğimiz lisan Türkçedir. Osmanlıca tabiri sahîh değildir. Osmanlı, sıfat-ı tâbi'iyyeti bildirir bir ifâdedir. . .. Bu lisâna efrâd-ı ümmet Türkçe diyor, Avrupa, Asya, Amerika, Avus­tralya kıta'âtındaki milyonlarca millet de Türkçe diyor. Öyle ise lisâ­nımız Türkçe imiş. Hattâ bir ecnebiye Türkçe bilir misin? diye sorarız. Osmanlıca bilir misin? demeyiz."

         

        Büyük bir tarihçi olduğu kadar Fuad Paşa ile birlikte yazdığı Kavâ'id-i Osmaniyye (1851)'si ile de tanınan Ahmet Cevdet Paşa'yı bu arada hatırlamak gerekir. Nitekim o, ilk gramer kitabının hazırla­yıcısı olarak bilinir. 1871'de Kavâ'id-i Osmaniyye’yi yeniden yayım­larken adını Kavâ'id-i Türkiyye olarak değiştirir.

         

        Bu yıllarda Türkçenin durumu ile ilgilenen yönelen bir başka şahsiyet ise Ali Suavî'dir. Daha Avrupa'ya kaçmadan önce çıkarmakta olduğu Muhbir gazetesinin ilk sayısı (25 Şaban 1283/1 Ocak 1867)'nda gazetenin, "İstanbul'da kullanılan adî lisan ile yani herkesin anlayabileceği ifade ile" yazılacağını söylüyordu. Gene aynı gazetenin 28 numaralı sayısı (27 Şevval 1283/3 mart 1867)'nda çıkan "Gazete"başlıklı yazıda, gazete yazarlarına seslenerek gazete dilinin ıs­lahını teklif eder ve "İstanbul'da avam lisanı olan Türkçe ile yazalım" der. Ayrıca onun Ulûm gazetesinde çıkan Türk dili ile ilgili Lisan ve Hatt-ı Türkî (S. 69-78) adlı yazısını da unutmamak gerekir.

         

        Tanzimat döneminde gerek dil konusunda yazdığı makaleleri, gerek düzenlediği ve kaleme aldığı sözlüğü ile Türk dili üzerinde hassasiyetle çalışan bir şahsiyet de Şem­settin Sami'dir. Önce onun Kamus-ı Türkî (1901)'si üzerinde durmak gerekir. Eserin daha adından başlayarak bir hükme varmak müm­kündür. O zamana kadar hazırlanan sözlüklere Kamus-ı Osmanî adı verilirken ilk defa Ş. Sami, "Türkî" sözünü kullanıyor. Ayrıca eserin bir büyük özelliği de Türkçe kelimeleri bünyesine almasıdır.

         

        Ş. Sami'nin bu eserinden çok önceleri de dil üzerinde durduğunu görmekteyiz. Kendisinin çıkarmış olduğu Hafta adlı derginin 12. sayısı (10 Zilhicce 1298)'nda yazdığı makalede Türkçe bakımından şu sözler oldukça dikkat çekicidir:

         

        "Söylediğimiz lisân ne lisândır ve nereden çıkmıştır? Osmanlı lisânı ta'birini pek de doğru görmüyoruz. Çünkü bu unvan Selâtin-i Osmanî'nin birinci fâtih-i meşhurunun nâm-ı âlîlerine nisbetle, müşârün-ileyhin te'sîs etmiş oldukları bir devletin unvanıdır. Halbuki lisân ve cinsiyet müşârün-ileyhin zuhurundan ve devletin te'essüsünden daha eskidir. Asıl bu lisânla mütekellim olan kavmin adı Türk, söy­ledikleri lisânın adı dahi lisân-ı Türkî'dir."

         

        Tanzimat sonrası edebiyatımızda görülen ve ana hatları ile çiz­diğimiz millî dile, edebiyata ve tarihe yönelme düşüncesi, Servet-i Fünûn edebiyatı temsilcileri tarafından pek rağbet görmez. Üstelik onlar, Osmanlı Türkçesinin savunmasını bile yaparlar. Böylece 19. yüzyılın sonuna gelinmiş olunur.

         

        Bu arada bir tarihî olayı ve onun millî şuuru kamçılamasını da belirtmek gerekir. 1313 / 1897 Yunan Harbi zaferi, o dönemin bir çok sairlerine ilham kaynağı olurken bir genç şaire de,

         

        Ben bir Türküm dînim, cinsim uludur

         

        dizesiyle başlayan "Anadolu'dan Bir Ses, yahud Cenge Giderken" adlı şiiri yazdıracaktır. O yıllarda pek beğenilen bu şiirle birden bire üne kavuşan Mehmet Emin, daha sonra yazacağı sade şiirlerle Türklük şuurunu duyurmaya ve yaymaya devam edecektir.

         

        Burada bir de Türk tarihi şuurunu yeniden uyandırmak yolunda Necib Âsım'ın büyük hizmetini de kaydetmek gerekir. Necib Asım, bütün Türklük düşüncesini tarihî kanaldan ortaya koyan eserini, Leon Cahun'un Introduction 'a l'histoire de l'Asie (Asya Tarihine Medhal) adlı eserine eklemeler yaparak meydana getirdi ve 1900'de Türk Tarihi olarak yayımladı. Onun Pek Eski Türk Yazısı (1897) ise bizde Orhun yazısını ilk tanıtan eseridir.

         

        XX. yüzyılın başında Necib Âsım'ın çalışmaları ile Mehmet Emin'in şiirleri yeni bir cereyanı müjdeliyordu. Bu Türkçülük idi. Ahmet Cevdet Bey'in İkdam gazetesini Türkçülerin emrine vermesi ile de bu hareket yayılmakta gecikmedi. Bunlara, İstanbul dışında ye­tişen Türkçüler de katıldı. Özellikle Mısır'da 1900'de çıkmaya başlayan Türk gazetesi, Türkçü gençlerin yazılarını yayımlamaya başladı. Bunların başında Ağaoğlu Ahmet, Hüseyin-zade Ali Bey, Akçuraoğlu Yusuf geliyordu. Nitekim 1904'te bu gazetenin 24 ile 34. sayılarında çıkan Yusuf Akçura'nın Üç tarz-ı siyaset adlı uzun makalesi büyük yankılar uyandırdı. Yazar, önce var olan "Osmanlı milleti", "İslâm birliği" fikrine bu yazıda bir de "Türk birliği"ni ekledi. Akçura,

         

        "Her ne kadar garbın tesiriyle Türkler arasında milliyet fikirleri girmeye başlamış ise de yukarıda söylenildiği gibi, bu vaka henüz pek yenidir. Türklük fikirleri, Türk edebiyatı, Türkleri birleştirmek hayali henüz yeni doğmuş bir çocuktur. İslâmiyette gördüğümüz o kuvvetli teşkilâttan o pür hayat ve pür heyecan hissiyattan, hulasa sağlam bir ittihadı meydana getirebilecek madde ve hazırlıktan hem hiç birisi Türklükte yoktur. Bugün ekseri Türkler mazilerini unutmuş bir halde bulunuyorlar"12 dedikten sonra yazar, Türk birliğinin ku­rulması zaruretini belirtir. Ancak bu üç siyasetten hangisinin benim­senmesi gerektiği noktasında kesin hükmü vermez: "Müslümanlık, Türklük siyasetlerinden hangisi Osmanlı devleti için daha yararlı ve kabil-i tatbiktir?" diyerek yazısını bitirir ve bu sorunun cevabını okuyucuya bırakır.

         

        Bu arada Genç Kalemler hareketi öncesinde Selanik, yeni bir edebî harekete sahne olur. "1905 edebî hareketi" olarak nitelenen bu cereyan, 1905'te Selanik'te çıkan Çocuk Bahçesi adlı derginin etrafında kendini gösterir. Önceleri okul dergisi (Feyziye ve Yâdigâr-ı Terakki adlı özel okullar) olarak çıkan Çocuk Bahçesi, sonradan Ali Ulvî, Âkil Koyuncu, Celâl Sahir ve pek çok takma adla yazının yayımlandığı edebî bir dergi hüviyeti kazanır. Özellikle 17. sayısından sonra Mehmet Emin'in Türkçe şiirleri, bu hareketin hızını artırdı. Böylece edebî çevrede Türkçe şiir akımı büyük ilgi gördü.

         

        İkinci Meşrutiyetle birlikte Türkçülük hareketlerinin hız kazanması "millî benliğe dönüş" fikrinde büyük rol oynar. Nitekim bu amaçla Türk Derneği, Türk Yurdu gibi bir takım dernekler de oluşmaya başlar.

         

        Ömer Seyfettin ve Ali Canip'in oluşturduğu Genç Kalemler hareketi, "dilde ve edebiyatta millî benliğe dönüş" ilkesi ile edebiyat dünyamıza katılırken, kendinden önce oluşan ve yukarıdan beri kısaca ana hatlarını çizdiğimiz Türkçülük hareketlerinden şüphesiz oldukça etkilenmiş­tir. Özellikle 1900 sonrası faaliyetlere bu gençler, bizzat tanık olmuş­lardır. Onların millî bir edebiyat yaratma yolunda bu hareketlerden beslendiklerini gözden uzak tutmamak gerekir.

         

        Genç Kalemler'in öncülüğünü ve birleştiriciliğini Ali Canip yapar ve onu Ömer Seyfettin destekler ve de yüreklendirir. Şöyle ki 1910 yılında Selanik'te Hüsnü ve Hâmit adlı iki genç Hüsün ve Şiir dergisini çıkarmaktadırlar. Bir süre sonra Ali Canip dergiye yeni bir hava vermek ister ve derginin adının Genç Kalemler olarak değiştirilmesi düşüncesini çevresi ile paylaşır. Dergi, yeni adıyla yayın hayatına girerken ilk sayfada okuyucularına çıkış amaçlarını uzun bir yazıyla açıkla­makta ve yeni bir çığır açtığını şöyle dile getirmektedir:

         

        "(Genç Kalemler) evvelce olduğu gibi en muktedir gençlerimizin makaleleri, şiirleri ile tezyîn-i sahâyif edeceğinden mâ'adâ büsbütün başka bir çığır da açdı; bakınız nasıl :

         

        Her türlü mesâ'il-i edebiyye ve ilmiyye hakkında en salâhiyet-dâr gençlerimizin re'yini toplayacak, onları târih-i vürûdları i'tibânyla enzâr-ı kari'îne vazedecekdir."

         

        Bu öneriyi ilk destekleyen Ömer Seyfettin oldu. Nitekim o, Ali Canip'e yazdığı 15 Kânun-ı sânî 1326 (28 Ocak 1911) tarihli mektubunda, dil konusundaki düşüncelerini ve bu yolda birlikte mücadele edebileceklerini açıklıkla dile getiriyordu:

         

        "Sevgili Canib Bey,

         

        Cevabınızı almadan işte ben size yazıyorum. Size bir teklifim var. Kana'atlerinize pek yakın olduğu için hemen kabul edeceksiniz sanıyo­rum. Bakınız ne! Biraz izah edeyim: Edebiyattan nefret ettiğimi ve bu nefretin iğrenç, tiksindirici bir nefret olduğunu yazmıştım. Bu nefretim edebiyata olmaktan ziyade lisanadır. Bizim lisanımız -her zaman düşündüğümüz gibi- berbad, perişan, fenne, mantıka muhalif bir lisandır. Garp edebiyatını biraz tanıyan, mümkün değil bu nefretten kurtulamaz.

         

        Bu lisanı zaman ve vakıfane bir sa'y tasfiye eder. Ben işte edebi­yattan vazgeçtikten sonra tetebbu edeceğim fenlere, ilimlere çalışırken bu tasfiyeye yardım edeceğim. ."...." ve "...." gibi, nura, haki­kate muhtaç Türkleri Asya'nın karanlıklarına götürmeğe çalışmayaca­ğım. Sa'yimin esasını teşkil edecek noktalar pek basit: Arapça, Farsça terkiplerin hiç lüzumu yoktur. Bunlar ancak süs içindir. Kimin göste­recek, teşhir edecek fikri yoksa onları çok kullanır. Eğer terkipler terk olunursa tasfiyede büyük bir adım atılmış olmaz mı?

         

        Bunu yalnızca başaramam. Geliniz Canib Bey, edebiyatta, lisanda bir ihtilâl vücuda getirelim. Ah büyük fikir, sa'y, sebat ister.

         

        Ömer Seyfettin

         

        Ali Canip, Ömer Seyfettin'in bu girişimini İttihat ve Terakkî'ye yeni üye seçilen Ziya Gökalp’e de iletti; o da bu harekete yürekten katılacağını bildirdi. Böylece "Genç Kalemler hareketi"nin nüvesi oluşmuş oluyordu. Artık sıra derginin yeni düzende ve 2. cilt olarak yayım­lanmasına gelmişti. Baş makaleyi "Yeni Lisan" adı altında Ömer Sey­fettin kaleme aldı. Böylelikle Genç Kalemler, 11 Nisan 1911 (29 Mart 1327) günlü 2. cilt 1. sayısı ile "Yeni Lisan" hareketini başlatmış oldu.

         

        İlk beş sayıda yer alan "Yeni Lisan" başlıklı yazıların sonunda bir (?) bulunmaktadır. Birinci yazının Ömer Seyfettin tarafından kaleme alındığı kesinlikle bilinmektedir. İkinci sayıdaki yazıyı, Ali Canip ile Ziya Gökalp birlikte yazmıştır. Nitekim Ziya Gökalp, konuya sosyolojik açıdan bakmaktadır. Üçüncü sayıda yer alan "Yeni Lisan"ın düzenlemesini Ali Canip yapmış, Ömer Seyfettin'in ilk yazı­sındaki görüşleri dikkate alınırsa, onun da katkısı söz konusu edile­bilir. Dördüncü sayıdaki yazıda Hüseyin Cahit'in "Yeni Lisan" kar­şısındaki tavrı ele alınmıştır. 5. sayıda ise Ömer Seyfettin'in birinci yazıda ileriye sürdüğü aksaklıkların daha geniş bir değerlendirmesi yapılmaktadır. 12. sayıya kadar olan Yeni Lisan başlıklı yazılar "Genç Kalemler Tahrir Heyeti" imzasıyla yayımlanır. Bu yazılarda, "Türkçe Terkiplerin Güzelliği, Dilde Sadeleşmenin ilkeleri, Kelime-Lâfız ve Lügat-Istılah, Yeni Lisan ve îmlâ, Osmanlı imlâsının Tarihi" ele alınır ve dilde sadeleşme hareketinin yaygınlaştırılması hararetle savunulur.

         

        Genç Kalemler hareketinin ortaya çıkışını ve yayın faaliyetini böylece değerlendirdikten sonra bu hareketin içinde Ömer Seyfettin'in yerine ve önemine gelebiliriz.

         

        Hareketin oluşumunu gözden geçirirken değindiğimiz gibi Ömer Seyfettin, gerek derginin yeni düzende yayına geçmesinde, gerek dilde sadeleşmede, gerek millî edebiyat fikrinin ortaya atılmasında, gerekse bu anlayışa uygun ürünler vermede önemli bir rol oynar. Şimdi onun bu emeklerini sırasıyla gözden geçirelim.

         

        Genç Kalemler hareketi, öncelikle dilde sadeleşme düşüncesinden doğmuştur; bunu, edebiyatta millîleşme izlemiştir. Her iki düşüncenin kaynağı da Ömer Seyfettin'dir. Çünkü derginin 2. C., 1. sayısında kaleme aldığı ilk Yeni Lisan makalesinin temelinde bu iki düşünce yatmaktadır. Daha sonraki sayılarda gerek kendi yazdıkları, gerek Ali Canip'in yazdıkları gerekse birlikte kaleme aldıkları makaleler, bu ilk sayıda ortaya atılan görüşlerin daha detaylı olarak savunulması ve açıklıkla anlatılması düşüncesinin ürünüdür.

         

        Ömer Seyfettin, dili, bir milletin varlığının, yükselmesinin ve ken­disini kabul ettirmesinin temel unsuru olarak görür. Bir milletin bi­limde, fende ve edebiyatta yükselmesi, gene dil ile gerçekleşebilecektir. Ancak, bu dil millî bir dil olmalıdır:

         

        "Türkler ancak kuvvetli ve ciddî terakki ile hâkimiyetlerini, mev­cudiyetlerini muhafaza edebilirler. Terakki ise ilmin, fennin, edebi­yatın hepimizin arasında intişârına vabestedir. Ve bunları neşir için evvelâ lâzım olan millî ve umûmî bir lisândır. Millî ve tabi'î bir lisân olmazsa ilim, fenn, edebiyat yine bugünkü gibi bir mu'amma hâlinde kalacakdır. Asrımız terakki asrı, mücâdele ve rekabet asrıdır."

         

         Millî bir dilin oluşması için yazar, üç temel ilke ileriye sürer:

         

        "1. Arabî ve Farisî ka'ideleriyle yapılan bütün terkibler terk olunacak. Tekrar edelim: fevkalâde, hıfzıssıha, darb-ı mesel, sevk-i tabî'î gibi klişe olmuş şeyler müstesna...

         

  1. 2.    Türkçe cem' edatından başka kat'iyyen ecnebi cem' edatları kullanılmayacak: ihtimâlât, mekâtib, me'mûrîn, hastegân yazacak yerde ihtimaller, mektebler, me'murlar, hastalar yazacaksınız. Tabi'î  kâ'inât, inşaat, ma'âliyât, ahlâk, müslüman gibi klişe hâline gelmişler müstesna. . .

         

  1. 3.    Diğer Arabî ve Farisî edatları da atacaksınız. Eyâ, ecil, ez, men, an, ender, bâ, berây, bî, nâ, ter, çi, çend, zehî, âlâ, fî, kâ'în, gah, kâr, gîn, âsâ, ves, ver, nâk, yâr, gibi edatlar terk olunacak; ancak tekellüme geçmiş, temâmiyle Türkçeleşmiş olan amma, şâyed, şey, keşke, lâkin, naşî, heman, hem, henüz, yani. . . gibileri kullanılacak. Unutmayalım ki terk olunmasını arzu ettiğimiz bu edatlar kullanılsa bile terkîb ka'ideleri gibi lisânın tekellümüne giren san'atkâr, gibi kelimeleri serbestçe söyler ve yazabiliriz."

         

        Bu önerilere ek olarak Ömer Seyfettin, Arapça ve Farsça isim ve sıfatların Türkçenin yapısına uygun biçimde düzenlenmesini ister. Bu yolda da tek yapılacak iş, Türkçenin kurallarının işletilmesi olacaktır.

         

        Bütün bunlar, Ömer Seyfettin'in dil konusunda attığı ilk adımın ne denli Genç Kalemler hareketine mal olduğunu ve harekete yön ver­diğini açıkça ifade eder.

         

        Genç Kalemler hareketinin edebiyat konusundaki dilekleri de gene Ömer Seyfettin'in kaleminden çıkmıştır. Aslında yazarın, önce­likle dilden hareket etmesi tesadüfî değildir. Edebiyatın temel malze­mesinin dil olduğunu iyi bilen Ömer Seyfettin, Millî Edebiyatın yara­tılmasında elbette öncelikle millî bir dilin sağlanması anlayışından yola çıkacaktı. Nitekim o, "Millî bir edebiyat vücûda getirmek için evvelâ millî bir lisân ister" derken açıkça bu gerçeği vurguluyordu.

         

        Genç Kalemler hareketi içinde Ömer Seyfettin'in bir başka hiz­meti de savunulan dil anlayışına uygun hikâye ve şiirler yazmasıdır. Ayrıca, dergide yayımlanan bu tür edebî ürünlerin başına "Yeni lisanla" sözünün konulması geleneğini, birinci sayıda yayımladığı Bahar ve Kelebekler hikâyesi ile gene o başlatır. Bunu ötekiler izler. Onun Genç Kalemler'de çıkan hikâyeleri ile şiirleri şunlar:

         

        Hikâyeleri: Bahar ve Kelebekler (C. II, No. l, s. 14), Pamuk İp­liği (C. II, No: 4, s. 64, Ömer Seyfettin buna "Yeni lisanla tekellümî hikâye" diyorsa da bu eser, aslında iki bölümden oluşan bir tiyatro görünümünde), İrtica Haberi (C. II, No. 6, s. 103, Perviz takma adıyla), Bomba (C. II, No. 9, s. 147), Primo Türk Çocuğu (C. III, No. 13, s. 3), And (C. III, No. 19, s. 166), Aşk Dalgası (C. III, No. 24-25, s. 4).

         

         Şiirleri: Kış Hisleri (C. II, No: l, s. 13, Perviz takma adıyla yayımlanan bu şiir, "Dün-Bugün" sütununda yer almaktadır), Ey Aşk! (C. II, No. 4, s. 68), Yıkık Han (C. III, S. 23, s. 269).

         

        Ben, burada, bu ilk hikâyelerde dikkati çeken bir iki noktaya değin­mek istiyorum. Aslında Ömer Seyfettin'in bu hikâyeleri Genç Kalemler'de yayımlaması tesadüfî değildir. Bir kere bu ilk hikâyelerde, or­taya atılan ve savunulan millî dil ve edebiyat anlayışının inceliklerini bulabiliyoruz. Kullanılan dil, gerçekten makalelerde ileriye sürülen dil anlayışının bir örneği. Süssüz, açık, terkipsiz bir dil, kısacası konuşma dili. Öte yanda işlenen konular da "millî benliğe dönüş" tezine uygun; üstelik bunlar, Türklük düşüncesini uyandırma, değişen sosyal hayat içinde yeni insanı çizme biçiminde karşımıza çıkıyor.

         

        Buraya kadar yaptığımız değerlendirme ile Genç Kalemler'in dilde ve edebiyatta yenileşme çabalarını ve bunların içinde Ömer Sey­fettin'in emeklerini yansıtmaya çalıştık.

         

        Her ne kadar Genç Kalemler ve Ömer Seyfettin'in bu yolda bilimsel yönden bazı yanlış değerlendirmeleri ve çelişkiye düşmeleri olmuşsa da onları bu açıdan eleştirmek yersiz olur. Çünkü onlar, hiçbir zaman konuya filolojik açıdan bakmamışlardır. Hareket noktaları edebiyat dilinin konuşma diline yaklaştırılması ve anlaşılır olması üzerinde yoğunlaşıyordu. Bunda da sabırlı ve inançlı olmaları elbette başarı­larında önemli bir faktördü.

         

        Ömer Seyfettin'in yürekten inandığı dilde ve edebiyatta mil­lîleşme fikri, Genç Kalemler dergisinde yazı kaleme alan gençlerin desteği ile kısa sürede edebî çevrede geniş yankı uyandırdı. Yazı hayatına atılan pek çok genç onların fikirleri ile beslendi. Üstelik başlarda harekete şiddetle karşı çıkan Yakup Kadri, Fuat Köprülü, Refik Hâlit gibi yazarlar, sonradan bu görüşlere katılmakta tereddüt etmediler. Özellikle Türk Ocağı'nın faaliyete geçmesi ve Ham­dullah Subhi'nin buradaki gayretleri, dilde ve edebiyatta milliyet­çiliğin yayılmasını ve tutunmasını hızlandırdı. Böylece edebiyatımızda Millî Edebiyat dönemi açılmış oldu. Şüphesiz bu açılımda Ömer Seyfettin'in emekleri göz ardı edilmemelidir.

         

         Genç Kalemler ve Ömer Seyfettin'in başlatmış olduğu dilde ve edebiyatta millîleşme hareketi, Cumhuriyetle birlikte gerçek niteli­ğine kavuşuyordu. Sade Türkçe, artık edebiyat dili olmuştu. Tanzimat’tan beri süregelen düşünceler ve çabalar meyvesini vermişti. Bugün dilde sadeleşme ve yenileşme başarıya ulaşmışsa bunun temelinde Genç, Kalemler ve özellikle Ömer Seyfettin'in emekleri yatmaktadır.

         

         


Türk Yurdu Mart 2009
Türk Yurdu Mart 2009
Mart 2009 - Yıl 98 - Sayı 259

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele